Follow by Email

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

30 Haziran 2010 Çarşamba

EKİBİN TARİHİ: HIRS, İSTEK, BEKLENTİ VE ŞANS (1) Piriştina büfe talebini reddetti

2002 genel seçimleri yeni yapılmıştı. Haber Ekspres Gazetesi'nde birlikte çalıştığım Yazıişleri Müdürü ve Köşe Yazarı arkadaşım Macit Sefiloğlu, her zamanki gülümsemesiyle odama geldi, "Elimde çok iyi bir yazı var. Manşete çıkaralım" dedi.
Kolay değil genel seçimlerden üç gün sonra çok önemli bir haberi yakalamak. Kazanan herkes zafer sarhoşluğunda… Bir bölüm siyasetçi, politika dışına itildiği için evinden bile çıkmıyor.
Yazıyı okudum; inanamadım...
İzmir'den 7. sıradan seçilmiş bir milletvekili, yanında üç kişi ile birlikte dönemin büyükşehir belediye başkanı Ahmet Piriştina'yı ziyaret eder, Fuar'daki büfecilerin büfe yerlerinin korunması gerektiğini bildirir.
Yeni Fuar Projesi çerçevesinde fuar alanını düzenlemek için canla başla çalışan Ahmet Piriştina'nın gözü döner bunları duyunca... Partisi DSP yerle bir olmuş, AKP ile birlikte Meclis'e giren CHP'den hiç tanımadığı bir milletvekili seçimin hemen ardından gözdağı verir gibi makamına gelmiştir.
Fütursuzca isteklerini sıralayan milletvekilini göz ucu ile süzer Piriştina… Ayağa kalkar, yengeç yürüyüşü ile ziyaretçilerine yaklaşır… Yüzü allak bullaktır ve son sözünü söyler: Bu kentin büyükşehir belediye başkanı benim. Orada bir proje uygulanıyor. Bu projeyi kimse değiştiremez. Lütfen bu tür istekler için bir daha makamıma gelmeyin."
Türk insanı “balık hafızalı” sözüne inanmam pek. Ancak sürecin herkes tarafından iyi anlaşılması için bazı geriye dönüşlere ihtiyaç var. Bugünü anlamak için geçmişi iyi bilmek gerekiyor açıkçası.
Haber Ekspres Gazetesi’nin o günkü nüshalarına baksanız, Abdürrezzak Erten’in sıkılmış, “neden bu hallere düştüm” edası ile verdiği yanıtlarını da okursunuz.
Hepimizin hatırladığı gibi, fuar projesi süreci hayli sancılı geçmiş, dönemin İZFAŞ Genel Müdürü Dilara Ersözlü makamında silahlı saldırıya uğramış, ölümden kıl payı kurtulmuştu. Saldırının izleri bugün hala Dilara'nın vücudundan ve tabii ki zihninden hiç silinmedi. O günler üzerine konuştuğumuzda bazen dalıp gidiyor, hastane köşelerinde yaşadığını unutamıyor Ersözlü…
Macit'in köşesini manşet şeklinde kamuoyuna duyurduğumuzda yer yerinden oynadı. Erten "büfeci milletvekili" olarak anılmaya başlandı. Erten ile birlikte Piriştina'yı ziyaret eden diğer milletvekili avukat Yılmaz Kaya ise zaten kırmızı olan yüzü daha da kızararak olayla ilgisi olmadığını, bir komploya kurban gittiğini, böyle bir meselenin konuşulacağını bilmediğini açıklamak zorunda kalmıştı.
Tabii hemen başladı spekülasyonlar… Abdürrezzak Erten kimdi ve İzmir'den 7. sıradan milletvekili listesine kim tarafından konulmuştu?
Olay çok açıktı. 7. sıra milletvekili olmasını sağlayan isim CHP Genel Sekreteri Önder Sav'dı.
Sav, bir gece şahsen tarafıma Abdürrezzak Erten'in nasıl milletvekili olduğunu şöyle anlatmıştı. Yer: Ankara CHP Genel Merkezi karşısında bulunan İhtiyar Balıkçı adlı restoran. (Bu restoran 2002 seçimlerinde bizzat Baykal tarafından İzmir’e atanan milletvekili Enver Öktem’in ailesine aittir.) Saat: 23.30…
"Aslında milletvekili olmasını kendi kararıyla gerçekleştirdi. Ben onu İstanbul'dan listeye koyduracaktım. Ancak listeyi Baykal hazırladığı için böyle bir şansım olmadı. Sadece İzmir'de 7. sırayı belirleyebilirdim. Telefon ile kendisine söyledim, seçimde bu sıranın kazanma ihtimalinin düşük olduğunu vurguladım. Olsun abi yanıtını alınca 7. sıraya yazdım."
Kader ağlarını örmüş, birinci bölgeden en çok 6 milletvekili çıkaracağını bekleyen CHP, DYP'nin yüzde 9.8 ile meclis dışında kalmasıyla bu bölgeden 8 milletvekili çıkarmıştı. Yedinci sıradaki Abdürrezzak Erten de İzmir milletvekillerinden biri olmuştu.
Kimse Erten'i tanımıyordu. Sadece Mardin kökenli olduğu biliniyordu. Seçim listelerinin gece geç saatlerde kamuoyuna sızdırıldığı zaman dönemin CHP İzmir İl Başkanı Alaattin Yüksel telefonla aradı. Kendisi şiddetle eski milletvekillerinin listelerde yer almaması gerektiği düşüncesindeydi, "Gördün mü Süleyman. Nihayet Birgen Keleş İzmir listesinde yok" dedi. Ben de kendisine, "O kadar sevinme. İzmir İl Başkanı olarak sadece İzmir listesine bakmışsın. Ama ben bir gazeteci olarak tüm Türkiye listesine baktım. Birgen Keleş’in adı İstanbul listesinde… Baykal senden bile saklamış Keleş’i" yanıtını verdim. (Aynı Birgen Keleş bugün Baykal karşısında ya neyse…)
Aradan 10 dakika geçti, Yüksel tekrar aradı, "Süleyman, bu Abdürrezzak Erten de kim? Yedinci sıraya koymuşlar" diye sordu. Ben de "Ne bileyim, İlk kez duyuyorum. Mardin'inden gelmiş. Kentimize yakışır" diyebildim sadece.
O dönem Alaattin Yüksel ile aram fena değildi. Aramızın nasıl bozulduğunu da anlatacağım pek tabii ki… O, daha sonraki iş…
Bir önceki dönem Güzelbahçe'de yapılan, Kemal Karataş, Selçuk Ayhan ve ilk kez Alaattin Yüksel'in aday olduğu il kongresini yakından izlemiştim.
Baykal’ın tüzük kurultayının seçimli kurultaya çevrilmesi sonucu yeniden genel başkan olması ile 6 ay genel başkan kalan Altan Öymen’e destek verdiği için il yönetim kurulu üyelerinin istifaları ile koltuğundan olmuştu Selçuk Ayan…
Yerine Baykal’ın bugün de yanında duran arkadaşı Kemal Karataş atanmıştı. Karataş’ın yönetim kurulunda Mustafa Düzyol, Suat İstanbul ve Semra Aksakal gibi isimler de vardı.
Selçuk Ayhan’ın ipinin çekilmesinde en önemli rollerden birini üstlenen Selçuk Ayhan’ın il sekreteri İ. Yücel Özen’di…
Yücel Özen Ayhan’ı düşürünce, kendisi ile çalışan il yönetim kurulu üyesi ve başkan yardımcısı Alaattin Yüksel’i kongrede aday olarak sundu.
Baratalı bile doğru dürüst tanımıyordu Yüksel’i… Arada bir dönüp Özen’e, “Yücel Bey, doğru yapıyoruz değil mi. Bu arkadaş bizi sonra satmaz değil mi” diye soruyordu.
Neden sormasın ki?
Özel hayata girecek ancak siyasetin kendisi zaten özel hayat.
Alaattin Yüksel’in o dönem sorunlu olduğu eşi, Deniz Baykal’ı telefon ile arayıp, “Evini idare edemeyenlere, İzmir’i nasıl teslim edersiniz” deyince, gecenin saat 02.00’sinde CHP Genel Başkanı’nın, Bülent Baratalı’yı arayıp, “Bu ne iş, ne halt yiyorsunuz orada, kardeşim” şeklinde başlayan ve yarım saat süren fırçası bugün hala kulaklarımda…
Baratalı’nın da genel başkan fırçasından sonra İ. Yücel Özen’i arayıp, “Kendinize bu kadar benzeyen bir adayı bulmak zorunda mıydınız?” şeklinde başlayan ikinci fırçası da olayın tuzu biberi… (Herhangi bir yasal durumda, bu işin birinci ağızdan yani Deniz Baykal’dan teyit edilebileceğini buradan söylememe gerek yok sanırım. Hukuk her şeyin üzerindedir. Eski genel başkanın hukuka ne kadar saygılı olduğunu bizzat en iyi bilenlerdenim. Sanırım Bülent Baratalı ve İ. Yücel Özen de aynı tavrı göstereceklerdir. Her ne kadar bazıları şahit gösterildikten sonra kıpraşıp oynaşsalar da… Onların şahit gösterildiklerinde verdikleri ifadeler de maalesef elimizin altında…)
Biz dönelim kongreye…
O kongrede Alaattin Yüksel'in listesi daha sonra milletvekili olan Ali Rıza Bodur tarafından basılmak üzere Konak'ta bir matbaaya götürüldü. Ancak Bodur matbaayı bulamadığı için Kemeraltı'nda kayboldu. Bu durumu öğrenen il başkanı Kemal Karataş oylamayı başlatma kararı aldırttı. Ne de olsa en büyük rakibi Yüksel’in listesi görünürlerde yoktu. Herkes panik içerisindeydi. Alaattin Yüksel dışarıda kongre üyelerini tavlamaya çalışırken, Yüksel'e destek veren Türkan Miçooğulları ve Bülent Baratalı odada dört dönüyorlardı. (Dört dönmek dışında zaten bugüne kadar ne yaptılar demem lazım.)
"Bir dakika" diye sordu odadaki biri. Bu biri önemli bir şahsiyetti. İsmi bende gizlidir. Daha sonra kamuoyu ile paylaşılacaktır.
"Elimizde bilgisayar var mı?"
O dönem çok yaygın değildi bilgisayar kullanımı. Bir emekli subayın dizüstü bilgisayarı yanındaydı. Ancak hazırlanan liste bir taneydi ve Ali Rıza Bodur ile birlikte Konak'ta Bodur'un saatlerce aradıktan sonra bulabildiği matbaada basılmaya hazır bekliyordu. Hemen matbaaya telefon edildi ve liste Bodur'un ağzından yeniden bilgisayara geçirilip çoğaltıldı. Listeyi matbaadan kimin bilgisayara geçirdiğini burada belirtmeme gerek yok sanırım.
Çevre ilçeler bilgisayarda yeniden yazılan ve çoğaltılan listelerle oy kullandı. Büyük ilçelere geçildiğinde Bodur'un kan ter içerisinde getirdiği basılı liste delegelere dağıtıldı.

