Follow by Email

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

30 Temmuz 2010 Cuma

EKİBİN TARİHİ: HIRS, İSTEK, BEKLENTİ VE ŞANS (13) Yorumlara Yorum...

Ezilenler ve ezenler…
Yıllarca meseleyi sadece bu noktada çözümleyip ezilenlere destek çıktım, ezenleri eleştirdim.
1980 öncesi daha 17 yaşında iken Kürt hakları için daha çok mücadele veren sosyalist örgüt Kurtuluş grubu içinde çalıştığımda da yaptım. Rızgari, Ala-Rızgari gibi PKK öncesi Kürt grupları ile Kurtuluş içerisinde İstanbul Üniversitesi’nde birlikte mücadele ettim.
Bu nedenle 12 Eylül 1980’de işkencenin üst seviyelerini yaşadım.
Türkiye’de giderek artan yangına doğru çözümler bulmaya, bunları tartışmaya çalıştım.
Yıllar sonra CHP içerisinde yine bu ayırımcılığa karşı durdum. Hatta Abdürrezzak Erten’in geliştirmeye çalıştığı “Gri Proje”ye destek verdim. Sadece siyahlar, sadece beyazlar olmaz İzmir’de diye…
Şu sütunda bunu vurgulamak isterim. Yaklaşık 30 yıllık politik hayatımda sadece bir tarafın özeleştiri yapması ile bir çözüm üretilmiyor.
Bugüne kadar “Biz de yanlış yapıyoruz” diyen, elini taşın altına koyan doğu kökenli birine maalesef rastlamadım.
Hep, “biz eziliyoruz, bizim hakkımız” edebiyatı.
Sağlıklı bir açılım da gelmiyor doğudan. Kürt entelektüelleri de ortak bir noktada bir çözüm üretemiyorlar.
Nitekim ABD Türkiye Büyükelçisi, BDP milletvekili Sırrı Sakık ile görüşmesinde şu noktayı açıkça belirtti:
“Türkiye’den ayrılırsanız, Kürt devleti üçüncü sınıf bir Ortadoğu devleti olur, Türkiye tam Batılı bir ülke olarak hayatına devam eder.”
Bunun net açılımı şudur: “Siz kültürel yaşam çerçevesinde tek başınıza Batılı, demokratik bir devlet olmayı başaramazsınız. Türkiye ile birlikte olmak zorunda, Türkiye’nin lokomotifi üzerinden yürümek zorundasınız.”
Yıllarca Türkiye karşıtlığı nedeniyle PKK’ya destek veren Yunanlılar da son dönemde bu konuya aynı pencereden bakmaya başladılar.
Neden?
Çünkü yaşam pratikleri içerisinde aynı kültürel yapıda almadıklarını gördüler. Hem de ciddi örneklerle.
Yunan gazetelerinin üçüncü sayfalarına şöyle bir göz atarsanız, sadece demokrasi için mücadele eden ve evlerini açan bazı Yunanlıların ne tür sorunlar yaşadığını görürsünüz.
Bu tür örnekler az olsa da herkesin bildiği gibi toplumun genelini bir anda etkileyebilir.
Dolayısıyla sadece ezildiği için ezilenlerin her attığı adımın doğru olmadığını vurgulamak istiyorum.
Hatta daha ileri giderek şunu da söylemek istiyorum: Sağda solda kurulan hemşeri derneklerinin de bu olayı körüklediği kanısındayım. Bu derneklerin siyasette aktif olmaları ve siyasi partilerin de bu derneklere destek vermelerine karşıyım. Her ne kadar Kocaoğlu bu dernekleri çok sevse de maalesef bu derneklerin oynadıkları rol, bugünlerde yaşanan sorunları azaltmıyor, tersine artırıyor.
Bir önceki yazımda belirttiği Ürkmez’deki doğu-batı sorununun ana kaynağı olan yapının bu beldede yaşamını sürdürebilmesi için Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer’den ricacı olan kim?
Koçali Al…
Koçali Al’ın kim olduğunu herkes biliyor sanırım.
Bu kadar yıl uluslararası platformda ülkeler ve toplumlar arası barış diyalogunun gelişmesi üzerine yüzlerce sivil toplum örgütü ile çalıştım.
Ama şimdiye kadar Selanikliler Derneği, Moskovalılar Birliği, Berlinliler Dayanışma Derneği ya da Londralılar Federasyonu gibi bir hemşeri derneği ya da örgütlenmesi görmedim.
Çok yazıp çizdiğim Mardinliler ise İzmir’de iki dernek kurdular. Birisi AKP’ye yakın, diğeri CHP’ye…
Yarın bir başka siyasi çizgi Türkiye’de hakim olur ise üçüncü derneğe de hazır olmak gerekiyor.
Yine bir önceki yazımda değindiğim Karabağlar konusuna yeniden atıfta bulunuyorum. Bir CHP’li belediye meseleye kendi ideolojisi çağdaşlık olarak bakmalı ise nasıl oluyor da AKP’ye yakınlığı ile bilinen bir şirket ile organik ilişki kuruyor?
Nedeni çok açık… Şirket sahibi Bitlisli, belediye başkanı Bitlisli…
Sadece CHP’nin değil, AKP’nin de hemşeri derneklerinin fonksiyonlarını sorgulaması gerektiği kanısındayım.
Bir önceki yazımda 30 yıl sonrasını düşünerek proje geliştirilmesinden söz ettim.
Misak-ı Milli gibi bir sorunum da olmadı.
Keza Misak-ı Milli’nin oluşturulduğu dönemde Türkiye’nin sınırlarının bize anlatıldığının dışında İngilizler tarafından çizildiğini de ayrıca vurgulamak gerekiyor. Yıllarca Suriye sınırında bayram törenlerinde yaşanan sülale birleşimini başka hangi mantıkta kavrayabiliriz ki… Ya da Hatay’ın daha sonra Türkiye’ye ilhakını…
Dolayısıyla 80 yıl sonra o günkü sınırların ne olduğunu tartışmak son derece doğal, 30 yıl sonra yine aynı tartışmayı yapmak da…
Sonuçta Avrupa Birliği’nin merkezi sayılacak Belçika’da bile bugün Volanlar ile Flamanların bölünmeyi isteme durumuna geldiler…
Ben sadece her şeyin tartışılması, içi boş kavramlarla, basit yargılar ile sağlıklı bir sonuca ulaşılamayacağını vurgulamaya çalışıyorum.
Ancak gördüğüm kadarıyla bazı okuyucularım bunlara dayalı yorum yapmayı seviyor.
CHP içini bilmeden, günlük siyaseti öğrenmeden önce kimseye “Sen nerelisin, hangi mezheptensin” diye sormazdım. Bana göre her insan insandı. Ancak o kadar çok sorana rastladım ki bu dönemde, büyük bölümü de maalesef doğu kökenli idi, bu soruyu maalesef ben de şimdilerde doğal karşılamaya başladım.
Bu da günlük siyasetin açmazı…
Umarım bu gelişmeleri ortadan kaldıracak daha çağdaş bir projeyi geliştirebilir CHP…
Ama bu yapı ile şimdilik maalesef…
Son bir not İzmir’in multi-kültürel yapısı üzerine…
Maalesef o yapıyı biz, Kurtuluş Savaşı sırasında kaybettik. Şimdi ise sadece avunuyoruz…

Egenin Sesi 30 - 07 - 2010

28 Temmuz 2010 Çarşamba

EKİBİN TARİHİ: HIRS, İSTEK, BEKLENTİ VE ŞANS (12) 30 Yıl Sonrasına Bakalım

Binlerce okuma, yüzlerce yorum…
Demek ki bir şeyler yazılınca, okuyucunun ilgisini çekiyor.
Bu nedenle neyin nerede yazıldığı önemli değil. Bugün ADSL yaygınlığını dikkate aldığımızda, dünyada medya yapılanmasının gittiği yönü incelediğimizde internet haber portallarının da etkili olabildiğini görüyoruz. Önemli olan neyin yazıldığı…
Konu, Türkiye siyasetinin odak noktası olan CHP’deki değişimin İzmir uzantısı olunca, bu uzantının son 10 yıl içinde İzmir’de kök tutma süreci değerlendirildiğinde ister istemez ilgi çekiyor. Çünkü bu süreçte herkes öyle ya da böyle katılımcı oldu ya da dışarıdan izledi.
Aslında konu gerçekten çok yönlü ve İzmir bu anlamda bir laboratuar olarak değerlendirilebilir.
Konuya Mardin örgütlenmesi ya da doğu kökenli vatandaşlarımızın İzmir siyasetinde etkin olmaları olarak bakılabilir.
Buna bir Kürt örgütlenmesi demeyeceğim. Çünkü bu örgütlenmenin bizzat lideri Abdürrezzak Erten ve çevresindeki birinci halka Kürt değil Arap kökenlidir.
O nedenle İzmir CHP’de yaşananları siyah – beyaz, Türk-Kürt çatışmasından ziyade doğu-batı çatışması olarak algılamak daha mantıklı olacaktır.Tabii ki bu çatışma sadece coğrafi zeminde değerlendirilmemelidir. Bunu bir yaşam biçimi ve kültürel algılama olarak ortaya koymak daha doğru olacaktır. Böylece Batı’da yaşayıp Doğu zihniyeti içerisinde hareket eden geniş bir kitlenin varlığını daha gerçekçi biçimde yakalayabiliriz.
Diğer bir ifade ile ötekileştirme sürecinin özellikle Batı’da daha net olarak yaşandığını, coğrafi anlamda Anadolu’nun doğusunda ise böyle bir sürecin oluşmadığını iddia edebiliriz. Çünkü orada sadece tek bir yaşam biçimi var.
Batı’daki doğu kökenli vatandaşlar arasında ötekileştirme daha çok hemşericilik üzerine inşa edilse de Batı kökenli vatandaşlarda ötekileştirme Kürtleşme olarak algılanmaktadır.
Çünkü Batılı vatandaşların yaşam biçimleri içerisinde Sünni – Alevi – Şafi – Kürt – Arap gibi ayırımlar söz konusu değildir. Keza bu bilgiler son yıllara kadar lise kitaplarında da değinilmemiştir. Dolayısıyla Batı kökenliler doğu kökenlileri ötekileştirirken 30 yıllık silahlı mücadeleyi de dikkate alarak sadece Kürtleştirmektedirler. Bir anlamda doğulu demek Kürt olmak ile aynıdır.
Gelen yorumlardan, ifade edilen bakış açılarından ve Türkiye’de son aylarda yaşananlardan yola çıkarak CHP İzmir’de yaşanan bu çatışmanın aslında çok uzun süredir tartışılması gereken ve bir türlü doğru zemine oturtulamayan bazı gerçeklerin gözler önüne serilmesi gerekmektedir. Aslında mesele sadece CHP’ye ait değildir. Diğer tüm partilerde aynı sistem görünmektedir. Ancak kentin iktidarı CHP olunca ve CHP kendisini sol, sosyal demokrat olarak tanımlayınca bu konuya daha çok eğilmek gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Siyasette başarı sayısal etkinliğe bağlıdır. Bir parti ne kadar oy alır ise temsil gücü o kadar yüksektir. Siyasi Partiler Kanunu nedeniyle hem parti içi hem de partiler arası seçim mücadelesinde nüfus etkili araç olarak ortaya çıkmaktadır.
Türkiye’nin gelişmişliğine oranla nüfus artış hızı düşmektedir. Coğrafi olarak bu düşüşün Batı bölgelerinde çok daha hızlı olduğu kesin olarak görülmektedir. Ancak Batı’da nüfus artış hızı kimler arasında fazladır?
Böyle bir veri yok elimizde. Daha doğrusu böyle bir verinin ülkeyi bölmeye hizmet edebileceği düşüncesi ile üretilmediğinden eminiz.
Ancak bir yurttaş olarak İzmir gibi büyük kente baktığımızda nüfus artış hızının düştüğü kesmin, Alsancak, Hatay, Karşıyaka gibi daha çok Batılı tarzda yaşayan beyazlarda olduğunu, buna karşılık büyük ve kalabalık ailelerin oluşturduğu doğu kökenliler arasında ise nüfus artış hızının hala yüksek seyrettiği gerçeğini kavrayabiliyoruz.
Dolayısıyla coğrafi anlamda Doğu’da, zaten ortak bir kültürü yakalayan bu kesmin, Batı’da özellikle büyük kentlerde doğu mantığı içerisinde nüfusun artışına daha çok katkıda bulunduğu ve bu insanlar arasında nüfus artış hızının daha uzun yıllar aynı yüksek seviyede kalacağı da açıktır.
Sonuçta bundan 30 yıl sonra Batı’daki doğu kökenli vatandaşların nüfus oranı yine aynı coğrafyadaki Batı kökenli vatandaşların nüfus oranını geçebilecek seviyeye gelecektir.
Bu tek başına bir şey ifade eder mi?
Kesinlikle hayır.
Ancak nicel büyümenin siyasi güce getireceği katkıyı unutmamak gerekiyor.
Batı’daki doğu kökenli büyük ailelerin ekonomik sorunları da büyüktür. Büyük kentlerde yaşamak zordur ve büyük ailelerin eğitim seviyeleri de düşük olduğu için kentte tutunabilmek ya da kentteki nemadan faydalanmak için suça yönelmeleri de kaçınılmazdır.
Eğer çekirdek bir aile iseniz ve bir ya da iki çocuğunuz var ise onların en iyi şekilde yetiştirmek için kendinizden büyük ödünler verirsiniz. Ancak 10 hatta 12 çocuğunuz var ise bunları “Tanrı rızkını verir” şekli ile toplumun içine atmanız çok daha kolaydır. Bugün İzmir’de doğu kökenli büyük ailelerin içine bakarsanız, çocukların bir bölümünün nemadan pay kapma yarışında yasadışı işlere karıştığını görürsünüz.
Aileler de bu pay kapma yarışında ortaya çıkan yasadışı işlere göz yummakta hatta destek bile vermektedirler. Sonuçta ortada bir yaşam mücadelesi vardır ve bu mücadelede ayakta kalmak gerekmektedir.
Elimde böyle bir veri yok. Vali Alaaddin Yüksel zamanında İzmir’in suç haritası çıkarılma çalışmaları vardı. Ancak bu çalışma bitirildi mi ya da güncelleştirildi mi bilmiyorum. Yine de kendi yaşam pratiğime baktığımda doğu kökenli büyük ailelerde suç oranının daha yüksek olduğunu görüyorum.
Doğu kökenli büyük ailelerin siyasete de bu çerçevede girdikleri kanısındayım. Amaç ortada olan nemadan biraz daha yararlanabilmek…
Giderek artan nüfus, suça eğilimli bir yapı, örgütlenme sorunu yaşayan beyaz yapı bu aileler için siyaseti bir çekim noktası haline getirmiştir.
Tabii ki var olan siyasi partiler ve seçim yasaları da bu ailelerin siyasi partilerde örgütlenmelerine olanak sağlamaktadır.
İzmir de böyle bir örgütlenmenin oluşumuna açıktır ve 11 bölüm olarak kaleme aldığımız “ekip tarihi” bu örgütlenmenin tüm verilerini net biçimde ortaya koyması açısından anlamlıdır.
İzmir’deki ötekileştirme tanımlaması kentteki beyazların doğu kökenlileri dışlamaları şeklinde algılanmamalıdır. O zaman bir başka hataya düşülür.
Var olan sistem içerisinde ekibin örgütlenmesindeki ötekileştirme süreci de çok önemlidir ve dikkat edilmesi gereken bir başka husustur.
Nitekim Karabağlar Belediye Başkanı Sıtkı Kürüm’ün ilçesindeki sol kökenli olmayan hatta cemaate yakınlığı ile bilinen alış veriş merkezi ile kurduğu ilişki de bu açıdan değerlendirilmelidir. AKP’ye yakınlığı ile tanınan bu şirket, Bitlisli olması nedeniyle yine Bitlisli olan CHP’li bir belediye ile organik bir ilişkiye girebilmektedir.
Nemalanmanın getirdiği diğer önemli nokta siyasetin ideolojisindeki bitiştir. Ekibin tarihi dizisinde yaptığımız, “Asena İzmir’e gelse ve ekibi tanısa, mesleğini bırakırdı” tespiti de nemalanma önceliği nedeniyle ideolojinin yok oluşunun simgesidir.
Bu noktada CHP üst düzeyi nerede?
Tabii ki öncelikle siyaseti yeniden dizayn etmeye çalışan ve 57 yıllık dostunu gözünü kırpmadan harcayan Önder Sav ile başlamak gerekiyor.
CHP’nin yıllardır genel sekreterliğini yapan Sav Türkiye’deki bu gelişmelerden haberdar mı?
Çerkez kökenli olarak haberdar olmaması mümkün görünmüyor.
Peki, o zaman nasıl oluyor da bu örgütlenmeye destek veriyor?
İşte onun yanıtı sadece Önder Sav’da var.
İzmir genelinde bu izin Önder Sav’ın Abdürrezzak Erten ile kurduğu ilişkiye mi bağlı?
Aslına bakarsanız, olmaması gerekiyor.
Ancak Sıtkı Kürüm ve Halil İbrahim Şenol ile beraber olunan bir yemekte Erten’in Önder Sav’a masanın bir tarafından gönderdiği cep mesajı sanırım bazı soru işaretlerini de gündeme getiriyor:
“Hadi, gidelim artık ya. Daha ne oturuyoruz… Yeter…”
Bir milletvekilinin, partinin genel sekreterine böyle bir mesaj göndermesi, genel sekreterin de iki dakika sonra, “Haydi arkadaşlar bana müsaade, dağılalım artık” demesi nasıl açıklanabilir?
Bence Türkiye’deki bu sorunu gören siyaset bilimci olması nedeniyle, tek lider Deniz Baykal’dı.
Onun da kadro sorunu vardı ve bu parti içindeki sorunları çözmeye maalesef gücü yetmedi.
Peki, Kılıçdaroğlu bu sorunları çözebilir mi?
Sorunları algılayabilir ise belki.
Ancak ben CHP Genel Başkanı’nın bu sorunları algıladığından şüpheliyim.
Zaten “örgüt benim işim değil” diyerek bu sorunları daha başından göz ardı etmektedir.
Ancak unutmamalı ki, geçtiğimiz yıl Altınova’da, yine bir hafta önce İnegöl’de yaşananlar hep bu sorunların sonucu. Şu sıralar bulunduğum Ürkmez de aynı nedenlerle patlamaya hazır bomba gibi. Kimin ne yapacağı, ne zaman hareket edeceği belli değil. Ve maalesef devletin organları da bu hesaplaşmada ekonomik açıdan güçlü tarafa destek veriyor.
Yeni bir proje üretmenin zamanı…
“30 yıl sonra bu ülkede de neler ne olacak, kimler gelişecek, kimler yok olacak ” diye düşünüp, bir öngörüde bulunmak gerekiyor.
Ve bazen de hastalığın iyileştirilmeyeceğini görüp kangrenli alanı kesip atmak da sonuç almaktır.
Buna bir karar verilmesi gerekiyor. Hem de vakit geçirmeden…
Siyaset bu sorunu teşhis edecek ve çözecek kurum.
Ancak bugünün CHP’si bu örgütlenme modeliyle değil bu sorunu çözmek, üzerine benzin döküp tutuşturmak eğiliminde…
Diziye gelen yorumlar da yangının nasıl büyüdüğünün kanıtı değil mi?
Siyasetin 12 Eylül’de yeniden şekilleneceği açık.
Referandum sonuçları siyasi açıdan bu ülkenin geleceğini de belirleyecek.
Peki kim ne oy kullanacak?
Ben kendi rengimi Eylül ayı başında bu köşeden sizlere ileteceğim. Hem de tüm açıklığı ve netliği ile…
Bakalım başka hangi “cesur” kalemler kendilerini netleştirebilecekler?

