Follow by Email

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

29 Eylül 2010 Çarşamba

ESHOT İhalesinde ``Tarih``i Problem

29 Aralık 2009tarihinde ESHOT Yapı Tesisleri Daire Başkanlığı 5216 ve 5393 sayılı kanunları temel alarak yedi yıl süre ile durak yerleri kiralama ihalesi kararının alınabilmesi için genel müdürlüğe yazı yazıyor.
Bu yazı Genel Müdür Gül Şener imzası ile ESHOT İdari Encümeni’ne 28 Aralık 2009tarihinde gönderiliyor.
Tarihlere dikkatle bakarsak aslında daha yazılmamış bir yazının, encümene genel müdür Gül Şener imzası ile gönderildiğini görürsünüz.
Millet duraklarda 2 saat bekliyor bir otobüs gelecek diye… ESHOT’ta alınmayan kararın belgesi bir gün önce yola çıkıyor.
Yani nasıl oluyor?
Kafanız karıştı değil mi?
Benim de karıştı. Büyükşehir Belediye Başkanı Kocaoğlu bu iki kararı çıkarttırıp bakabilir ve maalesef şaşı olabilir...
Ben kendisini yormadan durumu açıklayayım. Zira son günlerde çok yoruldu başkanım… Şu sıralar dinleniyor…
Gül Şener 28 Aralık 2009tarihinde kendi icat ettiği zaman makinesine binip bir gün sonraya yani 29 Aralık 2009’agitmiş, orada Yapı Tesisleri Daire Başkanlığı’nın yazısını görmüş, ondan bir fotokopi almış, tekrar zaman makinesine binip bir gün öncesine geri dönmüş ve hemen kararı encümene göndermiş.
Vallahi zaman makinesi bile yaratabilen belediye bürokratlarına sahipmişiz de şimdiye kadar bunun farkında değilmişiz.
Encümen ne yapmış?
2886 sayılı İhale Kanunu’nun 35-A maddesi gereği kapalı teklif usulü ile ihaleye çıkılmasına karar vermiş. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı da onaylamış.
Neden?
Çünkü 14 Aralık 2009 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi oy çokluğu ile durak ihtiyacının karşılanması için durak yerlerinin ESHOT’a verilmesi ve kira ihalesine çıkması kararı almış.
Başkan da bu karara dayanarak gelen belgeye imzasını koymuş.
10 Mart 2010günü yapılan ihaleyi Ströer firmasının da içinde bulunduğu iddia edilen Gündem Matbaacılık Limited Şirketi 3 milyon 857 bin Euro teklif ile kazanmış.
Firma aynı gün ek teklif vermiş ve kira için ödeyeceği bedeli 3 milyon 900 bin Euro’ya çıkarmış. “Karışıklık olmasın, rakamı yuvarlayalım” demişler.
Kocaoğlu da bu ihaleyi onaylamış.
Şimdi soralım soruları…
1 – Gül Şener bir gün sonra yazılan bir yazıya bir gün önceden onay verip encümene nasıl göndermiş?
2 – Durak ihalesi Meclis’te görüşülürken bir bölüm meclis üyesi neden muhalefet şerhi koymuş?
3 - Bu ihale ihtiyaçtan dolayı durak alma işi mi, yoksa durak yaptırıp reklam geliri tahsil etme işi mi?
4 – İki amaç bir arada aynı ihalede yapılabilir mi?
5 - Meclis üyelerinin bazıları hem Meclis’te hem de komisyonda muhalefet şerhini bu nedenle mi koymuşlar?
6 - İhale 10 Mart 2010’da tamamlanmış. Bir sonraki dönemi de kapsayan ihale, süre yönünden kanuna uygun mu?
7 - Denetim komisyon üyelerinin bir bölümü dosyayı bir hafta sonu kurumdan çıkararak incelemişler mi? İncelediler ise ne sonuca varmışlar?
Kendimi çok ihaleci gördüm şu sıralar… Ne cevher varmış bende.

NOT 1: Tabii ki yukarıda anlattığım önemli işin yanı sıra Bilkent Üniversitesi’nden genel müdürümüzün oğluna sağlanan burs konusu da var. Burs hikayesi EXPO sürecinde mi başladı? EXPO’nun lokomotif şirketinin sahipleri ile Bilkent Üniversitesi’nin sahipleri aynı mı?

NOT 2: Abdürrezzak Erten Bey’in yeğeni Karabağlar Özel Kalem Müdürü sekreteri, yazıların kaleme alınmasından sonra özel kalemdeki tüm çalışanların yerlerini değiştirmiş. Bu bilgilerin nereden sızdırıldığı konusunda başlattığı sıkı araştırma şimdilik sonuçsuz kalmış. Devreye bazı gazeteci dostlar sokularak araştırmanın genişletilmesi kararı alınmış.

NOT 3: Kocaoğlu tatile çıkmış.Umarım bu tatilin“Ayşe tatile çıktı” gibi bir politik yanı yoktur. Daha birinci günden bir boşluk oldu İzmir’de… Lütfen uzun sürmesin… Gerçi sonra da İZSU ile ilgili bir yurtdışı turu var, değil mi?

NOT 4: Belediyedeki personelin paso sorunu sürüyor. Yasa gereği memurlara paso verilmesi artık mümkün değil. Büyükşehir ise bugüne kadar bu konuyu sürüncemede bıraktı. Ancak ortada bir çifte standart var. Bazı memurların pasolarına el konulurken bazılarının paso kullanma hakları sürüyor. Şunu bir ortak paydaya getirmek gerekmiyor mu?

NOT 5: Sadece Sırrı Aydoğan’ın oğlunun Metro A.Ş.’de görevli olduğunu yazmıştım. Erkek kardeşinin İZFAŞ’ta Genel Müdür Yardımcısı olduğunu, gelininin Büyükşehir Belediyesi Planlama Bölümü’nde, eski gelinin ise Bornova Belediyesi’nde çalıştığını unutmuşum.

NOT 6: TEKNOTAR Zirai İlaç Ltd. şirketinin sahibi Günay Baysal… Günay Baysal’ın eşi yeşil alan ve bakım şube müdürü Lale Baysal… Kurallar gereği belediyede yapılan normal ihaleler bu firmaya verilemiyor. Ancak son olarak alınan İZKA yarımadada organik tarım projesi gereği çiftçilere verilen gübre ve ilaçlar bu firmadan sağlanmış.

NOT 7: Bayraklı Belediye Başkanı Hasan Karabağ’ın yeni satın aldığı ev, hem havuza hem denize bakıyormuş. Yan komşusu da aynı belediyenin imardan sorumlu başkan yardımcısı imiş. Doğru mu bu bilgi?

NOT 8: Özel e-maillerimi yeniden vereyim. Yazılarımı yeni takip etmeye başlayan okuyucularımıza yönelik olarak…
sgencel2001@hotmail.com
sgencel@yahoo.com

NOT 9: Bir önceki yazımda haber kaynağı ibaresi kullandım. Benim haber kaynaklarım tek değil, üstelik bazıları da dostlarım. Bu nedenle ikisi arasında bir ayırım yapmıyorum.

Egenin Sesi 29 - 09 - 2010

27 Eylül 2010 Pazartesi

Cam Sorunu Çözülmüş

Verdiğim özel e-maillere gelen bilgi ve belgeler beni bile şaşırttı. Öncelikle okuyucularıma teşekkür etmem gerekiyor. Böyle bir yazar – okuyucu iletişimi sanırım, Türkiye’nin hiçbir yerinde yoktur. Digital çağın getirdiği interaktif iletişimin sır gibi saklanan bazı konuları çok daha kolay açığa çıkaracağından eminim…
Gelen e-mailler 3 ana konuda yoğunlaşıyor. Büyükşehrin yeniden yapılanması ve imar… Abdürrezzak Erten ve ekibinin son bombaları… Grand Plaza’da yaşananlar ile ESHOT…
Daha önce sizlerle paylaştığım ESHOT dosyasını bir eksiklik nedeniyle bir iki gün geciktireceğim. Ancak ESHOT binasının yeniden sıvanması gerekiyor bana göre… Zira çatlaklar o kadar büyük ki koca koca dosyalar bu çatlaklardan çıkabiliyor.
Camları patlayan otobüsler konusunda haber kaynağım aracılığı ile ESHOT üst düzey yöneticisinden bilgi geldi. BMC otobüslerinde cam kenarlarındaki 2 milimlik boşluk bırakıldığı, bu boşluğun silikon ile doldurulduğu, camın esneme payının artırılarak patlamasının engellendiği belirtildi. Fabrikanın bunu kendi üretim hatası olarak kabullendiği için para almadığı da ifade edildi.
Zaten yeni camlar da Bursa’dan, Dubleks’ten alınmış…
Bu arada ESHOT’ta bu yıl gerçekleştirilen alımların araştırmasının yapıldığı bilgisi ulaştı elime…
Araştırmada Bursa’dan alınan yedek parçalar da kaydediliyor, Bursa firmalarının bu ihalelerdeki payları kâğıda dökülüyormuş. Yalnız bu döküme Bursa firmalarından alınan camların payının ne kadar oldu da ayrıca yazılır ise Kocaoğlu daha memnun olacak.
Adam 40 tane soru sormasın sonra…
Onun yerine ben sizi uyarayım.
Son olarak görevde yükselme sınavında müdür yardımcılığını kazandığı halde bir türlü ataması yapılmayan, amansız bir hastalığın üçüncü safhasında olan Cebrail Koçhan’a geçmiş olsun der, rahatsızlığının bu üzüntüden kaynaklanmamış olmasını dilerim…

Rezzak Erten'in 'BOMBA'ları...

Karabağlar Özel Kalem Müdürü sekreteri Burcu Arıç Hanım’ı sakinleştirmekle meşgulmüş herkes…
Bence de yapılması gereken bir durum. Kız çok önemli bir şahsiyet. Rezzak Bey’in gerçek yeğeni… Umarım sakinleştirme işini özel kalem müdürü üstlenmiştir. Ne de olsa sakinleştirilmesi gereken kendi sekreteri. Özel kalem müdürümüzün aile bağlarını çok önce yazmıştım hatırladım kadarıyla…
Karabağlar’da ithalat işleri devam ediyor…
Öncü Ertaç'da Ankara’dan gelmiş ve Rezzak Beyi’in samimi aile dostunun oğlu olarak belediyede iş bulmuş. Yanında emekli annesini de getirmiş. Duble ithalat var ortada… Anne de çalışıyor mu yoksa?
Serap Özbeyen konusunda zorlandım. Bir özel kalemde, bir başkanın yanında… 4 sene Ankara’da yaşamış. Rezzak Bey bir şekilde dokunmuş kendisine… Hazreti Ali gibi bir durum anlaşılan… Kendileri Hacettepe Üniversitesi mezunu… Karabağlar Belediyesi’nin son Fransa gezisine bu bayan da katılmış. Ancak hangi sıfat ile Fransa’yı gezdiğini çözemedim.
Karabağlar Belediyesi Spor Kulüpleri Genel Kaptanı genç arkadaşımız da acaba kendini Abdürrezzak Erten’in nesi olarak tanıtıyor dersiniz? Belediyenin yolunu ayda bir kullanan bu arkadaşımız, partinin gençlik kanadında önemli bir görevini de iştigal ediyor.
Bu arada şifreleri bularak benim özel e-maillerimi kırmak, kurumdan çıkan mesajların kaynaklarını tespit etmek, gerekir ise Ege’nin Sesi aracılığı ile ip adreslerine ulaşma çabalarınızı esefle karşılıyorum…
Aslında buna bir nevi faşizm denir ya neyse…

Metro Hikayesi...

Yurtdışında hiç metroya bindiniz mi… “Rush hour” dediğimiz işe gidiş ve çıkış saatlerinde metro 2.5 dakikada bir istasyona gelir. Halbuki İzmir’de en kısa metro aralığı 4 dakika… Şartnameye baktığımızda firmanın İzmir’de de 2.5 dakika taahhüdü olduğunu görürsünüz. Ne oldu da bu şart yerine getirilmedi? Olay metrodaki sinyalizasyon sisteminden mi kaynaklanıyor?
Bu konuda bize bir açıklama yapılabilir mi?
Çok şey mi istiyoruz?
Bir şeyleri bilmek istememiz çok mu yanlış.
Bir de metro yolunun üzerine düşen otomobil hikayesi var. Hemen kapatılıp örtbas edilen… Bunu düşünmek bile istemiyorum. Metroda gidiyorsunuz, sizin üzerinizde bulunan otoyolda bir otomobil kaza yapıyor ve kafanıza düşüyor.
Bu durum olsa olsa İzmir’de olur…
Neyse ki, düşen otonun video kayıtları geldi. “Bu da nereden çıktı” sorusu sorulmasın…

NOT 1: Ballı Ailesi’nin yeni üyesi, Haydar Ballı’nın oğlunun sözlüsü de Büyükşehir Belediyesi’nin fırınında görevli…

NOT 2: Ahmet Küçükbay’ın dolayısıyla Orkide’nin son yıllarda büyükşehir ile bir imar problemi oldu mu? Oldu ise bu sorun nasıl aşıldı? Olmadıysa bilemiyoruz… Küçükbay’ın Kemalpaşa Belediyesi’ndeki sorunu nasıl çözüldü? Çözüldü mü? Olay, büyükşehre intikal etti mi?

NOT 3: Bilgin Erünal’ın çok tartışmalı Karabağlar arazisi askıya çıktı. Sanırım bu konuda itiraz dilekçesi verecekler olacak.

NOT 4: Kocaoğlu’nun şoförünün kaç para maaş aldığını bileniniz var mı? Bu parayı şu sıralar İzmir’de orta ölçekli firmaların genel müdürleri ancak alıyor.

NOT 5: Metro A. Ş.’nin şirket araçları haftanın her günü müdürlerde kalıyormuş. Bu araçları hafta sonları alışveriş merkezlerinde veya yazlık bölgelerinde görebilirmişsiniz. Geriye dönük benzin harcamaları ayrıca kontrol edilmeliymiş. Araçların içinden pedikür terlikleri bile çıkmaktaymış. Yok artık…

NOT 6: CHP Genel Sekreter Yardımcısı Abdürrezzak Erten bir röportaj vermiş. Röportajı nerede vermiş? Sıtkı Kürüm’ün Kordon’daki bürosunda. Demek ikilinin arası düzelmiş. Rezzak Bey’in kafası biraz karışık gibi geldi bana… Şimdi İzmirli mi olmuş? Yarın “Ben aslında Girit kökenliyim, ailem Girit’ten Mardin’e geçmiş” bile diyebilir…

Egenin Sesi 27 - 09 - 2010

24 Eylül 2010 Cuma

Ben de sansür uyguluyorum!

Önce şu haberi geçtiler…
“22 Eylül Saat: 20.00'de Kanal 35'de İş Dünyası programında İzmir Belediyeleri ve Kent ekonomisi tartışılacak. Gazeteci Süleyman Gençel, İzmir'deki belediyelerde yaşananları, Genel Sekreter Ersu Hızır'ın görevden alınmasının perde arkasını ve sonrasında yaşanan gelişmeleri ilk kez bu programda açıklıyor?
İzmir Belediyelerinde Neler Oluyor?
İktidar Partisinin İl Başkanı Ömür Kabak Ne Düşünüyor?
Gazeteci Ahmet Kaplan'ın sunduğu İş Dünyası'nda kent ekonomisinin temel taşı olan yerel yönetimler ve kent ekonomisi konuşulacak.
Program Katılımcıları:
Ömür Kabak AK Parti İzmir İl Başkanı
Süleyman Gençel
Yusuf İnan…”
Ardından ikinci bir haber…
“Yapım ve sunuculuğunu üstlendiğim Kanal 35 TV'de yayınlanan İş Dünyası'na; AK Parti İzmir İl Başkanı Ömür Kabak, Gazeteci Süleyman Gençel ve Yusuf İnan konuk olarak katılacaktı. 22 Eylül Çarşamba günü Saat: 20.00 ile 21.000 arasında yayınlanacak olan program, kurumun kendi takdiri ile ileri bir tarihe ertelenmiştir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur. Ahmet Kaplan…”
Birkaç gündür kaleme aldığım büyükşehir ilişkilerinde yeni bir sayfa bu… AKP’ye yakınlığı ile tanınan bir televizyon kanalı, CHP’li büyükşehir ile ilgili eleştirel olabilecek bir programın iptaline karar veriyor.
Kanalın siyasi anlamda yakın olduğu AKP’nin İzmir İl Başkanı Ömür Kabak’ı da sansürlemesi hayli ilginç. Burası İzmir… Her an her şey olabilir…
Kabak da şaşkın… “Bir yanlış anlaşılma olabilir” diyor ve ekliyor: “Oysa ne kadar da çok çalışmıştım. Memlekette televizyon mu kalmadı. Biz de başkasına çıkarız.”
O zaman akla şu soru geliyor.
Kanalın sahibi Ahmet Küçükbay ile Aziz Kocaoğlu hangi noktada kesişiyor?
Önümüzdeki günlerde Üçüncü İzmir Projesi gibi dosyaları açmaya başladığımızda bazı kesişmeler daha net biçimde ortaya çıkacaktır. Paranın ideolojisi ya da partisi olmuyor görüldüğü gibi…
AKP’li meclis üyelerinin hiç tartışmadan geçirdiği hatta denetmenlik yaptıkları bazı dosyalar da var değil mi İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde?
Acaba Tayyip Erdoğan İzmir’e bu noktadan bakıyor mu?
Danışmanlarının izlediğinden eminim. Belki sansür, yazılanlar ve bundan sonra yazılacak olanlar AKP’nin İzmir’i yeniden analiz etmesine yardımcı olur.
Eğer bir televizyon kuruluşu tarafımıza sansür uyguluyorsa ise biz de küçük ama etkili bir sansür uygulayabiliriz.
Kanalın sahibi Ahmet Küçükbay, aynı zamanda Orkide yağlarının sahibi…Orkide’nin sonundaki e harfine sansür uygular, “Orkid yağları” konusunu tartışmaya açarız. Yakıştı da… Karşıdan daha sempatik görünüyor…
Bir not da aktif gazeteciliği 1989 yılında bırakan İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanına… Türkiye’de gelmiş geçmiş tüm belediye başkanlarını başarılı ilan eden ve plakete boğan sahibi olduğu dergiyi saymıyorum tabii ki…
Milletvekili olmak için bu kadar çabaya gerek yok bence… Olunacak ise olunur. Kimse engelleyemez…
Belki de vekil olman konusunda benim yardımım dokunabilir. Çünkü İzmir’de kimi eleştirsem, bir yerlere geliyor ya da getirtiliyor…
Totolojik bir durum ama olsun… Alıştık buna.