Önder Sav’ı 1986’da tanımışım

Biz dönelim tekrar genel seçimlere ve Abdürrezzak Erten’in milletvekili oluş sürecine. İhtiyar Balıkçı’da Önder Sav’a şu soruyu yönelttim:
“İzmir’de sizin Abdürrezzak Erten ile akraba olduğunuza, bu nedenle Erten’i milletvekili yaptığınıza dair bir inanış var.”
Sav açıkça yanıtladı:
“Hayır. Abdürrezzak ile bir akrabalık bağım yok. Çok önceleri Erten’in kurduğu şirketin avukatlığını yaptım. Kendisini oradan tanırım. Daha sonra benim desteğim ile CHP Yüksek Disiplin Kurulu üyesi oldu. Uzun yıllar birlikte çalıştığımız için yakınız.”
Aslında belki de Abdürrezzak Erten’den çok daha önce ben Sav’ı tanımışım ama daha geçen yıl bu konuda bilgi sahibi oldum. Demek ki ilk karşılaşmamızda pek bir iz bırakmamış bende CHP Genel Sekreteri Önder Sav. (Buna benzer bir olay İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile de yaşanmıştı. Onu daha sonra paylaşacağım sizlerle.)
Önder Sav’ı ilk kez nerede tanımıştım?
Gerçekçi olalım ki ben de sizin gibi bilmiyordum. Geçtiğimiz yıl çok uzun süredir görmediğim bir üniversite arkadaşımın beni İzmir’de ziyaretine kadar.
Masada oturup başladık konuşmaya Kandralı arkadaşım Rami Karagöz ile… Söz, CHP ve uygulamalarına gelince durdu, “Hatırlıyor musun, seninle 1986 yılında Balıkesir’de bir yaz günü ziyaret etmiştik Sav’ı. O zamanlar avukatlık yapıyordu” dedi.
Kafamda bir şeyler canlandı.
Yıl 1986. Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde master öğrencisiyim. Tez aşamasında hangi konu üzerine tez çalışması yapacağımı tartışıyoruz. Tarih Bölüm Başkanı Zafer Toprak, Girit, Selanik ve Midilli kökenli olduğum gerekçesiyle 19. Yüzyıl Türk-Yunan ilişkileri üzerine tez yazmamın daha iyi olacağını iddia ediyor. Ben de arkadaşım Rahmi Karagöz ile İstanbul Alemdağ’da kiraladığım evde şimdi Hürriyet’in köşe yazarı Nuray Mert’in anneannesinden kalan ve bana verdiği yüzyıllık berger koltuklarda tartışıyoruz. (Tarihi değeri olan berger koltuklar bugün nerededir acaba?)
Tezin yazılması için Yunanistan’da ikinci master yapma fikri konusunda çok önemli bir çekincem var çünkü…
1980 askeri darbesi gününden itibaren üç aylık işkenceli süreçten sonra savcının takipsizlik kararı olduğunu biliyordum. Ancak polisten pasaport alırken bu konunun yeniden gündeme gelip gelmeyeceği konusunda bir bilgimiz yoktu. Pasaportu alırken karga tulumba yeniden gözaltına alınma riski de vardı ortada…
Ayvalıklı olduğum için o dönem şartlarında pasaportu Balıkesir’den almak zorundaydım. Başvuruyu yapacak, üç gün bekleyecek ardından tekrar polise gidip pasaportumu alacaktım.
Rahmi’ye, “Benimle gelir misin? Bana bir şey olursa en azından tanıdıkları harekete geçirecek biri gerekiyor” diye sordum.
O da “Tamam” dedi.
Birlikte Balıkesir’e gittik, evrakları polise teslim ettik. Bu arada Rahmi Karagöz kendi ilişkileri çerçevesinde Balıkesir’de bir avukat bulmuş.
Birlikte avukatın bürosunun yolunu tuttuk.
Olayı ve yaşadıklarımı avukata anlattım.
O da, “Siz birlikte pasaport dairesine gidin. Bir sorun olur ise arkadaşın beni uyarır. Devreye gireriz” dedi.
O avukatın Önder Sav olduğunu daha geçen yıl öğrendim.
Mardinlileri toparlayacaktı

“Ekip tarihi” dedik, kendi tarihimizi anlatıyoruz burada… Kimse de beni uyarmıyor. Bu ne rezalet…

Önder Sav, Abdürrezzak Erten’i ancak 7. sıradan yazdırmayı başarmıştı. 2002 genel seçimlerinde ilk 5 sıra Deniz Baykal’ın kendi kontenjanıydı. Geriye kalanları, o dönemin genel sekreter yardımcısı Bülent Baratalı ile Önder Sav belirlemişti. Baratalı’nın dönem çerçevesinde Sav’a ufak bir yakınlığı da olmuştu hani.
Önder Sav Baratalı’nın kendisine karşı hareket ettiğini ve bu nedenle üzerini nasıl çizdiğini ise şöyle anlattı:
“Deniz Baykal, Antakya turuna çıkmıştı. Genel Sekreter yardımcım Baratalı’ya oraya vardıklarından hemen beni aramasını ve gelişmeleri aktarmasını söyledim. Aradan bir süre geçti, kimse aramadı. Ben de Antakya’da tanıdığım bir subaya ulaştım ve Baykal’ın gelip gelmediğini sordum. Subay arkadaşım bana genel başkanın çok uzun süre önce Antakya’ya ulaştığını söyleyince Baratalı’yı aradım. Baratalı telefonda, daha yeni geldiklerinden bahsetmeye başladı. Ben ise ona saat kaçta Antakya’ya ulaştıklarını ve şimdi ne yaptıklarını anlattım. Yer miyim ben. CHP Genel Merkezi’nden bir araba kalkıyorsa; nereye gidiyor, ne kadar zamanda gidiyor, orada kimlerle görüşülecek, hepsini bilirim. Buradan ben sorumluyum.”
Abdürrezzak Erten İzmir’e seçim çalışmalarına geldiğinde gözünü Mardin kökenlilere dikmişti. En azından bölge siyaseti ile çevresine adam biriktirmeyi planlıyordu. İşbirliğine ilk isim birlikte Ankara’dan geldiği Enver Öktem oldu. Ne de olsa ikisi de ithaldi ve İzmir milletvekili olarak 5 yıl birlikte hareket etmek zorundaydılar. Hatta aynı otelde kalıyorlardı... “DEVAK milletvekilleri” ünvanı da oradan kalmıştır. Gerçi daha sonra Karşıyaka Valiler Evi’nde kalmaya başladılar. O durumu ayarlayan arkadaşları daha sonra tartışacağız.
Ekip ilk aşamada 5 kişiden oluşuyordu. Abdürrezzak Erten, Erten’in Mardinli arkadaşı Ümit Kaya, İzmir milletvekili Enver Öktem, Ümit Kaya’nın Erten ile tanıştırdığı Fahri Elmas. Fahri Elmas ekipten kopana kadar ikinci adamdı… Ve son isim… Şimdilik ismi bende gizli… Dişçilerin gözbebeği, bıyıklarını kesince siyasette bir günde 360 derece dönenlere benzese de, benim tek il başkanı adayım. Gördüğünüz gibi isim vermedim. Kafanız karışmıştır şimdi sizin. Şahsen kendisi arkadaşım olduğu için saklamaya özen gösterdim. Beni sever, dedesini ise herkesten çok sever ama… Gerçi bu dönem dedesi ona kelek atacakmış gibi görünüyor ya neyse…

DEVAMI OLMAZ MI? TABİİ Kİ VAR…

NOT 1: Aslında bir telefon konuşması beni bu işe ikna etti. Gaziemir CHP eski ilçe başkanı Murat Sönmez arayıp, “Bu dönemi bu kadar iyi biliyorsun, neden kaleme almıyorsun. Bundan böyle siyaset yapacaklara ya da yapmayı düşünenlere örnek olur” deyince kafamda bir şimşek çaktı. Bölük börçük yazdığım her şeyi bir noktaya toplamak. Bunun bana bedeli var mı? Bedelsiz iş olmaz. Ödemeye her zaman hazırız. Ben ortada olmayı sevmem. 50 yaşına geldikten sonra kıvırtanları ise hiç sevmem. Gerçi ortalık siyasi dansöz dolu ya olsun. Belki bu dizi ile kıvırtan, kıvırtmayı meslek haline getirenler daha net ortaya çıkar. Çıkar da ne olur? Bilemem.