NOT : Herkese bu dizi için yaptığı katkılardan dolayı teşekkür ederim.

GÜNCELNOT 1: Bir ilçe belediyesi bürokratlarından biri Tırazlı Köyü yolu üzerinde birinci derece SİT alanına bir ev yaptırıyormuş. Hayırlı olsun… Büyükşehir Belediyesi bu konuya el atacak mı, bilmiyorum.

GÜNCELNOT 2: Karabağlar Belediyesi’nin Güzelyalı TANSAŞ karşısında kiraladığı lojmanın farklı amaçlarla kullanıldığına dair mahalle muhtarının Belediye Başkanı Sıtkı Kürüm’e verdiği bilginin karşılığında ne yanıt aldı: “Ben onların kulağını çekerim.” Tam Kürümlük bir yanıt.

GÜNCELNOT 3: İzmir Valisi’nin Ürkmez’deki gelişmeleri acilen mercek altına alın. Bir sorun da burada yaşamayalım.

Egenin Sesi 28 - 07 - 2010

26 Temmuz 2010 Pazartesi

EKİBİN TARİHİ: HIRS, İSTEK, BEKLENTİ VE ŞANS (11) Dikkati Çeken Yorumlar...

10 bölümlük “ekip tarihi” başlıklı diziye gelen yorumlar beni umutlandırdı. Demek ki İzmirliler hem kendi kentlerine hem de siyasete sahip çıkıyor. Toplam 270 yorumdan bazılarını alt alta toparladım. Böylece insanların bakış açılarını anlamak daha kolay olacaktır.
Dizinin son bölümü Çarşamba günü… Asıl değerlendirmeyi de o gün yapacağım.
Eşref Erdem’den Deniz Baykal’a kadar çok sayıda isimle telefonda görüştüm. Hepsi bu ilginç yakın tarih denemesini ilgi ile izliyorlar.

Ufuk Yakın: Sayın Gençel… Mehmet Süne nin,CHP ye geçmeden önce vergi dairesinde çaycılık yaptığını biliyor musunuz? Bu arkadaşın CHP ye gelmeden önce hangi partiyle ilişkisi varmış bir araştırsanız. Kendisine sorsanız aileden 150 yıllık CHP’li... Parti kurulmadan bile bunlar bir gün kurulacağını hayal etmişler.Bir de müteahhit olduğu söylenen bu arkadaş, son 8 yılda hangi inşaatı bitirmiş bir belgelesin hele.

Kemal: Unuttuğunuz bir şey var. Sav ekibini zamanında kendinin de içinde olduğu İzmir’de Sayın Yüksel büyütmüştür. 2003 yılında, il başkanı olduğu dönemdeki ilçe seçimlerinde kimleri desteklediğine bakarsanız, dediğimi çok iyi anlarsınız… Özellikle o dönemde Balçova ve Konak ilçe başkanı seçilenlere bakın… Sayın Yüksel o dönem partiye dinamiti yerleştirmişti ve bir süre sonra o dinamit kendini de yok etti. Yeter artık… Yok Savcı, yok Yükselci, yok Ertenci… Başka yeni dinamik insanlar yönetsin artık bu partiyi… 2002 yılında milletvekili listesini Sayın Baykal değil, Önder Sav ile Bülent Baratalı yapmıştır. Bilgilerinize…

Cenk: Bu cesaretli başlangıcınız için teşekkürler. Herkesin her şeyi bilmeye hakkı var. Herkes her şeyi bilsin ki doğrular kazansın, yanlışlar elensin. Bildiğiniz ne varsa yazın. Çağrım şudur. Herkes bildiğini yorumları ile paylaşsın. İzmir'de çok enteresan işler olduğu kesin ve bu işlerin en önemli ismi Abdürezzak Erten’dir. Ekibini değil önce sadece kendisini düşünen milletvekili. Acaba bugüne kadar İzmir ile ilgili ne yapmış, İzmir'in hangi projesine sahip çıkmış, İzmirlinin İzmir'de yaşayanların hangi derdine çare olmuş? Şoven hemşericilik hesapları ile siyaset devri bitti. Bizler iyi insanların, kendisini değil, izmir'i temsil edecek isimlerin siyaset yapmasını istiyoruz. İzmirli CHP'nin kavgalarından değil, CHP'li siyasetçilerin başarılarında söz etsin, onlarla gurur duyalım istiyoruz. Sarhoş dolaşan belediye başkanları istemiyoruz... İsteyenleri de istemiyoruz...

Hilmi: Zavallı İzmirliler, kendi memleketlerinde gurbetçi olmuşlar. Bölgecilik yapmayalım lakin bu arkadaşlar bu engin deneyimlerini ve bilgilerini biraz da kendi bölgelerine aktarsalar. Oralara faydalı olsalar… Ama ne hikmetse tek köyü bile CHP’li olmayan bu bölgelerin hemşerileri, söz konusu İzmir olunca atadan CHP’li oluveriyorlar. Tabii onlardan bizim gibi zavallı İzmirlilere sıra gelir mi? CHP maalesef bu şehirde bir rant aracı haline gelmiş. Yazık…

Zeliha Uygun: Sayın Gençel… Ben okudukça gerçekten şaşkına döndüm. Bizler de bazı olayların farkındaydık. Ama şu an pes diyoruz. Hafızanız gerçekten süper. Aslında bizler bugünkü gündemi takip ediyoruz. Tabii ki gelinen gündem çok eskiye dayanıyor… Maalesef hala daha hiçbir şey değişmedi. Yazdığınız isimler şimdi başrol oyuncusu oldu. Artık yeter demenin zamanı geldi demek istiyorum. Sav ve ekibi gitmeden neye yeter diyeceğiz ki? Abdürrezak Erten şu an kendini herhalde kral ilan etti. Kendisinden tek bir şey istiyoruz. İzmir’den elini çek…

Ertuğrul Aksoydan: Sayın Gençel… Gazetecilerin isimleri caddelere , sokaklara , parklara , hatta mahallelere verilir.. Sizin isminizin bir çöp kutusuna verilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz acaba?.

Hasan Tahsin Kocabaş: Çöp bidonu ve Süleyman… Tövbe yarabbi. Yahu birader… Ertuğrul Bey doğru söylemiş. Ne iş bu…

Murat Demir: Bu kadar bilginin içinde Narlıdere ilçe seçimlerini unutmuşsunuz. Alaattin Yüksel ve ekibin adayı, Narlıdere’de Arçelik bayii olan Salman Ayten idi. Ilıca Mahallesi’nde oturan Salman Ayten, delege seçiminde sandıklardan çıkan oylar eşit olunca, ilçede tüzük gereği yapılan kurayı kaybetmişti. Ancak seçim sonuçlarına itiraz eden Salman Ayten, o dönemde Alaattin Yüksel ve Yücel özenin katkısıyla ilde aldıkları kararla, Salman Ayten’in listesini onayladılar… Ancak ilçe başkanlığı seçiminde Mehmet Kılıç seçimi kazandı ve il başkanlığı seçiminde Selçuk Ayhan'ın listesini destekledi.

Erhan Ateş: Sayın Gençel. Unuttuğunuz bir şey olmuş. Sayın Alaattin Yüksel’in il başkanlığı yaparken bizzat ilçe yönetimindeki adamlarına talimat verip Piriştina’nın partiye geçmemesi için Ankara’ya göndermek üzere imza toplatmasını unutmuşsunuz... Biliyorsunuz ki o dönem Sayın Yüksel kendisi belediye başkanı olmak istiyordu…

Melda: 2002 Balçova ilçe seçimlerinde Ali Yiğit bir bayan öğretmeni aday olarak çıkardı. Bu öğretmen hanım Balçova’da dürüstlüğü ile tanınan ve çok sevilen bir öğretmendi… Ama bazıları için bu dürüstlük çok büyük tehlike idi... Alaattin Yüksel’in ve bazı isimlerin bu bayan işlerine gelmedi... Seçimden bir gün önce Salih Küçükbayrak ile o günkü milletvekili olan bir zat sayesinde anlaşma yaptılar ve kongreye Enver Öktem katıldı… Bayan aday bu kadar oyuna rağmen iki oyla kaybetti. Önder Sav ekibi Balçova’yı Alaattin Yüksel sayesinde ele geçirdi

Mustafa Kaya: Yazınızın 2’ncisi de 1’inci kadar doğru şeylere parmak basmak açısından iyi yazılmıştır. Hafızanız gerçekten iyi imiş. Yoksa hafızası güçlü olan Genel Sekreterimiz Önder Sav'dan ders mi aldınız?

Kenan: Alaattin Yüksel ile bu kadar kapışmanız aslında biliniyor. Ama şimdi beraber olmak zorunda kalacaksınız. Asıl orası ilginç olacak. Yollarınız kesişiyor Süleyman Bey. Ekibi bitirme yazınız ile ekip ile kavga edecek olan Alaattin ile aynı yola giriyorsunuz. İkinize de ekip oldukça hayır yok..

Hüsnü Eğilmez: Bornova'da Milli Eğitim Müdürü'nü aday olarak çıkaran Sedat Uzunbay'dır. Behçet Yavuz sadece ödenecek tazminattan dolayı çekilmedi. Kazanamayacağından korktu. Yavuz olmayınca Atilla Sertel ismi gündeme geldi. Onu da Önder Sav engelledi.

Dilara Sürgü Ersözlü: Değerli gazeteci dostumuz Süleyman Gençel ve Süleyman Bey'in yazısına yorum yapan sevgili, değerli tüm dostlar, Hakan Tartan Fan Club Üyeleri, Ersözlü ekibindeki değerli genç arkadaşlarım… Öncelikle Süleyman Bey'e böyle bir yazı dizisini yazmaya başladığı için teşekkürler. Açıkçası bizlerde bu süreçte gözden kaçırdığımız veya unuttuğumuz konularda hafızamızı yineliyoruz sayesinde. Sitenin yöneticisi değerli Sinan Kara'ya çok teşekkürler. Bizleri yeniden Süleyman Bey'in yazıları ile buluşturdu ve güncel haberleri ile gelişmeleri takip etmemizi sağlıyor. Ve çok sevgili dostlar; sevginiz, güzel yürekleriniz ve iyi dilekleriniz için çok teşekkürler. Eleştiren değerli yorumcuların da eleştirilerini katılsam da, katılmasam da saygıyla karşılıyorum. Sözü hem yazıda hem de yorumlarda çok geçen değerli başkanım rahmetli Ahmet Piriştina'yı bu vesile ile bir kez daha sevgi ve saygıyla anıyorum. Sevgiyle ve dostlukla

Tuba: Süleyman Bey yazılarınızı hep okuyorum. Yenigün Gazetesi’nin sitesine de sadece siz varsınız diye giriyordum. Bugün tesadüfen arkadaşlar Dilara Hanım üzerine yazdığınızı söyleyince bütün yazdıklarınızı okudum. Çok teşekkür ederiz. Bizim de bu olanları bilmeye hakkımız var. Bu ekip nasıl bir ekipmiş. Önder Sav vefasızlığı ile çok yara aldı. İstifa etmesi lazım… Dilara Hanım ile 7 yıl birlikte çalıştım. Şu an beraber çalışmıyoruz. Yani yandaşlık değil yazdıklarım. Hayatta tanıyabileceğiniz en iyi yöneticidir. Hep öğretir ve paylaşır. Benim gördüğüm en zeki insanlardan birisidir. En önemlisi insandır. Ünal Bey ile de birbirlerine çok yakışıyorlar. Dilara Hanım siyaset yapsa, seveni çok. Benim babaannem bile vurulduğunda günlerce ağlamıştı. Hiç tanımadığı halde bu güzel kıza yazık diye. Arkadaşlara da teşekkürler. İyi ki varsınız Ersözlü ekibi… Böyle doğru bir insanın arkasında durduğunuz için teşekkürler. Dilara Hanım okuyorsanız, sizi çok seviyorum.

Mehmet Yayan: Süleyman Bey, yazdıkça bir takım gerçekler ortaya da çıkıyor. Ekip, ekip diyerek İzmir velveleye verilmişti. Meğerse o çokça şişirilen ekip buymuş işte. Ellerinize sağlık…

53 yıllık dost: Yazı dizinizi zevkle okuyorum. Bu arada geçmiş yıllar, kongreler, genel ve yerel seçimleri de göz önüme getiriyorum. Şu anda parti üst yönetimine damgasını vuran ve 53 yıllık arkadaşına elense çekerek tuş yapan Sayın Sav'ın İzmir’deki yakın kadrosunu ağırlıklı olarak Mardinliler oluşturmakta. Onları kamufle etmekle görevli belediye rantçılarını da görmekteyiz. Bu tip insanlar CHP’de siyasi ve ekonomik rant sağlarlar. Ancak oy vermeye gelince BDP’ye oy verirler. Örnek mi? İstersiniz, Kadifekale, Ballıkuyu gibi semtlerde çoğu sandıklardan o mahallede üye sayısı kadar CHP’ye sandıktan oy çıkmaz. İşte Sav'ın İzmir kadrosu... Satarsan gün gelir, sen de satılırsın. Saygılar…

Ayten Durmuş: Abdül Batur, seçimin Kocaoğlu'na gittiğini görünce Hüseyin Çalışkan ile bağlantı kurdu. Abdürrezzak Erten ve Cevat Durak ile görüştü. Batur, "Bana destek olanlar Cevat'a destek verecek. Sadece ben kendime oy kullanacağım" dedi. Aradan 5 dakika geçti Durak bu ikilinin yanlarından ayrılınca ikili bir şeyler konuştu. Batur diğer adayların da bulunduğu salona girdi ve Aziz'i kutladı.