NOT 1: Yine medyadan devam edelim. Yenigün Gazetesi’nden ayrılma nedenim malum. Büyükşehir ve CHP eleştirilerim yüzünden yayınlanmayan yazım dolayısıyla gazete ile ilişkimi kesmiş, yönetimi ile o tarihten itibaren hiç görüşmemiştim. Önceki sabah Yenigün’ün koordinatörü Eyüphan Gündoğdu aradı ve Müjde FM’de büyükşehirdeki son gelişmeler konusunda kendi programına konuk olmamı istedi. Telefon hatlarından veri aktarılıyor da insan hemen hattın öbür ucuna geçemiyor. Geçse neler olacak neler?Bugüne kadar çok surat gördüm ama böylesine ilk kez rastladım. Türkçem yetersiz kaldı, İngilizce, Almanca ve Yunanca’dan bu zat için tatminkâr bir sıfat arıyorum…

NOT 2: Okullar açıldı. Millet duraklarda sürünüyor. Körüklü otobüsler BMC’ler ve Mercedesler’in büyük bölümü arızalı… Bir bakın ESHOT araç parkına… Otobüs mezarlığı gibi… Camları patlıyormuş… Bu da ilginç bir durum… Bir otobüsün camları neden patlar ki… Siz kendi arabanızın camlarının durup dururken patladığına hiç şahit oldunuz mu? Pazartesi günü ESHOT üzerine özel bir dosya açacak, çok eğleneceğiz… Yani ben eğleneceğim. Sizleri bilemem.

NOT 3: Büyükşehir’deki değişim sürüyor. Ünibel’in Genel Müdürü Güler Sezer özel kaleme geliyor. Özel Kalem Müdürü Levent İşler, Tülay Azeri’den boşalan Kararlar ve Tutanaklar Daire Başkanı oluyor. Tülay Azeri’nin de genel sekreter yardımcılığı görevi vekaletenden asaletene çıkarılıyor.
Ancak Tülay Azeri’nin yeni pozisyonuna belediyede çok kişi tepkili… “Kurumdaki yeni atamalar, Charlie’nin Melekleri dizisini geçti” diyorlar. Aslında eksik bir tanımlama… “Carlie’nin Teyzeleri” daha iyi ifade ediyor yeni durumu…
Belediyeyi iyi bilen bir arkadaşım telefon etti ve şunları söyledi: “İlk kez yanlış yaptın. Bir düğmeye bastın, taşlar yerinden oynadı. Ancak Tülay Azeri genel sekreter yardımcısı olduktan sonra sen büyükşehir üzerine bir tek kalem oynatamazsın. Çünkü oynatman için belediyede bir şey yapılması gerekiyor. Bundan sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde hiçbir şey olmaz. 2014’te kasası dolu, hiçbir şey yapmamış bir belediye olarak İzmir’i teslim ederiz.”
Haritada ve bilgi işlemde de değişime gidiliyor.

NOT 4: Üçyol-Üçkuyular metro projesinde sahada belediyenin sorumlu şefi inşaat mühendisi Nevin Genç. Nevin Genç’in eşi Dr. Hüdai Genç… Hüdai Genç son iki dönem AKP’den aday adayı… Bir taraftan, “Metromu AKP bitirtmiyor” de, diğer taraftan eşi AKP’den iki kez aday bir inşaat mühendisini metroda belediyenin sorumlu şefi yap. Bu ne yaman çelişkidir böyle… Olaya demokrasi açısından bakılıyor, “Bu kent çok demokratiktir” deniliyor ise bir şey diyemem. Ama bu kadar demokrasi de biraz fazla yani. Bir taraftan yazıları sansür et, diğer taraftan bu işlere izin ver… Gerçi Bozoğlu Grubu da AKP’li idi…

NOT 5: Grand Plaza’daki iş devam ediyor. Son bomba başkan danışmanı Güler Tunçoku’na tahsis edilen otomobil… 35 EF 265 plakalı araba ile İzmir’i turlayan Tunçoku’na sürekli refakat eden Grand Plaza Genel Müdür Yardımcısı Haydar Ballı’nın eşi Nevin Ballı…
Böyle bir arabanın bir danışmana tahsisi için ya “yönetim kurulu kararı” ya da“başkan oluru” gerekiyor. Ancak ne yazık ki ikisi de yok. Grand Plaza yönetimi bu durumu fark ediyor ve 2 ay önce arabayı Tunçoku’ndan alıyor. Onun yerine kendisine şirket üzerinden yeni bir araba kiralıyorlar. Aylığı 1200 liradan. 35 HU 949 plakalı, 2009 Megan… Tabii ki benzin ve tüm masraflar Grand Plaza’dan. Bu ikili her gün arkadaşları ile birlikte Grand Plaza’nın bir restoranını ziyaret ediyor, yemek yiyorlarmış. Ancak nedense elleri hiç ceplerine gitmiyormuş.
Haydar Ballı’nın oğlu da bildiğiniz gibi Büyükşehir Belediyesi’nin fırınında unlu mamuller şefi… Altına da dışarıdan kiralanan bir araba çekilmiş… 2009 model beyaz bir doblo…
Haydar Ballı’nın ise genel müdür yardımcısı olarak kendine tahsisli bir arabası bulunuyor. 35 FZ 702 plakalı 2009 model Megan…
Yakın dostum Macit Sefiloğlu’nun okul arkadaşı Haydar Ballı. Ancak Macit de güya gazeteci olacak. Şimdiye kadar hiç anlatmadı bizlere böyle Ballı bir aile ile yakın arkadaş olduğunu…

NOT 6: Büyükşehir Belediyesi 29 Ekim Açıkhava konseri için Tarkan’ı getiriyormuş. Maliyeti aşağı yukarı 250 binlira… Gerek var mı? Bana göre yok. Milleti özellikle de gençliği eğlendirmek istiyorsan, çok daha az maliyetli eğlenceye yönelik işler yapabilirsin. Üstelik AKP’li ve CHP’li belediyelerin yaptığı bu tür ücretsiz halk konserleri, müzik sektörünü de öldürüyor. Daha sonra anlaşılacak işin önemi… Tabii bu işin kime ya da kimlere nasıl verildiği de ayrı bir konu…

NOT 7: Kendimi büyükşehir başmüfettişi gibi hissetmeye başladım. Ama bu işi Allah rızası için yapıyorum… Konu büyükşehir müfettişlerine geldi ise bir sorum olacak. Ne oldu Ersu Hızır soruşturması? Beni ne arayan, ne soran var. Yoksa benden bilgi almadan mı hazırlanıyor bu rapor. Olmaz ama; çorbada benim de tuzumun bulunması gerekmiyor mu?

NOT 8: Baro başkanlığı seçimi var önümüzdeki günlerde. Şimdiki İzmir Barosu Başkanı Özdemir Sökmen yeniden aday… Aslında ilginç bir adaylık Sökmen’inki… 8 ay için başkan olacak, sonra milletvekili olup gidecekmiş. Bu konuda Ankara ile bütün anlaşmalarını yapmış. DSP İl Başkanlığı döneminde siyaseti pek öğrenememiş Sökmen… Kim kendisine vekillik sözü vermiş acaba?
Hem de CHP’de, hem de ortalık bu kadar karışıkken. Bu sözü verenin yarın kendi koltuğunu bile kaybetme riski olduğu şu aşamada…
Birileri fena kandırmış İzmir Barosu Başkanı’nı…
AKP’den aday olacak ise ona bir şey diyemem. Bugünlerde referandum sonuçları ile koltuğunu ve iktidarını daha da sağlamlaştıran Tayyip Erdoğan vekillik sözü verebilir. Başka kimse değil…

NOT 9: CHP Genel Sekreter Yardımcısı ve İzmir milletvekili Abdürrezzak Erten, Milliyet Gazetesi Ege İlavesi köşe yazarı Hamdi Türkmen’e vermiş... “Türkiye’yi İzmirleştirme Projesi için çalışıyoruz” demiş. İşte şimdi “imdat” demem gerekiyor…

NOT 10: Habertürk Gazetesi köşe yazarı Bekir Coşkun'un başına gelenleri şiddetle kınıyorum. Bizler bu duruma alıştık. Bundan sonra da çok karşılaşacağız gibi görünüyor.

Egenin Sesi 24 - 09 - 2010

22 Eylül 2010 Çarşamba

Bana mı Vercen, Rezzak’a mı Vercen?

Kurultay tartışmaları ayyuka çıktı. Şu aşamada kimin ne yapacağı, ne adım atacağı belli değil. Ancak ortada bir gerçek var. CHP’de kurultaylar bitmez…
Konunun nereye doğru gideceği 3 ismin bundan sonra yapacağı açıklamalara bağlı. Bu tartışmaya dördüncü bir isim de katılabilir. Ve ben 4. ismi çok önemsiyorum mesaj verme açısından.
Diyelim ki tüzük kurultayı için imza toplamaya başlandı.
Kurultay imzası toplamak için delegelerin kapısını çalacak arkadaşa bir önerim var. Bu arkadaşın İzmir’de toparlayıcı, bütünleştirici, birleştirici ve tabii ki kurultay delegesi olması gerekiyor.
Gidecek delegeye, elinde Abdürrezzak Erten’in büyük boy fotoğrafı ile… Kendini tanıtacak…
Fotoğrafı kaldırarak, o ünlü soruyu soracak…
“Bana mı vercen, Rezzak’a mı vercen?”
İzmir’de böyle bir durumda eli hemen imza listesine gidecek çok sayıda delege var.
48 delegenin 40’ı fotoğrafı gördükten sonra imzayı anında atar. Ortam biraz karanlık, loş ise fotoğrafın etkisi daha fazla olur. Sayı 44’e kadar yükselebilir.

Forumcular da tartışıyor

Üçyol – Üçkuyular metrosunun iki yıl daha gecikme ihtimali üzerine yorumda bulunduklarını belirttiğim Wow Turkey İzmir metrosu adlı forumda Pazartesi günü 18.12’de Cevat takma isimle yayınlanan şu tespit dikkatimi çekti:
“Delinin biri biri metroya taş attı bakalım 40 forumdaş bunu çıkarabilecek miyiz? Hakan 351 öncelikle bu süper bilgiyi aldığın mühendis kim onu bize bir açıklarsan sevineceğiz… Mühendis sandığın kişi Üçkuyular’ın meşhur delisi Cemil olmasın. Şaka bir tarafa böyle kaynağı belli belirsiz bilgilere itimat etmeyelim. Ama olay yerel gazete ve internet sitelerine kadar düştüğüne göre durum vahim. Burada sözü edilen çakılması gerekli 200 kazığı anlayamadım. Çalışmalar tüm duraklarda son hız (günde 16-18 saat) devam ediyor. Ayrıca çalışmalarda herhangi bir duraklama ve yavaşlama olursa burada anında afişe ederim kimsenin şüphesi olmasın.”
Wowturkey forumu sanırım bilgi almamı engellemek için bilgisayar IP’mi siteye giriş çerçevesinde yasaklamış. Neyse ki, Vtunnel, Ktunnel gibi sansür yok edici siteler var. Onlar üzerinden çok rahat izliyorum neler tartışıldığını…

Sabun gibi eridi

İktidarda AKP var, ana muhalefette CHP ve MHP… Kürtler ayrı bir yerde…
Peki, AKP’ye alternatif olması düşünülen, merkezin oylarını toplamayı planlayan DP nerede?
Hani yeni yapılanma ile Türkiye’nin önünü açacağı iddia edilen, İzmir’de bir anlamda zenginler kulübüne dönüştürülen DP…
Çok ilgi alanımda olmadı hiçbir zaman. Ancak yine de politikadaki duruşları nedeniyle takip ediyordum.
Yeni il yönetimini oluşturduklarında mangalda kül bırakmamışlardı. Zengin arkadaşlar partinin borçlarını ödeyecekler, İzmir’de merkez sağ düşüncesini yeniden ateşleyeceklerdi.
Ortalık büyükşehir depremi ile sarsılınca, şaka yollu da olsa DP İzmir İl Başkanı Fatih Dalan’ın bu konuda görüşleri olup olmadığını sormuştum.
Gelen yanıt beni hayli şaşırttı.
Merak etmeyin arayan Fatih Dalan değildi, bir başkası…
Şunu ifade etti telefondaki şahıs… “Sayın Dalan size yanıt veremez. Çünkü il binasını tasfiye etti. Ofis malzemelerini de kendi fabrikasına taşıttırdı.”
Sanırım sabun fabrikasından muhalefetine devam edecek DP. Tıpkı sabun gibi eriyerek…
Oysa bu partiyi ayağa kaldıracak çok insan var.
Cindoruk baksın, nerede hata yaptığını görsün diyeceğim de…
Atı alan Tayyip Erdoğan, Pınarbaşı’nı geçti…
Para, zenginlik her konuda etkili olamıyor maalesef. Gazetelere, televizyonlara verilen ilanlar veya haber ilanlar da işe yaramıyor. Bazı işleri yapmak için öncelikle zeka, bilgi, deneyim, çalışma, liderlik vasfı ve toplumla iletişim gerekiyor.

NOT 1: Rıfat Nalbantoğlu tekrar göreve getirildiğinde törene katılmayan Karabağlar personeli, bizzat Sıtkı Kürüm’ün makamında uyarı cezası almışlar.
Neresi burası?
Hitler Almanyası mı?

NOT 2: ESHOT Genel Müdürü Gül Şener’in iki yardımcısı var. İzbeton Eski Genel Müdürü Tufan Eker ve İsmet Halim Gürsoy… Gürsoy’un encümenden encümene ESHOT’ta görüldüğü rivayet ediliyor. Tufan Eker ise çok sportif geldi bana. Güzel bir “jeep”i ve “çok alımlı bir motosikleti” var. Bu tutkusunu telafi etmek için günde iki saat motosikletiyle dolaşıyor Eker. Makam aracı da kendisini takip ediyor.
Hem bu konu hakkında hem de Abdürrezzak Erten’in yeğeninin ESHOT’da çalıştığına yönelik olarak ESHOT Genel Müdürü Gül Şener’i aradım. Kendileri bana dönmedi. Buradan da anlaşılacağı gibi yemek daveti için aramadım ki. Korkmasın o kadar… Tabii olaylar bu kadar değil. Yavaş yavaş girelim dedik. Siz de hepsini birden beklemeyin yahu…

NOT 3: Konak Belediyesi Meclis üyesi Ali Büyükkayıkçı’yı pek tanımam. Kendisi ile meclis üyesi olduktan sonra İZSU’da karşılaşmıştım. 6 kişinin önünde Konak Belediye Başkanı Hakan Tartan konusunda yaptığı olumsuz tespitleri dinlemiş, dudağım uçuklamıştı. Neyse ki şahitlerim var. Bunun üzerine Kemal Karataş’tan da Büyükkayıkçı’nın nasıl meclis üyesi olduğunu öğrenmiştim. Bugünlerde kendisine bir haller olmuş. Hani nasıl derler, 180 derece dönüş yapmış. Acaba bu dönüşte kızlarının aniden iş bulmalarının bir nedeni var mı? Yoksa kendisinin yaptığı bir işten dolayı mı bu dönüş? Bir ulusal gazetenin köşe yazarını da manüpile ettiğini açıkça iddia ettiğine göre kendileri büyük adam sanırım. Dedim ya… Yakında çıkar ortaya bu yeteneğin sırları…

NOT 4: Karabağlar Belediyesi Özel Kalemi’nde görevli Ethem Bey. Bu genç evladımız Abdürrezzak Erten’in Ankara’da çok yakın aile dostlarının oğlu. O da tek başına ayakları üzerinde durmak istemiş ve İzmir’e yerleşmiş (yerleştirilmiş). İşi hazır nasıl olsa: Karabağlar Belediyesi… Neyse ki yalnızlığı sona eriyor Ethem Bey’in.
İzmirli bir kızla nişanlanmış yakında da evlenecek. Evi Karşıyaka’da… Ama önemli değil. Önemli olan Karabağlar Belediyesi’nde bir işinin olması… Yoksa nasıl kız vereceklerdi Ethem Bey’e… Böylece eş durumundan artık İzmirli oluyor.
Rezzak Bey’e bir önerim var. Siz bir ithalat ihracat firması kursanıza… Bu işleri hayli iyi başarıyorsunuz. Vallahi kıskandım.

NOT 5: Sayın okurlarımın bazıları üslubuma takılıyor. İnanın bazen ben de beğenmiyorum. Ancak yazarken o kadar keyif alıyorum ki, ne yapayım. Üstelik o makamlarda oturanları siz fazla kaale almayın. Makamda olmasalar sizden, bizden farkları yok. Kocaoğlu’nun buzdolabı sattığı dönemleri hatırlayın. Dükkânına girdiğinizde, büyük olasılıkla tavla oynuyordur, “Buyurun ne tarz bir beyaz eşya istiyorsunuz” diye soruyordu.
“Ne olacak bu İzmir’in hali” deseydiniz o zamanlar, alacağınız yanıt da açıktı:
“Bilmem, ilgilenmiyorum. Politikacılar işte… Son zamanlarda pahallılık nedeniyle satışlarım düştü. Ben daha çok onunla ilgileniyorum.”
Bakmayın siz bugün “İzmir’in kurtuluşu için şu gerekli, bu gerekli. Asarım, keserim, yerim” açıklamalarına…

NOT 6: Kaya Otel’in açılışında Abdürrezzak Erten’in kokteyli Hüseyin Aslan ile birlikte terk etmesi çok ilginç. Bakan ile birlikte olunduğu saat 17.00 sıralarında Alaattin Yüksel ile Kocaoğlu’nun bir dosya üzerine hararetli konuşmaları da… Bu bilgiyi verene fırça attım tabii ki; “Ya kardeşim biraz iyi dinlesene. Hangi dosyaymış bu. Bunu da mı biz öğreteceğiz” diye… Sahi hangi dosya bu Sayın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı?