NOT 2: Dizide isimleri geçen arkadaşların tamamının dikkatine… Hepsi gerçektir. Sağda solda, başka neden aramayın. Aşk-ı memnu durumuna düşmeyin.

Ege'nin Sesi 30 - 06 - 2010

28 Haziran 2010 Pazartesi

Dede Zora Giriyor

CHP Genel Sekreteri Önder Sav, CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün “2.5, 3 yıl önce Sav bana ‘Deniz ile bu iş gitmeyecek, çıkarı yok bu işin’ demişti” açıklamasına tepki göstermiş. Sav, “Böyle birşey söylemedim. Mengü yanlış hatırlıyor. O dönemle Baykal’la ilgili değerlendirmem asla söz konusu değildir. Son kurultay gününe kadar Sayın Baykal’la uyum içinde çalıştım ve ortak sorumlulukları birlikte sürdürdüm” demiş…
Dede kıvırma durumuna geçmiş.
“2005’te bile Deniz Baykal ile benim siyasetim aynı yolda değil” diyen bir genel sekreterin kendisine çok yakın bir isme bu tespiti yapması çok doğal.
Ancak bu bilginin Önder Sav’ın kaset sonrası operasyonlarda söyledikleriyle çelişmesi bakımından önemli… Böyle bir açıklama genel sekreterin çok öncelerden Genel Başkan Deniz Baykal’ın ayağını kaydırma konusunda kafasında bir plan olduğunu gösteriyor.
Tabii ki bu planı uygulaması için bir gelişmeye ihtiyaç vardı. Ve kaset bu beklentiyi sağladı.
İnsanın ister istemez aklına başka sorular da geliyor.
Mesela kaset ne zaman ortaya çıktı?
Kasetin kayda alınmasında kimlerin parmağı vardı?
Sav’a gönülden bağlı ekibin de Deniz Baykal’a bağlılığı söz konusu bile değildi.
Onlar sadece genel sekreterden emir alır, Baykal’ı ise sadece partinin genel başkanı olarak değerlendirirlerdi. Eğer o dönem Sav mı, Baykal mı sorusu sorulsa ekip kesinlikle “Sav” der ve Baykal’ın karşısına geçerlerdi.
Görünen o ki, Kılıçdaroğlu’nun işi çok zor. Bu yapılanma içerisinde bağımsız tek bir adım atması bile mümkün değil.
Üstelik seçilmesi sırasında esen rüzgar dinmiş gibi…
Medya yavaş yavaş eleştirmeye başladı.
Çünkü ortada yeni bir şey yok, beklentileri karşılayacak bir söylem yok.
Sadece “Ben çatışma bölgesine gittiğimde çömelmeyeceğim” açıklaması var ki, Kürt sorunu çömelme fiiline indirgenir ise daha 20 yıl bu savaşı konuşmaya devam ederiz.

NOT 1: Grand Plaza işine devam edelim. Seçim sonrası yapılan harcamaların altında bulunan imzayı sorgulamıştık. Karşımıza Çağrı Çavuşoğlu çıkmıştı. Kendilerinin Kocaoğlu’nun eşinin yakın akrabası olduğunu da öğrendik bu arada. Ağustos’ta acele biçimde askere gidecek olan Çağrı Çavuşoğlu’nun hangi belgelerin altına imza attığı da araştırılmalı.

NOT 2: Grand Plaza eski Genel Müdürü, şimdilerin İzbelkom Genel Müdürü Muharrem Derbentoğlu’nun örgütlenmesi de dikkatimizi çekiyor. Öncelikle arkeolog oğlu büyükşehirde işe başlamış. Kayınbiraderi Vakkas Seyhan ile kayınbiraderinin eşi Gözde Seyhan da Grand Plaza’da. Arkadaşının kızı Simge Nalıncı ile Simge Nalıncı’nın eşi Engin Nalıncı da Grand Plaza’da. Yakın arkadaşı Personel Müdürü Hakan Gündüz… Hakan Gündüz’ün eşi Aslı Gündüz ise Grand Plaza’da halkla ilişkiler şefi… Ekmek fabrikası açılmadan üç ay önce işe alınan yine arkadaşının oğlu Levent Bey de Ekmek Fabrikası Personel Müdürlüğü’ne getirilmiş. Derbentoğlu’nun oğlunun yakın arkadaşları da Grand Plaza’da iş bulmuş, çalışıyorlar. Tabii bu ilişkileri en iyi anlatacak olan isim İşletmelerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Haydar Ballı. Ballı’nın oğlu da büyükşehir çalışanı… Belediye değil, aile şirketi gibi…

Ege'nin Sesi 28 - 06 - 2010

25 Haziran 2010 Cuma

Neden

Hasan Tahsin ve Süleyman Gençel Yenigün Gazetesi'nin iki kıymetli yazarıydı. Önce Hasan Tahsin sonra da kardeşi Süleyman Gençel Yenigün'den ayrıldı.

Süleyman Gençel Yenigün Gazetesi'nden para da almıyormuş.
Ayrılmalarını kim istedi acaba? Süleyman Gençel eski CHP'li olmasına rağmen Aziz Kocaoğlu veya bürokratlarını tatlı tatlı eleştiriyordu, o cenahtan bir talep geldi mi?
İki deneyimli ve CHP'li (!) gazeteci durup dururken neden küstürüldü? İzmir'de Süleyman Gençel ayarında gazeteci ve yazar çok az. Yenigün Gazetesi sırtına bindiği iki küheylanı neden emekli etti ?
Çok merak ediyorum...Her ikisi de Yenigün Gazetesi'ne ve İzmir'e katkı sunan gazetecilerdi.
Bu gazetecilerin kellesini kim istedi?
Konu namahrem değilse bir bilen İzmir kamuoyuna açıklayabilir mi?
Bir de Ertan Sayın olayı var... (YUSUF İNAN)

Yerel Gündem 25 - 06 - 2010

Hep Birlikte Yazacağız

Öncelikle sayın okuyucularımın Egenin Sesi sitesine geçişim ile verdikleri destek için teşekkürlerimi ileterek başlamak istiyorum yazıma. Özellikle yazımın altına gelen yorumların çokluğu ve bir bölümünün haber niteliğinde olması gerçekten çok önemli… Hep birlikte bu kentin sorunlarına eğilecek, hatalı olanları kamuoyunda birlikte paylaşacağız. Belki de yeni bir sistem yaratmaya çalışacağız bu çerçevede. Tek ricam, bu yorumların belli bir seviyede olması…
Önümüzdeki bir ay içerisinde bu sitenin İzmir kamuoyunda oluşturacağı ağırlığı şimdiden fark ediyorum.
Nesnel duracağız, eleştireceğiz, çözüm önerilerini ortaya koymaya çalışacağız, geçmişi irdeleyeceğiz, yapılan hataları tartışıp yeniden aynı hatalara düşülmemesi konusunda kentin yöneticilerini uyaracağız.
Bu sadece benim işim değil. Hepimizin işi. Ben, sizden gelen bilgiler ile süreci kaleme alacak, siz de yazdığınız yorumlarla bizlere yön vereceksiniz.
İzmir’in kalkınması, bir hedefe ilerlemesi, üzerindeki ölü toprağından kurtulması epemizin ortak çalışması ile mümkün olacak.
Siteden önümüzdeki günlerde yayınlayacağım “Ekibin tarihi” adlı dizi yazısı şimdiden tepkilerini vermeye başladı.
Burada amaç ekibi kötülemek ve eleştirmek değil.
Bu yazı dizisi ile aslında CHP’nin Meclis dışında kalmasından itibaren bugüne kadar İzmir siyasi hayatında oluşan gündemi yeniden hatırlamak?
Geçmişi unutarak, sadece bugün üzerinden siyaseti değerlendirmek bizi kısır bir döngüye atar.
2000 yılları başında bugün siyasette bir yerde olanlar ne yapıyordu?
Kim neredeydi, kimlerle ilişki içerisindeydi? Bugün önemli olarak gördüğümüz siyasi figürler dün hangi pozisyonlardaydı?
Kimleri bıraktı, kimlerle siyasete devam etti?
Bunları bilirsek, bugün karşımıza geçip uzun siyasi nutuklar atanlara, “Kardeşim daha dün bunları yapıyordun, şimdi ne değişti?” diyebiliriz.
Dolayısıyla ekibin tarihini yazarken sadece ekibi değil o dönem CHP içinde hareket edenlerin de tarihini yazmış olacağız.
Tabii bunu kaleme alırken atlayacağım noktalar olabilir. Sizin yorumlarınız ile bu karanlık noktaları dolduracak, belki de CHP İzmir’in son 10 yılının kapsamlı bir araştırmasını hep birlikte kamuoyu ile paylaşmış olacağız.

