Follow by Email

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

26 Şubat 2010 Cuma

Yol ayrımı kongresi

CHP’de yarın kongre günü… Bir tarafta Deniz Baykal’ın açıkça destek verdiği Ekrem Bulgun var.
Diğer tarafta Gaziemir İlçe Başkanı Yüksel Demirsoy…
Bulgun sürecini herkes biliyor. Beni asıl ilgilendiren Demirsoy’un adaylığı.
Bir iki senaryo yazalım.
1 – Demirsoy, ekibin Bulgun yapısı ile pazarlık gücünü artırmak için çıkardığı adaydır. “Ya bize istediklerimizi verirsiniz ya da gider Yüksel’i destekleriz” şeklinde aba altından sopa göstermek isteyebilir ekip.
2 – Kocaoğlu’na yakınlığı nedeniyle ekip ile arada bir kopma noktasına gelen Demirsoy, Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun gizli adayı mı? Bildiğim kadarı ile Kocaoğlu, Ekrem Bulgun’u desteklediğini bugüne kadar paylaşmadı kamuoyu ile.
3 – Yüksel Demirsoy tek başına çıktı. Küskün delegeyi yanına çekerek hareket alanı genişletmeye çalışacak.
Birinci senaryo mantıklı geliyor. Ekip başına geleceklerin farkında… Kongreden “azami ne koparırsam kardır” mantığında. Böylece Deniz Baykal ile bir sorun olmadığını da net biçimde vurgulamak istiyor kamuoyuna.
İkinci senaryo da mantıklı görünüyor. Tokatlı Aziz, Tokatlı Yüksel’e destek verecek…
Üçüncü senaryo ise akla uygun gelmiyor. Hem Deniz Baykal’a hem de Önder Sav’a karşı gelecek ve bunu imza atarak deklare edecek 124 kişi bulmak kolay görünmüyor.
Yine de süreci izleyen bir gazeteci olarak açıkça söylüyorum.
Bu kongre bir yol ayrımı kongresi olacak. “Oradan yazalım, buradan yazalım, sivri isim almayalım” şeklindeki yaklaşımlar Genel Başkanı sinirlendirmekten başka bir işe yaramaz.
Çünkü Deniz Baykal İzmir’deki yapılanmadan memnun değil ve bunu açıkça ortaya koyuyor. Sonuçta ne olacak?
Baykal, “Kimse karışmasın, kurultay ve yönetim listesini ben hazırlayacağım. Kaybeder ise kaybederiz, kurultay sonrası hesabını sorarım” diyecek.
Bu mantıkta ekibin fazla hareket etme şansı yok. Ya Bulgun’dan talepte bulunmayacak ya da karşıya geçip adam gibi vuruşarak çekilecek.
İşte o zaman göreceğiz “Siyasette dik durmak” neymiş. diye…Özellikle ekip şefi Abdürrezzak Erten için zor bir süreç. Ekip toplantılarında “siyasette dik durma sanatı” üzerine ders veren Erten’in bu kongrede ne yapacağını merakla bekliyorum.

NOT 1 : Agora Bölgesi’ndeki yıkım faaliyetlerini önceki gün denetlemiş Kocaoğlu. 15 Mart tarihine kadar diğer bölgenin de boşaltılması ve yıkıma başlanması gerekiyor. Yıkımlar bittiğinde Agora gerçekten kent ile buluşacak. Tabii yıllardır yıkılması planlanan katlı otopark konusunda ne adım atılacak bilemem.

NOT 2: Güzelbahçe İlçe Başkanı Ednan Aslan bizden 1 puan aldı. Ancak daha fazla puan için daha çok çalışması gerekiyor.

NOT 3: İzmir milletvekili Güldal Mumcu’nun kongreye gelip gelmeyeceğini ayrıca merak ediyorum.