Zafer: Rakı masalarından bahsedilmişken genel başkan “içmeyin” diyor. Gaziemir ilçe başkanı birahane çalıştırıyor. Arkadaş ticarete yeni atılıyor. Daha önce de çiçek satış işleri denemişti. Velhasıl Gaziemir’de daha neler var. Rezillik diz boyu. Hazır bunların bir yerlere nasıl geldiğini de sayenizde öğreniyoruz. Yuh olsun bunlara ve arkasında duranlara… Bunlar için mi CHP’ye oy vereceğim. Asla…

Deniz Üreten: Bu Muzaffer Tunçağ’ın dövülmesi olayı… Dövülmüş ise kim dövmüş, dövülme sonrasında şimdiki Gaziemir Belediye Başkanı Halil İbrahim Şenol başkan yardımcısı olmuş ise, size de partinize de söyleyecek bir şeyim yok. Yazık ki bu Kemal Kılıçdaroğlu gibi birisini İzmir'de siz temsil edecekseniz. Çok yazık olacak çok. Böyle dürüst insanları kolay harcarsanız, ileride çok ağlarsınız. Bir de bu pike uçuşlar yapan Polat Manduz il yönetimine girmiş, İl başkanına da yazık. İl başkanı bu değerli partiliyle otururken pike menzili dışında bulunmaya çalışsın, kendi sağlığı için! Baykal bunların hepsini bu partiden kovacaktı. Ama bir kasede kurban gitti. Yoksa bu ekip İzmir’den silinecekti. Alaattin Yüksel bile tekrar dirildi. Kimse bana Baykal’ı kral yapan tüzük oylamasında Alaattin Yüksel’in EVET oyunu unutturamaz. Aslında sadece bu hatasından dolayı bile olsa bir daha partililerin yüzüne bakacak yüzü olmamalıydı. Ama bunlarda para çok olduğu için her halde yeni yüz yaptırmışlardır.

İzmirli: Hep bir şeye dua ediyorum: İyi ki bizim partiye oy verenler, kimlere oy verdiğini araştırmıyor… Yoksa barajı bile geçemeyiz… Yıllardır bu partide, bu kentte mesleği bile belli olmayan 50-100 kişi üzerinden dönüyor siyaset…

İsimsiz: Sayın Gençel, şu yazı dizinizi ve altındaki yayımlanan veya yayımlanmayan okuyucu yorumlarını şu beyaz İzmirli dediğiniz insanlar bir okusa, galiba hapı yutarız değil mi? Tek köyü bile CHP’li olmayan memleketlerin evlatları burada beyazları çıtır çıtır yiyorlar değil mi? Vallahi gidişat kötü… Kemal Bey bunları hizaya getiremezse bunlar yarın AKP ile DEHAP ile de birleşir, Cumhuriyetin kalesi İzmir’i kaptırırlar. Zira okuduklarımdan anladığım şu, biz CHP ye oy verdik diye bunları mı seçmişiz. Aynı soruyu tüm İzmirli sormaya başlarsa görürüz ekibi...

S. Yuluğ: İzmir’de ve büyükşehir belediyesindeki cesur kişilerin varlığını öğreniyoruz. Size karşı yapılabilecek saldırılardan bahis ediliyor. Bu saldırıları yapacak kişilerin dikkatine. Mevki, makamı, adı ve de şanı ne olursa olsun. Her kimin böyle bir niyeti var ise, Sayın Gençel’e yapılmasını istediği her türlü saldırıyı, tüm eleştiri oklarını göğüslemeye canı gönülden razı olduğumu ilgililere duyururum.

Selçuk Ayhan: Narlıdere’deki yemekte Sayın Sav, Selçuk Ayhan’ı yıkadı pakladı yazmışsınız. Sözlükten baktım. Paklamak,(aklamak, temize çıkarmak)anlamına geldiği gibi, (öldürmek, işini bitirmek,yok etmek) anlamına da geliyor. Okuyucunun kafasını karıştırır diye düşünüyorum. Gecenin bence ikimizin arasındaki en güzel diyalogu şöyleydi. Ben,Önder ağabey bak ne güzel yönetiyorum.Kendini yorma İzmir i bana bırak dedim. Önder Bey de, Selçuk sana bırakacağım ama sonra nereye götüreceğini bilmiyorum dedi ve gülüştük.

Urlalı: Sevgili Gençel! Öyle şeyler yazmışısınız ki şaşırmamak mümkün değil. Anlaşılan CHP adı değişiyor. MCHP oluyor. (Mardin Cumhuriyet Halk Partisi)

Sıkı takipçiniz: Süleyman Bey,samimiyetle söylemek isterim ki kullandığınız lehçe, terminoloji ya da üslup her ne kadar hiciv içerse de içeriği son derece kaliteli ve nereden ediniyorsunuz bu bilgileri bilemiyorum ama hepsi doğru... Keşke ben de bildiklerimi paylaşabilsem. Ancak öyle bir sistem var ki belediye içerisinde başkana ajanlık edenler o koltukta oturuyor... Başkan eğer birine güveniyorsa o kişinin söylediklerine iftiralarına kayıtsız şartsız inanıyor... Ben başkanın kesinlikle iyi niyetli olduğuna halkın içinden geldiği için halka yakın olduğuna inanıyorum.. Ancak maalesef ekip seçimi ve ezik bir insan olmaması gerektiği halde öyleymiş gibi pohpohlanmaya bu derece önem vermesini de hayretle karşılıyorum… Büyükşehir Belediye Başkanı olmak bir milletvekili olmaktan bir bakan olmaktan çok daha güçlü bir kariyer bence... Ha tüm bunları yazmamdaki gerekçe başkanın sizin köşenizi sürekli takip ettiğini biliyor olmam ve buradan kendisine bir çağrı yapmak istemem... Sayın Kocaoğlu, çalışanlarınızın içerisinde kaybolan cevherleri ortaya çıkarmak için daha ne bekliyorsunuz? Eğitime bu kadar önem veren bir başkan olarak yöneticilerinizin mezun oldukları üniversiteler bir bakar mısınız? En iyi üniversiteleri dereceyle bitiren sindirilmiş personel sizinle görüşmek istediğinde ya da size katkı koymak istediğinde çapsız denilebilecek bir kaç güvenilir kişinin sözleri ile neden onları harcıyorsunuz? Belki de sizin harcadığınız değerler kenti belki de Türkiye ve dünya çapında bir vizyona sahip projelere imza atabilirler... Bunu anlamanın tek bir yolu var... Belediye içi bir proje yarışması daha doğrusu uygulanabilir fikirler ortaya çıkaracak bir fikir yarışması anons ederseniz ve kendiniz o güvenilir personelinize değil sadece kendinize ve bunca senelik birikiminize dayanarak bu fikirleri değerlendirirseniz bakın ne cevherler ortaya çıkacak... Süleyman Bey, size de sürekli bir okuyucunuz olarak teşekkür ediyor bu köşede yine görüşmek üzere diyorum...

Aslan Söyler: Süleyman Bey, sizi tanıdığım için daha gençsiniz. Çocuklarınız küçüktür. Sizinde bu meslekten kazandığınız parayla evinize ekmek götürmeniz gerekiyordur. Bu yazdıklarınız bana çok ürkütücü geliyor. Mafyayı deşifre eden savcı durumundasınız. Aklınız varsa emniyetten koruma isteyin. Ailenizin size ihtiyacı var. Allah sizi korusun. Allah size yardım etsin oğlum.

Haydar: Ortada benim açımdan vay anamlık bir durum yok. Kimseyi töhmet altında bırakmadım. Muhasebe şefi 1 tane var o şirkette. Nedret Hanım… Çıksın söylesin o zaman, benim kocamın şirketinden şoförlü araç kiralanmamıştır diye. Ayrıca, başkanın Grand Plaza’da çalışan 1 tane yeğeni var. Süleyman Bey daha önce de yazdı bunları. Kimse yalanlayamadı. Savcılık konusunda çok haklısınız. Gelişmeleri ilerleyen günlerde basından takip edersiniz Zaten biz bu ülkede savcıların, hukukun olduğunu biliyoruz. Ama bazıları onlar yokmuş gibi hareket ediyor. Çalıştığınız yerde olan usulsüzlükleri, sırf kendi düşünce sisteminizde olan insanlar yapıyor diye susmak da suçu paylaşmaktır bence. Başkası yapınca kötü, kendinize yakın olan insanlar yapınca iyi mantığıyla bu ülke düzelmez.

Seyhan Akçayüzlü: Sayın Gençel, yazılarınızı okuyan her İzmirli sanırım problemleri daha yakından takip etme fırsatı buluyor. Bu nedenle, size çok teşekkür ediyorum. İzmirli CHP'liler olarak sadece belediye içi problemlerle değil aynı zamanda çevre düzenlemeleri ile de İzmir halkı karşısında zayıf düşmekteyiz. Örneğin: 249/3 sokak Çamkıran’da Bayraklı'da çok güzel bir park özenle yapıldı. Mahalle sakinleri her akşam orada aileleri ile sessiz ve huzurlu bir şekilde oturmakta, sohbet etmekte ve çocukları parkta güvenle oynamaktadır. Ne hikmetse hemen yanında parkın hemen yanındaki arsaya benzin istasyonuna ruhsatı verildi. Bir de 8-9 kat iki blok halinde apartman yapılıyor. Önünden ise çift şerit olarak otoyolun geçirilmesi sonucunda mahallenin huzuru da kalmadı.

Devrim Sayın: Süleyman Bey yazdıklarınız ve gördüklerimiz, duyduklarımız gelecek için bizi çok korkutuyor. AKP bence stratejisi belli, seçime doğru Karabağlar belediyesini çaycı da dahil, toplarlarsa şaşırmam. Ben daha çok bu denge sorunu olan başkan içeri girerse akşamcılığa nasıl dayanacak onu merak ediyorum. Bu kadar emek verilmişken CHP böyle bir şok yaşarsa yeni bir İSKİ skandalımız daha olacak. Çünkü iş direk genel merkeze kadar uzanabilir. Bunu eğer il başkanı okuyorsa mutlaka önlem almalı. Ben bunları yazarak bir yerlere ihbar ediyormuşum gibi görmeyin, benim derdim sayın il başkanının bu tehlikeyi görerek bir an önce önlemini alması. Bütün belediyelerimiz müfettişler tarafından didik didik inceleniyor diye düşünmeyin. Dikkat edilmezse bu operasyon çok yakın. İşin ilginci bütün İzmir Karabağlar deyince yakında toplarlar diyorlar. Bizden söylemesi, o koltuğa oturanlar bir şey yaparlarsa yaptılar yoksa bu gümbür gümbür gelen bir haberdir. Saygılar.

Murat Demir: Sıtkı Kürüm iyi ki başkan olmuş. Yoksa Narlıdere Belediye Başkanı Abdül Batur yemek parası ödemekten icralık olurdu. Tek geliri belediye başkanlığından aldığı maaş olan Abdül Batur bu paraları öderken çocuklarının rızkını rakıya yatırdığının farkında mı? Allah kurtarmış. Çünkü Abdül Batur Sıtkı Kürüm gibi ayrıca inşaat işi yapmıyor nerdeyse 20 yıldır maaşlı işlerde çalışıyor. Bana göre Abdül Batur bu kadar yemek parasını öderken içi kan ağlamıştır. Nede olsa maaştan başka geliri yok. Allah senden razı olsun Kürüm!

Erhan Ateş: Sayın Gençel… Balçova Belediye Başkanı Çalkaya’nın o dönem ekibe sıcak bakmadığını yazmışsınız. Ben Çalkaya’yı tanıyan birisi olarak onun kıblesi belli olmaz diyorum. Buna inanın. Eğer siyasete devam ederse, Önder Sav’ı mumla ararız. Sayın Balçovalılar artık uyansın. Özel kaleminin dolabında 5 yıldır umutla bekleyen yaklaşık 20 bin gencin iş başvurusu vardır. Ama bugüne kadar işe aldığı insanların nereli olduğuna bakarsanız ekipten olup olmadığını anlarsınız. Daha size ve Balçovalılara anlatacağım çok şeyler var ve bunlarla ilgili belgeleri size ulaştıracağım. Şunu da unutmayın ki başta kim varsa Çalkaya onun adamıdır. O koltuk için hayatta yapmayacağı şey yoktur…

Sorular: Kuşadası’nda olay mı olmuş? Bir kadın ve erkek milletvekili mi tartışmış? Tam çözemedim ama konu Güldal Mumcu ise kadın milletvekili odur. Sıtkı Kürüm'ün yazlığına da gidecek erkek milletvekili sayısı bence az. Baratalı olamaz, Oğuz Bey de olamaz, Susam da olamaz. Selçuk Bey siz misiniz diyeceğim ama bırakın evi bahçeye sokulmazsınız.. DSP’liler mi acaba? Kim acaba? İçeride ne olmuş, neden kavga olmuş, örgüt tartışması mı, başka tartışma mı? Başka tartışma ise nedir? Genel Başkan şok olduğuna göre anormal bir şey mi var? Nedir o? Süleyman Bey yardım edin, açın konuyu bilelim…

Ali Darcan: Bize de yorum hakkı düşecek mi Süleyman? İlerleyen zamanlarda... "O" dürüstlerin, "O" örgütten sana ne örgüt buraya fazla geliyor işler aksıyor diyenler... "O" bir hafta bekle halledeceğiz diyenlerin yıllardan uzun süren bir haftaları, "O" aday adayları için Ankara’da eski genel başkana ileri geri konuşanlar, "O" insanlara da dokunabilecek miyiz?

Emrah Kaya: Süleyman Bey. Facebook’taki sayfanızda eski belediye başkanlarından bir tanesinin oğlu ile tartışmıştık. Tartışmaya bir bayan da dahil olmuştu. Size özel mesaj atmıştım. Bizlere ettiği küfrü yayınlar mısınız demiştim. Eski belediye başkanı nasıl evlat yetiştirmiş insanlar görsünler.

Aslan sosyal demokrat: Bu işlerin böyle yürüdüğünü partililer olarak yıllardır biliyorduk ama, ne derli toplu anlatabildik, ne kimseyi ikna edebildik. Siz bunu açıkça ortaya koydunuz ya, artık ölsem de gam yemem. Çünkü düzgün insanların siyasette neden ilerleyemediğini artık bütün halk bilecek… Sağ olun…

Hulusi: 2008 kongresinde Enver Öktem’in aday çıkarılmasını Baykal’a, Selçuk Ayhan çıkardı diye rapor ettiler. Böylece Ayhan’ın olası PM üyeliğini de kesmiş oldular.

Merve Demir: Süleyman Bey bu ekip tarihini yazarak, kime ne anlatmak istiyorsunuz? Benim aklıma bu ekibin İzmir’i ele geçirdiğini ve kafasına göre İzmir ile oynadığının perde arkasını görmemizi sağladığındır. Ama cesaretli birisin, bu kadar pikeci, iknacı adamları yazarken çekinmiyorsun ya sana da helal olsun. İnşallah parti özüne döner ve temizlenir...