NOT 7: Bazı okurlarım bilgi vermek için özel iletişim kanalları kullanmak istiyor. Bazı yerlerden çekindikleri açık… Buradan kendi özel e-mail adreslerimi veriyorum. Emin olsunlar ki hiçbir zaman isim ve cisim kullanmam…
sgencel@yahoo.com ve sgencel2001@hotmail.com

NOT 8: Önceki gün yine balkondan Yeni Gazetemege’nin kokteylini izliyordum. Denizkent benim balkondan ayna gibi görünüyor da… Alalaattin Yüksel kokteyle en erken gelenlerdendi. Sonra Kocaoğlu… CHP’nin yeni lideri Rezzak, yardımcısı başbeyaz Nalbantoğlu ile Karabağlar Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı K. Sıtkı Kürüm hep birlikte geldiler. Maksat, “Aramızda bir sorun yok” mesajını vermek…
Konuların arasında son günlerde İzmir’e bomba gibi düşen tartışmalar da varmış. Yani kendim yoktum ama ruhum oradaydı.

NOT 9: İzmir Büyükşehir Belediyesi yeni eleman alacakmış. Açıköğretim dışındaki üniversite mezunları alıyormuş ama…
Buyurun size bir ayırımcılık daha. Açıköğretim mezunları üniversite mezunu sayılmıyor mu yoksa? Genel Sekreter Yardımcısı olması beklenen Erhan Bey bir açıköğretim mezunu olarak konuya eğilmiyor mu?

Egenin Sesi 22 - 09 - 2010

20 Eylül 2010 Pazartesi

Metro 2 yıl daha gecikiyor mu?

Vallahi de billahi de ben WowTurkey adlı internet sitesinin yalancısıyım. Bu sitenin İzmir B1.02 İzmir Metrosu Haberleri adı altında bir forumu var. İzmir metrosu için tartışmaların 162 sayfayı bulduğu bu forumda birçok belediyeci hatta metrocu yazı yazıyor, fikirlerini beyan ediyor. Arada bir ben de bu foruma bakıyor, bilgi alıyorum. Hakikaten yararlı teknik bilgiler var içeride… Forum yazarlarının büyük bölümü Kocaoğlucu… İzmir medyasından bir kişinin bile izlemediğinden eminim.
Yine tekrarlıyorum. Hakan 351 takma isimle yazı yazan arkadaşın yalancısıyım. Yazı 14 Eylül 2010 Salı günü 18:11’de kaleme alınmış: Şöyle diyor Hakan 351: “Bugün metrodaki mühendisle konuştum. Poligon ve Üçkuyular’da çakılması gereken 200 kazıktan sadece 18 tanesi çakılmış. Bu gidişle değil Şubat’ta, 2 seneye kadar yolun açılması mümkün değilmiş. Projenin değişmesi bile olasıymış. Müteahhit firma da ya büyük oranda bir artış isteyecekmiş ya da işi bırakacakmış. Şok içindeyim arkadaşlar…”
Tabii bu açıklamaya 15 Eylül 2010 Çarşamba günü 23:33 yanıt gelmiş. Firoks takma isimli arkadaş, “Biraz gecikme olabilir. Fakat bu süre 2 sene gibi bir zaman olmayacak. Benim evim Poligon İstasyonu’nun tamamını görmekte. Bayramdan sonra tekrar çalışmalar aynı hız ile devam ediyor. Müteahhit firmanın işi yavaşlatma gibi de bir niyeti yok bana göre. Çünkü saat 23:30 olmasına rağmen dışarıda çalışmalar halen sürmekte…”
Tabii ben bu sitede Erkin kod adlı vatandaşın bu konudaki yanıtını bekliyorum. Çünkü kendisi hem bu konuda hayli bilgili, hem de Başkocaoğlucu… Arada bir benim yazılarıma sallıyor da bu forumda… Bakalım gecikme konusuna nasıl bir açıklık getirecek?
Belki İzmir Büyükşehir Belediyesi kendi içindeki sorunları bir tarafa bırakır da konuya ilgi gösterip, bir açıklama yapar…
2 yıl sonra yolun açılması demek, aşağıdaki ince çalışmaları ve elektrifikasyonu da dikkate alırsak, 3.5 yıllık bir süreye denk gelir ki, bu durum nedir Sayın Kocaoğlu?
Yani önümüzdeki yerel seçimlere kızdığınız taktirde sizin yeniden aday olacağınız sürece bile yetişmeyecek mi bu metro? Nedir bu metrodan çektiğimiz?
Bari çalışmaları bu şekilde bırakıp, turistik mekan olarak mı kullansak metro inşaatını? Gelen turistlere “100 yılda bitmeyen metro” şeklinde tanıtırız inşaat alanını. İzmir’i de turizme açmış oluruz…

***
Zavallı İzmir… Büyükşehirde işe girme sürecini hakikaten masaya yatırmak gerekiyor. Konu yine akraba kayırma meselesi… Bornova eski Belediye Başkanı ve şimdilerde büyükşehir belediye meclis üyesi Sırrı Aydoğan’ı hepimiz tanırız. Sayın Aydoğan’ın lise mezunu bir oğlu var. Yusuf Aydoğan… Bu zat-ı muhterem İzmir Büyükşehir Belediyesi Metro A.Ş.’de işe başlamış. Görevi İstasyon İşletme Şefi… İstasyon şefi olarak altında 15 üniversite mezunu çalışıyor. Bir bölümü üniversite, bir bölümü lise mezunu olan 21 istasyon operatörü de Yusuf Aydoğan’a bağlı…
Yani gördüğünüz gibi metro konusunda hiç deneyimi olmasa bile son derece başarılı bir lise mezunu…
Konu bir ara Aziz Kocaoğlu’na bile taşınmış. Kocaoğlu önce, “Ben orada çalışanların sanat okulu mezunu olduğu sanıyordum. Dolayısıyla onların üzerine bir lise mezunu oturtmam normal” demiş. (Bravo sana Sevgili Başkanım.) Yusuf Aydoğan’ın altında çalışanların bitirdikleri üniversitelerin diplomaları kendisine ulaştırılınca, “En yakın arkadaşımın oğlunun nerede çalışacağına sendika mı karar verecek” demiş, kestirip atmış. Bu konuyu CHP İzmir il örgütünde görevli bir arkadaşımız da doğrulayacaktır. Tabii cesareti var ise… Öyle, “Ben milletvekilliği bekliyorum. Şu sıralar bu tür polemiklere girmem” diyerek susulmaz ama…
Sorunun peşinde olan metro çalışanlarının bir bölümü de sadece ortadaki haksızlığa karşı çıktıkları için çalıştıkları kurumda cezalandırılmışlar.
Üstelik bu konuyu gündeme taşımak için gittikleri gazete ve televizyon kanalları da “Bizim büyükşehir ile ilan ve reklam bağlantımız var. Bu haberi yayınlayamayız” demişler. Gerçekten vah İzmir vah…
Metro A.Ş. Genel Müdürü’ne buradan uyarımdır. Bu haber çıktığı için bu siteye sansür uygulamaya kalkarsanız, şimdiye kadar hiç ilgilenmediğim bir anonim şirket olarak ilgi alanıma girmeye başlarsınız…

***

İzmir milletvekili ve CHP Genel Sekreter Yardımcısı Abdürrezzak Erten’i suçladığım için burada kendisinden özür diliyorum resmen. Yazıyoruz hep, “Adamın evi yok. Mardinli. Ankara’da yaşıyor. Ama İzmir milletvekili” diye… Hepsi yanlışmış… Adam İzmir’e kök salmış… Haberimiz yok. Yakında İzmir’in en köklü ailelerinden biri olacak. Biz de şöyle diyeceğiz: “İzmir’in ünlü ailelerinden Giraudlar, Yaşarlar, Güreller ve Ertenler dün gece kokteylde yine biradaydılar.”

Baksanıza Karabağlar Belediyesi’nin Özel Kalem Müdürü sekreteri olan Burcu Arıç, Rezzak Bey’in kız kardeşinin kızı imiş. Yani yeğeni… Ankara’da doğmuş, büyümüş ancak İzmir’de iş bulmuş. Burcu Hanım’ın ablası Müjde Arıç da ESHOT’ta çalışıyormuş. ESHOT onu Ankara’da yaptığı başarılı çalışmalardan dolayı sekreter olarak transfer etmiş.
Karabağlar Belediyesi özel kaleminde görevli Burcu Civelek ise Rezzak Bey’in Ankara’da Meclis’teki kendi sekreterinin kızıymış. O da İzmir’i çok sevdiği için Ankara’yı ailesini, annesini terk edip İzmir’e gelmiş, çalışmak için…
Türk-Yunan ilişkilerinden tanıdığım Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık’a açıp soracağım. “Kardeşim bu kadar yetenekli 3 kızımıza iş bulamadın da, İzmir’e mi ihraç ettin” diye…
Ne diyelim… İthal milletvekillerinden sonra ithal sekreterler süreci başlamış, biz uyuyoruz. İzmirliler de çalışmak için yerel yönetimlere başvurup, yıllarca beklesinler…
Acaba Kocaoğlu hiç sevmediği milletvekilinin yeğeninin kendi kurumunda çalıştığını biliyor mudur? Vallahi ben bile sürekli dürbün ile takip ettiğim Kocaoğlu’nun ne bilip bilmediğini karıştırmaya başladım.
Karabağlar Belediyesi’ndeki sansür devam ediyor. Ancak parçalı bir sansür bu... Halkla ilişkiler ve basın birimi ve dahi belediye başkanının bilgisayarları dışında diğer bölümlerde siteye giriş yasak. Belediye meclis üyeleri bile dışarıdan okuyor yazıları… Ama hepsi aslında bir şekilde okuyorlar… Hele bu yazıyı hepsinin okuyacağından adım gibi eminim.

***

Büyükşehir’deki genel müdür seviyesindeki değişiklikler sekreterlik değişikliklerini de ateşliyor.
Mesela görevine son verilen Muharrem Derbentoğlu’nun İZBELCOM’daki sekreteri şirketler koordinatörü Nail Yavuz’un kızıymış. Nail Yavuz koordinatörlük görevinden uzaklaştırılıp, kapı yakını olarak tarif edilen İZBELCOM Genel Müdürü olunca ortaya nahoş bir durum çıkmış. Halkın parasıyla işleyen bir kamu kuruluşunda Genel Müdür baba, genel müdür sekreteri kızı… Bu durumun yaratacağı çalkantıyı engellemek için Nail Yavuz’un kızı Didem, Adnan Saygun’a transfer edilmiş…
Bu arada Kılıçdaroğlu’nun yeğeni olduğu iddia edilen, büyükşehirde işe başlaması beklenen yağız Anadolu delikanlısına bir yer bulunabildi mi?

***

Büyükşehirde yaşanan gelişmeler konusunda köşe yazarlarımızın tutumları, olayı net biçimde ortaya koyuyor. Herkes sistemin içinde olduğu için “ne kadar az dokunsak da, bu işten zarar görmesek” durumu içerisindeler…
Kolay değil tabii ki… Yıllardır bir şeylere dokunmadan yazılan yazılardan sonra ne yazılabilir ki… Ama birinin tepetaklak gitmesi ya da gittiğinin net biçimde anlaşılması halinde başlanıyor yazılmaya. Bence işin en vurucu yanı şu: Nerede yazdığın değil, ne yazdığın önemli…
Yine de arkadaşları kutlamam gerekli. İzmir için çok önemli konuları ele alıyor, bizleri aydınlatıyorlar. Mesela YÖK konusu hayli önemli… Sucuklu yumurtayı saymıyorum bile… Futbol maçlarına ilgi duyanlar arttı son günlerde. Kısacası millet bir şey yazmamak için elinden geleni yapıyor… Arada sırada da olsa gazetecilik refleksi gösteren Yeni Asır Gazetesi köşe yazarı Ertan Sayın’ı hariç tutuyorum.

NOT 1: İZFAŞ Genel Müdürü olacağı konuşulan Birol Soylu’yu aradım, “Nedir bu iş” diye sordum. Yanıtı şöyle: “Ben büyükşehirde çalışmıyorum. Dışarıda kendi işlerim var ve memnunum. Bir daha da büyükşehirde çalışmayı düşünmüyorum.” Yalnız Sayın Soylu’ya notumdur. Kendisinin büyükşehir belediye başkanı ile sıkı fıkı olduğu yolunda hayli yorum gelmeye başladı. Büyükşehirdeki yeniden dizayn konusunda da etkili olduğunuz duyumları alıyorum şu sıralar. Ancak düşmanınız çok. Dikkat edin…

NOT 2: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde değişim sürüyor. Şimdi de imar bölümünde değişikliğe gidiliyor.

NOT 3: Buca Belediye Başkanı Ercan Tatı konusu YDK’da gündeme bile gelmemiş. İlginç değil mi? Sav grubu “Bu işi genel başkan istedi” şeklinde yayıyordu. Demek ki Kılıçdaroğlu istememiş bunu. İsteyenlerin de başları şu sıralar çok sıkıştığı için, konuyu soğutma işine girişmişler… Ama bizim sıcak tutacağımızı atladılar sanırım.

NOT 4: Ersu Hızır’ın sekreteri Sevil Hanım da emekli olacakmış. Ama o zaten emekli değil miydi, İZULAŞ’tan… Bir gün içinde emekli yapılıp yeniden işe alınmış gibi hatırlıyorum ben…

NOT 5: Siyasette fırtınalı günler yakın. Bir sonraki yazımın başlığını şimdiden veriyorum: “BANA MI VERCEN, REZZAK’A MI VERCEN…”

Egenin Sesi 20 - 09 - 2010

17 Eylül 2010 Cuma

Hep Birlikte Aradılar

NOT 1: Benimle yemeğe çıktıkları gerekçesiyle görevinden alınanların çokluğu nedeniyle kimsenin benimle akşam yemeğine çıkmayı istemediğini, Kocaoğlu tarafından İzmir’de yalnızlaştırıldığımı, balkonuma kapandığımı, ancak oradan da 1 milyon İzmirliyi dürbün ile gözlediğimi daha önce bu sütundan belirtmiştim. Salı akşamı Alaattin Yüksel, Aziz Kocaoğlu, Mehmet Ali Çalkaya ve Mustafa Moroğlu Güzelyalı’da Levent Kafe’de bir araya geldiler… Aralarındaki hararetli konuşma sırasında Çalkaya’ya gelen bir telefon ile bir miktar sarsıldılar. Telefonu eden bendim ve Çalkaya’ya kendilerini izlediğimi söyledim. Bir anda hepsi kafalarını yukarı kaldırıp hangi balkonda olduğumu bulmaya çalıştılar. Evet onları görüyordum ancak neler konuştuklarını dinleyemiyordum. Buna yönelik yeni bir çalışma başlatmalı, bir dinleme aracı geliştirmeliyim. Ancak konu eminim ki Rıfat Nalbantoğlu ve Ersu Hızır üzerineydi. Ne yapayım “Yemekteyiz” programından sonra “Biri bizi gözetliyor” programı mı çeksem…

NOT 2: Alaattin Yüksel ile Rıfat Nalbantoğlu arasındaki gerginlik had safhada. Önceki gün CHP İzmir il teşkilatından atılan bir mesaj bunu net biçimde kanıtlıyor. Mesajda “CHP Parti Meclisi üyesi Alaaddin Yüksel, bu akşam … saatte… televizyonda…” diyordu.
Adam kaç yıl il başkanlığı yapmış, bir süre önce de Parti Meclisi üyesi seçilmiş. Kendilerini pek sevmem. Ancak CHP İzmir İl Başkanlığı’nın adamın adını Antalya Valisi ile karıştırması da kabul edilebilecek bir durum değil. 90 yıllık parti diyoruz. Hala kurumsallaşmadığı ortada…

NOT 3: İl Disiplin Kurulu eski Başkanı avukat Ülkü Caner, il eski sekreteri Mehmet Yıldırım’ı arayarak büyükşehirdeki gelişmeleri yorumlamış ve bazı önerilerde bulunmuş. 2005 başında kankisi Alaattin Yüksel’in görevden alınması ile kendi siyasi hayatının da sonunu gören Caner, bugünlerde Yüksel’in siyasete dönüşü ile milletvekilliği sevdasını yeniden ateşlemiş. 4 yıldır ortalarda görünmeyen Caner’in Avusturya fahri konsolosluğu görevi ile iştigal etmesini, siyasete yeniden karışması halinde nereden geleceği belli olmayan taşların altında kalma riski olduğunu da buradan hatırlatmayı bir görev biliriz. Bu kez localar da kendisini kurtaramaz.

NOT 4: Büyükşehirdeki gelişmeler savcılığı da harekete geçirmiş durumda. Edinilen bilgilere göre başsavcılık İçişleri Başsavcılık soruşturma için İçişleri Bakanlığı’na başvuru yapmış durumda…

NOT 5: Abdürrezzak Erten’in büyükşehirdeki gelişmeler konusunda İzmir’e geleceği ve konu hakkında bilgi alacağını öğrenmiş bulunmaktayım. Kocaoğlu’nun hiç sevmediği bir milletvekili ile genel sekreter yardımcısı olduğu için konu hakkında konuşması ne kadar zor bir şey. Ne anlatacak merak ediyorum. İşin ilginci bu ikili ile hiç görüşmediğim için kendilerinden bilgi alma şansım yok. Ama burası CHP… İki kişinin bildiği bir şeyi 3 gün içerisinde herkes öğrenir. Dolayısıyla yakında ben de öğreneceğim.

NOT 6: Karabağlar Belediyesi’nin Egenin Sesi sitesine uyguladığı sansüre sadece gülmem gerekiyor. Yani sansür yapıyorsunuz da belediye başkanının odasındaki bilgisayara neden sansür uygulamıyorsunuz? Sanırım Kürüm her gün benim resmime bakıp, “Ya biz nerede yanlış yaptık” diyordur. Kürüm’ün en büyük yanlışı uzun süre Rezzak’ın kuyruğundan gitmesi değil mi?

NOT 7: KSK Başkanı Hüseyin Çalışkan ile bir yemek yesem de, kulüp başkanlığından aldırsam diye düşünüyorum. Referandum sonuçları işlerin kızışacağını gösteriyor. Adam ise oturmuş Boluspor maçını düşünüyor.