NOT 1: İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Ersu Hızır ve Kocaoğlu EXPO’da olduğu için yerine vekalet eden Sırrı Aydoğan önceki akşam Asansör Restoran’da judoculara yemek vermişler. Yoksa genel sekreterimiz daha sonra gerekli olur düşüncesi ile judo dersleri almaya mı karar verdi? Değil judo diğer Uzakdoğu sporlarını da öğrense nafile… Deniz bitti, kara göründü… Tabii Aziz Kocaoğlu’nun tavrı önemli. Ancak başkanın tavrının lodosa benzediğini, bir esip bir gürlediğini, sonra hiç birşey olmamış gibi davrandığını unutmamak gerekiyor. Kocaoğlu’nun elini kolunu bağlayan isim acaba Çağrı Çavuşoğlu mu? Hani apar topar askere gönderilecek kişi. Depremden ilk kurtarılacak malzeme gibi… Neden acaba?

NOT 2: Bornova’da Manisa yolu üzerindeki bir benzin istasyonu demiştik bir önceki yazımızda. İstasyon öyle bir durumda ki, bir an önce yıkılması gerekiyor. Tabii büyükşehir belediyesi bu konu ile ne kadar ilgili, Kocaoğlu dönünce soracağız.

NOT 3: Konak – Basmane arasındaki yolun kazılmasına başlandı. Büyük borular “Bakın ne kadar çalışıyoruz” ifadesinin verilmesi için kazılan alanın yanına getirildi. İyi de cadde bir kazılıyor, sonra iki gün ara veriliyor. Bir çukuru açmak bu kadar mı zor?

NOT 4: Bu hafta sonu İzmir'den Ankara'ya gidecek uçaklara dikkat edin. Kim hafta sonu Ankara'ya gidiyor ise biat etmeye gidiyordur. Çünkü cumartesi akşamı Önder Sav'ın kızı evleniyor. O düğüne katılanların İzmir bölümünün listesini alsak ekibin içinde olanları, ekibe yanaşmaya çalışanları net biçimde tespit edebiliriz.

Ege'nin Sesi 25 - 06 - 2010

23 Haziran 2010 Çarşamba

Fırtına Öncesi Sessizlik...

CHP'de kurultay sonrası ortaya çıkan tablonun üzerine herkes yorum yaptı, gelecek üzerine tahminlerde bulundu.
Şimdilik her şey hasır altında... Ortada gerginlik yaratacak bir durum yok.
Ancak bunun böyle sürmeyeceği açık. Özellikle de İzmir'de...
Bir tarafta ekip, diğer tarafta Kocaoğlu grubu... Bu iki grubun dışında kalan ve iktidarda olmayan sessiz çoğunluk...
İktidarı elinde tutan ekip ile Kocaoğlu grubunun bir süre sonra karşı karşıya gelecekleri açık...
Bunun ilk mesajını Alaattin Yüksel ile Önder Sav birinci Parti Meclisi toplantısında verdi zaten.
Bu ikili PM toplantılarının zamanı konusunda yoğun bir tartışma yaşadı.
Alaattin Yüksel il başkanlığı döneminde aslında Önder Sav'ın prensiydi. Deniz Baykal'ın "Onu görevden alın" talimatına bizzat Sav direnmiş ve Yüksel'i 6 ay daha görevde tutmuştu.
Tabi o günden bugüne çok sular aktı köprünün altından.
Sav grubu'nun Kültür Mahallesi'nde üç dönem Alaattin Yüksel'i mahalle delegesi bile yapmaması, Abdürrezzak Erten'in konu Yüksel olduğunda "Onu öyle bir gömdük ki, yeniden siyasete dönmesi mümkün değil" tespitleri Yüksel'i ekip ile tamamen kopardı.
Bugün de aynı sıkıntı devam ediyor.
Alaattin Yüksel ekibin şefini ve ekip üyelerini zerre kadar sevmez. Hele bir var ki onu bulsa bir kaşık suda bile boğacak.
Ekip de Alaattin Yüksel'i sevmez.
Kocaoğlu ekibi yanına bile sokmak istemez. Ekip de bilindiği kadarıyla Kocaoğlu'na karşıdır.
Bu kadar düşman iki yapı sadece Baykal'ı oyun dışında bırakma konusunda anlaştılar.
Ancak ekip bu işi bırakacak gibi görünmüyor. Ortada ciddi bir büyükşehir bütçesi var. Yüzlerce de ihale.
Karabağlar ve Gaziemir gibi iki belediye ekibi tatmin etmeye yetmez. Büyükşehrin bütçesi onlar için bulunmaz nimet.
Peki Kocaoğlu bu tür talepler ile karşılaşır ise ne yapacak?
Önce "Olmaz, onlar büyükşehre kesinlikle giremez" diyecek.
Tabii devreye Önder Sav girince kavga büyüyecek ve iki yapı birbiriyle mücadeleye başlayacak.
Kazanan kim olur?
Şimdilik bilemem. Ancak eylül ayından itibaren böyle bu mücadeleyi hep birlikte seyredeceğiz.

NOT 1: Büyükşehirden tarafıma ulaşan hangi belgeyi okusam altında bir imza çıkıyor ki, bu imzanın sahibi en çok Kocaoğlu'nu etkiliyor.

NOT 2: Büyükşehrin ünlü bürokratı Muharrem Derbentoğlu ailesi ile birlikte Avrupa turuna çıkmış. Demek ki büyükşehir belediyesinin üst düzey yöneticileri çok iyi kazanıyor.

NOT 3: Bornova'da Manisa yolu üzerindeki bir petrol istasyonu büyükşehirde birkaç kişinin canını çok yakacak. Petrol istasyonunun sahibi ne kadar önemli bir isim olsa da ortada mahkeme var, hukuk var...

Ege'nin Sesi 23 - 06 - 2010

21 Haziran 2010 Pazartesi

Okuyucunun Seçimi...

Geçtiğimiz Cuma günü Yenigün Gazetesi’nde yayınlanması gereken yazımın yer almaması üzerine, gazeteye bir daha yazı göndermeyeceğimi kamuoyuna açıkladım. Bundan böyle her zaman olduğu gibi haftada 3 yazı ile www.egeninsesi.com adlı siteden sizlere sesleneceğim.
Yenigün adlı gazeteyi sadece benim yazım için satın alan ya da internetten okuyan okuyucularımın tamamının da en geç bir ay içinde bu siteye geleceklerini biliyorum.
Kamuoyuna yaptığım açıklamada ifade ettiğim gibi marka olmak önemlidir. Okuyucu altına imza atılan yazıya bakar ve onu takip eder.
Gazetenin patronunu ya da patron yamağını dikkate almaz okuyucu. Okuyucu interneti takip ederken, gazete satın alırken, televizyon izlerken ne okuyacağına, ne dinleyeceğine bakar, bu bilgiyi kimlerden alacağını seçer.
Dolayısıyla gazetecilik marka ve insan işidir.
Köşe yazarlığı ise bu sürecin en üst noktasıdır. Gerçi son yıllarda bu mesleği de yok etmek için ciddi saldırı var. Para vererek yazanlar, akraba eş dolayısıyla yazanlar, baskı yaparak para kazanmak için yazanlar, kamuoyunda isim yapmak, zaman geçirmek için yazanlar, kendi hayatını öne çıkararak bir nevi teşhircilikten hoşlandıkları için yazanlar vs…
Ancak okuyucu bunların hepsinin farkında…
Kimin ne için yazdığını, kimin gerçekten gazetecilik yaptığını, kimin gerçek belge ve bilgilerle bir yazıyı kaleme aldığını iyi biliyor.
Bilgi önemlidir. Kirli olmaması daha da önemlidir.
Giderek kirlenen dünyamızda ve özellikle Türkiye’de temiz bilgiye ulaşmak her geçen gün zorlaşıyor.
Ben okuyucularımdan memnunum. Çoğu ile doğrudan temasım da var. Önemli olan okuyucu ile kurulan doğru iletişim.
Bundan böyle de aynı ilişki ağının Ege’nin Sesi’nde süreceğinden eminim.
Gelişen teknoloji ile birlikte Türkiye toplumunun internet ile ilişkisinin geliştiği ortada… Okuyucularımın da çoğunun internet üzerinden yazılarımı takip ettiklerini biliyordum.
Bu süreçte İzmir’de çok önemli dosyaları birlikte tartışacak, siyasetin nabzını birlikte tutacağız.