Angaralı: Yazınızda Güldal Mumcu için olumsuz ifadeler kullanmışsınız. Kendisinin TBMM'de önemli bir görevi var ve bunu başarıyla yapıyor. Kısır örgütsel çatışmalara girmiyor diye insanları bu şekilde karalamayın. Somut bir şey varsa yazın yoksa da kimseyi kötülemeyin

Ayşen Temel: CHP’nin ideologu demek farklı Kemalizm’in tek ideologu demek farklıdır sanırım. Aradaki farkı algılayamıyorsanız söyleyecek sözüm yok. Pekala bana bir Kemalist ideolog ismi veriniz CHP den. Ben de tanıyayım. O kadar ucuz değil bazı şeyler. Siz bilir misiniz bilmem, yaşınız yeter mi ama daha 1976’lardan Balıkesir barosundan sol düşünce nedeniyle yargılandığınız için paranız olmadığı için ücretsiz avukat isteseniz sizi hangi adrese gönderirlerdi bilir misiniz?
Savaştepe Eğitim Enstitüsünü bilir misiniz? Orada, tüm sol anlayışlardan avukat ihtiyacı olanlara kimin kapısı açıktı bilir misiniz?
Yıllardır ilçe seçim çalışmalarında tüm partililere özellikle de gençlere Atatürk'ün Bursa Nutkunu asla unutmayınız ve her zaman o şekilde davranınız diyen bu partide kaç kişi var.
davranış biçimi olarak mütevaziliği elden bırakmayan kaç üst düzey yöneticimiz var?
İzmir'de okumuş aydın Egeli ya da İzmirli kesim kendisinden destek istemiş de vermemiş mi? Ne zaman 3-5 Egeli bir araya gelebilmiş siyaseten ki bir ekip oluşturabilecek kadar sayıyı bir araya getirsinler. Birbirlerinin altlarını oymazlar mı?
Bakın size son bir anekdot. Rahmetli Aydın Erten bir söyleşisinde yanımdaki bir arkadaşıma "İzmir’de SHP (o tarihte CHP yok) içinde devrim yapabilirim. Ama 5 kişiye ihtiyacım var. Öyle 5 kişi olacak ki altımız bir araya gelip bir konu üzerinde uzlaştığımız andan itibaren ayrıldığımızda asla kimse kimseden şüphe etmeyecek. İnancı ve güveni tam olacak 6 kişi.
Siz tanıyor musunuz öyle 5 kişi?

Kemal: Ayşen Hanım’a ithaf ediyorum. Tek ideolog Önder Sav mı? Güldürmeyin, kendinizle de dalga geçirtmeyin... Ne ideolojisi yahu? Ben yerimde kalayım diye İzmir’i Mardinlilere verdi. Elbette Murat Bey yazacak, Önder Sav'a güç verenler de eleştiriden nasibini alacak… Genel Başkanlık kolay iş değildir hanımefendi! Genel Başkanlık, ben parti işinden anlamam ben halka dönüğüm demekle olunmaz. O zaman halk sevebilir ama parti seni sevmez. Ordusu olmayan (parti bir nevi genel başkanın ordusudur) Genel Başkan olur, ama lider olamaz.
Süleyman Bey güç verecek, biz de o güçle gerekenleri özgür ortamda söyleyeceğiz… Kemalizmmiş. Önder Savmış… Bu günün esprisi budur Ayşe Hanım. Kemalist mi görmedik yahu...

CHP Balçova: Değerli dostlar şu ekip bir de Balçova’daki Salih Küçükbayrak’tan kurtulabilse. Partide üst düzey görev almalarından önce arkalarından konuştuğu Mehmet Süne ile Sıtkı Kürüm’ün paçalarına tutunmuş, onlar nereye giderse peşlerinden ayrılmıyormuş. Hatta artık ben aslında Bitlisliyim demeye bile başlamış. Acaba güce yakın olmak için daha neler yapabilir. Sevgiyle

Metin Şeker: Sayın Gençel. Yüksel Demirsoy, Aziz başkana yakın demişsiniz. Şu anda Sayın Demirsoy kimseye yakın olamaz. Tek başına kaldı. En son Kemal Kılıçdaroğlu’ndan da fırçayı yiyince kimse yanına yaklaşmaz oldu. Balıkesir ziyaretlerinden önce Gaziemir’e uğrama programı yokken Demirsoy gene yükselliğini gösterip eskortları ayarlayarak köprünün üzerinden geçmesini sağlayarak şov yaparak bir şey olurum zannetti. Fakat Dikili’de yanındakilere ne bu Yüksel belasından çektiğimiz. yol güzergahını kime danışarak değiştirir diye serzenişte bulunduğu duyulur. Tam anlamıyla Yüksel Demirsoy İzmir siyasetinden aforoz edilmiştir. Nalbantoğlu’nun kaderini yaşar gibi. Rıfat Bey geleceğini Demirsoy'da görebilir.

Aydın: Aytekin Tunus'u görevden almaya güçleri yetmez. Rıfat Bey'in namusudur Konak İlçe Başkanı. Güçlüler ama o kadar değil. Önder Sav'da il başkanını dinler. Buna güçleri yetmeyecektir. Aytekin Tunus ile yola devam edilecek ve edilmelidir de. Biz de ona destek olacağız.

Siyasetçi: Benim naçizane gözlemim şudur: Toplumda en uyanık kişiler siyasete giriyor. Parti seçerken birçoğu istikbal vaat etmesine bakıyor partinin. Bazıları da takım tutar gibi tutuyor. Siyasete girenlerin büyük çoğunluğu eğitimsiz, bir kısmı da ilkesiz.. Siyasette, neredeyse ilkesizlikleri ile doğru orantılı olarak yükseliyorlar… Örneğin biraz dikbaşlı isen meclis üyesi bile olamazsın... Biraz adam satabilen kıvırabilen biriysen belki meclis üyesi olursun ama, yalaka değilsen örneğin Deniz Yasemin gibi, meclis üyeliğinde de huzur bulamazsın, dışlanırsın. Sorun şudur; Biz müslüman bir toplumuz. Atatürk her ne kadar, Aklı Hür, İrfanı Hür, Vicdanı Hür nesiller yetiştirmek istemişse de, 90 yılda geldiğimiz nokta ortada.. Dünyanın neresinde, ADAM RÜŞVET YİYOR AMA, İŞ DE YAPIYOR diye bir kavram var Allah aşkına? Kimse kıvırmasın, biat kültürünün tillahı var bütün partilerde. Deniz Baykal’ı ya da Önder Sav’ı tutanlar sizce ideolojileri veya liderlik vasfından dolayı mı destekliyor onları? O yüzden bırakın bu ilkelilik, CHP kültürü ayaklarını... Birbirimizi kandırmayalım, önce adam olmanın, insan olmanın gereklerini yapalım, sonra siyasete girelim, halka hizmet edelim. Kendine hayrı olmayan insanların vatana millete ne hayrı olur? Bana siyasette bir tane düzgün bulduğunuz adam yazın buraya, ben onun yarım saat içinde yediği haltları yine bu sütunlara sıralayayım… O yüzden kişiye özel haksızlık etmeyelim, siyaset toptan iğrenç ve bizim gibi doğası olan toplumlara uymuyor. Tek laik Müslüman ülke Türkiye diyoruz ve Türkiye’nin durumu ortada...

Arif Deliak: Sayın Gençel, yazı dizinizi tamamen okudum ve anladım ki Sayın Sav partiyi kendi çıkarları için yönetiyor. Peki, bir sorum olacak. Ben İzmirli değilim oturmuyorum ama hep İzmir'in örgütçülüğünden dolayı biz orada seçim kazanıyoruz diye biliyordum. O zaman bu adamların amacı ne bu partiyi elde tutmak bu kadar mı önemli anlamıyorum bunu… Ve neden önce CHP sonra ben diyen bir adam yok aralarında. Eski genel başkan kendi hatalarının kurbanı olmuş anlaşılan. Ama partinin tek sevdalısı da o gibi gözüküyor. Saygılarımla…

Cafer: Süleyman Bey, A.Erten'in sağ kolu gibi görünen Yüksek Disiplin Kurulu üyesi Murat Öncel'in aslında kurultay öncesi Murat Bakan ile beraber YILMAZ ATEŞ'e gittiğini ve biat noktasına kadar geldiğini biliyor musunuz? Bilmiyorsanız da araştırmanızı ve bizi bilgilendirmenizi bekliyoruz!

Ulaş Deniz: Sayın Gençel, habercilik budur. Yalansız ve yalın. Tarafsız ama her zaman bir taraf… Haklıdan yana haksızın karşısında. Bravo size demek ki satılmamış kalem de varmış. Yazı dizinizi okudum ve okumaya da devam edeceğim. Abi, neden bunları daha önce kaleme almadın da, şu ekip denilen şahsiyetlerin yüzünü herkes görseydi. Asena tespitiniz harika ama bilmediğiniz bir şey var. Bunlar Asena’nın hocası olan Sav’dan ders almışlar. Kıvırtmayı en iyi bilen şahsiyettir. Erten efendi şimdi biz de senin hakkında şikayet dilekçesi yollasak acaba aynı makanizma sana da işleyecekmi? Aslında var ya sizler, tam şu Rus ordusunun kurduğu orkestra var ya çok uyuyorsunuz. Politikayı bıraktığınızda ekip şefinizi de alın turneye cıkın daha hayırlı olur. BUNU TEKRAR O KALIN KAFALARINIZA SOKUN ERCAN TATI BUCANIN VE BUCALININ SEÇTİĞİ BİRİSİDİR. Ona uzanan eleri kırmasını da biliriz. Artık bırakın bu işleri de seçimlere hazırlanın. Beyler zaman erken geçiyor. Bir bakmışsınız hepiniz donsuz ortada kalmışsınız. O zaman ilk olarak şu dönekler bir birini sırtından vuracak. Biz de sizleri seyredeceğiz. Ve çocuklarıma diyeceğim ki “Oğlum bak bunlar ünlü Rus ordusu korosuna rakip olan SAV ORKESTRA GRUBU VE DANSÖZ EKİBİ” diye.

Abdül Bilir: Abdül Batur ile dönme kelimesini bir araya getirmişsiniz. Sizin yazdıklarınızdan ben Abdül Batur’un döndüğünü görmüyorum. O sürekli arabanın içinde olmayı sever. Otobüs durursa durağa yeni gelen otobüse biner ve yoluna devam eder. Kaptan şoförün kim olduğuna bakmaz, onu gideceği yere götürecek bir otobüs olsun yeter. Anlayacağınız o durakta durmayı sevmez. Daima otobüsün içinde olmayı sever. Yani daima doğru yoldadır. Bu kısa hayatta bu da bir yöntem. Yiyen varsa!

Egenin Sesi 26 - 07 - 2010

23 Temmuz 2010 Cuma

EKİBİN TARİHİ: HIRS, İSTEK, BEKLENTİ VE ŞANS (10) Bir oraya, Bir Buraya

Herşey bitmiş, yerel seçimlerde İzmir CHP büyük patlama yapmış, AKP karşıtlığı merkezdeki oyların sosyal demokratlara akmasını sağlamıştı…
CHP sadece Tire ve Bayındır’ı kaybederken, CHP kadroları ilk kez bu kadar yoğun şekilde kent yönetimini ele alıyorlardı.
Ekip mutluydu.
Kaybedilmesi muhtemel 3 ilçe de alınmış, bu ilçelerde örgütlenme başlamıştı.
Ancak ekibin işi bitmemişti.
Onlar tüm kente hakimiyet kurmak, büyükşehir de dâhil olmak kaydıyla hareket alanını genişletmeyi planlıyordu.
Bunun için en iyi yol yapılacak kongrelerde tüm ilçeleri almak, belediye başkanlarının üzerinde ekibin istekleri doğrultusunda hareket edecek bir il başkanı ve yönetimi oluşturmaktı.
Milletvekili olmak için yanıp tutuşan Rıfat Nalbantoğlu bu çerçeveye en çok uyan isimdi.
Üstelik beyaz olduğu ve kentin sivil örgütleriyle ilişki kurabildiği için ekibin gözde adaylarındandı.
Ekip tüm dosyaları ve yeni üyelikleri genel merkezden geçirmiş, kongrelerin tamamını alacak hale gelmişti.
Ancak Baykal ekibin bu kadar güçlenmesini istemiyordu. Üstelik kendisine ulaşan yeni bilgiler Baykal’ı çileden çıkarmıştı.
Hemen düğmeye bastı ve bu işi MYK üyesi Mehmet Ali Susam’a verdi.
Ancak Susam’ın örgüt deneyimi zayıftı ve hata üzerine hata yaptı.
Konak ilçe örgütü görevden alındı, yerine atanan kayyum heyetinden sadece Onur Temiz Baykal’ın önerisi doğrultusunda hareket etti. Diğerleri kısa süre içerisinde ekiple birlikte hareket eder hale geldiler.
Aynı sorun Buca ilçe teşkilatında da yaşandı.
İlk kongre Karşıyaka’da idi. Ekibe muhalif Karşıyaka grubu bu seçimi alırken, ekip ile ilişkilerini koparan Karşıyaka İlçe Başkanı Ertam Özen ile birlikte hareket ediyorlardı.
Ekip Karşıyaka’da kaybederek hayal kırıklığı yarattı. Ardından Bayraklı’da yaptıkları ortaklıklarla bir grup delege sokabildi içeriye…
Ancak yeterli değildi ve ili almak için daha hızlı hareket edilmesi gerekiyordu.
Buca kongresini alan ekip rahatlamıştı.
Konak’ta büyük farkla kazanınca gözler Bornova’ya dikildi.
Baykal her şeyi yapıyordu ekibin önünü kesmek için ancak mümkün olmuyordu.
Bornova Kongresi’ni Kocaoğlu ile birlikte kazanan ekip ilde 400 delege ile kazanmayı hayal ediyordu.
Genel merkez Sav Grubu’nun bu kadar güçlenmesinden rahatsızdı. Hatta “Bırakın ili alsınlar. Sonra icabına bakarız” diyorlardı.
Bu arada devreye Karşıyaka grubu girdi. Onlara göre il alınabilirdi. Bunun için ortak bir aday bulunması gerekiyordu.
Ekibin adayı Rıfat Nalbantoğlu ise Kemal Anadol ile çevre ilçeleri dolaşarak imza toplamaya başlamıştı.
Narlıdere Belediye Başkanı Abdül Batur, iki hafta önce Baykal ile görüşmüş, Baykal’ın ekibe karşı soğuk olduğunu ancak Rıfat ile devam edileceği mesajını almıştı.
Sahil evlerinde bir yemekte bu konuyu açtı.
Kendisine, “Yanlışın var iki hafta içinde çok şey değişti. İstersen yeniden konuş genel başkan ile” dediğimde, “Yok ben biliyorum. Ekibi ben de istemiyorum. İliğimi sömürdüler. Yeter artık” yanıtını veriyordu.
Bir gece saat 21.00 sıralarında tekrar aradı Batur… “Haklısın Süleyman, Baykal ateş püskürüyor Rıfat’a” dedi.
Batur hemen dönmüş, Rıfat Nalbantoğlu yerine önerilecek yeni il başkanı konusunu düşünmeye başlamıştı.
Cevat Durak ile görüştü, sonra da Kocaoğlu ile…
Ve tabii ki yeni il kongresini dizayn eden milletvekili Selçuk Ayhan ile…
Masaya birçok aday ismi geldi. Ancak Kocaoğlu ve Batur bunların hepsine hayır dediler.
Hatta son olarak masaya ismi gelen Sefa Taşkın’ı bile reddettiler.
Sonuçta iş döndü dolaştı ve Ekrem Bulgun’da kaldı.
Baykal’ın bir kez daha adayı Ekrem Bulgun’du.
Nalbantoğlu ise Tire’ye giderken yoldan döndürülmüş il başkanlığı adaylığı suya düşmüştü.
Peki şimdi ekip ne yapacaktı?
400 delegeyi kontrol altında tuttuklarını söyleyen, Baykal’ın uygulamalarını açıkça eleştiren ekip nasıl davranacaktı?
Üstelik ekibin yumuşak karnı da olsa yine de ekipten sayılan Yüksel Demirsoy adaylığını açıklamış ve imza toplamaya başlamıştı.
Ekip şefi Abdürrezzak Erten her zaman olduğu gibi ortalarda yoktu. Bu tür zamanlarda ortalarda bulunmamaya özel önem gösteren Erten hangi soruya yanıt verebilecekti ki…
Yüksel Demirsoy imza topluyor, ekibin bir bölümü çekinerek imza koyarken bir bölümü, “Bizim genel başkanımız ne derse o olur” diyerek Baykal’a biat ettiklerini söylüyorlardı.
Aslında Demirsoy istenilen imza sayısını geçmişti. İşte o zaman devreye o zamanın Buca İlçe Başkanı şimdi PM üyesi Mehmet Süne bazı imzaları geri çektirdi.
Ekip dik durmak istiyordu ancak ekibin başları sürekli eğrildiği için insanlar da eğriliyorlardı.
Selçuk Ayhan il yönetimini belirlemeye çalışıyordu.
Ekipten kopup gelen hayli sayıda insan vardı.
Büyük bölümü ekibin İzmir’de sonunun geldiğine inanmaya başlamıştı.
Bu isimlerden biri Murat Haluk Öncel idi.
Öncel Baykal’ı telefon ile aramış yeni il yönetiminden göre talep etmişti. Baykal da “Bunun sorumlusu Selçuk Ayhan’dır. Onunla görüşün” demişti.
Ekrem Bulgun’u da sürekli arayan ve talepte bulunan Öncel en son Ayhan’ın çalışma bürosunda beklemiş kendisi ile görüşerek il yönetiminde görev almak istediğini vurgulamıştı.
Öncel’in ekip hakkında ne yorumlarda bulunduğunu Selçuk Ayhan bize anlatır sanırım.
Ben birazını biliyorum ama tümünü Ayhan’dan dinleyebiliriz.
Konak İlçe Başkanı Aytekin Tunuslu’nun da ekip için neler söylediğine, hangi tespitlerde bulunduğuna çok sayıda CHP’li şahit olmuştur.
Tunuslu’nun o dönemlerde Selçuk Ayhan’a yakınlaşma çabaları ise gözden kaçmamıştır.
İl kongresi günü herkes mevzisini almıştı.
Yüksel Demirsoy son çırpınışlarını yapıyordu. Ancak ekip Demirsoy’a imza vermiyordu.
Onlar Deniz Baykal’ı destekliyorlardı.
(Asena da kalkıp bu işleri Türkiye’de en iyi ben bilirim diyor. Kadın hiç İzmir’e gelmemiş ki… Ekip ile tanışmış olsaydı, böyle iddialarda bulunmazdı. Hatta mesleğini bile bırakabilirdi.)
İl kongresi bitimine herkes bir kenara çekilmişti.
Ekip şefi Erten Baykal ile yeniden uzlaşmanın yollarını bile aramaya başlamıştı.
İşte tam o günlerde ünlü kaset olayı gündeme geldi.
Burada uzun uzun anlatmaya gerek yok sanırım.
Çünkü süreci hep birlikte yaşadık.
Burada önemli olan 10 gün öncesine kadar ekibe söylemediğini bırakmayan insanların yeniden ekibe katılmaları.
Baykal’ın istediği Ekrem Bulgun’un istifası için Abdül Batur’un devreye girmesi…
Anlamadığım nokta siyaset bu kadar mı yerlerde…
Bir dönem muhalefette kalsanız ne olacak ki…
Hep iktidar, hep iktidar…
Ancak benim gördüğüm ekip bu dönüşlere de çok sıcak bakmıyor.
Abdürrezzak Erten dönse de tepedeki birinci isim bu dönüşlerden hiç hoşlanmıyor.
Bu saatten sonra kalkıp Batur’u milletvekili sıralamasına mı yazacak?
Açıkçası hiç sanmıyorum.
Çünkü Sav dönenleri iyi hesaplar ve önemli görevlere getirmez. Eğer milletvekili listesini Önder Sav yapacak ise ekibe sıkı sıkı bağlı, bir yere kıpırdayamayan isimler öne çıkarılacaktır. Sav, “Bu benim işime gelir, bu benim ile bir yere kadar olur” diye düşünmez.
“Benim emrimden kim çıkmaz” diye bakar siyaset yaptığı isimlere.
Ekibin önümüzdeki günlerde alacağı tavırları hep beraber göreceğiz.
Eğer bu gücü korurlar ise bir sonraki dönemin büyükşehir adayı da belli: Sıtkı Kürüm…
Bir sonraki yazımda genel bir değerlendirme yaparak ekip dizisini kapatacağım… Bilgilerinize…