Egenin Sesi 17 - 09 - 2010

15 Eylül 2010 Çarşamba

Ekip ve Kocaoğlu`nun İflası

Hakikaten çok komik… Millet sıkıca yapıştığı koltuğu bırakmamak için elinden geleni yapıyor, alınan yüzde 42’lik oyun başarı olduğunu iddia ediyor.
Yok artık… O zaman neden referanduma katıldınız ki siz… Madem yüzde 42 başarı… Demek sizin yüzde 50’yi bulma umudunuz o zaman da yokmuş. Boşu boşuna milleti 40 derece sıcakta meydanlara toplamışsınız.
CHP Genel Sekreter Yardımcısı İzmir milletvekili Abdürrezzak Erten, Milliyet Ege köşe yazarı Hamdi Türkmen’e verdiği demeçte (Bize verecek değil ya; benim dışımda herkese veriyor) “Yüzde 42 hayır oyu fevkalade başarıdır. CHP’nin başarısıdır” demiş…
Bunu telefonda nasıl bir eda ile söylediğini gözümün önüne getiriyorum. Türkmen onu görmediği için yüzünün kızarıp kızarmadığını anlayamamıştır.
Kızarır mı peki Rezzak’ın yüzü?
Kesinlikle hayır…
Türkiye genelinde rezil olundu…Bu sonucun Türkçesi budur…
İzmir’de de nal toplandı.
İl Başkanı Rıfat Nalbantoğlu’na göre yazlıkçılar oy kullansa idi İzmir’de yüzde 70 çıkardı. Halam da eniştem olabilirdi, ama olamadı…
Fethullah ölülere taktı, Nalbantoğlu da yazlıkçılara…
Üstelik ne kızıyorsunuz yazlıkçılara… Onlar genel başkanları ne yaptıysa, onu yapmışlar.
Biz gelelim İzmir’deki başarısızlığın asıl nedenine. Rezzak ve Rıfat Beyler bunu niye söylemiyorlar?
Hayırcı perspektiften İzmir’in en başarılı ilçeleri hangileri?
Balçova, Beydağ, Çeşme, Çiğli, Dikili, Foça, Güzelbahçe, Karaburun, Karşıyaka, Narlıdere, Selçukve Urla… Hiçbiri ekibin kontrolünde değil. “Narlıdere ve Güzelbahçe ekibin kontrolünde ama” derseniz, yanılırsınız. Oraları Abdül Batur’un kontrolünde…
“Hayır”ın en düşük çıktığı ilçe Kemalpaşa… Bu da çok normal… Kemalpaşa’da belediye başkanlığı da CHP için sürpriz olmuştu.
Hayırların istenilen oranda olmadığı, İzmir’i yüzde 63’e mahkum eden büyük ilçelere bakalım biz…
Karabağlar, Bayraklı, Buca, Gaziemirve Konak…
Buralara ekip hakim…
Bornova'da düşük… Orada da Aziz grubu var…
Sonuç ortada…
“Hayır”oyu vermek isteyen İzmirli iki şeye takılıp oy kullanmamış. Hatta bazıları sinirinden “evet” bile demiş…
1 – Ekip
2 – Aziz Kocaoğlu…
Bunun başka bir izahı yoktur. 7 Eylül’de büyükşehir belediyesinde yaşanan depremin olumsuz yansımalarını atlamadan geçemeyeceğim. Büyükşehir belediye başkanı ile il başkanının kavgalı olmaları da ayrı bir trajedi.
Bir de millete “MHP’liler evet dedi” yalanını uydurmayın.
Özellikle Batı’da MHP oyunun tamamı “hayır” idi…
Aksi takdirde, Balıkesir, Manisa, Aydın, Uşak, Bilecik ve Denizli’de “hayır” oylarının yüzde 50’nin üzerinde çıkması mümkün mü? Bursa’da yüzde 44, Burdur’da yüzde 47, Kütahya’da yüzde 42, hayır çıkması sadece CHP ile mi açıklanacak?
MHP İzmir İl Başkanı Sayın Musavvat Dervişoğlu, sizin il başkanlığından çıkıp alt caddedeki il başkanlığına şöyle bir uğra; göster kendini… Öyle arkadaşa falan da gerek yok. Tek başına gitsen de yeter… Bir ikna et bakalım oradakileri, İzmir’de kaç MHP’li “hayır” oyu vermiş diye… İkna kabiliyetinin sınırlarını çok zorlama yalnız. Daha maydanozlu rakı içeceğiz.
Sayın CHP’li yöneticilerimiz. Pazar günü sandıkların bomboş bırakıldığını unutmayın. Öyle “çok çalıştık” diyerek bir şeylerin arkasına da saklanmayın. Zaten “Aziz Abi” bile inanmamış size…
Bir Galapagos atasözü ile bitirelim yazımızı:“Deniz yükseldikçe balıklar karıncaları yermiş. Deniz alçaldıkça karıncalar balıkları… Dolayısıyla hayat, Deniz’in alçalıp yükselmesine bağlıymış…”

NOT 1: Aziz Kocaoğlu’nu çok merak ediyorum bugünlerde… Odasında bir oraya, bir buraya gidip geliyor, “Ben bu işin içinden nasıl çıkacağım?” diye düşünüyordur. Kolay değil. Yerinde olmak istemezdim açıkçası. Ama o “her şeyi bilen adam” olarak bu duruma da bir çare üretecektir. Mesela Alaattin Yüksel’e başvurabilir. Kadim dostuna… Ya da büyükşehir meclisi grup toplantısında konuyu tüm CHP’li meclis üyeleriyle tartışır ve bir çözüm bulabilir. Benimle konuşmayı deneyebilir. Bunu yapacak ise lütfen odada Ersu Hızır bulunmamalı… Cinayet nedeni olabilir herhalde.
Peki, ben ne söyleyebilirim ki? Zaten söylediklerimi ve söyleyeceklerimi bu köşeden kaleme alıyorum.
“Bir yemek mi yenmiş?”
“Nerede yenmiş?”
“Kimler yemiş?”
“Benim bundan neden haberim olmamış, yoksa olmuş mu? Ben mi yazmışım yemeği?”
“Yemekteyiz programı mı çekilmiş bir yerlerde?”
“Show TV ile ne alakam var ki benim?”
“Yemekte kapuska mı pişirmişim? Ben salatadan başka bir şey yapamam ki”
“Kamera kayıtlarında ben mi varmışım? Hakkımda kaset iddiaları mı var şimdi de?”
“Susma hakkımı kullanmak istiyorum. Ersu Hızır kullanıyor da, benim kullanma hakkım yok mu? Hem belediyenin iç işlerine beni neden bulaştırıyorsunuz? Anlamıyorum”

NOT 2: Kızlar Hamamı’na çevirdiniz, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni… Bir tarafta genel sekreterlik bekleyen başkanın okul arkadaşı Pervin Şenel Genç, diğer tarafta aynı doğrultuda görev isteyen Serpil Baran… Uzun araştırmalar sonucu ortaya çıkarılan, dayı torpilli Balçova ilçesinde görev yapan eski müdür Ferda Eser ve Kocaoğlu’na “Ersu’nun yetkilerini al” diyerek referandum öncesi bombanın patlamasına neden olan Gül Şener…
Ne bu yahu… Bir gazeteci olarak değil, bir erkek olarak soruyorum. Ortada neden genel sekreter adayı erkek yok?
Başbakana yeni Anayasa’nın canı gönülden desteklediği mesajı verilmek için “pozitif ayırımcılık” mı uygulanıyor? Yoksa genel sekreterlik ile sekreterlik aynı makam olarak mı değerlendiriliyor?

NOT 3: Ersu Hızır… Seni de yakında yeniden gündeme alacağız pek tabii ki… Yani unuttuğumuz sanılmasın…

NOT 4: Cuma gününe bomba gibi bir yemek yazısı daha mı yazmalıyım… Yemek dizisi tuttu. Devam edebilirim belki de…

Egenin Sesi 15 - 09 - 2010

13 Eylül 2010 Pazartesi

Bana Muhtaçsın Kocaoğlu

Ooooooo… Herkes ellerini ovuşturmuş, “Bir üst koltuğa nasıl geçerim?” sorusuna yanıt arıyor… Onlara göre genel sekreterlik koltuğu boşaldı. Yakında birkaç koltuk daha boşalır.
Dışarıdan kimse gelmeyeceğine göre, içeride bir üst makama doğru yükseliş başlayacak.
Baksanıza genel sekreter yetkilerini geçici olarak ele geçiren Pervin Şenel Genç, bayram ziyareti için tek başına ESHOT’a gidiyor. Kurumun genel müdürü Gül Şener bu bayramlaşmaya katılmıyor…
Aziz Kocaoğlu evinde kriz toplantısı yapıyor. Pervin Şenel Genç, Serpil Baran ve Erhan Bey ile… Bayram sonrası oluşturulması planlanan yeni yapının üç önemli ismi başkanlarıyla bir arada…
Akşama doğru genişletilmiş bir toplantı daha düzenleniyor…
Kocaoğlu’nun kapısını aşındıranlar, yeni dönemde görev talep edenler vs…
Ne güzel?
Ancak...
Herkesin atladığı bir şey var…
Ersu Hızır için belediyede açılan soruşturma…
Soruşturmaya Ersu Hızır çağrılacak. Büyük ihtimal ile “Ben Süleyman ile baş başa yemek yemedim” diyecek. Bunun üzerine belediye müfettişleri olayı doğrulatmak için beni çağırmak zorunda kalacaklar.
Şu sıralar büyükşehir bazında muteber bir yazarım ya. İşlerine geldiği, koltuklarında bir kademe yükselecekleri, başkana daha yakın olacakları ve siyasi beklentilerini gerçekleştirecekleri için görüşlerime değer veriyorlar…
Yalnız lütfen Ersu Hızır ile aynı saatte çağırmasınlar. Adamın İzmir’de en son görmek isteyeceği kişi benim herhalde…
Peki, ben ne diyeceğim müfettişlere?
Diyelim ki belediyedeki yeniden yapılanma hoşuma gitmedi.
“Böyle bir yemeği yemedik” dersem ne yapacaksın Kocaoğlu?
Sipari zaten reddediyor yemeği… Hızır “yemedik” diyor… Benim de Sipari’de yemek yemişliğim vardır. Birçok haber kaynağım ile...
Bana muhtaçsın bana…
Bana muhtaç olman senin için ne kadar acı bir durum. Açıkçası yerinde olmak istemezdim…
Ben “yemedik” dersem, soruşturmayı nasıl tamamlayacaksın? Hangi veri üzerinden Ersu Hızır’ın kurumla ilişkisini keseceksin?
“Ben de oradaydım”diye sağda solda konuşanlar ile mi?
Belki hiç sevmediğin Erdal İzgi ile… Onun da olup ya da olmadığı belli olmayan yemekte olduğu iddia ediliyor da…
Ya da kurumdan yeniden ihale almak isteyen bir müteahhit ile… Çünkü o da “Ben yemekteydim” diyor.
Onların olup olmadığı belli değil. Olup olmadığı belli olmayan bir yemekte olup olmadığı belli olmayan insanların ifadeleri ile nereye varılacak ki…
Sana yakın bazı isimlerin bu yemeğin olduğunu belirtmesi de kurtarmıyor maalesef…
Ama bir gerçek var ortada.
“Büyükşehir ile yemekteyiz programı” başlıklı bir yemek yazısı ve bu yazıyı kaleme alan yazarın doğrultusunda hareket eden bir büyükşehir belediye başkanı…
Maalesef ki bana muhtaçsın Kocaoğlu… Bu yazıyı okurken şeker, tansiyon gibi aniden fırlayacak şeylerine dikkat et. Hakkımda sıralayacağın güzel sözleri arka arkaya getirirken sinir katsayını da lütfen frenle…
Sanal yemek bahane, tartışmalar şahane…
Gelelim önemli konulara…
2004 yılından itibaren, imar komisyonunda yer alan isimleri teker teker toplayalım.AKP’lisi CHP’lisi… Sonra çarpar mıyız, böler miyiz bilemem.
Alınan kararlar doğrultusunda tanınan ayrıcalıkları not edelim. Yeni İzmir Projesi çerçevesinde bu alanda arsa alanların kimliklerini saptayalım. Bölgedeki akaryakıt istasyonlarına göz atalım.
Sonra tüm bunları birleştirerek birinci dosyayı ele alalım.
Kim hazırmış bu tartışmaya hep birlikte görelim.
Bir uyarı da muhalefet yapmaktan habersiz, belki de işlerine geldiği için muhalefet yapmayan AKP’li büyükşehir meclisi üyelerine… Bugün büyükşehir meclisi var. Sazan gibi atlamayın. Aziz Kocaoğlu – Ersu Hızır – Süleyman Gençel’den oluşan Bermuda Şeytan Üçgeni’nin içinde kalmayın. Yoksa yönünüzü şaşırır, içinde tamamen kaybolabilirsiniz. Önce süreci izleyin. Aklınızın yettiği kadarı ile hareket edin.

NOT 1: Sağda solda bu konuyu kaleme almaya çalışan köşeci arkadaşlarıma… Lütfen dikkatli olun. Üzerinde “tehlikelidir” işareti vardır. Çarpılabilirsiniz… Siz öğle yemeklerinde köfte yemeğe devam edin, ilan ve reklamlarınızı alın… Ama daha ileri gitmeyin.

NOT 2: Sevgili Hasan Tahsin… Sen gerçekten naif birisin. Düşüncelerimiz uyuşmazsa da senin gibi bir arkadaşım olduğu için mutluyum.

NOT 3: İZULAŞ’ın son personel yemeğinden haberiniz var mı? Yemekte çekiliş yapılmış, plazma televizyonlar, dizüstü bilgisayarlar ve cep telefonları dağıtılmış. Ancak nedense bu hediyeler hep üst-düzey personele çıkmış. Şansları var adamların. Siz de her şeyin altında çapanoğlu aramayın yahu…

NOT 4: Referandumu daha sonra kaleme alırız. Şimdi herkes üzerinde zıplayacaktır.

NOT 5: Türkiye’nin Dünya Basketbol Şampiyonası’nda geldiği yeri hepimiz gördük. Keşke grup maçlarının oynandığı İzmir’de bu konuya daha çok eğilebilseydik.

Egenin Sesi 13 - 09 - 2010

10 Eylül 2010 Cuma

Daha Yazacak Çok Şey Var!

NOT 1: Milliyet Ege Gazetesi köşe yazarı Dilek Gappi, 08 – 09 – 2010 tarihli “Bir imbat, bir deprem” başlıklı köşe yazısında son günlerde yaşanan gelişmelere ışık olmuş, yorumlarda bulunmuş. Kendisine buradan teşekkür ederim. Ancak benim bir ismim var. Doğru hatırlıyorsam Süleyman Gençel. “Bir gazeteci” tanımlaması yaparak ismimden bu kadar sakınmasının nedenini pek anlayamadım ya neyse… Belki Büyükşehir Belediye Başkanımızı kırmak istememiştir.
Benim ilgimi çeken, ismini kendi köşemde son derece rahat ifade ettiğim Gappi’nin yazısındaki bir tespit oldu:
“…CHP ve Büyükşehir Belediyesi’ni yakın takip eden, iğneli bir kalemi olan gazeteciyle genel sekreterin yedikleri akşam yemeğinde Hızır’ın belediyede işlerin iyi gitmediğine yönelik bilgi vermesi… Tabii bugüne kadar, Başkan Aziz Kocaoğlu’nun hanesinde, “yazdıkları muteber değil” diye yorumladığı bir gazetecinin şimdi, söyledikleri, yazdıkları ya da iddiaları neden “muteber” oluyor?”
Ya işte böyle… Kocaoğlu’nun gözünde “muteber” değilmişiz.
Muteber olan arkadaşları Kocaoğlu’nun gözünde muteber oldukları için ayrıca tebrik ediyoruz. Aman, onlar İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Kocaoğlu’nun, İzmirli işadamlarının dolayısıyla iktidarların gözünde muteber olsunlar, bize bulaşmasınlar.
Ama bakın Sayın Kocaoğlu, köşe yazarımızın aklı karışmış. Lütfen bu konuya eğilin ve sizin yüzünüzden karışmış olan bu aklı düzeltin. Yoksa yazarımızın durumu vahim… Nereye başvuracağını, kime yaslanacağını bilemiyor. Ortada kalmış.
Şimdi ben bir dönem muteber değildim de, birdenbire muteber mi oldum? Yoksa muteber olmama konumum devam mı ediyor? Muteberlik düzeyimde bir değişme oldu mu? BBB- notundan BBA notuna mı yükseldim? Siz köşe yazarları konusunda hangi derecelendirme kuruluşu ile çalışıyorsunuz? Standart & Poor’s mu yoksa Moody’s ile mi? Siz neden büyükşehir olarak AAA alıyorsunuz da ben hala BBA notları ile sürünüyorum?
Dilek Gappi dışında konuyu kaleme alan bir tek Yeni Asır’dan Ertan Sayın var. Başka da gazeteci yok. Millet korktu sanırım. Bir de bu işleri daha önceden bilen ancak nedense kaleme almayan arkadaşlarımız var. Onları da yakında tartışacağız tabii ki…

NOT 2: İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Genel Sekreter Ersu Hızır'ın yetkilerinin elinden alınması konusunda, “'Bu bir yol kazasıdır, yol kazasını yapan sorumludur”' demiş. Ortada hızla giden bir tren ve bu trenin bir tek makinisti var. O da Aziz Kocaoğlu… Tren kaza yaparsa, suçlu Kocaoğlu’dur… Başka kimse değil. Çevresine bir bakıp, neler oluyor diye düşünmesi gereken de o… Gerçi biz muteber olmadığımız için bu saatte bizi kaale alır mı, almaz mı bilinmez.
“Elinde belge olan savcılığa başvursun”diyorsunuz, Sayın Kocaoğlu… O dosyaları şimdi bulmam mümkün değil. Önce Ankara’dan Sayıştay’dan gelsin dosyalar…
Ama iyi fikir… Acaba Sayıştay’a mı başvursam? “İzmir büyükşehir belediyesinin dosyaları zaten sizin elinizde… Rica etsem. Bana da bir takım hazırlar mısınız” diye…
Benim elimde de bir takım bulunsun yahu. Fena mı olur?
Sayıştay “Olmaz, dürüst belediye başkanınızın dosyalarını size vermem. Gidin kendiniz bulun” der ise, size başvururuz. Belki “şeffaf belediye” adına bize de dosya verirsiniz.
Bu arada dosyalar bazında şiddetli bir e-mail trafiği başladı. Teker teker gündeme getireceğim. Millet ne kadar meraklıymış dosya toplamaya…
Yavaş yavaş açıklayalım da olay olsun değil mi?