NOT 1: Elimde ilginç bir dosya numarası var. Bursa İş Mahkemesi’nde kazanılan bir dava ve bu dava sonucunda açılan tazminat davası üzerine. Üstelik Yargıtay tarafından onaylanmış durumda. Tazminatların ödenip ödenmediğini bilmiyorum. Ödenmedi ise Bursa’daki alacaklıların benim yazılarımı izlemelerinde yarar var. Bu çerçevede birilerinin adresine kolayca ulaşabilirler…

NOT 2: O şimdi Çin’de… Gelince kendisine bazı sorularımız olacak tabii ki… Özellikle bazı isimleri soracağız kendisine…

NOT 3: Ekibin başı derde giriyor. Kısa süre sonra bu köşede…

Ege'nin Sesi 21 - 06 - 2010

18 Haziran 2010 Cuma

Bir yazar daha köşesinden oldu

Uzun yıllar Yeni Asır, Haber Ekspres gazetelerinde Yazı İşleri Müdürlüğü, Genel Yayın Yönetmenliği yapan, son olarak da Yenigün Gazetesi’nde haftanın üç günü köşe yazarlığı yapmakta olan Süleyman Gençel’in bugün yayınlanması gereken yazısı gazetede ve internet sitesinde yer almadı.
Edinilen bilgiye göre Süleyman Gençel’in son yazıları gazete yönetiminin tepkisi çekiyordu. Gençel’in bugün yayınlanması gereken yazısı da  Genel Koordinatör Eyüphan Gündoğdu’nun talimatı ile gazeteden çıkarıldı. Bugünkü gazetede ve internet sitesinde yazısını göremeyen Süleyman Gençel, kendisine herhangi bir açıklama yapıladığını belirterek, “Gazete ile herhangi bir maddi bağım yoktu. Bugüne kadar yazılarımın tek kelimesine dokundurtmadım. Yazımın yayınlanmadığını görünce bir daha Yenigün Gazetesi’ne yazmamaya karar verdim. Kurum ve marka olmak farklıdır. Zaten bir marka olarak izlendiğim ve kurumun üzerinde olduğum için, kentte köşe yazarlığını her medya kuruluşunda yapabilirim. Önemli olan yazının altına atılmış olan imzadır. Okuyucu kuruma değil, atılan imzaya bakar” dedi.

KAMUOYU  18 - 06 - 2010

Transfer piyasası hareketli (Yenigün'de yayınlanmayan yazı)

Bu Dünya Kupası iyi oldu… En azından futbol muhabbeti yapıyor, siyasete futbol karıştırıyoruz.
Bugünkü yazımız, yeni başlayan transfer sezonunda ekibe yeşil ışık yakanlar ve ekip üzerinden milletvekilliği bekleyenler üzerine…
Tirespor’un yedek oyuncusu Yücel Özen ile başlayalım. Top ile karpuzu birbirinden ayıramadığı için sürekli yedek kalan, Eşref Erdem’in Baykal takımından ayrılmasından sonra sorgulama sürecine giren, bir ara ekip ile bağ kuran Özen, transfer ücretini hayli düşük tutmuş. Ekip Küçük Menderes’te oyuncusu olmadığı için teklife olumlu bakabilir. Ancak takımın sahibi ulu önder bu transfere şimdilik sıcak bakmıyor, “Bonservisini bedavaya getirsin, bir düşünelim” diyor…
Narlıdere Belediye Başkanı Abdül Batur da transfer bekleyenlerden. Daha önce ekip ile aynı takımda oynayan, ancak fazla görev aldığı ve çok çalıştırıldığı gerekçesi ile takımdan uzaklaşan, santrfor Rıfat Nalbantoğlu’na yakın durduğu için Baykal tarafından fırçalanınca, ekibin karşısına geçmek zorunda kalan Abdül Batur, değişen konjoktürü değerlendirip atağa geçmek istiyor. Ekibin patronu kendisine güveniyor da, ekip şefi bu transfere iyi gözle bakmıyor.
Menemen Belediye Başkanı Tahir Şahin de bu dönemin hareketli isimlerinden… Bir dönem Baykal ile tartışıp Sarıgül’ün yanına geçen, ancak daha sonra özür dileyerek Baykal ekibine katılan Şahin’in, son kurultayda ekip ile samimi görülmesi “adaylık bekliyor” yorumlarına neden oldu. İkinci bölgede Kemal Anadol dışında önemli adayı bulunmayan ekibin bu transfere sıcak bakacağı, Menemen Belediyesi’ni de ekibe katarak daha da güçleneceği konuşuluyor transfer kulislerinde.
Adı Bayraklı Belediye Başkanı olarak lanse edilen ancak birilerinin devreye girmesi ile adaylıktan olan Erdal Aksünger de bu dönemin flaş transferlerinden... Genel Merkez’de Yılmaz Ateş tarafından desteklenen ancak Ateş’in MYK üyeliğinden düşmesi ile genel merkez ilişkisi kesilen Aksünger, milletvekili adaylığı için ekibe yakınlaşma peşinde. Alevi olması nedeniyle Kılıçdaroğlu’nun da desteğini alacağı beklenilen Aksünger’e şu öneri yapılacak: “Kılıçdaroğlu birkaç kişi dışında adaylık listesine karışmayacak. Onun için ekibe yakın olmalısın.”
Kocaoğlu’nun prenseslerinden Hülya Güven de bu dönemin en çok tartışılacak isimlerinden biri. Kadın kotasından kesinlikle meclise gidebilir. Canan Arıtman Baykalcılığı dolayısıyla yok bu dönem. Güldal Mumcu ise kesinlikle İzmir’den aday olmayacak. Yeni kaset krizleri yaratmayalım sonra… Hülya Güven’in İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın işareti ile ekibin yanında yer alması olasılığı yüksek. Zaten ekipte “kadın adı yok…” Böylece bir iki kadın olacak yanlarında…

NOT 1: PAF listesine yazdığım bazı isimler alınmış. Takımda yer bulmama rağmen adamlar yerlerini beğenmiyorlar. Kolay mı yahu… Burada canımı dişime takmış liste yapmaya çalışıyorum. Milletvekili olmak isteyen o kadar çok isim var ki… İkinci listeye girmişsin işte. Biraz çalış, birinci listeye yüksel. Ne bileyim. Önder Abim ile iyi geçin… Sıtkı Abimin Ankara’ya gönderdiği balıklara, kalamar, kara diken, ahtapot falan ekle… Rezzak Abimin elini öp… Çalış kardeşim biraz çalış…

NOT 2: Herkes soruyor Cem Aksan’ı neden kaleme almıyorsun diye… Unutmuşum vallahi… Bu dönem kendisinden yoğurt, salatalık ve sarımsaktan yapılan meze olmaz. Belki bir sonraki dönem Karabağlar meclis üyeliği düşünülebilir. Ama o da kesin değil.

KAMUOYU: 18 - 06 - 2010

16 Haziran 2010 Çarşamba

Yanıtlar, notlar, tespitler vs…

NOT 1: Kaleci, teknik direktör Abdürrezzak Erten’in oluşturduğu CHP İzmir takımı, okuyucunun beğenisini kazandı. Ancak eleştiriyi seven CHP’lilerin bu kadar keyifle kaleme aldığım yazıya yönelik eleştirileri de var tabii ki… Önerilerden yola çıkarak bir PAF takımı hazırlamak zorunda kaldım. Bu takımda yer alanlar her an asıl takımda görev alabilirler. Ancak sıkı antrenman yapmak zorundalar. Özellikle dil antrenmanlarına ağırlık vermeliler.
İşte PAF takımı: Uğur Yelekli, Birol Ağırbaş, Ednan Aslan, Murat Bakan, Kadir Sinan, Semra Tanülkü, Mahmut Esat Aslan, Sema Tunç, Özlem San Oğuzhan, Remzi Palabıyık, Mahmut Özçift…
Ekip o kadar büyük ve istekler o kadar yoğun ki, ikinci bir PAF takımı bile kurabiliriz.
Buca, Karşıyaka ve Altay yeni sezona takım yeniliyorlardı. Niye sağdan soldan isim arıyorsunuz ki, buyurun size bomba gibi ekip… Ancak dikkatli olun ekibin pimi çekilmiştir.

NOT 2: Anayasa Profesörü ve MYK üyesi Süheyl Batum, İzmir ziyaretinde PM üyesi Mehmet Süne, YDK üyesi Murat Haluk Öncel ve İl Başkan adayı (tek tutarım) Nuri Batıhan ile yemek yemiş. Masadaki sohbet Türkiye’deki Anayasa tartışmaları ve Anayasa Mahkemesi’nin işlevselliği üzerineymiş. Bu üçlüden birinin, ünlü Anayasa profesörünün anayasal süreç için düşündüklerini, karşılaştırmalı anayasa teorilerini bizlerle de paylaşmaları gerekmiyor mu? En azından biri, kapsamlı bir makale kaleme alıp Batum’un görüşlerini bize de anlatamaz mı? Vallahi cahil cühela kalacağız sizin yüzünüzden…

NOT 3: Düştü, düşüyor derken İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Ersu Hızır’ın son bir haftada iki kez Aziz Kocaoğlu ile öğle yemeği yediği ortaya çıktı. Kocaoğlu her zaman olduğu gibi eleştirilen bürokratlarını kollarının arasında koruma altına mı aldı? Eğer İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı sadece ben eleştirdiğim için koruma ve kollama pozisyonu yaratıyor ise, belediyede yükselmek isteyenlerin dikkatine. Arayın beni… Bir iki eleştiri yazayım sizin hakkınızda da. Bakın sonra daire başkanı mı oluyorsunuz, genel sekreter yardımcısı mı, yoksa bir şirketin genel müdürü mü? Anlaşılan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde yükselmek rejisör odasından değil, bu köşeden geçiyor.