NOT 1: Ercan Tatı için MYK soruşturma komisyonu kurmuş. Olabilir. Ancak benim dikkatimi çeken Abdürrezzak Erten’in yaptığı açıklama oldu. “Tatı hakkında çok şikayet geldi” diye konuştu Erten. İlahi Rezzak… Şimdi şuradan “Abdürrezzak Erten hakkında genel merkeze şikayet dilekçesi yollayalım arkadaşlar” desem, bir hafta içerisinde 5 bin dilekçe olur elinizde. O zaman ne yapacaksın? Genel Sekreter Yardımcısı olarak kendin için “Hakkımda çok şikayet var. Bir soruşturma komisyonu kuralım da, beni soruşturun” mu diyeceksin.
Tatı’nın odasındaki Baykal resmi sanırım birilerini rahatsız etmiş.

NOT 2: Yorumcu arkadaşlara teşekkür ediyorum. Aslında yorumların içinde bile birçok haber var. Sanırım bu haberleri önümüzdeki gülerde daha geliştirerek kullanacağız. Ayşen Temel isimli yorumcunun Sav’ı “CHP’deki tek Kemalist” olarak tanımlamasını, bir okuma özrü olarak algıladım. Demek ki Ayşen Hanım 10 bölümlük diziyi tersten Arapça gibi okumuş.

NOT 3: Büyükşehri atladığımı sanmayın. Yeni ve ilginç bir süreç bizleri bekliyor büyükşehirde.

NOT 4: Baykal İzmir’e geliyor. Bakalım yanında kimler olacak?

NOT 5: CHP Konak İlçe Başkanı Tunuslu, “Bana ne yapacaklar” diye karar kara düşünmeye başlamıştır.

Egenin Sesi 23 - 07 2010

21 Temmuz 2010 Çarşamba

EKİBİN TARİHİ: HIRS, İSTEK, BEKLENTİ VE ŞANS (9) İzmirliler bilmeden destek verdi

2009 yerel seçimlerinde var olan ilçe belediye başkanlarının büyük bölümünün yerlerini koruyacakları belliydi. Üç ilçede ise sorun vardı. Çiğli, Bornova ve Konak…
Yeni kurulan Bayraklı ve Karabağlar’da ilk kez aday belirlenecekti ve aday sayısı hayli fazlaydı. AKP’nin elinde bulunan Buca ve Gaziemir’de CHP’nin atacağı adımlar da merakla bekleniyordu.
Bir tarafta Deniz Baykal ve Kemal Karataş, diğer tarafta ekip, üçüncü alanda ise Kocaoğlu bulunuyordu. Herkes top oynamak istiyor, oyunda kalma sürecini artırmaya çalışıyordu ama durum hiç de kolay görünmüyordu.
Kocaoğlu yeniden büyükşehir belediye başkanlığına adaylığını açıklatınca rahatlamıştı. Şimdi amacı kendine yakın meclis üyelerini ve ilçe belediye başkanlarını ayarlamaktı.
İlk haber İzmir’e ulaştığında herkes şaşkındı…
Bayraklı’da Erdal Aksünger’in belediye başkanlığına atandığı Bornova’da ise Ayhan Baltacı’nın adaylığının kesinleştiği, Konak’ta ise Kemal Karataş’ın görev alacağı bilgisi kulisleri bir anda hareketlendirdi.
Bu duruma ilk aşamada karşı çıkan isim İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu oldu. Kocaoğlu derhal Ankara’ya gitti. Nasıl olurdu Konak’ta kanlı bıçaklısı Kemal Karataş atanırdı.
Kocaoğlu Ankara’da ortalığı karıştırır ve ikinci bir liste İzmir’e ulaştı. Bornova’da Nevzat Kavalar’ın, Konak’ta ise Muzaffer Tunçağ’ın yeniden atandığı konusudur bu kez kulislere yansıyan.
İzmir liste manyağı olmuştur ve kimin ne zaman nereye atandığı belli bile değildir.
İşte o sırada devreye Kemal Karataş girdi. İl başkanlığından istifa eden biri olarak Ankara’ya Deniz Baykal’ın makamına gitti ve yerel yöneticilerin atanması konusunda 6 saatlik bir maraton geçirdi.
Odada 3 kişi vardır. Deniz Baykal, Önder Sav ve Kemal Karataş.
Karataş Aziz Kocaoğlu’nun önermelerini kesmek için elinden geleni yaptı. Bornova’da Kocaoğlu’na yakın bir ismin büyük sorun yaratacağı konusunda Baykal’ı ikna etti. Aslında Baykal da Sırrı Aydoğan’ı istemiyordu. Bunun üzerine yeni önermesini sundu. Kamil Okyay Sındır...
Buca’da ise Mehmet Ali Susam’ın önerisi Necati İmam idi. Ancak devreye yine Kemal Karataş girdi ve Ercan Tatı’yı kavga gürültü kabul ettirdi.
Bayraklı’da önce Alevi yapının temsilcisi Erdal Aksünger aday olarak lanse edildi. Cevat Durak yapısı ise Ciritoğlu diyordu. Yine Kemal Karataş’ın isteği ile Hasan Karabağ aday olarak atandı.
Karabağ – Durak çatışmasının altında yatan gerçek de bu. Karabağ daha önce siyaset yaptığı Durak’ın kendisini istememesini hazmedemedi.
Konak’ın adayı aslında başından beri belliydi. Kocaoğlu Karataş ismini duyunca soluğu Ankara’da aldı. Muzaffer Tunçağ’ın devam etmesini talep etti. Konak Belediyesi’nde herkes Tunçağ’ın atanıp atanmayacağını bekliyordu. Ve haber geldi Tunçağ yeniden atanmıştı. Ekip de sevinçliydi. Sonuçta tanıdıkları, istediklerini yaptırabilecekleri belediye başkanı vardı. Karataş’ın olmaması ile iki yapı da mutluydu.
Ancak ilerleyen saatlerde yeni bir bilgi geldi. Karataş Konak Belediye Başkanlığı’na atanmıştı.
Önder Sav bu ilçelere çok müdahale etmek istemedi. Çünkü elinde kozlar vardı ve bunları kaçırmak istemiyordu.
Birinci koz Karabağlar Belediye Başkanlığı’na Sıtkı Kürüm’ün atanmasıydı. Aslında Kürüm Karabağlar konusuna çok sıcak bakmıyordu. Bu ilçenin kaybedilmesi daha büyük olasılıktı. Bir gece telefonum çaldı.
Karşımda Sıtkı Kürüm…
Kendisini severim. “Ne yapayım Süleyman bana akıl ver” dedi.
“Konak’a hiç uzanma. Oranın sahibi var. Üstelik Baykal orayı sana bırakmaz” yanıtını verdim.
“O zaman bana Karabağlar konusunda destek ol” ricasında bulunan Kürüm’e “Senin Karabağlar için desteğe mi ihtiyacın var. Genel Sekreter masada seni savunacaktır” yorumunda bulundum.
Kürüm, “İki kez yaşadıklarımı biliyorsun. Bu işler belli olmuyor” deyince kendisine destek amacıyla bir gün sonra gazetede bir yazı yazdım.
Ekip, Kürüm’ü lime lime edecekti o destek yazısından sonra.
Bilmiyorum belki de Kürüm’ü lime lime etmeleri için o yazıyı kaleme almışımdır.
Sav masada Karabağlar için Kürüm’ü öne sürdü. Karataş ise Mehmet Türkbay, Kocaoğlu ise Şeyhmuz Karapınar’ı istiyordu. Sonunda Sav ilk parçasını kopardı.
Aslında kayıp ilçe olarak bakıldığı için kimse fazla ses çıkarmadı.
Gaziemir’de bir önceki aday Halil İbrahim Şenol’un yeniden adaylığı konusunda da fazla ses çıkmadı. Gaziemir de ortadaki ilçelerden biriydi.
Çiğli’de ise Baykal, Ensari Bulut’un hastalığı nedeniyle yeniden adaylığına sıcak bakmıyordu. Buna karşılık Ensari Bulut aday olmak için yanıp tutuşuyordu ve kendini ekibe bırakmıştı. Son aylarda ekip ile yakın temasta olduğunu Karataş da biliyordu. Ancak Çiğli’de de sonuçlar ortadaydı ve kaybedilme tehlikesi vardı.
Karataş ekibin başka ilçelere kaymaması için bu üç ilçeye dokunmadı çok.
Amacı ekibi İzmir’de silmekti. Hem de sandıkta…
Ancak olan oldu ve son 15 günde AKP’nin özellikle de Tayyip Erdoğan’ın desteği ile hava döndü.
Kazanılmayacağı düşünülen ilçeler bile kazanıldı.
Bir anlamda İzmirliler ekibin kentte güçlenmesi için oy kullandılar.
Tabii suç halkın değil.
İnsanlar nereden bilsin ekibin durumunu…
Karataş’ın Karabağlar konusunda Türkbay’a verdiği desteği yazmıştık. Karataş Türkbay için aynı desteği il başkanlığı Karabağlar ilçe başkanlığı için de verdi Türkbay’a…
Ancak Baykal yeterince tanımadığı için bu önerileri geri çevirdi.
Ekip Konak’ta Karataş’tan öç almayı kafasına koymuştu.
Malum imza nedeniyle mahkemeye başvurmuşlar ve Karataş’ın adaylığını düşürmüşlerdi.
Ekip sadece onu yapmakla kalmadı. Karataş’ın meclis listesi yerine başka bir liste hazırladı ve ilçe seçim kuruluna vererek darbe yapmayı bile göze aldı.
Neyse ki durum zamanında fark edildi ve Karataş’ın en azından meclis listesi aynen geçti.
İntikam alındı
Meclis listeleri hazırlanırken Ankara’dan gelen bir haber tüm İzmir’i şok etti. Alınan karar göre EXPO için Tayland’a giden meclis üyeleri yeniden meclis listelerine yazılmayacaktı.
Sav’ın Muğla’da “Kocaoğlu ve Alaattin’i budayacağız” sözleri anlam kazanmaya başlamıştı.
Herkes şaşkındı.
Kocaoğlu en yakın çalışma arkadaşlarını genel merkezin talimatı doğrultusunda kaybediyordu.
Kendisi bunun için ne yaptı?
Siyasi olarak hiçbir şey…
Ancak büyük bölümünü daha sonra büyükşehirde bürokrat olarak değerlendirdi Kocaoğlu. Bunların başında da ünlü başdanışman Bilgin Erünal geliyordu.
Ekip en azından üç ilçede hakimiyet kurmuştu.
Bu ilçeler kazanılınca ekibin örgütlenme gücü daha da büyüdü.
Tabii ki lokomotif Karabağlar Cumhuriyeti idi. Sıtkı Kürüm tarafından idare edilen Karabağlar ekibin gelişmesine ve İzmir’de yerleşmesine büyük etkide bulunuyordu.
Ne de olsa yeni bir belediye idi, borcu yoktu ve elemanı olmadığı için ciddi iş alanı yaratıyordu.
Karataş’tan sonra il başkanlığına Rıfat Nalbantoğlu getirildi.
Nalbantoğlu il başkanı olacağını Gümüşbalık’ta tarafıma 6 ay önce söylemişti.
Demek ki o günlerde her şey planlanmış, İzmir’de olacaklar hesaplanmıştı.
Ünal Ersözlü’nün evinde ise Nalbantoğlu şu ünlü açıklaması yapmış, beni gerçekten hayretler içerisinde bırakmıştı: “Gün gelecek, ben bu partinin MYK’sına girecek ve bu partiyi yöneteceğim.”
Şimdi bunlara bakarak benim Nalbantoğlu karşıtı olduğumu düşünmeyin.
Ben sadece olanı kaleme alıyor, kimin nerede durduğuna dikkat çekmek istiyorum.
Yerel seçimlerde aday belirleme sürecinde iki ilçede daha sorun büyüktü. Bunlardan biri Urla idi…
İzmir milletvekili Bülent Baratalı CHP’ye gelen Selçuk Karaosmanoğlu’nu istemiyor, yerine bir başka aday öneriyordu.
Ancak Baykal Kocaoğlu’nun da baskısı ile Karaosmanoğlu’nu yeniden aday gösterdi.
Baratalı kırılmıştı. Hatta örgütlediği bir grup Urlalı Ankara’da genel merkez önünde gösteri bile yaptı.
Bu süreç Baratalı ile Sav arasında dirsek temasının başlangıcıydı ayrıca.
Sorunlu olan diğer ilçe Seferihisar’dı. Kocaoğlu Anavatan Partisi’nden Hamit Nişancı ile devam etmek istiyordu. Buna karşılık Kemal Karataş Tunç Soyer ismi üzerinde iddiacıydı.
İddiayı her zamanki gibi Karataş kazandı ve Soyer belediye başkan adayı oldu.
Bana göre iyi de gidiyor.
Kocaoğlu’nun Karataş’tan nefret etmesi için ortada hayli neden var sanırım.
Ancak şu gerçeğin de altını çizmek gerekiyor. Bu kadar büyük güçler mücadelesi içerisinde istediği her şeyi yaptıran tek kişi vardı. Kemal Karataş…

NOT 1: Kemal Karataş Milliyet Ege’de açmış ağzını yummuş gözünü… Giderek üzülüyorum ben, Rıfat Nalbantoğlu’na… Adam, ne İsa’ya yaranabiliyor ne de Musa’ya… Bir önceki yazımda söylediğim gibi büyük olasılıkla ateist olacak Nalbantoğlu…

NOT 2: Ekibin operasyonları devam ediyor. Kullandıkları Heron’ların bu kez hedefinde Gaziemir İlçe Başkanı Yüksel Demirsoy var. Neden? Aslında nedeni çok basit… Çünkü Demirsoy, Kocaoğlu’na yakın…

NOT 3: Ekip hedef genişletmeye devam ediyor. Konak İlçe Başkanı …... Da görevden alınması bekleniyor. “O Rıfat’ın adamı, Rıfat ekibin il başkanı. Nasıl oluyor?” diye sormayın, oluyor işte. Ve ekip şunu da söylüyor: “Rıfat kim? İl yönetiminde tek adamı var. Mustafa Özuslu. İstediklerimizi yapmaz ise 2 günde iner aşağıya.” Sayın Nalbantoğlu buradan sizi uyarmak benim görevim. Vallahi üzülmeye başladım halinize… Bunlar sizi milletvekili de yapmayacak.