NOT 3: Kocaoğlu iyi ki açıklama yapmış, yoksa ben bu bayram günü ne yazacaktım. Şöyle diyor Kocaoğlu: “6.5 sene içerisinde annemi, babamı daha çok sevdim, saydım, hürmetim arttı. Öyle bir kişilik vermişler ki bize. Bizim kişiliğimizde gedik yok.”
Ersu Hızır Bey… Tamam senin kişiliğin gitti. Ama senin yüzünden benimki de gitti. Arıyorum, önceki gün dolapları da karıştırdım ama nafile… Bulamıyorum… Bir yerlerde olacak sanırım. Olmaz ise gidip başkanımızdan ödünç alayım. Onun kişiliği bana da yeter nasıl olsa…

NOT 4: Muharrem Derbentoğlu’nun işine son verilmiş. Olmadı ama… Bir önceki yazımda kaleme aldığım listeden kimseyi benimle baş başa yemek yemeden önce atamazsın Kocaoğlu… İmza yetkilerini geçici olarak elinde bulunduran Pervin Şenel Genç, bu olayı sümen altı yapmayın. Aksi takdirde baş başa ilk yemek yiyeceğim kişi siz olursunuz. Listeye iki isim ekliyorum: Tülay Azeri ve Nail Yavuz…

NOT 5: Antalya yemeğinin notları daha sonra. O yemekte olup olmadığım konusunda soru işaretleri olanlar restoranın kayıtlarına başvurabilirler. Ne yemekti o öyle… Neler tattışıldı neler…

NOT 6: İl Başkanı Rıfat Nalbantoğlu ekibi terk edip şimdi de Kılıçdaroğlucu mu olmuş? Yahu Rıfat, otur biraz… Senin yüzünden başım döndü ya… Sahi ne zaman Merkelci olacaksın sen?

NOT 7: Kent A.Ş. işçileri konusunda ne de güzel açıklama yaptınız öyle… İşçi dostu Kocaoğlu. Daha önce adım atsaydınız, zaten iş bu duruma gelmezdi. Ben yine de arka planını açıklayayım İzmirlilere. Kılıçdaroğlu bu konunun bir daha önüne gelmesini istemez. Genel başkan ile iyi geçinmek isteyen Kocaoğlu, Karşıyaka Belediyesi ile masaya oturur ve anlaşır. 65 – 70 kişiyi işe alacaktır. Bu arada devreye sendika girer. “Sen hepsini alacağım açıklaması yap. Nasıl olsa 65 – 70 kişi gelecek. Böylece işçi dostu olursun” der. Kocaoğlu da sendikayı yanına alarak basın açıklamasını yapar. İşin içinde olan ve bu konuya destek veren Cevat Durak’a haber bile vermez… Kocaoğlu Kent A.Ş işçileri ile konuşurken “1984’te ben de evime ekmek götüremeyecek duruma gelmiştim” demiş. Nasıl oldu da bu kadar mal mülk edinildi?

NOT 8: AKP İzmir il başkanı kuyruğumuza mı takılıp muhalefet yapıyor. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Kapatın İzmir bürolarınızı… Siz olmasanız İzmir’de daha iyi muhalefet yapılır. İşler daha yolunda gider. AKP’nin yerine alternatif olduğunu iddia eden Demokrat Parti’nin İzmir İl Başkanı nerede? Ortalık ayağa kalkmış Fatih Dalan ne yapıyor? Lions işleri masonik ilişkilerle mi iştigal kendileri… Sonra da ortaya çıkıp siyasetçi olduklarını iddia ediyorlar.

Egenin Sesi 10 - 09 - 2010

8 Eylül 2010 Çarşamba

Sadece Hızır mı Suçlu?

Yazılarıma gelen bazı yorumlar vardı. “İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu dürüsttür. Bürokratları ona bağlı başarılı insanlardır. Lütfen kendi hesaplarınız için onları yıpratmayın” şeklindeydi bu yorumlar. Ne oldu da Kocaoğlu genel sekreterinin ipini çekti, yetkilerini aldı? Vallahi bana sormadan yaptı. Ne yaptıysa kendisi yaptı. Gidip ona sorun, “Neden genel sekreterinizi görevden aldınız?” diye… İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın kafasına taş düşse benden bileceksiniz yahu… Yalnız bu düşen taşlar ile İZBETON arasında bir ilişki yoktur. Yoksa var mıdır?
İş taş olunca İZBOTON’un olmaması mümkün değil.
Şimdi aynı arkadaşlardan bir özür yorumu bekliyorum. Elleri klavyeye gidebilirse tabii ki…
Bu arada bir genel sekreterin benimle yemek yediği için görevden alınması çok acı bir durum. Vallahi Sayın Kocaoğlu… Sizin yüzünüzden şimdi İzmir’de özellikle de Büyükşehir’de kimse benimle yemek yemeyecek. Beni yalnızlaştırıyor, evimin balkonuna hapsolmama neden oluyorsunuz. Gerçi evime gelenler bilirler ki, balkonumdan en az 1 milyon İzmirlinin ne yaptığını aynı anda izleyebilirim. Hatta sizi bile…
Bütün suç Ersu Hızır’ın benimle yemek yemesi mi?
Üstelik Ersu Hızır size gerçekten doğru söylemiş. Hızır benimle baş başa yemek yemedi.
Nasıl yemek yediğini bir yerlerden öğrenmişsinizdir siz. Ancak bunu “Süleyman ile baş başa nasıl yemek yersin” boyutuna getirmek doğru mu? Ne yani ben bir şeytan mıyım ki bir genel sekreterin bir gazeteci ile baş başa yemek yemesi bu kadar garip. Gazetecilerle sadece siz mi baş başa yemek yiyebilirsiniz.
Aslında belgeleri vermese de söyledikleri çok daha önemli Hızır’ın… Bu konu atlanıyor, arada kaynatılıyor gibi…
Mesela imar değişiklikleri…
Mesela benzin istasyon ruhsatları…
Mesela sürekli yurtdışına tatile giden üst-düzey bürokratlar…
Mesela Bilgin Erünal konusu… Bildiğim kadarıyla hala başdanışman değil mi? Azledilmesi konusunda bir adım atılacak mı?
Ersu Hızır bu konular üzerine konuştuğu için cezalandırılmadı mı? Bir anlamda “sizin dürüst başkan” imajınıza zarar verdiği için mi suçlu?
Üstelik suçlu mu?
Soruşturma açtığınızı söylüyorsunuz. Benimle baş başa yemek yediği için Hızır’ı soruşturacaksanız, benim de görüşüme başvurulması gerekmez mi?

***

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu Gündoğdu Meydanı’na denizden getiren Lamia gemisi de ilginç bir konu. Geminin rıhtıma bağlı restoran olarak kullanılması konusunda Büyükşehir’e yaptığı ruhsat başvurusu reddedildi. Geminin sadece Turizm Bakanlığı’ndan aldığı ruhsat var. O ruhsat da ancak rıhtımdan ayrıldıktan sonra restoran olarak kullanılmasına izin veriyor. Ancak Lamia gemisi Büyükşehir’in tüm uyarılarına karşılık, bağlı bulunduğu rıhtımda restoran olarak faaliyet gösteriyor. Dolayısıyla Büyükşehir ile olan sorunu sürüyor. Ve sorunlar sürerken siz yolsuzlukların üzerine gideceğini iddia ederek vatandaştan destek isteyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu bu tekneye bindirip, dolaştırıyorsunuz.
Adam nereden bilsin Lamia’nın CHP’li Büyükşehir’e göre kaçak çalıştığını…
Tabii bu yazıyı okuduktan sonra (bu yazının bir şekilde eline ulaştırılacağından adım gibi eminim) dönüp size soracaktır, bir genel başkanı ne hale düşürdüğünüzü…

***

Kılıçdaroğlu İzmir’e gelirken Cumhuriyet mitingleri gibi bir şey hayal etmişti.
CHP İzmir İl Başkanı Rıfat Nalbantoğlu, “350 bin kişi toplayacağız” diyordu.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ise 250 bin kişi…
Ancak CHP mitingine katılanların sayısı en fazla 60 bin kişi…
Siz de basketbol federasyonunun reklâmına mı takıldınız.
Televizyonlarda Türkler uçuyor, İzmir’de Aziz ile Rıfat uçuyor…”
Bari onlar gerçekten uçuyor. Hem Türkiye Paraşüt Milli Takımı uçuyor, hem de Türkiye Basketbol Milli Takımı…
Ama siz dikkat edin… Uçayım derken tepe üstü çakılmayasınız.

NOT 1: Yazıların altına yapılan yorumlar bir anda önemli bir tartışmanın başlamasına neden oldu. Büyükşehir değil mübarek Baran çiftliği, Şener çiftliği…

NOT 2: Bundan sonra baş başa yemek yiyerek Kocaoğlu’nun gözünden düşüreceklerimin listesi
A – Bilgin Erünal
B – Alaattin Yüksel
C – Gül Şener
D – Serpil Baran
E – Pervin Şenel Genç
F – Muharrem Derbentoğlu
G – Hülya Güven
H – Ali İçhedef

NOT 3: Yukarıdaki listede Rıfat Nalbantoğlu ismini görmediyseniz şaşırmayın. O zaten gözden düşmüş durumda.

NOT 4: Kocaoğlu’nun bu tavrı dolayısıyla sosyal çevrem daralıyor. Benimle yemek yemek için facebook’a yazı yazanlara teşekkür ederim. Los Angeles’ten bile davet var. Kocaoğlu benim Amerika’ya gidip tekrar dönmememi isteyeceklerin başında gelir.

NOT 5: “Büyükşehir ile yemekteyiz” başlıklı yazım ile başlayan İzmir depremi konusuna nihayet İzmir medyası da dâhil oldu. Olayın başlangıç noktasını da dikkate alarak… Benim yazım ile birlikte bu işe giren www.rthaber.com sitesine ve bu sitenin belalı genel yayın yönetmeni Hasan Tahsin’e de gerçekten teşekkürler.

NOT 6: Dün akşamüzeri Kılıçdaroğlu ile Deniz Baykal Antalya mitingi sonrası akşam yemeği yedi. İzmir depremini de öğrenen Baykal ve Kılıçdaroğlu’nun İzmir’de yeni dönem, İzmir siyaseti, İzmir Büyükşehir Belediyesi üzerine neler konuştuklarını merak ediyor musunuz? Dikkat edin o yemekte ben de bulunmuş olabilirim…

Son Dakika Yanıtı: Lamia yatının sahibi aradı. Büyükşehir ile sorunlarının sadece Büyükşehir’in işletme haklarının bulunduğu mekânlar için geçerli olduğunu, herhangi bir ruhsat sorununun olmadığını söyledi.

Egenin Sesi 08 - 09 -2010

6 Eylül 2010 Pazartesi

İzmir’i İyi Analiz et; Kılıçdaroğlu

Bugün 6 Eylül… Kılıçdaroğlu İzmir’de… Şimdi herkes çevresini saracak, aday olmak için takla atanlar birbirini ezecek, 40 derece sıcakta Türkiye’nin dört bir yanını dolaşan CHP Genel Başkanı da mutlu mesut Ankara’ya dönecek.
Peki, İzmir’de her şey güllük gülistanlık mı?
Değil…
Referandum çalışmaları yapan milletvekilleri uygulanan programdan yaka silkiyor.Çalakalem yazılmış, birbiriyle çelişen hatta bir anda iki yerde olmayı gerektiren bir programdan bahsediyoruz.
İlçe başkanlarının bir bölümü, kendilerinden olmayanlar ile çalışmak yerine, “Siz gelmeyin biz burada hallediyoruz” mesajı veriyorlar.
Parti meclisi üyeleri çalışmalara ruhsuz ve gönülsüz katılıyor.
Çevre ilçelerin başkanları, “Biz ne zaman Sav tarafından görevden alınacağız” diye bekledikleri için son bir haftadır çalışmalara başladılar.
Bir koordinasyonsuzluk yaşandığını kabul eden il başkanı yakın çevresine işlerin iyi gitmediğini söylüyor.
Belediye başkanları “Biz çalışıyoruz” mesajı veriyorlar sadece… O kadar…
Sokaklarda iki – üç araçtan duyulan “Referandumda hayır” sloganı dışında kentte bir seçim hazırlığı hissedilmiyor.
Bugün Gündoğdu’ya kalabalık toplanır. İzmir’in ölüsü bile kalabalık toplar.
Ancak her şey kalabalık ile açıklanmıyor.
İzmir’de yapılan Cumhuriyet mitingini hatırlayın… O mitingi izleyen biri, CHP’nin İzmir’den en az 18 milletvekili çıkaracağını, 20’yi zorlayacağını; İstanbul ve Ankara mitingleri ile de Türkiye’de iktidar olacağını düşünürdü.
Ancak genel seçimlerde CHP İzmir’den sadece 11 milletvekili çıkardı ve AKP yine tek başına iktidar oldu.
Bayram tatilinin de etkili olacağı gün gibi açık.
Bir tarafta umre ziyaretini bile yasaklayan, devletin tüm kurumlarıyla evet için hareket eden AKP, diğer tarafta kurultay tartışmalarını yaşamaya devam eden CHP…
Kılıçdaroğlu İzmir konusunda gerekli donanıma sahip olmaz, “Ben karışmam, orası Önder Sav’a ait” der ise, yandı gülüm keten helva misali bizler yanacağız…
Sonuçları hep beraber görecek ve maalesef hep beraber yaşayacağız.

NOT 1: Son iki yazımdan sonra sorgulanacak bir başka durum var ortada. Büyükşehir ile ilgili yazılarımın belediyede ve kentte deprem yaratmasına karşılık yerel basının bu işe hiç dokunmaması ilginç değil mi… AKP’nin ise kafası basmamış durumda. İzmir’de neye kafaları bastı ki… Bu kentte iktidar olmanız imkansız. En azından doğru dürüst muhalefet yapın. Ama o da yok ki…
Nedenlerine yeri geldikçe değineceğiz tabii ki…
Ne zaman?
Aziz Kocaoğlu harekete geçince…
O zaman haber olarak büyük puntolarla yazacak arkadaşlar… “Şunun görevine son verildi, bu istifa etti, yerine o getirildi” diye…
Yazacakları manşetlerin başlamasına neden olan olaylar dizisini dikkate almadan bir anda sorunun içine girmelerini bekleyecek ve sonra kaleme alacağım; “Kim, neden, bu işin başında haberi görmek istemedi?” diye… Üstelik muhabir arkadaşlar bu konuyu Kocaoğlu’na sormuşlar ve “Kesinlikle bu yazı hakkında yorum yapmayacağım” yanıtını almışlarken… Yani Kocaoğlu olayı reddetmemişken…
Belki yeni bir tartışma başlatacak oluruz, “büyükşehir-yerel medya ilişkileri” üzerine…
Şu unutulmasın ki, İzmirliler öyle sıcaktan dolayı oturmuyor; izliyor, gözlüyor, alternatif kaynakları kullanıyorlar… Yazılarıma gelen yorumlar, fısıltı gazetesi de bunu net olarak gösteriyor bizlere.
Yazdıklarımın külliyen yalan olduğu, hiçbir kelimesine inanılmadığı ifade edilmiş, bazı yorumlarda. İlk yazımı okurlar ile çarşamba günü paylaştım. Bugün pazartesi… Aradan 5 gün geçmiş ve hala bir ses yok büyükşehir belediyesinden. Siteye ve yazılarıma uygulanan sansür hariç tabii ki… Kocaoğlu, Hızır, yazılarımdan hoşlanmayan belediye bürokratları ya da büyükşehrin hukuk servisi, eğer bu yazılarda yanlış ya da kanıtlayamayacağım bir şey olduğunu görselerdi, bir gün içinde üzerimden değil grayder, tryler şeklinde geçerlerdi.
Bu arada İzmir Ticaret Odası Meclis Başkanı Necip Kalkan’ın büyükşehir yönetimi ile olan ilişkisini çözmekte zorlandım… Bildiğim kadarıyla Kalkan, DYP’li… CHP’li bir belediyenin iç işlerine nasıl karışabiliyor, anlayamadım. Yakalarız bir ucundan yakında. Ama yakalayınca da iyi zıplarız üzerinde…

NOT 2: Ersu Hızır ile buluşmamı merak eden arkadaşlar Fenerbahçe’nin Young Boys ile 1-1 berabere kaldığı çarşamba gecesi Gürel Rezidans’ın ön kapısı ile yan kapısındaki güvenlik kameralarından saat 20.00 sıralarında kimlerin binaya giriş yaptıklarını, 23.00 civarlarında kimlerin çıktıklarını bulabilirler. Binanın 6. katındaki Sipari Restoran’ın da o günkü güvenlik kayıtlarına bakılabilir. Restoran sahipleri “Yok öyle bir yemek” derler ise suç duyurusu için başka malzeme çıktı bana. Restoranın iyi müşterisi büyükşehir belediyesi olunca, farklı beyan da verilir, kayıt da silinir, özel odalar da açılır… Yine de her iki yapının bu kayıtları saklamalarında yarar var. Kendi başlarının yasal olarak derde girmemesi için… Özellikle de Sipari’nin… Sonra “Uyarmadı” demeyin…

NOT 3: Aslında Ersu Hızır’ın bana yaptığı açıklamalarda doğruları söylediğine inanıyorum. Elime ulaşan bir yazıda, ESHOT’a eleman alımı için kurumdan bir müdür ile bir gazetecinin ortak çalıştıkları net biçimde belgeleniyor. Gazeteciler bu işlere de bulaştı ise gerçekten yandık demektir.
Ne olacak? Filmlerin yıkandığı karanlık odacıdan muhabir yapar, üç kuruşa gazeteci olarak çalıştırırsanız olacağı budur… Hem de marka değeri yüksek gazetelerde…İsimler ve cisimler çok yakında…
Belki ESHOT Genel Müdürü Gül Şener de Datça tatilini yarıda kesip döner… Yoksa çok beklediği genel sekreterlik havaya uçabilir… Böyle bir yapıya yeniden işlerlik kazandıracak doğru ve dürüst bir genel sekretere ihtiyaç var. Kendi kurumunu toparlayamayan birine değil…
Üstelik Ersu Hızır’ın yine yemekte açıkça söylediği “ESHOT’un ihalelerini neden Bursa’daki şirketler alıyor” tespiti çok önemli. Hızır’ın büyükşehir belediye başkanına yönelik sözleri öne çıkınca bu noktaların atlandığını sanmayın. Şu an Bursa’da çok yakın görüştüğüm 3 Bursalı gazeteci bu ihalelerin ve ihaleleri alan şirketlerin peşinde…
Sayın Şener, Hızır’ın yerine genel sekreter ben olayım” diye düşünüyorsanız ya da Kocaoğlu’na bu konuda çok güveniyorsanız, önce kurumunuz üzerindeki tüm şaibeleri ortadan kaldırmak zorundasınız. İzmirliler yağmurdan kaçarken doluya tutulmak istemez. Size sürekli destek veren CHP İzmir milletvekili Bülent Baratalı’dan da bu konuda destek alabilirsiniz!
Bu arada otobüs duraklarının yer tayini ESHOT’un görevi değil mi? Son aylarda otobüs durakları sürekli yer değiştiriyor. Manavkuyu’da bir durak, tavukçu açıldıktan sonra kaydırıldı. Gazi Bulvarı’nda yeni yapılan Met Park adlı otelin önündeki durak da kaldırıldı. Üstelik 4 çınar ağacı kesildi. (Kocaoğlu’nun eski seçim bürosu olarak kullandığı yerdi burası. Sonra bu iş hanı butik otele çevrildi!) Yani hayalet duraklar var ortalarda… Bir gün orada, bir gün burada…
Uzun süredir şiddetle tavır aldığım bir durak da Hatay Caddesi’nde Şelale Kahvehanesi’nin yanındaki askeri lojmanların önünde bulunan durak. Toplam 150 metre içerisinde 3 tane durak var. Ortadaki gerçekten fazla… Ama ne yaparsınız ki askeri lojmanda yaşayan vatandaşlarımız için ekstra konulmuş. Yani ortalama 40 dairede yaşayanlar için. Tamam, bunda Kocaoğlu’nun suçu yok. Piriştina döneminde konulmuş bir durak o. Hatta Piriştina, “Ne yapayım yahu, istediler, kıramadım” bile demişti… Ancak şimdi Piriştina yok. Şener özel istekler dahilinde durakları kaldırıp, kaydırıyor da o durağı neden orada tutuyor, bilemiyorum.