YENİGÜN 26 - 02 - 2010

24 Şubat 2010 Çarşamba

Cumartesi’ye kadar

İzmir CHP’nin yeni İl Başkanı (tabii Cumartesi günü sonrası) Ekrem Bulgun.
Cumartesi yapılacak kongrede ikinci aday çıkar mı?
İlçe kongreleri sonrası oluşan delegasyonda Baykal’ın ekibi dışında iki grup öne çıkıyor. Sav ekibi ve Kocaoğlu yapısı...
Kocaoğlu grubu, Ekrem Bulgun’un adaylığına sıcak. Bulgun ismini kabul eden Kocaoğlu, bu konuda mesajını açıkça verdi. Tabii son dakikalara bakmak gerekli yine de. Yakın arkadaşı hatta mali müşaviri Nalbantoğlu’nu bir kalemde çizen Kocaoğlu’nun Cumartesi gününe kadar ne yapacağı pek belli olmaz... Bunun nedenlerini açıkça il kongresi sonrası tartışacağız.
Ekip de şaşkın. Genel Sekreter Önder Sav’ın Deniz Baykal’ın fırçasından sonra Nalbantoğlu’nu Küçük Menderes turundan geri çağırması ve “aday olma” baskısı yapması ekipte de bazı soru işaretlerine neden oldu. Demek ki herkes öyle söylendiği gibi dik durmuyor ya da duramıyor.
Ekibin İzmir şefi Abdürrezzak Erten de kamuoyuna bir açıklama yapmıyor. Sanırım Ankara’da milletvekili odasında oturmayı ve “çıt çıkarmamayı” tercih ediyor.
Ekibin aday çıkarması mümkün mü? Teorik olarak evet, siyaseten hayır...
Ekibin İzmir’de aday çıkarması halinde sadece ekip şefi Abdürrezzak Erten’in İzmir milletvekilliği değil, Önder Sav’ın kurultay sonrası genel başkan yardımcılığı ve hatta kendi milletvekilliği bile tartışmaya açılır.
Ast – üst ilişkisi içinde bugüne kadar gelen ekibin Ankara’daki iki ismi ateşe atmaları mantık sınırlarının zorlaması anlamına geliyor.
O zaman ne yapacak ekip?
Uzlaşma adı altında il yönetiminde ve kurultay delegasyonunda yer bulmaya çalışacak.
İstekleri gerçekleşir mi?
Gerçekleşecek ise Nalbantoğlu operasyonuna ne gerek vardı ki.
Ekibin içerisinde dik durmaya meyilli, vuruşarak çekilmek isteyenler de var. Ancak bu grup bir elin parmakları kadar az.
Kurultay sonrası İzmir yapılanmasının nasıl gerçekleştirileceği konusunu da kongre sonrası tartışacağız.
Bazı konuları kongre sonrası dile getirmekte yarar var, sürece müdahale etmemek için.
4 yıl önce Deniz Baykal ve Önder Sav’ın birlikte destekledikleri Ekrem Bulgun’un ekip ile temasının hangi noktada olduğuna dair bazı çekinceler var.
Ekrem Bulgun’un bugüne kadar sadece Deniz Baykal ile siyaset yaptığını unutmamak gerekiyor. Bulgun, 4 yıl önce Deniz Baykal istediği için ekip ile beraber olmuştu. Kongreyi kaybettikten bugüne kadar sonra ekipten bir kişinin bile kendisi ile iletişim kurmadığını da burada ayrıca vurgulamak gerekiyor. Eminim, dünden itibaren ekipteki bazı isimler bir adım öne geçmek için Ekrem Bulgun’un telefonunu çaldırmaya başlamışlardır. Siyaset bu. Kimin ne yaptığı, ne yapacağı hiç belli olmaz. Şu gerçeğin de altını çizmem gerekiyor. 4 yıl önce Ekrem Bulgun’u destekleyenler bugün karşısında, 4 yıl önce Bulgun’a karşı olanlar bugün yanında. Sanırım üst üste iki kez Bulgun’u destekleyen bir tek ben olacağım.

NOT 1: İZSU’dan yine sorunlar yükseliyor. Bazı müdürlerin ilginç işler peşinde olduğuna dair bilgiler geliyor elimize. Önümüzdeki günlerde adı sanı ile yayınlamaya başlayacağız.


NOT 2: Maşallah... İzmir Büyükşehir Belediyesi Ruhsat Denetim Müdürlüğü’nün üst düzey yöneticisi bir bayanın eşi ne kadar başarılı bir makine mühendisi. Beyefendi, kentteki birçok akaryakıt istasyonunun mesul müdürü... Bürokrat bayanın ise bir ara bilinmeyen bir nedenle Sasalı’ya sürgün gittiği ancak nedense geri döndüğü de gelen bilgiler arasında. Bu tür bilgi yazılıyor ise belgesi de vardır tabii ki...