NOT 4: Ekip hedef genişletmeyi sürdürüyor. Bu kez hedefteki adam Kocaoğlu. Ekip İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ile kavgaya hazırlanıyor. Öte yandan Alaattin Yüksel Sav’a yanaşmaya çalışıyor. Bu ne yahu… Pembe diziyi geçti, bu ilişkiler…

GÜNCELNOT 1: 19 Temmuz 2010 tarihli 66097 kayıt numarası ile Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü’ne gönderilen bir suç duyurusu var. Aynı konu aynı gün Cumhuriyet Savcılığı’na da intikal ettirilmiş durumda. 10/64240 dosya numarası ile… Yine aynı konu internet aracılığı ile Başbakanlık Etik Kurulu’na da gönderildi.

Aşağıda bu konu üzerine verilen suç duyurusunu okuyacaksınız.

İzmir İli Konak İlçesi, Bozyaka Mahallesi sınırları içinde yer alan 13.518 metre kare yüz ölçümüne sahip 434 pafta 15033 Ada ,1 Nolu Parsel, tapuda 5/10 hisse oranında Fahrettin Macit,4/10 oranında İbrahim Gök ve 1/10 oranında ise Mustafa Bilgin Erünal adlarına kayıtlıdır
Söz konusu parsel 02.07.2002 tarih , 2147 sayı numarası ile, Büyükşehir Belediyesi tarafından onaylanan Eski İzmir revizyon İmar Planı içeriğinde yer almakta olup 10.04.2008 tarih 5952 sayılı İmar durumuna göre emsal 1.2 yapılaşma koşulu ile 21.80 metre yüksekliğinde ‘konut alanı’ plan kararı bulunmakta idi. Bu parselinde içinde bulunduğu Eski İzmir olarak bilinen bölge, yapılaşması tamamlanmış olan yapıların yer aldığı konut alanı yerleşkesidir. Bu bölgede ticari aktivite kullanımı bulunmamaktadır. İzmir’in gelişmemiş bölgelerinden birisi olarak bilinen Eski İzmir, özellikle İzmir-Çeşme otobanının hizmete girmesi ve Eski İzmir Toplu Konutlarının yapılması ile birlikte aslında gelişmeye başlayan, hareketli ve rantsal bölge haline gelmiştir. Ve aslında görülecektir ki, bu şahıslar taşınmazların geleceklerine yön veren, belirleyici faktörleri ortaya koyan/koyduran arsa spekülasyonlarını değerlendiren şahıslardan bir kaçıdır.
Esasen anlaşılamayan şudur ki; İzmir Belediyesi Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun Baş Danışmanı kadrosunda görevlendirdiği ve aynı zamanda İzmir Büyükşehir Belediye Meclisinde 2002-2009 yılları arasında meclis Üyeliği yapan ve dört yıl İmar Komisyonu Başkanlığını yürüten, yetkili ve etkin kişi olan Bilgin Erünal bahse konu rantabl taşınmazın, %10’luk hisse oranı ile söz konusu kişilerle birlikte malik ortağı olmasıdır.
Ticari kullanımlarda bakir olan bu bölgenin bu yönüyle bakıldığında geleceğini görmek hiç zor olmasa gerek.
Bu arada söz konusu parsel hala ‘Konut Alanı’ olarak gözüküyorken, 08.06.2006 tarihinde el değiştirerek TMSF’ den 2.2 milyon TL ye satın alınmak suretiyle, edinilen ve parselin geleceğini gören bu kişilerle yeni sahiplerini buluyor.
İlginçtir ki bu maliklerden ikisi (Fahrettin MACİT ve İbrahim GÖK) adına kayıtlı diğer mülkiyetler araştırıldığı takdirde karşımıza Balçova KOÇTAŞ , Urla TANSAŞ , Ayvalık TANSAŞ v.b gibi ,üzerlerinde ticari kullanımların bulunduğu mülkiyetler de çıkacaktır.
Acaba basında ve kamuoyunda söylenildiği gibi bu hisse oranı, etkin ve yetkin olan bu şahsın (Bilgin Erünal’ın) taşınmaz üzerindeki vaatlerine karşılık aldığı komisyon bedeli midir?
Bu taşınmazın satın alımının sonrasında gelişen süreç incelendiğinde ise karşımıza inanması güç gerçekler çıkmaktadır.
Şöyle ki; söz konusu parselin “ Konut alanından”, “ Metropoliten Aktivite Merkezi” olarak dönüştürülmesi yönünde yapılan plan değişikliği, bu üç kişinin talebiyle meclis gündemine getirilmiştir. 09.06.2008 tarihinde meclis gündeminde yerini alan bu talep, Bilgin Erünal’ın daha önce başkanlığını yaptığı İmar Komisyonuna sevk edilmiş ve komisyondan olumlu rapor ile meclise sunulmuştur.
Bizleri şaşırtan, önemli hususlardan biri ise, 1/5000 ölçekli planda yapılan değişiklik talebinin sadece söz konusu bu parsele yönelik olması ve üst ölçekli planlarda sadece bir parsele yönelik değişiklik yapılmaması gerektiğini savunan Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’dan icazet alınarak, İmar Komisyonu’ndan böylesine marjinal, plan ilke ve esaslarını bozan bir değişiklik talebinin olumlu karar ile geçmesidir. Bu hususta o tarihte İmar Komisyon Başkanı olan Bilgin Erünal’ın önemli katkılarının olduğu söylentiler arasındadır!
Söz konusu plan değişikliği talebi, 3194 sayılı Kanun ve Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmelik kapsamında mevzuata uygun olduğu kabulüyle onaylanmış olsa da, bu plan değişikliğinin anılan parsele ve maliklerine rant artışı sağlayacağı tartışılmaz bir gerçektir.
Şöyle ki; söz konusu parsel, mesken ve yerleşik konut bölgesi içerisinde sıradan bir konut yapı adası iken birden yapılan plan değişikliği ile en az 3-4 misli fazla yatırım cazibe merkezi haline geliveriyor. Bölgede tek ve ilk merkez nitelikli ticaret fonksiyonlarını bir arada bulunduran rantabl, kıymetli kullanım kararı, tek parsele yükleniyor ve bu durumda parselin ve üst kullanımının birim fiyatı 3-4 misli artıyor.
Bu durum pek çok soru işaretini beraberinde getiriyor. Bugüne kadar neden, kimsenin aklına böylesine bir plan değişikliği yapmak gelmedi? Bu plan değişikliği, kabulü bu kadar kolaydı ve onama süreci bu denli kısa sürecekti neden TMSF bu değişikliği yaparak /yaptırarak parseli satışa sunmadı da bu kadar ucuza sattı. Bu kamu zararı değil midir? Yoksa yeni malik ortağı olan başkan danışmanı beyefendi bulunduğu makamı, unvanı, yetkiyi mi kullandı?
Neden vatandaşın plan değişiklikleri ilçelerden geldiğinde Büyükşehir Belediye Başkanı, kendi Meclisi’nde gündeme alma süresini sonuna kadar bekletiyor, 3 ay süründürüyor da bu plan hemen gündeme alıyor ve akabinde onaylıyor. Yoksa bu parselin bizim bilmediğimiz bir de gizli maliki mi var? Bu durumda danışman ortaya sürülen kötü adamı mı oynuyor?
Gerçek şudur ki, bir konu soruşturulduğunda, mevzuatlar önünde yasal bulunabilinir ancak kimi zaman meşru olmaz. Hukuk önünde etik ve ilkesel kurallar ile kamu zararı /yararı açısından da değerlendirilir.
Sonuç olarak; pek çok soruya maruz kalan, eşitsizlik ve çıkarı yöneten bir plan değişikliğine onay veren, Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ve ilgili meclis üyeleri ile birlikte, başkan danışmanı Bilgin Erünal hakkında gerekli kovuşturmanın yapılarak eylemlerine uyan T.C.K hükümleri uyarınca cezalandırılması için haklarında kamu davası açılmasını arz ederim…
İmza: İsmi bende gizli…

Egenin Sesi 21 - 07 2010

19 Temmuz 2010 Pazartesi

EKİBİN TARİHİ: HIRS, İSTEK, BEKLENTİ VE ŞANS (8) Karşıyaka’da kimler toplandı?