NOT 4: CHP İzmir İl Başkanı Rıfat Nalbantoğlu’nun bu konular hakkında bilgi sahibi olduğunu, Ersu Hızır ile ilgili Aziz Kocaoğlu ile defalarca görüştüğünü, ancak bir türlü sonuca ulaşamadığını biliyor musunuz? Kendileri il başkanıdır bu arada… Yani partinin İzmir’de Kılıçdaroğlu’ndan sonraki birinci adamı…

NOT 5: Bornova Belediyesi’nin şirketi İZBAŞ ekibin eline mi geçmeye başladı?

Egenin Sesi 06 - 09 - 1010

3 Eylül 2010 Cuma

Yakışır Bir Eylem: Sansür...

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yazdığım www.egeninsesi.com adlı siteye ve yazılarıma uygulanan sansürü anlamakta zorlanıyorum. Bu sansürü Genel Sekreter Ersu Hızır’ın koydurduğuna eminim. Tabii ki kendine göre haklı gerekçeleri var. Böyle bir yazının kendi çalıştığı kurumda çalışanlar tarafından okunmamasını isteyebilir. Ancak Hızır’ın üzerinde bir başka makam var. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı doğru, dürüst Aziz Kocaoğlu… Acaba Kocaoğlu, kendi kurumunda böyle bir sansürün uygulanmasından haberdar mı? Haberi yok ise durum vahim. Haberi var ise durum çok daha vahim.
Peki ya kurumun diğer üst-düzey bürokratları?
Onları da devekuşu 1, devekuşu 2, devekuşu 3 şeklinde mi tanımlamalıyım bundan sonra…
Sansür uygulamasının yanlış olduğunu belediye başkanına anlatacaklarına, arkadaşlarına telefon edip yazının kopyasını aldırıyor, kendilerine e-mail attırıyorlar, okumak için.
Ama nedense kimse, “Bu nasıl bir sosyal demokrasidir. Biz sansürcü müyüz?” diye sormuyor.
Sansürün nedeni nedir?
Bazı şeyleri gizlemek… Demek ki ortada bir şeyler var ki; gizlenilmek isteniyor.
Ben kendi yazılarımın altına bana yapılan eleştirilerin tümünü kullanıyorum. Hiç de gocunmuyorum… Çünkü ben netim… Net olamayanlar düşünsün…
Gelelim yazının oluşturduğu Richter ölçeği ile 7.5 şiddetindeki depreme…
Konunu doğruluk ya da gerçekliği üzerine bundan böyle bir şey söylememe gerek yok. Zaten telefon eden yüzlerce kişi durumun vehametini kavramış durumda.
Beni ilgilendiren Aziz Kocaoğlu’nun duruşu…
Yan mı duruyor, dik mi? Eğildi mi yoksa…
Belki de sürünme pozisyonuna geçmiş, kendisini gizlemeye çalışıyordur.
Ancak gördüğüm kadarı ile hala çok rahat. Bornova’da referandum kampanyasında Bornova ilçe saymanı ile tavla oynuyor, ilk maçı kaybediyor, ikinci maçta 3-0 yenikken terk ediyor. Bakana olaylı açılış nedeniyle yüzlerce kez özür diliyor, hani utanmasa diz çökecek…
Yeri gelmiş iken Aziz Kocaoğlu için CHP İl Başkanı Rıfat Nalbantoğlu’nun bir anekdotunu aktarayım, büyükşehir belediye başkanımızın hayata nasıl baktığını daha iyi anlamak için…
“ Çiğli eski Belediye Başkanı Ensari Bulut o dönemler çok sıkışık. Belediye için Aziz Kocaoğlu’ndan 3 trilyon lira istiyor. Aziz, “Bugün git, yarın gel” diyor, Çiğli Belediyesi için kılını kıpırdatmıyor. Bulut çaresiz o dönemin il başkanı Nalbantoğlu’nun kapısını çalıyor ve derdini anlatıyor. Nalbantoğlu o zamanlar Kocaoğlu ile iyi… “Ya başkan. Adam zorda, yardım et” diyor. Kocaoğlu’nun yanıtı hazır: “Bakarız.” Gel zaman git zaman, Bulut yeniden Nalbantoğlu’nun kapısını çalıyor. Nalbantoğlu da son kez Aziz ile görüşmek için gidiyor ve “Ya Ensari yine geldi. Adamın durumu hayli kötü… Ben şahsi paramdan 1.5 trilyon lira verdim. Sonra ödeyecek. Sen de belediye kasasından 1.5 trilyonu Çiğli Belediyesi’ne gönder” diyor. Kocaoğlu, Nalbantoğlu’na dönüyor, bir elini yumruk haline getiriyor, diğer eli ile yumruk halindeki eline şaplatıyor; “Nah alırsın sen 1.5 trilyonu Ensari’den. Gitti senin para” uyarısında bulunuyor.”
Bu anekdoku bana anlatan Nalbantoğlu konuyu şöyle bitiriyor: “Adam başka gezegende yaşıyor. Benim 1.5 trilyon nakit param olduğunu düşünüyor. Tabii kendisi bir çırpıda çıkarıp verebilir bu parayı ya. Herkesi kendi gibi zannediyor.”

NOT 1:Benimle yemeğe çıkmak için telefon eden yüzlerce kişiye çok teşekkür ederim. Uzun süredir görüşmediğim insanlar bile aradı…

NOT 2: Yazılarımı küstah ya da kışkırtıcı olarak tanımlayanlar var. Mümkündür, bu bir yazı stilidir. Ama yaşamımda hiç de öyle değilim. Tanıyanlar iyi bilir. Sizi de ikna etmek zorunda değilim açıkçası.

NOT 3: Her tür tekzibe ve yasal sürece hazırım. Ancak dava açacak arkadaşların sayısının fazla olmasını öneririm. Böylece kazandığım davalar sonucunda açacağım yüksek ölçekli tazminat davalarından kazanacaklarım ile Peru-Bolivya-Paraguay gezisi planlamaktayım. Ya da Tayland’a çiçek sulamaya giderim. Kocaoğlu’nu da davet ederim. Gide gele, oraları iyi öğrendi çünkü… Bana da mihmandarlık yapar

NOT 4: Dünkü yazımda bir anketten söz etmiştim. CHP Genel Sekreteri Önder Sav neden İzmir’i kısa süre içerisinde iki kez ziyaret etti. Nedeni bir anket… Çantasında bulunan bir anket… Çok az sayıda CHP’liye gösterdi bu anketi Sav. Ankete göre referandumda Türkiye bazında hayır oyları son yerel seçimlerde il genel meclisi sonuçlarına göre CHP ile MHP’nin toplam oylarına yakın seyir ediyor. Hatta bazı bölgelerde hayır oyları iki partinin toplam oylarını geçmiş durumda. İki il hariç… Çanakkale ve İzmir… Her iki ilde de sonuçlar il genel meclisi toplamından çok düşük. İzmir’de durum ise daha vahim… Yüzde 49 ile yüzde 51…
Bunu ben değil Sav’ın çantasındaki anket söylüyor. Sav da İzmir’deki bu düzensizliği ortadan kaldırmak, örgütü çalıştırmak için tekrar İzmir’e geldi.
Peki, İzmir neden düşük çıkıyor?
İşte size 5 neden…
1 – İzmir CHP’yi ele geçiren ekip anlayışına karşı duruş.
2 – Başta İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin durumu
3 – Yerel seçimlerde AKP olmasın diye CHP’ye oy veren İzmirli liberaller ve merkez sağın referandum sürecine farklı bakmaları.
4 – İzmir’deki sol bakışın CHP’nin zihniyeti doğrultusunda hareket etmemeleri.
5 – BDP’nin Güneydoğu’dan farklı olarak İzmir’deki tabanına söz geçirememesi.

Tabii İzmir’deki olası başarısızlıktan en çok etkilenecek yapının Önder Sav ekibi olduğunu da unutmamak gerekiyor.