NOT 4: Ortada bir metro varmış ve 8 ay İnönü Caddesi’nin bir bölümü trafiğe kapatılacakmış. Açıldığında hepimiz “Ne kadar güzel oldu. Tanrı başkanımıza zeval vermesin” diyecekmişiz. Tabii ki dünyanın en yavaş ilerleyen metrosunun bitişini düğün dernekle kutlayacağız. İnşaata başlanacağı gün benim yaşadığım apartmanın önünün özellikle kapatılacağına ve kapının önüne beton dökülüp giriş çıkışımın engelleneceğine yönelik bir duyum aldım. Biz ne badireler atlattık, Büyükşehrin betonları bizi engelleyemez…

NOT 5: Buca’daki Giraud arazisi üzerine başlayan soruşturma bitmiş mi? O dönemin tüm Büyükşehir Belediyesi meclis üyelerine yargı yolu mu görünmüş? Kararın altına imza atmayanlar hariç tabii ki… Arazi konusunda hukuk mücadelesi başlatan dostlarımdan bir isteğim olacak. Haftada bir aynı yerden araziyi fotoğraflayıp, altına çekim gününü kaydetsinler. Duyduğum kadarıyla arazi içerisinde ağaç eksiltme operasyonu başlatılmış. Gerçi Büyükşehrin mahkemeye verdiği arazi fotoğrafına göre arazide bir tek ağaç vardı.

NOT 6: Karşıyaka Spor Kulübü’nün yeni başkanını gören oldu mu? Siyaset içindeki iken arada bir görüşebiliyorduk. Futbola bir daldı, kayıplara karıştı. Kendisine transferde önerilerim olacaktı. Basket takımı için Le Bron James boşta… Lisansı elinde kulüp arıyor. 50 milyon dolarcık yeterli olacak. Futbol için ise Messi kulüp arıyormuş. Real Madrit kendisiyle ilgilenmiyormuş. Bari Karşıyaka ilgilensin adamla…

YENİGÜN 16 - 06 - 2010

14 Haziran 2010 Pazartesi

Ben çarşı; her şeye karşı…

Dünya Kupası başladı. Futbol öne çıktı. Biz de futbol endeksli bir yazı kaleme alalım. İzmir’in çarşısı olarak sesleniyorum sizlere bugün… Süheyl Batum, İzmir seyahatinde “Babam da CHP’liydi” deyince Fenerlilerin şu sloganı geldi aklıma: “Bir gün herkes CHP’li olacak…” Zaten havanın dönmeye başlamasıyla birlikte, “Ben CHP’yi çok severim” diyenlerin sayısında da artış görüyorum. Fethullah Gülen bile “İktidar bu dönem CHP ile olur” tespitlerini yapmaya başladı ABD’den… Yakında İsrail’den de bazı açıklamalar gelmeye başlar. Tel Aviv endeksli, “Türkiye’nin, ilişkilerimizi tamiri için yeni bir iktidara ihtiyacı vardır” tanımlaması duyarsanız, hiç şaşırmayın… Obama bile, “Yahu, ben Amerikalı Obama… Bir de yerli Obama varmış. Gidip şunu bir göreyim” diyebilir. Sarkozy, Merkel gibi AB liderleri de CHP Genel Merkezi’ne uğrayıp yeni lider ile tanışmak isteyebilir. Ya bugüne kadar yakın durmaya çalıştığımız Arap dünyası ne olacak? Hiç merak etmeyin… CHP, elindeki çok önemli bir ismi Araplarla ilişkilerin sürmesi için görevlendirebilir. Kültürel bağlılığı, Dev-Yol’dan gelen örgütleme gücü ile bu işi üstlenecek tek kişi tanıyorum CHP’de. Abdürrezzak Erten. Tarikat işlerini iyi bilen, aşiret liderleriyle sürekli görüşen, dış ilişkiler komisyonu üyesi bir milletvekilinin Hamas’ı, Ahmedinecat’ı ikna edeceğinden adım gibi eminim. Gerçi İzmirlileri pek ikna edemiyor ama olsun. Onun Giritliler, Selanikliler, Boşnaklar, Arnavutlar ve Makedonlar ile kan uyuşmazlığı olsa da, Araplar üzerinde etkin olacağını umuyorum. Hatta Putin’i bile aynı yola çekebilir Erten. Gecenin ilerleyen saatlerinde sosyalizm, komünizm, dik durmak, omurgalı olmak tanımlamalarını kullanarak Putin’i hayatından bezdirebilir ve her şeye “evet” dedirtebilir. Tabii bunun için bir ekip oluşturması gerekiyor. Kalede kendisi… Ekibinin yapacağı hatalar nedeniyle gol yememek için çok dikkatli olması gerekiyor. 4-3-3 sistemi ile oynadığı için geri dörtlüsü şu isimlerden oluşacak kaleci, teknik direktör Erten’in. Sağda Bitlisliler ile ilişkiler için Sıtkı Kürüm. Arada bir ıska geçebilir. Bu nedenle Erten’in gözünü ayırmaması gerekiyor Kürüm’den. Stoper Mardinspor’un önemli ismi Ümit Kaya. Ne kadar durdurucu, gözü kara olduğunu kongrelerde gördük. Libero, Bitlis’in gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu Mehmet Süne. Bucaspor’dan gelen teklifi reddetmişti bir aralar. Solda Kuzey Iraklılar ile ilişkiler için Nuri Batıhan. Takımın en tehlikeli adamı… Kızarsa kale kendi kalesine de gol atabilir. Orta sahanın sağında Murat Haluk Öncel… Arada bir Erten ile ilişkileri bozulsa, karşı takımda oynamak için can atsa da, rüzgar onu bu takımın orta sahasına koydu. Ortanın ortasında Ziko. Bu Ziko Brezilyalı Zico değil. Lütfen karıştırmayın, taklitlerinden de sakının… Duyduğum kadarıyla takımından çok memnun değilmiş. Yeni transfer tekliflerine açıkmış. Ortanın solunda Yüksel Demirsoy oynuyor. Çok hareketli ve agresif. Bazen öyle hareketler yapıyor ki kendi kendini sakatlamayı bile başarıyor. İleri üçlünün sağında Kemal Anadol var. Anadol bazen öyle dönüyor ki, rakiplerinin bile bu dönüşlerden başları dönüyor. O da boş kaleye hemen golü atıyor. Rıdvan gibi mübarek. Forvette birkaç ay önce büyük gürültü ile transfer ettikleri santrafor Rıfat Nalbantoğlu... Ama kendisine yeterince pas verilmemesinden şikayetçi. İleri üçlünün solunda Güldal Mumcu var. Çok iyi oyuncu değil ama torpille oynuyor. Erten torpili önemli tabii ki. Erten’in yedekleri de çok güçlü aslında. Aziz Kocaoğlu, Alaattin Yüksel ve Oğuz Oyan. Ancak nedense işine geldiğinde bu ekibi oyuna sokuyor Erten. Yoksa başarılı olacaklarından mı korkuyor? Takımın amigosunu söylemeye gerek var mı? Herkes biliyor… Takımın başkanı Kılıçdaroğlu da, takımın asıl sahibi ulu Önder…

YENİGÜN 14 - 06 - 2010

11 Haziran 2010 Cuma

Sırada İzmir mi var?

CHP Samsun il teşkilatının görevden istifa etmesi manidardır. Şimdi soracaksınız bana “Samsun neresi, İzmir neresi” diye…
Samsun il teşkilatı da kurultay dönemi Baykal’ın arkasında duran bir yapı idi. Dolayısıyla Önder Sav’a ters düşmüştü.
Samsun’dan başka kim ters düştü Sav grubu ile?
Tabii ki İzmir…
Kılıçdaroğlu’nun söylediği demokratikleşme süreci maalesef başlamıyor. Üstelik Kılıçdaroğlu’nun kendisini bağlaması nedeniyle Baykal’a yakın olan il yönetimleri görevden de alınamıyorlar.
O zaman devreye hangi formül girecek?
İstifa mekanizması…
Her şeyi kontrol altına alan genel sekreter bu konuda da yeni adımlar atıyor. Aslında partide muhalif bırakmıyor.
Bakmayın siz geri dönenlere…
Onlardan bir bölümü Sav yapısına teslim olmuş duruma. Diğer bölümü ise hâlâ ortada olanlardan habersiz… Nasıl bir yapı içine düştüklerini anladıkları an ilk feryadı koparacak yine onlar olacak.
Görüldüğü kadarı ile bu partinin toparlaması bu dönem için zor gibi.
Üstteki adam değişti. Toplumda pozitif bir yansıması da var.
Ancak aşağısı nasıl?
Aşağısı bir felaket… Aslında felaket ötesi…
Narsizmin son evrelerini yaşayan birinin bu süreci doğru tahlil edebileceğine de pek inanmıyorum.
İzmir’de örgütte de homurdanmalar başladı zaten.
Şimdilik kimse “Bu partinin genel başkanı değişti. Yine kavga ediyorlar” denmesin diye sesini çıkarmıyor.
Ancak İlya Ehrenburg’un üçlemesinin son kitabındaki “dipten gelen dalga”ya dikkat.
Bu dalganın okyanus dalgası olduğunu da unutmamak gerekiyor. Hava sakin ama kıyıya vuran dalgalar hayli yüksek misali.
Bir yerlerde olan fırtınanın yansımasıdır bu dalgalar. İçine girerseniz, alıp götürür sizi uzaklara…
Fırtına uzakta bir yerde başladı, ancak kıyıya vuran dalgalar büyüyor…

NOT 1: İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın reorganizasyon konusundaki adımlarını merakla takip ediyoruz. Gerekir ise eski Grand Plaza Genel Müdürü Muharrem Derbentoğlu ile de görüşebilir. Halihazırda İzbelkom’un genel müdürü olan ve Belediyespor’da yönetim kurulu üyeliğini yapan Derbetoğlu’nun birçok konuda engin bilgisi olduğu kanısındayım.
NOT 2: Anadolu Caddesi’ndeki yeni asfaltın niteliklerini anlata anlata bitiremedi İzmir Büyükşehir Belediyesi. İki gün önce geçiyordum, güzelim asfaltı yeniden kazmışlar boru geçirmek için. Yeni yapılan kaldırımlar da bozulmuş bu çalışma nedeniyle… Bu Koordinasyon Kurulu denilen şeyi merak ediyorum.
Koordinasyonsuzluk Kurulu mu demek acaba?
     