2007 seçimi İzmir’e yeni siyasetçiler kazandırdı. Bu isimlerden biri Murat Bakan… Bir Alevi derneğinin adayı olarak kamuoyuna sunulan ve Abdül Batur tarafından desteklenen Bakan, seçimde sıralama nedeniyle kaybetti. Ancak daha sonraki yerel seçimlerde Karabağlar’dan belediye meclis üyesi olarak büyükşehre kadar geldi. Bakan’ın yeni hedefi ekibin desteği ile bu seçimde milletvekili olmak.
Birinci bölge birinci sıradan İzmir’e gelen Güldal Mumcu ilk günlerde eşinin soyadı dolayısıyla ilgi ile karşılandı. Ancak günler ilerledikçe, aslında eşi Uğur Mumcu ile aralarında Merkür – Plüton kadar fark olduğu ortaya çıktı.
Birinci bölgeden listeye konulan ancak milletvekili seçilemeyen Nalbantoğlu’na ise daha sonra uzun uzun değineceğim.
Selçuk Ayhan ekibin tüm muhalif söylemine karşılık ikinci bölgeden 6. sıraya kondu. Birinci bölgeye 6. Sıraya ise Baykal-Sav ikilisinin desteklediği ancak kongreyi kaybeden Ekrem Bulgun oturtuldu. İkinci sıralar DSP’lilere verildiği için kimse ses çıkarmadı.
Ekibin kızgınlığı üzerindeydi.
Erten liste belli olduktan 2 gün sonra telefonunu açtı ve kendisini eleştirenlere şu yanıtı verdi: “Eğer istiyor iseniz ben de adaylıktan istifa edeyim.”
Birkaç kişi dışında herkes, “Olur mu öyle şey. Tabii ki devam edeceksin” dediler.
Organize olup, “İstifa etmelisin” deseler idi, eder miydi Erten milletvekilliği adaylığından?
Sırada yine kongreler vardı ve ekibin daha çok insanını ilgilendiren yerel seçimler yaklaşıyordu.
Yukarıda Önder Sav gibi bir güce aşağıda da bu gücü harekete geçirecek Abdürrezzak Erten’e ihtiyaç vardı.
Kimse bir şey söyleyemiyordu. Söyleyen de ekipte kara kedi ilan ediliyor ve emen dışlanıyordu.
Öyle ki ekipten biri kopuyor olsa Erten’in talimatı çerçevesinde bu kişi ile tüm bağlar koparılıyordu. Bu kişiye telefon etmek bile yasaktı.
Kırılan bir kişi daha vardı. İzmir milletvekili Enver Öktem…
Öktem çok sonraları aslında listeye konmayacağını Erten ve Sav’ın bildiğini öğrendi.
Oralara da geleceğiz tabii ki…
Ekip yeniden organize olup kongrelere hazırlanmak zorundaydı.
Aslında onların kongrelere hazırlanmaları çok kolaydı.
Mardin’den özellikle Ömerli’den yeni kayıtlar getiriyor, bunlar ilçelere dağıtılıyor sonra da Ankara’da genel merkezden geçirilerek delege seçimlerine hazırlanılıyordu.
Bu sisteme de taban areketi deniyordu.
Tamam… Bu bir tabandı ancak ithal ikameciliğine dayanıyordu.
Dolayısıyla Japon taban ile Türk bağcıklı enteresan bir ayakkabı tipi İzmir siyasi ayatına giderek yerleşiyordu.
Genel seçim öncesi tek muhalif ilçe olan Konak’ın görevden alınması ile ekibin önü yeniden açılmıştı.
Gördüğünüz gibi ekibin önü bir açılıyor bir kapanıyordu.
Bunun iki nedeni vardı.
Birincisi İzmir bir türlü bu mantığı kabullenemiyor ve bir şekilde karşı çıkıyordu.
İkincisi Deniz Baykal ekibe biraz yol veriyor ancak tam hakimiyet kurmasına kesinlikle karşı çıkıyordu.
2008 ilçe kongreleri ekibin gücünü koruduğu bir dönemi yansıttı.
İlçe kongrelerinde en ilginç süreç Bornova’da yaşandı. 2007’de ilçe binasının alınması sırasında yaşanan ilginç süreç sonucunda Bornova İlçe Başkanı Kerim Özer görevden alındı. Yerine o dönemin il başkanı tarafından Mehmet Türkmenoğlu atandı. Ekip tabii ki Selçuk Ayhan’ın atamasından rahatsızdı. Bunun üzerine genel seçimler ertesinde Selçuk Ayan milletvekili olunca Önder Sav tarafından Bornova İlçe Başkanlığı Kenan Gürel’e teklif edildi. Ancak Gürel bir önceki kongrelerde Erten’in kendisi yerine Kerim Özer’i istemesinden dolayı kırgındı ve teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Kemal Karataş devreye girdi ve Ertürk Çapın’ı Bornova İlçe Başkanlığı’na atadı.
İlçe yönetimindeki bu değişiklikler nedeniyle Bornova kongre sürecini tamamlayamadı ve il kongresine katılamadı.
Bornova gibi büyük bir ilçenin seçime girememesi il kongresi için bir kayıptı aslında.
Biz gelelim asıl kopuşların yaşandığı il kongresine…
İl kongresinde Kemal Karataş il başkan adayı idi…
Karşısına kim çıktı?
İzmir eski milletvekili Enver Öktem…
Öktem’i il başkan adayı olmasını destekleyen iki kişi vardı: Nuri Batuhan ve Murat Haluk Öncel…
Bir gün bana bile sordu bu ikili, “Enver Öktem tutar mı?” diye…
Enver Öktem’in kendisi gerçektden aday olmak istedi bana göre. Ancak kendisine destek veren ikili aslında Abdürrezzak Erten tarafından örgütlenmişler gibiydiler.
Maksat Kemal Karataş’a kurultay delegasyon ve il yönetimi listesi hazırlarken gözdağı vermek; “Bak bizim desteğimiz olmaz ise Enver imzayı toplar ve karşına aday olarak çıkar. Kendi tabanımızı da tutamayız” demekti.
Ancak Karataş öyle ya da böyle siyasette yılların kurduydu ve Baykal’ın da desteği ile ortak bir liste yapabildi
Karataş, Rıfat Nalbantoğlu’nu il yönetimine almak istiyordu. Ancak ekip buna şiddetle karşı çıktı. Mustafa Özyürek’in adamının il yönetiminde olması demek, Özyürek’in İzmir’de örgütlenmeye başlayabileceği sinyali demekti. Ekip bunu kabul edemezdi. Bilim Kurulu’ndan iki kez ekip tarafından kesilen ve PM üyesi olamayan Nalbantoğlu bu kez il yönetiminden de ekip tarafından kesiliyordu.
Ancak Baykal durumu görmüş ve kurultayda Nalbantoğlu’nu kendi listesinden PM üyeliğine yazdırmıştı.
(Sanırım Salı günü Karataş bir basın açıklaması yapacak ve bu sürece de değinecek.)
Sonuçta Enver Öktem, Nuri Batuhan ve Murat Haluk Öncel’in desteklerini çekmesiyle yeterli imzayı toplayamadı ve aday olamadı.
Ardından da İzmir’i terk etti.
Ancak Abdürrezzak Erten buradaydı ve ekibine yerel seçimler için önemli sözler vermeye başlamıştı.
Başta da Sıtkı Kürüm’e…
Çünkü Kürüm, milletvekili adayı olamayınca tıpkı 2004 yerel seçimler öncesi adayların belirlenmesi sırasında olduğu gibi, açtı ağzını yumdu gözünü.
“Başlarım böyle ekibin içine…”
(Kürüm de bazen öyle konuşuyor ki, yazamıyorum. Sayın Kürüm bundan böyle konuşurken
“ Süleyman bunları kaleme alacaktır o nedenle biraz usturuplu konuşayım” diye düşünün. Bizi de zor durumda bırakmayın lütfen)
2008 kongrelerinde ekibe karşı sorun yaratacak fazla bir güç de yoktu açıkçası. Baratalı grubu da Baykal’dan tırpan yemiş, Türkan Miçooğulları liste dışında bırakılmış, Erdal Karademir seçilemeyecek yere konmuş, Yılmaz Kaya ise muhaliflere katılmıştı.
Kocaoğlu da hem Alaattin Yüksel hem de Baykal’ın kendisini sevmemesi nedeniyle İzmir örgütünde ağırlığını koyamıyordu.
Üstelik yaptığı yanlışlardan dolayı bir sürü İzmirli muhalif üretiyordu.
Ekip İzmir’deki bu boşluktan yararlanarak yeniden harekete geçti.
Önce sarmalama sistemini uygulamaya koyuldu.
Hedefte iki milletvekili vardı. Adından dolayı İzmir’de sempati yaratan Güldal Mumcu. İzmir’i hiç bilmeyen Mumcu kısa sürede ekibin kollarına bırakmıştı kendisini… Hala da öyle…
Diğeri ise Mehmet Ali Susam…
Esnaf lideri olarak ekibin tam kalemiydi Susam. Üstelik beyazdı da…
Susam hem Abdürrezzak Erten tarafından em de Sav tarafından çevrelendi.
Ne zamana kadar?
Kurultay sonrası Susam’ın MYK’ya girmesine kadar…
Erten burnundan soluyordu. O kadar örgütleme yapmış, canını dişine takmıştı. Ancak bir türlü MYK’ya giremiyordu.
Baykal istemişti Susam’ı MYK’ya… Erten’in karşısına hep Baykal çıkıyordu…
(Gördüğünüz gibi Baykal gidince, Erten hem MYK’ya girdi. Yetmedi, genel sekreter yardımcısı oldu.)
Kurultay sonrası İzmir’de ekibe karşı iki güç kaldı. Birincisi Karşıyaka grubu, ikincisi Mehmet Ali Susam… Susam bir esnaf örgütü lideriydi. Ancak CHP örgütünü tanımıyordu. CHP örgütünü tanımadığını da son kongrelerde gösterdi. O daha sonraki konu…
Ama buradan yıllardır CHP’lilere söylediğim, bir türlü yazmadığım tespiti ilk kez dile getirmek istiyorum.
Belki biraz ağır olacak ama gerçek bu maalesef…
“CHP delegasyonunun yüzde 80’i Nana’dan daha yetenekli, yüzde 10’unu bir psikiyatriste götürseniz, (Acilen bir yere kapatılmalı) yanıtını alırsınız. Geri kalan yüzde 10 ise partiyi idare etmeye çalışıyor.”
Ekip vitesi yine büyüttü. Karşısında küçük bir muhalefet vardı ve bir bölümü de kendilerine doğru dönmeye başlamıştı.
Urla’da aday belirlemeden sonra Bülent Baratalı’nın durumu gibi…
Ekibin en rahat olduğu dönem yerel seçimler öncesi dönemdi.
Milletvekilliği adaylığında ekip en fazla 3-5 kişiye alan yaratırken, yerel seçimlerde 10’larca kişiye yer açabiliyordu.
Bu nedenle en az 200 talepli canla başla ekip için çalışabiliyordu.
Sıra 2009 yerel seçimler öncesine gelmişti.
İşte bu hikaye çok karışık.
Öncelikle büyükşehir belediyesi başkanlığı adaylığından başlayalım.
Önemli bir konu çünkü…
Baykal’ın Kocaoğlu’nu bu konuda diken üzerinde uzun süre tutuğunu ve adaylığını bir türlü açıklamadığını biliyoruz.
Büyükşehir adaylığı için çalışmalar başlamıştı.
Hakan Tartan adaylardan biriydi ve kendi kurduğu küçük bir grup ile adaylık çalışmalarını sürdürüyor, Ankara ile doğrudan temasa geçmeye çalışıyordu.
Cevat Durak ise gizli adaylardandı. O her zaman olduğu gibi bu işleri kamuoyu önünde yapmak istemezdi.
Mehmet Ali Susam bir diğer önemli adaydı. Zaten Kocaoğlu’nun Susam ile olan sorunu da buradan kaynaklanıyordu. Kocaoğlu Susam’ı kendisine en büyük rakip olarak görüyordu. İzmir milletvekili, MYK üyesi, eski esnaf birliği başkanı.
Bülent Baratalı da adaydı. Bu kez işin kendisine döneceğini bekliyordu.
Ama sonuçta Kocaoğlu kentin belediye başkanıydı ve Baykal daha önce Antalya’da yaşanan aday değiştirme sürecinde yaşananlardan dolayı çekiniyordu.
Karşıyaka’da bir gece 9 kişi bir araya geldi.
MYK üyesi Mehmet Ali Susam, eski MYK üyesi ve Genel Sekreter Yardımcısı Bülent Baratalı, eski MYK üyesi Sedat Uzunbay, PM üyesi Rıfat Nalbantoğlu, Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak, Karşıyaka Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Çalışkan, eski il sekreteri İ. Yücel Özen ve toplantıyı örgütleyip kaleme alan bir kişi…
(Yine bu adamın ismi yok…)
Konu ne olacak bu büyükşehrin hali idi.
Herkes uzun süredir birbirini tanıyordu. Susam’ın kim olduğunu da herkes biliyordu. Ancak kimse Nalbantoğlu’nu tanımıyordu.
Rıfat Nalbantoğlu toplantıda söz aldı ve PM üyesi olarak fikirlerini iletti.
Kimsenin çok tanımadığı Nalbantoğlu gecenin yıldızı olmuştu. Çünkü öyle sert konuşmuştu ki, hem ekip için hem de Kocaoğlu’nun çevresindekiler için.
Ama özellikle ekip konusunda çok netti Nalbantoğlu… Bir an önce bu grubun İzmir’den temizlenmesi gerektiği konunda tespitler yapan Nalbantoğlu, işi “Bunlar yeniden milletvekili adayı olmamalı” tespitine kadar vardırdı.
Vallahi toplantıya katılanları yazdım. Sonra “Bir şey söylemedim” denmesin diye…
Gerçi aynı sözleri Macit Sefiloğlu, Mali Müşavirler Odası Başkanı Feyzullah Topçu ile Gümüşbalık Restoran’da olduğumuzda da söylemişti Nalbantoğlu. Yine aynı sözleri Ünal Ersözlü’nün evindeki bir yemekte de ifade etmişti saat 05.00’e doğru.
Bu kadar tespitten sonra ekibe hızlı dönüş yapan Nalbantoğlu’nu ben biraz 16. Yüzyılda İspanyol engizisyonundan kaçıp Selanik’e Osmanlı topraklarına gelen ve Müslümanlığı kabul eden Musevilere benzetiyorum. Bari onlar can derdine bir dönüşüm göstermişler. Sayın Nalbantoğlu milletvekilliği derdine Musevilikten, Müslümanlığa oradan Hıristiyanlığa son olarak da Zen Budizm’e kadar uzandı…
Bunun sonu Ateizmdir…
Dönelim biz Karşıyaka toplantısına…
Karşıyaka’da her şey konuşuldu ama asıl konu konuşulmadı.
Yapılacak tek şey vardı. Kocaoğlu’na karşı tek aday üretmek.
Ama görüldüğü kadarıyla toplantıya katılanların büyük bölümü kendi aday olmak istiyordu ve bunun için kararlıydı. Bu da Kocaoğlu’nun şansı oldu.
Sanırım Baykal İzmir örgütündeki bu parçalanmış yapıyı gördü ve Kocaoğlu ile devam kararını alması gerektiğini hissetti.
Ekibin bir büyükşehir adayı yoktu. Baratalı ile kavgalıydı, Susam ile kavgalıydı, Durak ile kavgalıydı…
Aslında en doğru adaya yöneldiler.
Hakan Tartan…
Ancak o ilişki çok gelişmeden çözüldü

NOT 1: Bazı yorumcular Sıtkı Kürüm’deki denge sorununa dikkat çekmiş. Vallahi eşi Fatma Kürüm de bu durumdan çok rahatsızdı. “Bırak bu siyaseti” diyor, Kürüm’ün arkadaşlarını da “Bu denge sorunu devam edecek olur ise günün birinde kaybedeceğiz Sıtkı’yı. Adamın zaten şekeri var. Lütfen arkadaşınızı düşünün” diye uyarıyordu.

NOT 2: Bazen yorumcular arasındaki tartışmaları okuyorum. Vallahi yazılanların hepsi doğru… Zaten doğru olmayan yorumları dikkate almıyoruz. Tabii bir de yasal sorun çıkaracak olanları… Bazı yorumlara ise dizinin son bölümünde ayrıca yanıt vereceğim.

NOT 3: Ekip, Nuri Batuhan’ı da yanından uzaklaştırmış. Özellikle bu uzaklaştırmadan sorumlu Abdürrezzak Erten’i buradan uyarıyorum. Benim yazdığım ekip tarihi, siyasi tarih. Çünkü ben işin siyasetini biliyorum. Ancak Nuri Batuhan ekibin fiscal tarihini yazmaya başlar ise 30 bölüm olur ve maazallah ortalık savaş alanına döner. Ama “Ben buna hazırım” diyor iseniz o sizin sorununuz… Batuhan o tarihi anlatacak bir köşe yazarı bulur mutlaka. Ve bu diziye de çok katkıda bulunmuş olurlar.

NOT 4: Alaattin Yüksel’in tutarsızlığı devam ediyor. Bir açıklama yapıyor Sav’a övgüler düzüyor, bir açıklama yapıyor Sav’ın ve ekibin desteklediği il başkanı Rıfat Nalbantoğlu’na yaylım ateş açıyor. Yoksa Alaattin Yüksel, Sav’a, “Bak bu ekip ile İzmir’de devam edemezsin. İzmir’i bize ver, senin adına ben ve arkadaşlarım, burayı yeniden örgütleyelim” demek mi istiyor. Beyler artık biraz net olun. CHP örgütü sizler nedeniyle iyice şaşılaştı.

GÜNCELNOT 1: Metroda olan oldu… Bu konuya girmeyeceğim şimdilik. Ancak Aziz Kocaoğlu’nun olay mahalinde bir bayanın “Bu metro ne zaman bitecek?” sorusuna verdiği yanıt dikkatimi çekti: “Bu metro ya bitecek, ya da beni bitirecek.”
Ve tabii ki Anadolu Ajansı’ndan aldığım bu açıklama:
“Kimse iş kazası olmasını istemez. Hepimizin bildiği gibi iş kazaları fabrikalarda, iş yerlerinde olabiliyor. Maalesef önleyemiyorsunuz.”
Bu söylemler bir dönemin başbakanı Tansu Çiller’in gaflarını aklıma getirdi:
NATO olağan toplantılarının birinde Tansu Çiller, yanındaki bürokrata sorar sessizce:
“Rusya temsilcisini göremiyorum. Neden katılmadılar, mazeretleri mi var?”
Bürokrat gözlerini iri iri açarak yanıt verir:
“Efendim, NATO zaten Rusya'ya karşı kuruldu!”
Erzurum'un yöresel bir şivesi, onlara özgü kelimeleri var.
Örneğin; tırlık: kekeme, zor konuşan
gıdık: gıdı, boyun
bıdık: kadınların cinsel organı demek…
Çiller Erzurum’da konuşuyor; onu dinlemeye gelen halk coşkulu… Alkışlayanlar, tezahürat yapanlar…
O anda kalabalığı bir ses yırtar:
“Bıdığını yirim, gız senin…"
Tansu Hanım bir şekilde bu sözü duyar. Alkışların devam ettiği sırada yanındaki il başkanına dönerek, "Bıdık ne demek" diye sorar.
Adamcağız utandığından mı, Tansu Hanım’ın morali bozulmasın diye mi, bilinmez, “ciğer” diye cevap verir. Nereden bilsin olacakları…
Çiller alkışlar sona erdikten sonra konuşmasına devam eder ve şu cümle ile mitingi sonlandırır:
“Bacınızın bıdığı sizlere feda olsun…"

GÜNCELNOT 2: Büyükşehre ve Karabağlar’a yakında kallavi bir soruşturma daha geliyor gibi.

GÜNCELNOT 3: İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri’nin dikkatine. Sızıntı arıyorsanız, zorlanırsınız. Çünkü büyükşehrin duvarlarının tamamında sızıntı var.

Egenin Sesi 19 - 07 - 2010

16 Temmuz 2010 Cuma

EKİBİN TARİHİ: HIRS, İSTEK, BEKLENTİ VE ŞANS (7) Ekip Mardin`den Döner. Hedefler Belirlenmiştir