***

NOT 5: Nivent Kurtuluş bir yazı göndermiş. Aşağıda olduğu gibi yayınlıyorum.
Sayın Gençel
Son yazınızdaki cesaretinizi bir kez daha kutluyorum siz gerçekleri kaleme alarak unuttuğumuz özlediğimiz ender kalemlerdensiniz. Bu yazınızdan sonra size ne olacak diye endişe duymadan da edemiyorum internet gazetenizde ani kesilmeler mi olur baskı telefonlarımı yağar bilinmez bence sizde olaylar yatışana kadar ESHOT müdürü gibi Datça’ya gidin oh deniz kum tadını çıkarın sizin gibi insanları rahat bırakmazlar benden söylemesi.
Bu yazınızdan sonra size Belediyenin yandaşları birçok yorum yazacak istedikleriniz mi olmadı, çıkarlarınızı koruyamadınız mı diye. Bence bu yorumları yazan, kişilere sormak lazım benim bildiğim üç yıldır belediyede olan gelişmeleri net olarak kaleme aldınız üç yıldır size gelip nemalanmanız için koskoca belediye bütçesinden bir akış sağlanamadı mı? Bırakın beyler bu nemalardan ne yazık ki birçok kalem faydalandı da siz mi yapamadınız demek ki bazı kalemler hala var siz ve sizin dışında hala görevlerinin başındalar yazıyorlar ve yazmaya devam edecekler. Her kes satın alınamaz. ATATÜRK’ÜN SÖYLEVİ” BEN BU MİLLETE HERŞEYİ ÖĞRETTİM, BİR TEK UŞAKLIK YAPMAYI ÖĞRETEMEDİM” Siz ve sizin gibilerin yolu açık olsun Uşaklığı bilmediğiniz sürece.
Büyükşehir Belediyesinin 2. Adamı konumundaki Sn Ersu HIZIR’la olan söyleşinizde, Belediyede her şey KARMAN ÇORMAN son müfettiş soruşturmalarının birinde, bir belgenin eksikliğinden dolayı büyük riske girecekti demesi bile MUAMMA belediyedeki belgeler, saklanıyor mu? Yine aynı söyleşinizde kendisinin belge veremeyeceğini ancak İZSU, İZFAŞ, İZULAŞ, ESHOT ve İMAR’ ı işaret etmesi İzmir Büyükşehir Belediyesinin nasıl bir vahim durumda olduğunu göstermektedir. Metronun yakın zamanda biteceği ondan sonra İzmir’in küçük otobüslere ihtiyacı olacağı ve neden hala körüklü otobüslerin alındığını ve niçin soru, sorulmadığını söylüyor. Bu bir “SUÇ DUYURUSUDUR” İzmir Valiliği ve Cumhuriyet Başsavcılığı bunu suç duyurusu kabul edip derhal işlem başlatmalıdır. Yine Belediyenin ikinci adamı olan Sn Ersu Hızır bu işlerde birinci adam olan Büyükşehir Belediye Başkanının haberi olmadan yapılamaz kendisi ve yakın çevresi bu işin içinde. Sormaktan usandım daha ne bekleniyor Tüm belgelerin yok edilmesini mi bekliyorlar?
Şimdi bu yazdığım yazıların tüm sorumluluğunu üstleniyorum. İnsanların tahammül güçlerinin sonuna geldiği, noktadayım. Kendimi, değirmenlere karşı savaşan, Donkişot gibi hissediyorum. Elbette, bu yazdıklarımdan da, İzmir Belediyesi her zamanki gibi, rahatsız olmayacak halkın gücüyle geldik, hesap ortada aldığımız oy var, oysa yanıldığı bir şey var İzmir Halkı farklıdır İzmir Halkı vermesini bildiği gibi alaşağı yapmasını da bilir bu verilen oylar ATATÜRK’ ün Partisine, verilen oylardır sizlere değil.
Gelelim bu yazıyı yazmamdaki asıl konuya …,
Sn KILIÇDAROĞLU “İzmir’i dünya markası haline getirecek başkanı yürekten kutluyorum. Başkan KOCAOĞLU’nu çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum. Kentli kendine güveniyorsa, yöneticiler kendine güveniyorsa halka hesap vermeyi gerçekten onurlu bir görev biliyorsa İzmir’i marka yapmamak elde değil”. Sayın Başkan ciddi uğraşlar vermiş. İzmir Körfezinden denize girilmesini sağlayacak projeyi çok beğendiğini belirten Kılıçdaroğlu Aziz KOCAOĞLU Bilimi ve aklı baz alarak çalışmalarını sürdürüyor” Bu beyanları okuyunca önce güldüm sonra yok artık dedim Sn Kılıçdaroğlu inanmadığı, konunun arkasında durmaz dedim herhalde yanlış okudum dedim tekrar defalarca okudum ve hayret ve dehşete düştüm, neden mi? Evet sn DÜRÜST BAŞKAN çok ciddi uğraşlar verdi ……
Eskiden Koç Bayisi olduğu için önceliği Koç ailesinin Dünürü olan Giraud Ailesinin yerini Kademeli Birlikte Plan İlkelerini hiçe sayarak binlerce, konut alanına açtı . Bizim Başkanın ahde vefası vardır. Bunca yıl ekmeğini yemiş, buzdolabı, fırın, ocak satmış bu kadarını esirgemek günahtır dedi ve planlanmayacak yeri kendi önergesiyle meclise sundu ve geçirdi de. Ya, sonra ne oldu birileri uğraştı ama gerçekten çok uğraşı sonucunda, güm elinde patladı tek kendi elinde patlasa iyi koskoca meclis üyelerini de yaktı. Ve karar İzmir Büyükşehir Belediye meclisinin 14.12.2007 tarih ve 01.2455 sayılı Meclis kararı ile 3194 sayılı İmar Kanunu, Plan yapımına ait Esaslara Dair yönetmelik ve belediye Meclisi çalışma yönetmeliğine aykırı hareket edildiği, olayda sorumlulukları bulunan İzmir Büyükşehir belediye Başkanı Aziz KOCAOĞLU ve İzmir Büyükşehir Tüm Meclis üyeleri haklarında SORUŞTURMA İZNİ VERİLMESİNE. 4483 sayılı Kanunun 6. Maddesi uyarınca 04.05.2010 tarihinde karar verildi. Peki, ne oldu dersiniz? Hemen Dürüst Başkanımız kapısından içeri almadığı o dönemin eski meclis üyelerine hemen bir kahvaltı düzenledi ve ellerine hazırlamış oldukları savunma kâğıtlarını tutuşturdu. Hatta üyeler hemen imzalayıp versinler diye de hazırlanan kâğıtlardaki imza bölümlerinde bile isimleri yazıyordu. Bu ne hız Başkan keşke kabahatlerinizi örterken gösterdiğiniz, bu hızı İzmir için gösterseydiniz ne güzel olurdu. Yargıya intikal etmiş, Bayındırlık muakkiplerinin ve müfettişlerin hazırladığı raporlara göre bu konudan kolayca sıyrılmanız söz konusu olamaz diye düşünmekteyim. Cumhuriyet Halk Partisinin sürekli arkasında durduğu ve bu yüzden güvenlerimizi kazanan söylevi “YARGIYA MÜDAHALE OLMAMALI “.
· Sn KILIÇDAROĞLU’ nun çok sevdiğim sözü ” KİMSENİN HAKKINI YEDİRTMEM, DEVLETİN İMKANLARIYLA, SEÇİME GİDİLMEZ ” Gidilmezde, seçim öncesinde, Grand Plaza A.Ş 27.02.2009-29.03.2009 tarihleri arasında seçim bürolarına gönderilen malzemelerin 23 Nisan şenliklerinde kullanılmış gibi gösterilmesi. Yine seçim öncesi tanıtım filmi olan” İŞİMİZ İZMİR GÜCÜMÜZ İZMİR “filminin parası Belediye kasasından ödendiği bir yana ihaleyi kazanan İstanbul firması (İzmir’de Reklam ajansı olmadığından) ihaleyi kazandıktan bir iki gün içinde filmi teslim ediyor. Ben yıllardır reklamcılık yaptım birçok tanıtım filmi çektim ama hiçbir filmi bir gün içinde teslim edemedim bu benim beceriksizliğim mi yoksa önceden film çekilip ardından mı ihale yapıldığından mı? işte bu kocaman bir soru işareti. Eğer bu soru işareti olmasaydı 14.07.2010 tarihinde bu konuyu incelemek üzere Bakanlıktan Mülkiye Başmüfettişi gelir miydi? Diye sormadan geçemeyeceğim.
· Bir Belediye Başkanı düşünün vatandaşı vergi kaçırmaya teşvik etsin, düşünmenize gerek yok Dürüst Başkanın Gazetecilere verdiği kendi beyanı “Belediye şirketlerinin kar etmesi tekrar vergi vermek anlamına geliyor,vergi vermeyecek şekilde Belediye ile şirketleri arasında ilişkileri sürdürmek zorundayız .Zaten vergiyi harcıyorum verginin vergisi olmaz Fes giydirmiyoruz yani.Ama biz vergi vermeyecek şekilde belediye ile şirketler arasında ilişkileri sürdürmek zorundayız .Bunun mümkün olanı var mümkün olmayanı var.Mümkün olan şekilde vergi vermemeye ve kar göstermemeye çalışıyoruz suçsa suç. Diyen bir Belediye başkanı ve İzmir’e gelen Sn Kılıçdaroğlu Başkanın çalışmalarından dolayı kutluyor bu ne garip bir çelişki, hani bu olay Mülkiye Başmüfettişi tarafından 10.06.2010 tarihinde incelemeye alınmamış olsa bilinmiyor diyeceğim. Bu arada bu konuyla ilgili suç duyurusu yapıldığından hemen sonra sn Aziz KOCAOĞLU gazetelere beyanlar vermeye başladı “VERGİ KAZANCIN BEREKETİNİ ARTIRDIĞINI ve HELALLİĞİNİ GETİRDİĞİNE İNANDIĞINI SÖYLEDİ”.Ne yazık ki çok geçti tekzip süresini kaçırmıştı yapacak bir şey yok.
· İZ BETON Pınarbaşı’ndaki taş ocağı yönetmelikte yer alan 100.000 metre küp taş mıcır üretebilir hükmünün dışına çıkılarak izinsiz bir şekilde kapasiteyi aşmasından dolayı çevre koruma ve kontrol dairesi başkanlığı, tarafından olaya el konularak, Bornova Belediye Başkanlığı tarafından ruhsatın iptaliyle Büyükşehir Belediyesince mühürleme işlemi yapılmayarak bir de üstüne ödül verircesine 28 Aralıkta açtığı ihalede Ruhsatı iptal olan, Taş ocağından 3.600.000 TL tutarında mıcır almıştır. Bu Konuda yine, Mülkiye Başmüfettişi tarafından 14.07.2010 tarihinde inceleme için Büyükşehir Belediyesine gelmiştir.Duyumlarına göre bu konu sorulduğunda ise, ucuz alım yaptık denmesin mi .?
· İzmir Büyükşehir Belediyesi Dürüst Başkanı sn Aziz KOCAOĞLU’nun Baş Danışmanı kadrosunda görevlendirdiği ve aynı zamanda İzmir Büyükşehir Belediye Meclisinde 2002-2009 yılları arasında meclis üyeliği yapan ve dört yıl İmar Komisyonu Başkanlığını da yürüten , Yetkili ve Etkin kişi olan Sn Bilgin ERÜNAL %10 luk hissesi olan yeri imardan tereyağından kıl seçer gibi geçirmek. Beni asıl şaşırtan konu 1/5000 ölçekli planda yapılan değişiklik talebinin sadece söz konusu parsele yönelik olması ve üst ölçekli planlarda sadece bir parsele yönelik değişiklik yapılmamasını savunan İzmir Büyükşehir Belediyesi Dürüst Başkanı Sn Aziz KOCAOĞLU’ndan icazet alınarak,İmar Komisyonundan böylesine Marjinal ve Plan İlke Esaslarını bozan bir değişiklik talebinin olumlu karar ile geçmesidir.Bu değişiklikle Baş danışmana ve maliklerine büyük rant artışı tartışılmaz bir gerçektir. Hani Başkanım, kişilere özel rant sağlayıcı planlarda yoktunuz. Bu nedir? Niye plan hala askıya çıkamadı sizde anladınız mı? Yoksa KORKTUNUZ MU ?
· 16.04.2010 tarihli İzmir Büyükşehir Belediyesi meclisinden oy çokluğuyla geçen 13-21. Maddelerinde yer alan Urla Nazım imar Planındaki gerek parsel büyüklükleri gerekse yapılaşma koşulları açısından getirilen daha doğrusu Urla’ya tanınan bu ayrıcalıkçıkların, 16.04.2010 tarihli plan notu değişikliği ile devam etmesini sağlamak ise İl genelinde Eşitsizlik ve Haksızlığı ortaya koymakta, bu eşitsizlik Meclis’çe karara bağlanmakta yani Urla içinrant sağlamak suretiyle görevi kötüye kullanmak değildir de nedir. Üstelik ağaçlandırılacak alanda bunu yapmanız .
· 02.11.2006 tarih ve 112 sayılı kararıyla kabul edilen Altındağ mahallesi 5 pafta 324 parsellerde imar planı değişikliği için 11.02.2008 tarih ve 01.492 sayılı İzmir Büyükşehir Meclis kararıyla onaylanan kararla ilgili İç İşleri bakanlığınca soruşturma açıldı.
· 26 Şubat 2010 Tarihinde Yapı zirvesinde sorduğunuz soruyu hatırlatmadan edemeyeceğimHER YAPTIĞIMIZ YANLIŞMI Evet başkanım yukarıda madde,madde yazdığım ve daha benim bilemediğim konulara bakıldığında ne yazık kiHER YAPTIĞINIZ YANLIŞ gibi duruyor nerden bakılırsa bakılsın sonuç DEĞİŞMİYOR. Sizin ve Kurmaylarınızın cephesinden nasıl görünüyor?
· Yine 26 Şubat 2010 Yapı Zirvesinde Bayındırlık ve İskan Bakanı Sn Mustafa Demir’e hitaben aynen şöyle dediniz “İmarda Sağlık ve Eğitim tesisi olarak,ayrılan alanları yasa gereği özel sektör yatırımlarına ayıramadıklarını belirterek Bayındırlık ve İskan bakanlığı olarak, en azından şahıs arazilerinin “ÖZEL EĞİTİM ve ÖZEL SAĞLIK YATIRIMLARI olarak belirlenmesinde çok BÜYÜK FAYDA GÖRÜYORUZ. ÇÜNKÜ TIKANMIŞ DURUMDAYIZ “. Sağlık ve Milli Eğitim bakanlıkları,”yatırım yapamayacağım” diyor ama Özel Sektöre biz buraları veremiyoruz. Peki Başkanım sormazlar mı size Bayındırlık ve İskan Bakanlığı olarak planladığım “ HUZUR EVİ REHABİLİTASYON ÖZEL SAĞLIK TESİSİ “ planlanan yeri hangi amaçla Mahkemeye taşıyorsunuz diye bu ne çelişkidir. Evet şimdi net bir şekilde söylüyorum ne Yazık ki sizin söyleminiz olan şeyi doğruluyorsunuz, sormanıza gerek yok ki “HER YAPTIĞIMIZ YANLIŞ MI “ diye
Yıllardır metroyu bitirmeye çalışıyorsunuz “İlk Metro ihalesine katılan ALARKO Firması ihaleden çekilirken bildik iki satırlık teşekkür mektubu yerine iki tam sayfa yazı yazmış söylenene göre bu mektup da yer alan metinde “Bu şartnameyle bu ihalenin yapılamayacağı yapılsa bile bitemeyeceği” hususunda uzunca bir mektup, yazmış. Demek ki boşuna büyük işler yapan bir kuruluş değilmiş ki çok önceden sizlerin göremediği öngörüyü görmüş. Hatay’da yaşayan bu çileyi çeken insanlar size bu oyları verdi sizin görmek istemediğiniz bu çileyi buranın insanları çekiyor her sabah işlerine giderken. Büyükşehirde değil de Doğunun en ücra kısmında kalmış köy yollarındaki gibi, cambazlık, yaptırmaya hakkınız yok. Ben sizin yerinizde olsam tüm kurmaylarınızla birlikte Hatay’da birer daire tutardım aynı çileyi sizlere oy vermiş bu insanlarla birlikte çekerdim, belki bu insanları biz nebze rahatlatırdı. Ama nerde tek başınıza Hatay esnafını bile ziyaret edemiyorsunuz bile...
Sayın Başkana ve Bürokratlarına, soruyorum sizler hiç İzmir’de otobüse bindiniz mi? Hiç sanmıyorum evet bende binmiyordum ancak sizler sayesinde İzmir’e yatırım yapacağım diye tüm varlığımı satana kadar ben de binmiyordum şimdi ne yazık ki biniyorum diyorum sebebi çok açık Büyükşehirdeki otobüsler de klimalar çalışmıyor sıcaktan otobüs şoförleri kapıları açık gidiyor bunaltıcı sıcaklarda, şoförlerin bu şartlarda kaza yapması çok doğal… Bir yığın otobüs aldığınızı açıkladınız gururla ne oldu o otobüslere, birçoğu arızalı çıktı Garanti sürelerini de bitirmişiniz şimdi ne olacak vatandaş eski otobüslerde pişmeye devam mı edecek. Peki bizlerin paralarıyla alınan bu otobüslerin garajlarda yatmasının hesabını kim verecek? KAMUYU ZARAR ETTİRMİŞ BULUNUYORSUNUZ BUDA SUÇ ama siz daha önce vergi hususunda söylediğiniz gibi SUÇSA SUÇ demeye devam mı edeceksiniz yoksa birileri bu işin demi peşinden gidecek sizi soruşturmaktan yoruldu Başmüfettişler belki ileride İzmir için ayrı bir kadro oluşturulur nereye el atsak altından bir şey çıkıyor.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına Bilgi edinme masasından yazı yazıldığında ancak cevap veriliyor çünkü cevap vermemek suç olduğundan. Verilen cevaplar sorduğunuz sorunun cevabı olmuyor, peki ne yapıyorsunuz tekrar aynı birime bu benim sorduğum sorumun cevabı değil dediğinizde ise “4982 sayılı kanun ve Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmeliğin 18.maddesinde daha önce cevaplandığı halde aynı kişiler tarafından yapılan tekrar mahiyetindeki başvurular işleme konulamaz denmektedir, diye cevap alıyorsunuz. Kısaca bilgi edinme hakkınız bir şekilde sabote ediliyor ustaca.
Sn Arıtman Ercan Tatı’nın disiplin kuruluna sevki ve partiden ihraç olması kararı için şunları söylemiş “ Bu karar kamuoyunun vicdanını derinden sarsmıştır. Alınan kararın hiçbir hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Sn Ercan Tatı hakkında hiçbir hukuki işlem olmamasına rağmen böyle bir kararın alınması Buca Halkına saygısızlıktır “
Şimdi CHP nin MYK sına soruyorum Sn Ercan Tatı’nın disiplin kuruluna hakkında hukuki hiçbir işlem bulunmayan bu kişiye ihraç kararı çıkıyor da hakkında birçok hukuk yolu açılmış Sn Aziz Kocaoğlu için bir şey yapmak bir yana Sn KILIÇDAROĞLU bu kişiyi öve, öve bitiremiyor. Bu nasıl bir çelişkidir anlamakta zorlanıyor ve DEHŞETE kapılıyorum.
Sn Alahattin YÜKSEL ile geçtiğimiz yıl ofisinde ziyaretine gittim ve Aziz KOCAOĞLU ile ilgili suç dosyalarını gösterdim beni sabırla ve büyük bir nezaket içerisinde dinledi, ve bu konuyla İlgileneceğini söyledi ama ne yazık ki ses çıkmadı. Bunu neden mi? Söylüyorum şimdi kendileri CHP nin meclis üyesi neden bu konu ile ilgilenmiyorlar da sn Tatı’yı disipline sevk ediyorlar bu dosyaları yakından görmüştü oysa.
Sn Rıfat Nalbantoğlu ile de görüştüm sağlık tesisi için, hayretle dinlediler. Burada yanlışlık var olur mu öyle şey ben Sn Başkanla görüşeceğim merak etmeyin sizi küstürmeyeceğiz dediğinde ise benim durumumda olan başka sağlık tesisinin yapımı da engellendi dediğimde ise yok artık birde ben dinleyim bu kişiyi her iki problemde çözülür merak etmeyin. Olayın akıbetini öğrenmek için aradığımda ise hiçbir telefonuma yanıt alamadım
Sn Nalbantoğlu “İzmir’de nasıl miting yapılır bunu herkese göstereceğiz” Peki yatırımcı nasıl kaçırılır mitingini ne zaman yapacaksınız?
Sn Kemal KILIÇDAROĞLU size defalarca suç duyuruları olan dosyaları e-mail adresinize attım özel kaleminizden teyit aldım. O zamanlar CHP Partisinin Genel Başkanı değildiniz yolsuzlukların üzerine giden Ankara Belediyesinde olan yolsuzlukları dosyalarla büyük hararetle tartışıyordunuz işte bu yanınıza güvenip yolladım bir kere bile dönmediniz. Sizde biliyorsunuz Aziz Kocaoğlu’nun suç duyurularını ve bunların yargıya intikal ettiğini de biliyorsunuz da nasıl oluyor da Aziz KOCAOĞLU’na “Teşekkür ediyorum ciddi uğraşlar vermiş” diyebiliyorsunuz, insanların gözlerinin içine bakarak.
Adana Belediye Başkanı Sn Aytaç DURAK neden görevden alındığını aynen gazete çıkan metini noktasına virgülüne dokunmadan aşağıda aktarıyorum.
“İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak, eşine ait arsanın değerini imar değişikliği yaparak 44 kat artırdığı gerekçesiyle yargılanıyor. Adana 11. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada Aytaç Durak ve eski dönem ve yeni dönemde bazı belediye meclisi üyeleri hakkında, 'görevi kötüye kullanmak' suçundan 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Cumhuriyet Savcılığı tarafından ''görevi kötüye kullanmak'' suçundan haklarında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istenen Aytaç Durak ve 55 şüpheli hakkında hazırlanan iddianame, "Müfettiş incelemesinde 1/5000 ölçekli nazım imar planında bulvara cephesi olan adaların yola bakan kısımlarının ticaret alanı olarak, arka kısımlarının konut alanı olarak gösterilmiş olmasına rağmen, 1/1000 ölçekli imar planı değişikliğinde böyle bir ayrım yapılmaksızın adaların tamamının ticaret alanı olarak gösterildiği ve bu durumun plan yapımına ait esaslara dair yönetmeliğin 30. maddesine aykırı olduğu gibi Adana Büyükşehir Belediye İmar Yönetmeliği'nin madde 4.001/C-2B hükümlerine de aykırıdır.'' denildi.
İddianamede, ''Söz konusu işlemlerden dolayı Durak'ın yapılan usulsüz imar değişikliğinden sorumlu olduğu, plan değişikliğini öneren Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Hasan Gülşen'in, hazırlayan İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Özlem Kulak'ın, kabul edip imzalayan meclis üyeleri şüphelilerin Fahriye Durak'a yüksek miktarda rant sağlamak suretiyle görevlerini kötüye kullandıkları'' ileri sürüldü”.
Bu haber 11/06/2010 tarihinde eklenmiştir
Şimdi, CHP Partisinin Yöneticilerine soruyorum, Bizim DÜRÜST BAŞKANIN Aytaç Durak’ın yaptıklarından eksiği yoktur fazlası vardır da nasıl hakkında bir işlem yapılamıyor da TATI için yapılıyor. Demek istenildiğinde yapılabilinir bir meselenin üstü örtülüyor. Bu nasıl bir anlayıştır ne için bu kadar koruma altında. İzmir Halkı aslında her şeyin farkında ama elden bir şey gelmiyor. Lütfen artık bu işe el koyun ATATÜRKÇÜLÜK MASKE TAKMAKLA OLMUYOR ONUN İLKELERİNİ YAŞATMAKLA OLUYOR BU YAZILANLARI İHBAR OLARAK DEĞERLENDİRİN VE İNCELEMEYE ALIN . TÜM DOSYALARI E-MAİL OLARAK ATTIM GEREKİRSE ELDEN TEKRAR VERMEYE HAZIRIM.
Mahalli Basın, Yerel Basın niçin bu olayları kaleme almıyor? Mülkiye Başmüfettişleri günlerce Büyükşehir Belediyesinde soruşturma yürütüyor sadece internet medyasında yer alıyor. Anadolu Haber Ajansının geçtiği haber neticesinde BU KADARDA OLMAZ. İmar planı değişikliği geri çevrilen iş kadınının şikayetleri üzerine Mülkiye Başmüfettişi Vahdettin Özcan Belediyeyi Mercek altına aldı.İSTEĞİ OLMADI MİSİLLEME YAPTI. Keşke herkes benim gibi hakkını savunsa da İSTEMEYÜZ, BEN YAPTIM OLDU tavrını yok edebilse.
Bu güne kadar sadece dosyalar üzerinden suç duyurularımı yaptım sürekli takipteyim. Dudak uçuklatan daha birçok belge var dayanaklarını netleştirmeyi bekliyorum. Bunları neden mi yapıyorum? Hayalimi, altı yılımı, işimi çaldılar benden. Elbet kazanacağım davamı bunun için uğraş veriyorum ya sonra bu yatırımı yapacak mıyım? ASLA KAZANDIĞIM GÜN ÇOK SEVDİĞİM İZMİR’İME VEDA EDECEĞİM. Sn Başkan bu kadın niye feryat ediyor nereye yaptırmayız demişiz bir gidip bakalım, demedi bile.
Basın mensupları da burası neresidir diye merak etmedi her nedense.
Şimdi İzmirlilere soruyorum takım tutar gibi parti tutmayalım elbette partinize sahip çıkın ancak
OLAYLARI GÖRMEZDEN GELMİYELİM BURASI BİZİM GÜZEL İZMİRİMİZ GÖLGE DÜŞÜRENLERİ BAĞRIMIZA BASMIYALIM.
SONUÇ OLARAK SÖYLEMİYORUM HAYKIRIYORUM!
EVET, BEN SUÇLUYUM
DOĞUP BÜYÜDÜĞÜM GÜZEL İZMİR’E TÜM KAZANIMLARIMI GETİRDİM DİYE
HERKES GİBİ DEVLETTEN KREDİ ALMADAN YATIRIMIMA BAŞLADIM DİYE
BU UĞURDA TÜM MAL VARLIĞIMI SATTIM DİYE
TÜM KURUM OLUR GÖRÜŞLERİ ALDIM DİYE
HİÇ BİR PARTİYE MENSUP DEĞİLKEN AK PARTİDEN TEK BİR TANIDIĞIM OLMAMASINA KARŞIN AK PARTİLİ İLAN EDİLDİM DİYE
HUZUREVİ REHABİLİTASYON MERKEZİ YERİNE RANTA DAYALI KONUT YAPMADIM DİYE
DAĞIN TEPESİNİ, RANT YAPMAYAN YERİ PLANLAMAYA KALTIĞIM İÇİN
MADALYA BEKLERKEN HAPİS CEZASI ALDIM
EVET BEN SUÇLUYUM
Sn KILIÇDAROĞLUNA GANDHİ İSMİNİ UYGUN GÖRMÜŞLER. Gandhi’nin özlü sözlerini kendilerine hatırlatmak isterim.
HER SABAH KALKTIĞIM ZAMAN
KENDİ KENDİME SÖZ VERİRİM
DÜNYA ÜZERİNDE VİCDANIMDAN BAŞKA
KİMSEDEN KORKMAYACAĞIMA
KİMSENİN HAKSIZLIĞINA BOYUN EĞMEYECEĞİME
ADALETSİZLİĞİ ADELETLE YIKACAĞIM
VE MUKAVEMET ETMEKTE ISRAR EDERSE
ONU BÜTÜN MEVCUDİYETİMLE KARŞILAYACAĞIM
SİZ KENDİ ELİNİZLE TESLİM ETMEDİKÇE
SENİ TAKİP EDECEĞİNE ADELETLE, HAREKET EDİP
TEK BAŞINA KAL DAHA İYİ
BİR İNSAN GERÇEKTEN UYUYORSA UYANDIRMAK MÜMKÜNDÜR
AMA EĞER UYUMUYORDA UYKU TAKLİDİ YAPIYORSA,
DÜNYANIN BÜTÜN GAYRETLERİNİ SARF ETSENİZ DE NAFİLEDİR.