YENİGÜN 11- 06 - 2010

9 Haziran 2010 Çarşamba

Bir koltuğun analizi

İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Ersu Hızır konusunda herkesin söyleyecek o kadar çok şeyi varmış ki…
Arayan arayana… Mesaj atan atana… E-mail gönderen gönderene…
Nasıl bir kaynak bulmuşuz biz?
Aslında bilinen bir kaynaktı da, kaynak suyunun nereden geldiğini öğrenmek gerekiyordu.
O da birkaç işaret fişeği ile halloldu. İşaret fişekleri o kadar farklı yerlerden atıldı ki, bazen “Acaba yanlış mı yönlendiriliyorum” hissine kapılmadım değil.
Kaynağı bulunca işin doğruluğu net bir biçimde ortaya çıktı.
Kaynak suyunun yerüstüne birden fazla noktadan çıkış yaptığını eklememiz gerekiyor bu arada…
Bir önceki yazımda Aziz Kocaoğlu’nun, Genel Sekreter Yardımcısı Ferda Eser’in bilgisine başvurması gerektiğinin altını çizmiştim… Şimdi yineliyorum. Hem de üzerine ekleyerek. Kocaoğlu diğer Genel Sekreter Yardımcısı Pervin Şenel Genç’in de bilgisine başvurmalı.
Neden?
Çünkü her ikisi de İzmir Büyükşehir Belediyespor’un yönetiminde…
Ferda Eser Yönetim Kurulu Üyesi. Polis kökenli bir Genel Sekreter Yardımcısı olarak Büyükşehir’deki sorunlu işleri toparlaması için bizzat Kocaoğlu tarafından görevlendirilmişti. Yönetim Kurulu Üyesi olarak Belediyespor’un hesaplarının doğru denetlenmesi konusunda Büyükşehir Belediye Başkanı’na yardımcı olabilir…
Pervin Şenel Genç ise Belediyespor’un Başkanı… Kocaoğlu’nun güvendiği diğer isim. Üstelik Belediye Başkanı’nın sınıf arkadaşı.
Kocaoğlu bu ikiliden Belediyespor’da yaşanan gelişmeleri net biçimde öğrenebilir.
Ancak öğrenmek ister mi? Bilemem…
Nereye kadar öğrenmek ister, ne kadarını kabul eder, hangi noktaya kadar gidebilir?
Onu da bilemem…
Aslında Belediyespor’un yönetiminde bir isim daha var. Negatif yönde bu işleri gerçekten çok çok iyi bilen bir isim.
Belki onunla konuşur Kocaoğlu, kendisine güvenmese bile!
Sonuçta iş gelecek Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreterliği koltuğu üzerinde düğümlenecek.
Bu koltuk konusunda Kocaoğlu ne yapacak?
Önünde iki alternatif var:
1 - Her zaman yaptığı gibi işi sürece yayacak, koltuğun sağını solunu budayacak, işlev göremez hale getirecek
2 - Herkesin önüne çıkıp, “Kardeşim, bu koltuk beklediğim gibi çıkmadı. Bana çok rahatsızlık veriyor” açıklamasını yapıp garaja kaldıracak.
Yumruğunu masaya vurma konusunda adale özürlü Kocaoğlu’nun birinci yolu seçme olasılığı yüksek.
Anladığım kadarıyla sağını solunu budamaya başladı bile koltuğun.
Ben yine de dirayetli ve dürüst bir başkan olarak ikinci alternatifi seçmesini dilerdim Belediye Başkanı’ndan.
Çok şey istediğimin farkındayım. Ancak vallahi kendim için bir şey istemiyorum. Sadece toplum için bir şeyler yapılması gerektiği kanısındayım.
Yeni genel başkanı ile farklı mesajlar vermeye çalışan bir partinin Büyükşehir Belediye Başkanı olarak kendinin de bazı mesajları vermesi gerekiyor Kocaoğlu’nun…
İzmir 1922’de yanmıştı. Böyle giderse başlayan ikinci yangın tüm İzmir’e yayılacak. Şimdiden önlem alınmaz ise bunu söndürme girişimleri de bir işe yaramayacak.
Good morning sayın Başkan…


YENİGÜN 09 - 06 - 2010

Lodos ve Poyraz

Oldukça fazla sayıda telefon alıyorum partinin yeniden yapılanması konusunda…
Herkeste aynı tespit…
Böyle giderse bundan sonra tufan…
Aslında son 10 yılı tufandı CHP’nin…
İçe yönelik dar kadrocu anlayış, dışa kapalı üye sistemi, yukarıdan kurgulanan delege seçimleri…
Herkes bunun suçlusu olarak Deniz Baykal’ı görmüş, hedefte hep Deniz Baykal olmuştu.
Ancak bu örgütlenme modelini partinin genlerine kadar sokan Baykal değil, CHP Genel Sekreteri Önder Sav’dı.
Baykal dışa yönelerek, partinin ideolojik arka planını oluşturmaya çalışırken, içeride örgütün dönüşümü gerçekleştiren isimdi Sav…
Önder Sav’a asıl ve tek direnç uzun süre Genel Başkan Yardımcısı olan Eşref Erdem’den geldi.
İkili arasındaki çatışma büyüyünce Baykal birini seçmek zorunda kaldı ve Önder Sav ile devam etme kararı aldı.
İşte o günde itibaren kader ağlarını örmeye başladı.
Atılan her adım bir oya gibi işledi. Örgüt tamamen Önder Sav merkezli olmaya başladı.
Baykal bu durum karşısında Eşref Erdem sonrası atadığı genel başkan yardımcısı Yılmaz Ateş ile denge politikası oluşturmayı denedi. Ancak malzeme yetersizdi ve bu örgütlenme modeline karşı direnç gösteremedi.
Kaset olayına kadar Baykal durumun farkındaydı ve İstanbul il başkanının yardımıyla oluşturulan sistemi alaşağı etmeyi planlıyordu.
Bunun için İzmir il kongresinde bile aktif rol oynadı, kurultay delegasyonunu dizayn etmeyi başardı.
Ancak kaset ile birlikte her şey tersine döndü. O anı kollayanlar harekete geçti ve bugün herkesin uzaktan dehşet ile izlediği yapı gücü ele geçirdi.
Tabii ki her şey bitmedi.
Bu parti cumhuriyetin kuruluşundan geliyor. Öyle DSP, Anavatan gibi sonradan oluşmadığı için yeniden kendi yolunu çizecektir
Önceki gün kısa bir konuşma yaptığım önemli bir şahıs şu tespitte bulundu:
"İzliyoruz, gelişmeleri birlikte yaşayacağız. Hiçbir şey bitmedi. Mücadeleye devam.”
Kılıçdaroğlu’nun bu aşamada ne yapacağını ayrıca merak ediyordum.
Evet belki toplumda bir rüzgar estirmiş olabilir. Ancak içeri, partiye dönüp baktığında aynı rüzgarı bulabilmesi mümkün değil.
Onun rüzgarı lodos ise, partide soğuk poyraz esiyor.
Bir anda yeniden esmeye başlayacak çılgın bir imbat bu rüzgarları tersine çevirebilir.
Denildiği gibi, bekleyip göreceğiz.
Önce Anayasa Mahkemesi’ni görelim, sonra referandum sürecini…
İşte ondan sonra genel kalkışma başlayacaktır.
Bu kalkışma doğru ideoloji ile örülür ise o zaman partinin iktidar hesaplarından bahsedebiliriz.
Şimdiki iktidar hesapları 2 x 2 = 4 formülünde çok da öteye geçmemektedir.

Ege'nin Sesi 09 - 06 - 2010

7 Haziran 2010 Pazartesi

Kocaoğlu ne yapacak?

İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri üzerine kaleme aldığım yazı hayli ses getirdi. Gerçi Kocaoğlu’nun yakın çalışma arkadaşlarından birini eleştirmeye başladığımda, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı istem dışı da olsa onu korumaya başlıyor. Bakalım bu kez Kocaoğlu, Ersu Hızır’ı kanatları altına alma konusunda hangi adımları atacak?
Ya da hiç belli olmaz, terk edebilir Hızır’ı…
Eğer genel sekreteri terk edecek ise Kocaoğlu, kamuoyuna bir açıklama yapmak zorunda. Hatta daha ileri giderek, ortada dolaşan iddiaları açık ve net biçimde soruşturmaya açmalı.
Belki kendisine bir dosya gelebilir. Bu dosyanın içinde iddiaları netleştirecek belgeler bulunabilir. Belki şimdiki PM üyesi Rıfat Nalbantoğlu’nun il başkanı olduğu dönemde konuyu kendisi ile konuştuğunu hatırlayabilir. Genel Sekreter Yardımcısı Ferda Eser’in bilgisine de başvurabilir…
Yapacağı çok şey var.
Ama yapmaması gereken tek şey “partiye zarar verir” gerekçesi ile olayı örtmeye çalışmak. Bu eylem, dürüst başkan imajına da yakışmaz, parti genel başkanının geliştirmeye çalıştığı ideolojiye de… Tabii belediyede yaşanan gerçekler tek kişiyle açıklanamaz. Hızır’ın alt kadrosuna ve yakın çalışma arkadaşlarına da bakmak gerekli. Mal varlıkları konusu ise kesinlikle ve kesinlikle masaya yatırılmalı.