YENİGÜN 24 - 02 - 2010

22 Şubat 2010 Pazartesi

Durumu parlak değil

Aziz Kocaoğlu’nun ne yaptığını anlamakta zorlanmaya başladım. Sanırım sonunda Deniz Baykal’ın damarına bir kez daha basacak ve önümüzdeki 4 yılını kabusa dönüştürecek.
İki yeni isim önerdi Kocaoğlu… Muzaffer Tunçağ ile Sırrı Aydoğan…
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı danışman mı seçiyor il başkanı mı, anlayamadık.
Muzaffer Tunçağ kim? Bir önceki dönem Konak Belediye Başkanı.
Deniz Baykal bu ismi ikinci kez atadı mı? Hayır.
Başkanlığı döneminde kimlerle yakın çalıştı? Ekip ile.
Adaylık belirlenmesinde Tunçağ’ın arkasında kim duruyordu? Ekip…
Muzaffer Tunçağ il başkanı olur ise il sekreteri de bellidir herhalde.
Gelelim Sırrı Aydoğan’a…
Fötr şapkası ile hafızalarda yer edinen Sırrı Aydoğan’ı ikinci kez belediye başkanı olmasını istemeyen kim? Deniz Baykal?
Sırrı Aydoğan’ın yıllardır hangi grup ile ilişkisi olduğu söyleniyor? Cemaat…
Bu isimleri önermeye cüret eden Aziz Kocaoğlu’nun durumunu hiç parlak görmüyorum. Kocaoğlu’nu bu sürece dahil eden Baykal, Kocaoğlu’nu Kocaoğlu olduğu için değil İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu için istedi. Yani Baykal koltuğu sürece soktu. Üstünde oturan ile ilgilenmiyor.
Cuma akşamı Asansör Restoran’da tüm ilçe belediye başkanlarının önünde önce Menderes Belediye Başkanı’na söyledikleri yenilir yutulur gibi değil. Menemen Belediye Başkanı Tahir Şahin’e yönelik küfrü ise ayrı bir tartışma konusu. Ardından bir de ağlamaya başlaması olayın vehametini açık şekilde ortaya koyuyor.
Bu şekilde devam ederse Baykal, Kocaoğlu’nu aday belirleme sürecinden çekecek. Kocaoğlu bu saatten sonra Baykal’a karşı ekiple yeniden birlikte mi olacak?
İsterse olsun. Hatta ekip ile birlikte desteklediği aday da kazansın. Sorun teşkil etmiyor.
Baykal’ın şu sözünü unutmamak gerekiyor. “Bu ekibi İzmir’de bitireceğim. İl Başkanlığı’nı kazansalar bile kurultay sonrası hemen harekete geçerim.”
Demek ki karar kesin. Rıfat Nalbantoğlu’nu bir dakika içinde kendi haline bırakan Kocaoğlu bu saatten sonra ekip ile yeniden birlikte olacak ise “Kendi kuyusunu, kendi kazıyor” diyebilirim sadece.

NOT 1: Kocaoğlu’nun yakın çevresinin dikkatine… Lütfen Kocaoğlu’nun en kısa süre içerisinde tam teşekküllü bir hastanede check up yaptırtmanızı tavsiye edeceğim. Bu kadar ani parlaması, karşısındakilere karşı konuşma biçiminin nedenleri en kısa süre içinde anlaşılmalı. Bu sorunun nedeni şeker mi, yüksek tansiyon mu? Bu teşhisin yapılması gerekiyor. Çünkü gün gelecek, bağırıp çağırdığı, küfür ettiği insanlardan birinin tansiyonu yükselecek. Buyrun size İzmir CHP rezaleti. Ulusal medya devreye girecek, televizyon kanallarında boy boy resimler teşhir edilecek. Bu durum iktidara yürümek isteyen Deniz Baykal’ın da tansiyonunu yükseltecek. İşte onun tansiyonu yükseldiğinde neler olacağı bilinmez. Bu nedenle devreye girmeniz ve belediye başkanının ani sinirlenmelerine karşı bir çözüm bulmak zorundasınız. Aksi taktirde, bundan en fazla İzmir zarar görecek.

NOT 2: Kemal Karataş’a haksızlık edilmiş gerçekten. Asıl kavgacı gözümüzün önündeymiş.

NOT 3: Deniz Baykal’ın İzmir il başkanlığı konusunda kafasındaki isim net. Ancak bu ismin değiştirilmesi yönünde ciddi girişimlerde bulunuluyor.