Egenin Sesi 03 - 09 - 2010

1 Eylül 2010 Çarşamba

Büyükşehir ile ``Yemekteyiz`` Programı...

Aslında bu yazıyı bir ay önce kaleme alacaktım. Söz verdim bekledim… Sonuç değişmediği için gönül rahatlığı ile yazıyorum.
Olay bundan 1.5 ay önce bir telefon ile başladı. Hakkında bazı belgeleri elimde bulundurduğumu iddia ettiğim ve dip notlar ile bu iddiaların bir bölümünü kaleme aldığım İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Ersu Hızır’ın talimatı çerçevesinde telefon edildi, Hızır’ın benimle bir akşam yemeğinde birlikte olmak istediği ifade edildi.
Şaşırdım. Zira Hızır’ın ketum biri olduğunu, kendisine yakın isimler dışında gazeteciler ile yemek yemediğini biliyordum.
Doğal olarak yemeğin konusunu ve bu yemekte gazetecilik açısından kazancımın ne olacağını sordum.
Aldığım yanıt açıktı.
“Ersu Bey büyükşehir belediyesinde yaşananlar olumsuzluklar konusunda sizi aydınlatacak ve bunu bazı belgelerle kanıtlayacak.”
Bir kurumun ikinci ismi ile kurumdaki skandalları konuşmak, bu konuda kendisinden belge almak cidden önemliydi.
Hemen kabul ettim yemek teklifini…
Bir akşamüzeri saat 20.00’de Çankaya’da Gürel Rezidans’taki Sipari Restoran’da buluştuk.Yemeğe 10 dakika erken geldiğim için garsonların isteği ile açık havadaki bölümde bir masaya oturup beklemeye başladım.
10 dakika sonra garson Ersu Hızır’ın geldiğini ve beni masasında beklediğini söyledi. Yemek salonu kapalı bir mekan, özel bir odaydı ve içeride tek bir masa vardı.
Kendimi Bond filmlerinde oynuyormuş gibi hissettim. Güvenlik açısından çok steril ortamda bilgi alışverişinin gerçekleştirilmesine alışık değilim de...
Biraz tedirgindi Hızır…
Haklıydı aslında. Ne de olsa hep yandaş gazeteciler ile birlikte olmuş, sadece söylediklerini kaleme almışlardı.
Bu kez karşısında büyükşehir koridorlarında olup bitenlerden bir nebze haberdar, bilgi ağı geniş, muhalif olarak adlandırılan bir gazeteci vardı.
Bir iki tekledikten sonra mesajlarını vermeye başladı.
Aslında kendisi ve ekibi ile de ilgili sormayı planlamıştım. “Kuş kafese girdi, şimdi ilk yemekte ürkütüp kaçırmayalım. Kendisi dışındaki konular hakkında bilgi ve belgeleri alalım. Bir diyalog geliştirelim. Daha sonraki buluşmalarda ekibi ile ilgili sorular da sorarız” diye düşündüm.
Yemekteki ilk tespit çok önemliydi. Şöyle diyordu Hızır.
“Belediyede her şey karman çorman… Son müfettiş soruşturmalarının birinde bir belge eksik… Her tarafa bakıldı. Belge bulunamıyor. Neyse ki, altına imza attığım bütün belgelerin fotokopisini alıyorum. Eğer bu belge bende çıkmasa, belediyenin en üst düzeyi toptan çok büyük yasal sorun yaşardı. Eski genel sekreter Hasan Fehmi Mani’nin bana en önemli öğretisidir bu. O nedenle odamda 8-9 klasör belge var. Ben olmasam İzmir Büyükşehir Belediyesi çok büyük bir riskin altına girecekti…”
Yemek devam ediyor…
Ben hala yumuşak ve sevecen dinliyorum genel sekreteri…
Sonunda dayanamıyor ve soruyorum…
“Bu yemeğin esası belediyedeki yanlışlıklar ve bunların belgelenmesiydi. Nasıl olacak bu?”
Tedirgin genel sekreterin böyle bir yemeğe pek hazır olmadığı dikkat çekiyordu. Kendisine yönelik çıkışlarımı bir şekilde durdurmak, biraz da benimle ilişki kurarak olayı dengelemek niyetindeydi.
Yanıtı açıktı:
“Ben belge vermeyeceğim. Ancak seni belge bulacağın kişilere yönlendireceğim. Bakacağın alanlar; İZSU, İZFAŞ, İZULAŞ, ESHOT ve imar…”
Skandalların yoğunlaştığı kaynaklar belli olmuştu ve nedense genel sekretere bağlı olmayan, Kocaoğlu’na yakın isimlerin bulunduğu kurumlardı bunlar.
Hızır bu kurumlarda belgeleri verecek isimleri de mesajlar halinde netleştirdi.
Burada soru sormam gerekiyordu:
“Peki, bu insanlara ulaştığımda bilgi ve belge vermekten çekinirler ise ne olacak? Size belgeleri almakta zorlandığımı söylediğimde devreye girip belge-bilgi akışını kolaylaştıracak mısınız?”
Yanıt beklediğim gibiydi.
“Sen başla, zorlandığın noktada devreye girerim.”
Mesajlar alınmış, bilginin ve belgelerin gelebileceği alanlara doğru yönlenmiş, genel sekreterin hedefindeki bürokratlar saptanmıştı.
“Mesela”dedi Ersu Hızır… “Metro yakın zamanda bitecek. Ondan sonra İzmir’in küçük otobüslere ihtiyacı var. Neden hala körüklü otobüs alınıyor. Bu konuda niçin soru sorulmuyor. ESHOT’un mal ve hizmet alımları neden Bursa ve çevresine kaydırıldı? İzmirli firmalar devrede olunca alınan komisyonların kokusu çabuk mu yayılıyor?”
Allah Allah ilginç değil mi?
Tabii ki bir sonraki sorum hazırdı.
“Ya büyükşehir belediye başkanı nerede, bu ilişki ağında?
Hızır bu soruyu da çok net yanıtladı:
“Bu işler birinci adamın bilgisi olmadan yapılamaz. Kendisi ve yakın çevresi de işin içindeler…”
Ne diyeyim başka…
Olay gayet açıktı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ikinci adamı, kurumun birinci adamını ve ona yakın bürokratlarını açıkça suçluyordu.
Onun da öğrenmek istedikleri vardı.
Hızır’ın da öğrenmek istediği şeyler vardı.
Bunlardan birincisi bugüne kadar yazdığım konulardaki bilgi kaynaklarım ve yazdıklarımın belgelere dayanıp dayanmadığı idi.
Benim de yanıtım açıktı:
“Yazdıklarımın tamamı belgelere dayanıyor. Kaynağım da tek değil. Büyükşehir koridorlarının tamamında sızıntı var. Her noktadan elime belge ve bilgi ulaşıyor.”
Hızır’ın öğrenmek istediği ikinci nokta ise bu tarz bir gazeteciliği neden yaptığım idi…
Haklıydı bu soruyu sormakta… Çevresindeki herkes bir beklenti içinde gazetecilik yaptığından, benim isteklerimi merak ediyordu.
Zengin olmak mıydı amaç? O zaman devreye girip yeterli nema sağlanabilirdi…
İyi bir yerde çalışmak mıydı? O noktada da etkili olabilirdi.
Kendisine öyle bir beklentiden söz ettim ki, Hızır’ın bu konuda adım atması mümkün değildi. Aslında bu beklentiyi tahmin ettiğini de söyledi.
20.00’de başlayıp 23.10’da sona eren yemek, fanatiği olduğu Fenerbahçe’nin maçını bile seyredemeyen genel sekreter için gerçekten zor olmuştu.
Mesajlarla belirlediği noktalara ulaşacağımı söyleyerek ayrıldım.
Bir gün sonra ilk işim Hızır’ın verdiği kurumlara ve isimlere yoğunlaşmak, oradan gelecek belge ve bilgileri elde etmekti.
Ancak nedense ulaşılan kişiler, değil belge vermek, bilgiyi bile paylaşmaktan çekiniyorlardı.
Bir haftalık araştırma sonucu buydu.
Ortada skandal yaratacak, İzmir’i sarsacak, Aziz Kocaoğlu ve ekibini çok güç durumlara düşürecek belgeler vardı. Ancak Hızır’ın önerdiği isimler bu belge ve bilgileri vermiyordu.
Bir hafta sonra, bu sistemin çalışmadığı bilgisini verdim ve belgeleri kendisinin toparlayıp tarafıma iletmesini istedim.
Aslında bir gün sonra pişman olmuştu benimle yemek yediğine Hızır. Ne de olsa elimde bu yazının konusu olan birlikte geçirdiğimiz bir akşam yemeği vardı.
Bilgi ve belgeleri kendisinin toplayacağı ve bana ileteceği bilgisi ulaştı elime…
Kendisi ile görüşmüyor, bir arkadaşım vasıtası ile iletişimi sağlıyordum.
Aradan 10 gün daha geçti.
Hızır’dan yine ses çıkmadı.
Arkadaşıma ulaştığımda, genel sekreter ile yemek yediğimin çevrede duyulmaya başlandığını, belge ve bilgi vermesi halinde genel sekreterin zan altında kalacağını, olayı soğutmak için zamanın geçmesi gerektiğini belirtti.
Biraz daha bekledim. Genel sekreterin “zamanın soğuması” tanımlaması çok muğlak idi… Bir ay da olabilirdi altı ay da…
Sonunda Ersu Hızır ile bir akşam yemeği yazısını kaleme almam gerektiğine karar verdim.
Nasıl olsa ulaşmam gereken kurumlar ve isimler belliydi. Onlara bugün ulaşmasam da o belge ve bilgiler bir başkaları tarafından süreç içerisinde bana aktarılacaktı.
Ancak böyle bir yemeği yazmak daha önemliydi. Bu yemeği ikinci bir kişi ile yemem mümkün değildi. Hele bu yemeği bir başkasının yazması olacak iş değildi.
Bir kurumun ikinci adamı ile birinci adamı arasındaki gerginlik, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki skandal dizisi, bu skandalların belgelenmesi her şeyden önde gelirdi.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu… Siz gerçekten 45 derece sıcakta bile kış uykusundasınız. Uyanmanız için Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmek için döktürdüğü toplar yetersiz kalır. Devekuşu misali kafanızı toprağa gömülü tutmaya devam ederseniz, açıkta kalan uzuvlarınıza yönelik her tür tehdidi önlemek mümkün olamayacaktır…
Çevrenize dönüp bir bakın ve büyükşehri gerçekten doğru dürüst yönetmeye çabalayın.
“Her şeyi ben bilirim”edasıyla ortalarda dolaşmanız sıkmaya başladı. Beni zaten sıkıyorsunuz. Sizinle böyle bir kenti paylaşmanın dayanılmaz ağırlığını yaşamak zorunda kaldığımı da yeri geldiği için buradan bizzat ifade etmek isterim. Aklınız ererse biraz Socrates okumaya çalışın. “Tek bildiğim şey, hiç bir şey bilmediğimdir” felsefesini algılamaya çalışın.
Gördüğünüz (görebiliyorsanız eğer) gibi arkanızdan bir sürü iş çevriliyor. Ve bunların büyük bölümü bana kadar ulaşıyor.

NOT 1: İZSU Genel Müdürü Ahmet Alparslan, İZFAŞ Genel Müdürü Doğan İşleyen, İZULAŞ Genel Müdürü Zeynel Canol, ESHOT Genel Müdürü Gül Şener, büyükşehir imar bölümündeki görevliler ve dahi komisyon üyeleri… Hızır’ın ifade ettiği belge ve bilgilere ulaşmam sanıldığı kadar zor değil. İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri’nin sizleri işaret etmesini dikkate almanız gerekiyor. Ne yaparsınız bilemem. Ağabeyiniz Kocaoğlu’nun arkasına mı saklanırsınız, gidip onun odasında ağlar mısınız? Ortada genel sekreterin söylediği bazı şeyler varsa yakında çıkar, bunu bilin… Ama genel sekreter ve ekibinin bilmediğimiz yamukları var ise onları da biz bilelim. Bakın sırf sizin için o gün akşamüstü, plaj voleybolu oynamak yerine, kavurucu sıcakta yazlıktan İzmir’e indim. Yani “Sizin için saçımı süpürge ettim” desem yeridir. Bu çabalarımın hakkını vermeniz gerekiyor değil mi?

NOT 2: Genel sekreter ile ilişkiyi sağlayan arkadaşıma… Bu yazıyı okuduktan sonra “Neden yazdın Süleyman” diye lütfen aramayın. Time is up. I can’t help anymore. Nedenlerini sıraladım. Söyleyecek başka sözüm yok.

NOT 3: Eğer Aziz Kocaoğlu yazılarımı belli bir süre durdurmak için bu yemeği şahsen planladı ve genel sekreteri kullandı ise gerçekten yapacak bir şey yok… Büyükşehir belediye başkanımız da dahil “Conspiracy Theory” konusunda İzmir’de çok sayıda başarılı insan olduğunu kabul etmek zorundayız. Ve bizim naif tavrımız bu tarz insanlarla mücadele etmemizi mümkün kılmıyor.

NOT 4: Zamanı gelince defterimin dürüleceğini söyleyen sportif genel müdür mü varmış büyükşehir sınırlarında. Ağabeyinin defteri dürülüyor, kendisine de sıra gelecektir… Merak etmeyiniz…

NOT 5: Bundan sonra kimse benimle yemek yemeyecek. Dolayısıyla bu yazıdan sonra “yemekteyiz” programını bir süreliğine rafa kaldırmam gerekiyor.

NOT 6: Haydar Bal’ın evinin altında Grand Plaza’nın deposu varmış. Adamdaki şansa bakar mısınız?

NOT 7: Büyükşehir yetkilileri Dünya Basketbol Şampiyonası’nın Türkiye ve İzmir için önemini şimdi kavradılar mı? Sonra gidip AKP’ye çatıyoruz. Başbakan Erdoğan bile zamanı olduğunda maçları izliyor. Başbakanın boş zamanı ile büyükşehir yetkililerinin zamanını mukayese mi etmeliyiz yoksa? Tabii ki başbakanın maçta olduğu için molalarda Rus kızlarının şovlarının yasaklanması da gerçekten tartışılması gereken bir durum. Ayrıca Halkapınar’da maçların oynandığı saatlerde büyükşehirden gelen kanalizasyon ekibi, yeni spor salonunun tıkanan foseptiği ve dahi akan çatısı…

NOT 8: “Yemekteyiz” programından sonra şimdi sırada “Yemekteler” programı var. Önder Sav’ın önceki günkü İzmir ziyaretinde verilen öğle yemeğinde Sıtkı Kürüm ile Önder Sav ve Abdürrezzak Erten bir kez bile selamlaşmadılar. Masalarda birbirlerinden ayrı yerlere oturdular. Bu üçlü kavga etmeden önce diz dize oturmayı çok severdi. Demek mesele hayli büyük… Bu üçlünün konuşmadıkları bilgisini masadaki diğer CHP’liler verdi. Yani o yemekte masada cep telefonları ile konuşanlardan çoğu bana bu bilgiyi vermek için arıyordu. Herkes bir izlemede, bir izlemede ki sormayın… Neyse benim çağrıma uydular da bu üçlü 45 saniye bir araya gelerek Karabağlar Belediyesi basın birimine “Birlikteyiz, birbirimizi hala çok seviyoruz” fotoğrafı verdiler. Biz de inandık. Bu şekilde yazmaya devam edersem belki bu üçlüyü yeniden barıştırabilir, ekibin devamlılığını sağlayabilirim değil mi?

NOT 9: Önder Sav’da yaşlanma belirtileri görüyorum. Ne demiş Sav, Ercan Tatı’nın MYK’da çıkan kararı için. “MYK’da kurulan komisyonun yaptığı çalışmadan sonra verdiği rapor doğrultusunda bunun disiplin suçu oluşturacak boyutunu gördük. Neticede MYK bir iddia makamıdır. O iddiasını yapar, yargılayacak olan YDK’dır.”
Hani partiye dün YTP’den gelen Rıfat Nalbantoğlu olsak, yiyeceğiz bu açıklamayı. Ama gerçek CHP’liler bilir ki, YDK (Yüksek Disiplin Kurulu), MYK’nın kararına karşı durursa GDK olur. Diğer ifade ile Gitti Disiplin Kurulu… Yani MYK kararına karşı çıkacak YDK üyelerinden hiçbiri milletvekilliği adaylığını aklına bile getirmesin… Bende de yakında bu makamı ziyaret edeceğim gibi bir düşünce gelişmeye başladı ya hayırlısı… Neyse ki benim bu makama ziyaretime neden olacak kişi veya kişilerin akıbeti, Alaattin Yüksel’in geçmişte yaşadıklarına da benzeyebilir.

NOT 10: Bir sonraki yazım sonuçları çok tartışılacak ilginç bir anketi hedef alacak.

Egenin Sesi 01 - 09 - 2010