**
Ortada bir röportaj var. Önder Sav’ın bir internet bir sitesine verdiği röportaj… İzmir’deki ekip şefinin yaptığı açıklamalar yeterli olmamış, yerel medyadan öteye geçememiş, hatta güdük kalmış ki, asıl şef devreye girdi. Röportajda çok şey var ama bir tek şey eksik. Sav, bu kadar çok tespit yapacağına şunu net biçimde ifade etseydi:
“Benim hayatım CHP. Evde eşim olmasa partide yatabilirim bile. Eğer kaset ile yaşanan süreç gerçekleşmeseydi, ben ve ekibim Deniz Baykal tarafında bu kurultayda tamamen tasfiye edilecektik. Önüme bir fırsat çıktı. Onlar beni tasfiye edeceklerine, ben onları ettim. Kimse partimi elimden alamaz. Ben ölene kadar burada kalacağım.”
O kadar çabalamaya gerek yok. Bu işte tüm sorun.
“Tasfiye edileceğinden korkacağına, tasfiye etmeye çalış.”
İttihat Terraki’de bile böyle bir süreç yaşamamıştır. Bunu demokrasi, ilke, ideoloji vs gibi kavramlarla açıklamak maalesef yeterli olmuyor. Kamuoyu CHP içindeki güçler dengesini bilmiyor, hatta ilgilenmiyor olabilir. Ancak parti örgütünün tamamı olayın farkında… Bu örgüt, bugün bir yerde duruyor ise yarın aynı yerde duracağını kimse garanti edemez.
Bu röportajda dipten gelen mesajı da herkesin net biçimde okuması gerekiyor.
Yani diyor ki Önder Sav, “Bana tabii olun, benim isteklerimi yerine getirin, benim gölge genel başkan olarak devam etmem için gerekli desteği verin, ben de sizin beklentilerinizi çözeyim. Vermez iseniz siz bilirsiniz, ben nasılsa verecek birilerini bulurum.”
Bugünden itibaren vermeye niyetli arkadaşları bir bir göreceğiz.


YENİGÜN 07 - 06 - 2010

4 Haziran 2010 Cuma

Hızır sorunu

CHP Kurultayı ve onun İzmir’e yansımalarını kaleme aldık. Yine asli görevimize dönelim. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na… Gerçi bugünkü analizimiz CHP kurultayı sonuçlarını da kapsıyor.
İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Ersu Hızır’ın bundan böyle ne yapacağı önemli soru işaretlerinden. Attığı imzalarla, Büyükşehir Belediyesi’ndeki müfettiş sorgulamalarının ana nedeni olarak gösterilen genel sekreterin, saray yönetimi içerisinde giderek yalnızlaştığı gelen bilgiler arasında.
Büyükşehir Belediye Başkanı Kocaoğlu’nun, son dönemlerde Ersu Hızır’a yönelik tavrını bilemem. Ancak Mimar Kemalettin Caddesi’nde Hızır’ın karar verdiği yeni düzenlemenin, gelen tepkiler nedeniyle bizzat belediye tarafından iptal edilmesi birinci adam ve ikinci adam arasındaki soğukluğu bize biraz gösteriyor gibi.
Tabii genel sekreter yardımcıların bu konuda hangi tarafta durduklarına da bakmamız gerekiyor önümüzdeki günlerde.
Hızır için diğer önemli sorun kurultayda oluşan yeni yönetim.
Daha önceki CHP MYK içinde görev alan bir iki isim ile yakın ilişkisi olduğu bilinen Hızır’ın yeni yönetim ile yıldızının barışıp barışmayacağı da ayrı bir soru işareti.
Buna siyaseten karar verecek isim de İzmir milletvekili Abdürrezzak Erten.
Bugüne kadar Önder Sav – Ersu Hızır ilişkisini düzenleyen Erten’in yeni dönemde genel sekreter ile ilişkiyi ne yöne çekeceği de ayrı merak konusu.
Ersu Hızır’ın Büyükşehir belediyesinde oluşturduğu takımın diğer isimleri üzerine gerçekleştirilen yoğun tartışma da süreci belirleyecek önemli unsurlardan bir tanesi.
Sonuç olarak ufukta yepyeni bir tartışma var.
İzmir Büyükşehir Belediyesi ikinci adamı görevine devam mı edecek, yoksa Kocaoğlu Hızır’ın yerine birini mi hazırlıyor?

***

Ekibin olası milletvekilleri aday listesi hayli tutmuş görünüyor. Birçok telefon aldım bu konuda. Aralarında isimleri yazılan adaylar da var. Bazıları satır aralarındaki mesajları okumaya çalışıyor, bazıları ise karşımıza çıkan tabloyu değerlendiriyor.
Aslında asıl değerlendirmeyi milletvekilleri listelerini hazırlayacak olan Önder Sav ile Abdürrezzak Erten yapacak.
Pardon ne dediniz, ön seçim mi olacak?
Ön seçimin adı bile geçmez bu yapıda. Biliyorsunuz ilk gün PM seçimi için çarşaf liste tanımlaması yapılmıştı. Hem de bizzat halkta büyük destek bulan genel başkan Kılıçdaroğlu’nun ağzından.
Sonra ne oldu?
Bir gün içerisinde blok listeye dönüldü.
Bugün yine “ön seçim” diyenler seçim yaklaştıkça, “Var olan bazı nedenler dolayısıyla merkez yoklamaya döndük” açıklaması yapmaya başlarlar ise şaşırmayın.
 
NOT: Nuri Batıhan il başkanlığı çalışmalarına başlamış. Hayırlı olsun.

YENİGÜN 04 - 06 - 2010

2 Haziran 2010 Çarşamba

İtina ile öç alınır!

Bakmayın siz “Öç almayacağız” açıklamalarına…
Eğer ekip şefi, benim tanıdığım ekip şefi ise “itina ile” öç almak isteyecektir…
Belki zaman alacaktır. Ama mutlaka kafasındakini uygulamaya çalışacak, önüne çıkan ya da çıkması muhtemel isimleri yalnızlaştırmaya çalışacaktır.
7 yıllık milletvekilliği döneminde kimlerden ne öçler aldı o…
Dün yaptığı açıklama sonrası herkes, “Ne demokratik bir siyasetçi mi” diyecek?
Hiç sanmıyorum.
MYK’da İzmir’den başka bir temsilci var mı?
Yok…
Girmesi beklenen isimler hangileriydi. Oğuz Oyan ve Alaattin Yüksel. Yani Kocaoğlu grubu…
Bu gruptan bir temsilci var mı MYK’da?
Yok.
Ekip, Kocaoğlu ya da onun önerdiği isimler ile siyaset yapar mı?
Yapmaz.
Ekip, büyükşehir belediye başkanını sever mi?
Sevmez.
Ekip, Baykal grubunu sever mi?
Günahı kadar sevmez.
Ekip şefi, Baykalcıları sever mi?
Kesinlikle hayır.
Ankara’daki en büyük şef, Baykalcıları sever mi?
Deniz Baykal’a yaptıklarına bakılır ise kesinlikle hayır.
Tüm bu gelişmeler ışığında “öç almayacağız” sözüne güven olur mu?
Sizi bilemem ama bu sözler bana fazla güven vermiyor.
Önce tarz ve tavırlarını görelim sonra yeniden değerlendiririz.
Bunu da atacakları adımlar ile kanıtlayacaklar.
Ekibin kendi siyasetini ortaya koyması da siyaseten mantıklı…
Bu kadar mücadele edip, il kongresinde sütre gerisine çekilen, kendilerine yönelik operasyonun farkında oldukları için tek kelime açıklama yapmayan ekibin, kaset olayı ile başlayan süreçte elde ettikleri kazanımları çabuk harcayacaklarını sanmıyorum.
Ancak işlerin çok da yolunda olmadığı bir gerçek genel merkezde…
Grup başkanvekillikleri seçiminden de belli oluyor açıkçası.
Demek ki kimse vazgeçmiyor ve herkes pozisyonunu yavaş yavaş alıyor…

NOT: Önceki gün kaleme aldığım ekibin milletvekilleri ve belediye başkanları adayları yazısı hayli ses getirdi. Ancak unuttuğum bazı isimler varmış. Demek yarış hayli sert geçecek ekibin içinde de… Serdar Sandal, Muslu Yılmaz, Ali Rıza Kaya, Adnan Öztekin, Şemsettin Demir ve bir gazetecinin adı geçiyor ekibin milletvekilleri adayları arasında. O zaman ekibin içerisinde de ciddi bir yarış olacak, ilk 6’ya girmek için. Tabii ki geleceğin il başkanı olarak Nuri Batıhan’ın da rolü önemli olacak. Adayların kendisine yakın olmalarında yarar var.


YENİGÜN 02 - 06 - 2010