YENİGÜN 22 - 02 - 2010

19 Şubat 2010 Cuma

Adayım...

Ben bir il başkanı canavarı mıyım? Önce Alaattin Yüksel sonra Rıfat Nalbantoğlu... Bakın ama Selçuk Ayhan, Ekrem Bulgun ve Kemal Karataş’a dokunmadım.
Alaattin Yüksel ile Rıfat Nalbantoğlu arasındaki benzerlik nerede?
Her ikisi de süreç içeriesinde Baykal’a muhalif oldular. Son günlerde kendimi çok Baykalcı gördüm ya neyse...
Aslında atandığı süreçte Nalbantoğlu’na karşı değildim. Baykal, Rıfat Nalbantoğlu’nu atayarak İzmir’e gönderirken kendisine önemli bir misyon yüklemiş, "Ekibi İzmir’de bitir" demişti. Nalbantoğlu da "Emredersiniz" yanıtını vermişti.
İlk günlerde söz verdiği gibi davranmıştı Nalbantoğlu. Ancak daha sonra Genel Sekreter Önder Sav ile ilişkiye geçmiş hatta ileri giderek, Sav ekibinin İzmir’de yenilenmesi ve bu ekibin başı olmayı hedeflemişti.
Ancak nasıl bir sistemin içerisinde olduğunu bilmiyordu Nalbantoğlu. İzmir milletvekili Abdürrezzak Erten ve arkadaşları tarafından öyle bir çevrelendiki bir yere kıpırdayamadı. İlçe kongrelerinde Deniz Baykal’ın tüm müdahalelerine rağmen süreci doğru okuyamadı ve ekip ile birlikte hareket etti.
Baykal onlarca mesaj göndermişti İzmir’e... Ancak olay öyle bir noktaya çekildi ki, ekip ile birlikte ilçe kongrelerini kazanan Nalbantoğlu, kendisini seçilmiş il başkanı olarak görmeye başlamıştı bile. Ancak bilmiyordu ki burası CHP ve Deniz Baykal belki de ilk kez bu kadar kararlı.
Bundan sonra ne olacak?
Süreç şöyle işleyecek. İzmir Büyükşeahir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun da içinde olduğu İzmir’deki bir yapı 4-5 kişilik bir liste belirleyecek ve Genel Başkan’a iletecek. Deniz Baykal da bu liste içerisinden birini işaret edecek.
Tek adaylı olması planlanan il kongresi için ekip ikinci bir aday çıkarabilir mi?
Çıkarır ise kendi bilecekleri iş.
Unutulmamalı ki kurultay süreci sonrası değişen tüzük nedeniyle genel başkanlık makamı daha da güçleniyor.
Bu durumda Baykal gerekli intikamı rahatlıkla alacaktır. Çünkü önümüzde genel seçimler var.
Peki adaylar kimler?
Ortada dolaşan isimleri hepimiz biliyoruz. Bunlara Nalbantoğlu’nun çekilmesi ile eklenen yeni isimler de var. Hiç beklenmedik isimler de...
"Adayım kim?" sorusuna şimdilik yanıt vermek istemiyorum.
Ama bazı kriterleri vurgulamak gerekiyor
1 - Toparlayıcı olması
2 - Baykal’a bağlılığı ve Genel Başkan’a güven vermesi.
3 - İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ile diyalog içinde olması.
4 - Milletvekili adayı olmaması.
5 - Kamuoyuna "iyi isim" mesajı verdirebilmesi.
6 - Medya ile kolay iletişim kurması.
7 - İlçe belediye başkanları ve ilçe yöneticileri ile samimi ilişki kurabilmesi.
8 - CHP’liliğinin tartışılmaması...
9 - Rıfat Nalbantoğlu’nun geçirdiği süreci iyi analiz etmesi.
Tüm bu kriterlere sahip adaylara sesleniyorum.
İl başkanı olduktan sonra lütfen benimle iyi geçinin...