Yapılacak şey öne bakmak, çatışmaları ve ekip içinde olanları “kol kırılır, yen içinde kalır” şekliyle bertaraf etmek ve hepsinden önemlisi 2007 yerel seçimlerinde kendilerine bağlı iyi bir milletvekili sayısı ile kette tam hakimiyet kurmaktır.
Bu arada Konak Belediyesi’nde ilginç bir gelişme yaşanır.
Konak Belediyesi Meclis üyesi ve ekibin üyesi Savaş Bingöl, asker kaçağı olduğu anlaşılıp yakalanınca, belediye meclis üyeliğinden istifa etmek zorunda kalır.
3 yıl boyunca nasıl olmuştu da bu iş gözden kaçmıştı, anlaşılır gibi değil… Ortada ciddi anlamda bir suç vardı. Çünkü bir kişinin belediye meclis üyesi olması için askerliğini yapması gerekiyordu. Nasıl oldu da bu iş atlandı? Bunun sorumluları kimlerdi? Kimse olayın arkasını kurcalamadı. Ne de olsa ucu kendisine dokunabilirdi.
Türkiye’de her şey hukuksuzluk üzerine kurulduğu için “Bu da normal bir durum” demek dışında ne yapabiliriz ki…
(Bingöl’ün ortağı olduğu şirketi, sanırım şu sıralar İzmir Büyükşehir Belediyesi ile çalışmasını sürdürüyor.)
Savaş Bingöl’ün istifası ile boşalan yere yedek 1. sırada olan Murat Haluk Öncel geldi. O güne kadar CHP’nin hiçbir faaliyetinde görünmeyen Öncel’in siyasete girişi hayli hızlı oldu.
Ekip kendisi Konak’ı kaybetmiştir. Ancak diğer ilçelerin yemeklerine tam kadro katılıp güç gösterisini sürdürmektedir.
Bu gecelerden biri Balçova ilçe örgütünün verdiği yemektir.
Balçova Termal’de yemek sonrası herkes dağılmaktadır. Ekip topluca kapının önünde arabalarını beklemektedir. Bu arada Balçova Belediye Başkanı Mehmet Ali Çalkaya’nın makam arabası kapıya yanaştı. Çalkaya da otomobili önünde misafirleri uğurlamaktadır. Bu arada Sıtkı Kürüm’ün ayağı yine takıldı ve düşmemek için tutunmaya çalışırken belediyenin başkanlık forsunu da beraberinde götürdü.
İzmir milletvekili Enver Öktem, durumun fark edilmemesi için ayağı takılan Kürüm’ün önüne geçti ve Çalkaya ile konuşmaya devam etti. Arkadan yetişen Erdoğan Kürüm, amcasını alarak makam otomobilinin yanından uzaklaştırdı.
O dönemlerde ekibe soğuk bakan Çalkaya durumu fark etmemişti. Ancak sonra arabanın forsunun olmadığını görünce şoförü ile bu olayı müzakere etti.
Ekip artık daha şendi. Kendilerine karşı olan Konak ilçeye baskı artıyor, görevden alınması için yapılan şarj genel merkezde karşılık buluyordu.
Genel Sekreter Önder Sav, milletvekilliği seçimleri öncesinde Muğla ve Aydın’da örgüt toplantıları düzenledi.
Ekip tam kadro Muğla’daydı…
Ekip Muğla’ya giderken daha sonra siyaset tarihine bir şekilde geçecek Kuşadası villalarına da uğramıştı. O zamanlar villalar yapım halindeydi ve villaların sahibi Sıtkı Kürüm’dü…
Ekibi toplayacak ivme de Muğla’da kazanıldı. Gece hep birlikte yemekler yendi.
Üç masa vardı Akyaka’daki otelde… Muğla protokol grubu, Muğla CHP grubu ve İzmir ekip grubu…
Muğla protokolün de oturan o dönemin Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz aleni saldırıyordu Önder Sav’a… Ekip pür dikkat izliyordu durumu.
Sav protokol masasından kalktı ve İzmir ekibinin bulunduğu masaya geldi. “Hareket etmenize olmanıza gerek yok” diyerek ekibi yumuşattı.
O gece sabahın ilk saatlerine kadar ekip yaklaşan genel seçimleri konuştu. Abdül Batur da gecenin bir saatinde varmıştı Akyaka’ya…
Konu en az 5 milletvekilinin ekip tarafından belirlenmesi üzerineydi.
Sabah Muğla’ya geçilmeden kahvaltı edildi.
Genel Sekreter Önder Sav küçük bir konuşma yaptı.
Önemli ve etkili bir konuşmaydı.
“Biz bu dönem milletvekillerini belirledikten sonra geri çekileceğiz. Yeni arkadaşların siyasete girmelerini sağlayacağız. Onlar da 2009 yerel seçimlerinde kentleri yönetecek yerel yöneticileri belirleyecekler. Bizim zaten yaş olarak da çekilmemiz gerekiyor. Ama partinin Baykal’ın çevresindekilerden temizlenmesi şart…”
Sav’ın Baykal’ın çevresindekileri tanımasıyla kimleri kastettiği belliydi.
Ve bir yere kadar bu düşünce haklılık payı içeriyordu. Aslında Deniz Baykal’ın da şu sıralar bunları yeniden düşünmesi gerektiği kanısındayım.
(Deniz Baykal bu diziyi takip ediyorsa ki, takip ettiğini sanıyorum. Belki İzmir’deki bu ilişkiler ağının Ankara ayağını kendisinden öğrenebiliriz. Önder Sav’ın da bu diziyi okuduğundan adım gibi eminim.)
Sav aslında Muğla gezisinde bir başka işaret de verdi. Kocaoğlu’nu temizleme işaretini…
Herkesin bildiği gibi EXPO nedeniyle büyükşehir belediyesi meclis üyeleri Tayland’a gitmiş ve konu ulusal medyada hayli tartışılmıştı.
Parti Deniz Baykal’ın hayır demesine karşılık Aziz Kocaoğlu’nun peşine takılıp Tayland’a giden meclis üyeleri için bir iyilik düşünüyordu.
Önder Sav da bu iyiliğin ilk mesajını vermişti:
“Kocaoğlu ve Alaattin’i budayacağız…”
O konuya daha sonra değineceğiz.
Muğla konuşması yapıldı ve Aydın’a geçildi. Aydın örgütü ekibi davul ve zurnalarla karşıladı.
Aydın EBSO’da örgüte yönelik konuşmanın ardından kapalı toplantıya geçildi. Toplantıyı Ercan Çerçioğlu düzenledi. Sanırım 2007 seçimlerinde Aydın’dan milletvekili olacak Özlem Çerçioğlu’nun siyasete atılma kararı orada verildi.
Aydın’a İzmir’den de birçok isim katılmıştı. Kolay değil, yakın zamanda yapılacak genel seçimlerde söz söyleyecek isim Önder Sav Aydın’a gelmişti.
Ekip Küstüm adlı parça ile İzmir’e döndü.
Herkes ekilmiş, Önder Sav ekip tarafından saklanmış ve Abdül Batur’un yemeği verdiği Narlıdere’deki Bizim Gazino’ya ulaşılmıştı.
Ekip tam kadro hazırdı ve ekip dışında kimse yoktu.
Sadece İzmir İl Başkanı Selçuk Ayhan yemeğe kerhen davet edildi.
O akşam Sav, Selçuk Ayhan’ı resmen yıkadı, pakladı.
Yemeğin yapılacağı mekanı bulan sadece rahmetli gazeteci Fevzi Yılmaz olmuştu. Narlıdere ağırlıklı gazetecilik yaptığı için Batur’un nerede yemek vereceğini tahmin etmişti Yılmaz. Yemeğe geldiğinde Abdürrezzak Erten’in keskin bakışlarıyla karşılaştı. Erten, “Kim buna haber verdi?” diyerek alt kadrosuna fırça atmayı da ihmal etmedi.
Sav’ın, “Bırak otursun” uyarısı ile kendine gelen Erten, içinden “Bunun hesabını soracağım” der gibiydi.
Ekip canlılığını yeniden kazanmıştı, kurbanlar kesiliyor, kurban hakları dağıtılıyordu ve herkes çok mutluydu.
Ekip milletvekili adaylarını da yavaş yavaş saptamaya başladı. İşlerinin çok kolay olmadığı belliydi.
Ankara’dan gelen mesajlar birinci bölgede ekipten en fazla üç ismin korunabileceği yönünde idi. Baykal İzmir’e özel önem veriyor, yanlış yapmak istemiyordu.
İşte o sırada İzmir İl Başkanı Selçuk Ayhan milletvekili olmak için koltuğunu bıraktı.
İl sekreteri Zikri Dursun seçimi kendisinin götüreceğini bekliyordu. Ancak o dönemde ekip ile ilişkisi olmadığı için bu beklentisi kursağında kaldı, Önder Sav ile Deniz Baykal il yönetimini görevden aldılar ve yerine Kemal Karataş’ı atadılar.
Karataş yılların Baykalcısı olarak göreve geldiğinde ilk iş olarak genel merkezin baskısıyla Konak ilçe örgütünü görevden aldı.
Baykal nedense hiç affetmemişti kendi adayına karşı aday çıkaranları. Bu konuda Genel Sekreter Önder Sav’ın etkisinde kaldığı açık. Tabii ekip de Konak’ın görevden alınması noktasında Sav’a baskı yapıyordu.
Milletvekili seçimlerinde en büyük engel Konak ilçe idi ve bu engelin de ortadan kaldırılması gerekiyordu.
Milletvekilleri seçimi öncesi ekip sıralamasını hazırladı.
Abdürrezzak Erten, Enver Öktem ve Sıtkı Kürüm birinci bölgeden, ikinci bölgeden ise Ertam Özen ekibin adaylarıydı.
Abdürrezzak Erten kadın kontenjanından da Dilara Ersözlü’yü düşünüyordu.
Ekipte bunun dışında çok sayıda aday adayı vardı. Ancak büyük bölümü bu 5 kişiye destek olmak için aday adayı olmaktan vazgeçtiler.
Sadece Kadir Sinan, Önder Sav ile yakın ilişkisi nedeniyle Abdürrezzak Erten’in dışında hareket etmiş, kendi aday adaylığı başvurusunu yapmıştı.
En önemli sorun Baratalı yapısı ile yaşanacak çekişmeydi. O dönem Bahriyeliler olarak adlandırılan yapı 4 kişiden oluşuyordu. Bülent Baratalı, Türkan Miçooğulları, Erdal Karademir ve Yılmaz Kaya…
Kulislerde bir de Mehmet Ali Susam ismi dolaşıyordu.
Listeler açıklanmadan iki gün önce Susam’ın danışmanı Hamdi Türkmen Messenger yolu ile bir arkadaşına ulaştı ve şu bilgiyi verdi: “Mehmet Ali Susam bugün öğleden sonra basına açıklama yapacak. Aday belirlemenin liderlerin iki dudağının ucunda olduğu noktasını eleştirecek.”
Türkmen’in bilgi verdiği isim yarım saat içinde soluğu İzmir Esnaf Odaları Birliği’nin Çankaya’daki binasında aldı. Randevusuz içeri giren kişi (Kendisi bu olayı anlatırken adının yazılmamasını istedi) Susam ile görüştü ve şöyle dedi:
“Ne yapıyorsun sen. Listedesin. Birinci bölge dördüncü sıra… Hamdi Türkmen bana basın açıklaması yapacağını söyledi. Kesinlikle böyle bir şey yapma.”
Susam bu bilgiyi alınca açıklamadan vazgeçti ve milletvekili oldu.
Ancak listenin ortaya çıktığı Pazar günü Susam aynı kişiyi arayıp, “Bana birinci bölge dördüncü sıra demiştin, ikinci bölge dördüncü sıra çıktı” diye konuşmuş…
(İlahi Susam… Adam bilmiş ya daha ne istiyorsun?)
Son gece herkes telaşlıydı. Gecenin bir vakti, Abdürrezzak Erten, Dilara Ersözlü’yü arayıp, “Baykal’ın evine gidecek, seni önereceğim” dedi.
Ersözlü de, “Ben evdeyim. Konuştuktan sonra beni arayın” yanıtını verdi.
Saat 05.00’te Abdürrezzak Erten, Ersözlü’yü aradı ve şunları söyledi:
“Baykal’a ismini söyledim. Ancak gözü ile hayır anlamına gelen işaret yaptı…”
Ersözlü teşekkür edip kapattı.
Burada sözü Dilara Ersözlü’ye bırakalım:
“Çok daha sonra öğrendim ki, Abdürrezzak Erten değil Baykal’ın evine gitmek kapısının önünden bile geçmemiş…”
(Evet ya, işte hayatta böyle şeyler de oluyor…)
Aslında listenin oluşumu gerçekten büyük çekişmeye neden olmuştu. Ve açıklandığında herkes şaşırmıştı.
Baykal ekibin İzmir’de yaptıklarından memnun değildi ve aslında tüm ekibi silmeyi planlıyordu.
Ancak karşısında ekibin asıl lideri vardı ve bu iş kolay değildi.
Ekipten sadece Abdürrezzak’ı yazdırmayı başarmıştı Sav… Rezzak’a karşı da Bülent Baratalı listeye giriyordu. Bırakın Sıtkı Kürüm’ü, milletvekili olan Enver Öktem bile çizik yemişti.
Ekip şaşkındı. Herkes Abdürrezzak Erten’e ulaşmaya çalışıyordu. Ancak Erten’in telefonları kapalıydı.
Ekip bir kez daha darbe yemişti.

GÜNCELNOT 1: İl yönetimi tam istediğim gibi… Bu yönetimden çok ekmek çıkar bize… İl yönetiminin tamamı Karabağlar Cumuriyeti, Abdürrezzak Erten ve Önder Sav’a doğrudan bağlı isimlerden oluşuyor… Gaziemir’i de çizmişler. Dışarıdan bir tane adam yok. Ekibe yakışan da budur. Ancak benim merak ettiğim şey Rıfat Nalbantoğlu’nun bu yapıyı nasıl idare ettireceği… Tamam, milletvekili olmak için piranhaların arasında yüzmeye cesaret ediyor da, bu yönetimde milletvekili olmak isteyenlerin sayısı hayli fazla… Ekip, yeni oyuncular transfer etmiş… Mustafa Kundakçı, Azat Fazla gibi… Bu durumda Azat Fazla Kocaoğlu’ndan kopmuş oluyor. Potansiyel milletvekili adayları zira… Zikri Dursun’u saymıyorum. O zaten ekibin gönül adayı… “Şurada milletvekili olmak için bir kanal bulduk, kullanalım bari” diyerek, hayli hareket ve bereket getirecektir il yönetimine… Gerçekten çok eğleneceğiz…

GÜNCELNOT 2: CHP İzmir il yönetimi devir teslimi gerçekleştirir, sonra da Cumhuriyet Meydanı’na çelenk koyar. Ardından öğle yemeği faslına geçilir. İl yönetiminden bana haber ulaştıracak adam sayısı hayli yüksek, görüldüğü gibi… Ne kadar asker yönetim yaparlarsa yapsınlar, bir şekilde içeride sızıntı oluşuyor. Neyse yenilir, içilir… İş hesap ödemeye gelir. Masanın maliyeti 1000 liradır. Karabağlar Belediye Başkanı Sıtkı Kürüm elini cebine atar ve her zaman olduğu gibi hesabın tamamını öder. 50 lira da bahşiş bırakır. Sıtkı Kürüm arkadaşları için bu kadar özveride bulunuyor. Ancak 1.5 yıl önce seçimlerde Karabağlar halkına verdiği bir söz vardı. BAĞKART… Bu kartlar çıktı da ben mi görmedim. Yoksa hala basılıyor mu? Sanırım zar zor geçinen Karabağlılar da bu kartları sormaya başlamıştır. Bildiğiniz gibi söz vermek ciddi iştir. Başka şeye benzemez…

GÜNCELNOT 3: Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu tasarrufa başladı. Bu nedenle emeklilikleri gelenler tasarruf gerekçesi olarak emekliye sevk ediliyorlar. Arada emekliliği gelmeden çıkarılanlar da oluyor tabii ki… Buna karşılık tasarruf konusuna hayli uzak olan en üst düzey belediye bürokratımız yine aynı noktada. 35 DZC 19 İZULAŞ’a ruhsatlı Megan makam arabası Güzelbahçe’deki evinin önünde her şeyi hazır kendisini bekliyor. 35 S 9814 Mitsubishi marka otomobil de İZULAŞ ruhsatlı ve büyükşehir tarafından Üçkuyular’da kendisine tahsis edilen lojmanın önünde… 35 AS 60 plakalı beyaz Ford Mondeo kendi emrinde. 35 VT 199 TOFAŞ otomobil ise makam personeli tarafından kullanılıyor… Plakasını bilemediğim bir araç daha var tabii ki… Mazot, şoför vs… Hal böyle olunca İzmir Büyükşehir Belediyesi gerçekten iyi tasarruf yapıyor da, İzmir’in Kral Faruk’u ne yapmaya çalışıyor anlayamadım? Belki de bu kadar çok makam şoförü ile istihdamı artırmaya çalışıyordur. Kocaoğlu durumdan haberdar mı? Kendileri büyükşehri yönettiğini sanıyor, metro inşaatı önünde Ayhan Işıkvari pozlar veriyor da, arada bir bu notları okumasında yarar görüyorum. Zira büyükşehir personelinin neredeyse tamamı Süleyman Gençel’in güncel notlarını gözlüyor. Kendi kurumlarında neler döndüğünü öğreniyor insanlar. Ben de bu notları okuyarak öğreniyorum büyükşehirdeki ilişki ağını. Nasıl yani, ben de buradan öğreniyor isem o zaman bu notları kim yazıyor? Hayret bir şey ya, karıştı bu işler.

GÜNCELNOT 4: Büyükşehir Belediyesi Dış İlişkiler Müdürlüğü ne yapar? Yanıtı çok kolay… Büyükşehir Belediyesi’nin yabancı ülkelerle olan ilişkilerini düzenler. Başka ne yapar? Vallahi İzmir Büyükşehir Belediyesi Dış İlişkiler Müdürlüğü son 10 gündür deli gibi çalışıyor. 150 sayfalık bir çeviri için. Çeviri, en üst düzey bürokratın ABD’de okuyan oğluna gerekiyor da… Şimdi bu iş dışarıda yapılsa, dünyanın parası değil mi? Hazır elde personel de var… Bir gün ben de büyüyüp şu büyükşehirde üst düzey bürokrat olmak istiyorum. Ekmek elden, su gölden, pardon Tahtalı’dan… Ne güzel!

GÜNCELNOT 5: Buca’daki Giraud Ailesi’nin koruluğunun büyükşehir belediyesi meclisinden orta yoğunlukta imara açılması konusunda başlatılan soruşturma çerçevesinde o dönemin belediye meclis üyeleri ve Kocaoğlu savcılığa ifade verecek. Konu hakkındaki yazılı ifade isteği belediye meclis üyelerinin ellerine ulaştı. Sırada Urla’daki plan tadilatları konusunda savcılık soruşturması var. Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü Bornova’daki taş ocağı ile Böcek Yapım adlı şirketle yapılan anlaşmaları da mercek altına aldı. İzmir’e gelen müfettişler bu iki konu üzerinde araştırmalarına başladı. Müfettiş raporuna göre savcılığa suç duyurusunda bulunup bulunulmayacağı netleşecek.

GÜNCELNOT 6: Cevat Durak’ın dikkatine. Bir haftadır basına gönderdiğiniz fotoların tamamında kendiniz kırmızı tişört ile görünüyorsunuz. Son günlerdeki bu kırmızı aşkınızın nedenini anlayamadık. Mesele boğaların daha fazla ilgisini çekmek ve size yönelik saldırıları sıklaştırmak ise ortada mebzul miktarda boğa var zaten… Lütfen, arada bir de olsa mavi, yeşil veya beyaz renkleri deneyiniz… Kesinlikle turuncu tişört giymeyiniz. O Nuri Batuhan’ın alanına giriyor.

Egenin Sesi 16 - 07 -2010