YENİGÜN 19 - 02 - 2010

17 Şubat 2010 Çarşamba

Nalbantoğlu çekilmeli

CHP il başkanlığı konusunda kılıçlar çekildi. Atama il başkanı Rıfat Nalbantoğlu tüm köprüleri atarak ekibin il başkanı olduğunu net biçimde ortaya koydu.
CHP Grupbaşkanvekili Kemal Anadol ile birlikte önceki gün Bakırçay dün de Küçük Menderes’i dolaşan Rıfat Nalbantoğlu gerekli desteği bulamadı.
Neden?
Bazı ilçe başkanları genel başkan Deniz Baykal’ı arayarak il başkanlığı konusunda tavrını sordular. İşte Deniz Baykal’ın yanıtları:
“Ben Rıfat Nalbantoğlu’nun elini güçlendirdim, önünü açtım. İl başkanı atayarak İzmir’e çeki düzen vermesini istedim. Ekibin dağıtılmasını istedim. Kendi de bu konuda benimle mutabıktı. Ama o ne yaptı? Tam tersine hareket etti. Beni sırtımdan hançerledi. Rıfat bu aşamada kesinlikle il başkanı olmayacak. Bu tavrını sürdürürse bu partide hiçbir yere aday olamaz.”
Ortada bu kadar net konuşan bir genel başkan varken, kurultayda tek başına yeniden genel başkan olma ihtimali yüzde 100 iken, CHP’nin iktidar olma ihtimali yüksek iken kim ne yapabilecek?
İlçe başkanları bu sözleri duyduktan sonra nasıl hareket edecek?
Kocaoğlu bu aşamadan sonra nasıl davranacak?
Nalbantoğlu’nu sağda solda gezdiren Kemal Anadol ne yönde hareket edecek?
Ekip Ankara’dan esen fırçalardan sonra hangi tavrı sergileyecek?
Peki, Rıfat Nalbantoğlu bundan sonra ne yapacak?
Yapacağı en doğru hareket çekilmesidir. Eğer çekilmez ise çok istediği milletvekilliğinden de olma ihtimali yüksektir.
Yine de CHP’de siyaset yapacak olan kendisi. Bu konuda kendi karar verecek.
Tüm bu gelişmeler noktasında Kocaoğlu’nun tavrı önemli. Dün gece bir yapı ile yemek yiyen Kocaoğlu’nun artık önünü görmesi gerekiyor.
Bu kente yeni bir il başkanı gerekiyor.
Sanırım bu konuda genel başkan da aynı fikirde.
Ve belki ilk kez olaya bu kadar müdahil oldu.
Yeni bir Deniz Baykal izliyoruz açıkçası.
Yenileşme çabası içinde, gençleştirme çabası içinde, yeni bir CHP yaratma çabası içinde
Bakalım hep birlikte izleyip göreceğiz.

NOT 1 : Aziz Kocaoğlu Hatay’da çökme tehlikesi içinde olan metro tünelini tamamlamış. Biraz rahatladım. Tam üzerinde oturduğum bir yeri isteyerek tamamlamayacağı kanısındaydım açıkçası.

not 2 – İl süreci bazı kırgınlıkların ortadan kalkmasına neden oldu. Bu açıdan önemli. Bugüne kadar bir araya gelmeyen bazı belediye başkanları şimdi kolkola yürüyorlar.

YENİGÜN 17 - 02 - 2010

15 Şubat 2010 Pazartesi

Benim kafam karıştı

CHP’de son 5 günde yaşananlar çerçevesinde kafam karıştı... Şu sorulara yanıt arıyorum.
1 – Rıfat Nalbantoğlu il başkanı mı olmak istiyordu, milletvekili mi? Bu süreçte il başkanı olabilir. Peki ya milletvekilli?
2 – Basında yazıldığı gibi 30 ilçe başkanından 28’i Nalbantoğlu’nun arkasındaymış. O zaman bu toplantı sırasında neden destek imzaları toplanmadı ki?
3 – İlçe başkanlarından biri toplantı sırasında, “Sayın Nalbantoğlu, ben bir şey mi kaçırdım. Siz daha önce adaylığınızı net biçimde açıkladınız mı” diye sorunca neden devreye il yöneticileri girdi: Nalbantoğlu yanıt vermedi?
4 – Yine toplantı sırasında bir ilçe başkanı “Genel Başkan ile bu sabah görüştüm, hepinize selamı var” açıklaması yaptı. Toplantı sonrası bu görüşme Deniz Baykal’a sorulunca CHP lideri neden “O da kim” dedi?
5 – Kocaoğlu ve Nalbantoğlu neden, CHP Grupbaşkanvekili Kemal Anadol’u da alarak Deniz Baykal’a ziyarete gitmek istiyorlar? Ortada bir sorun yok ki. Yoksa var mı?
6 – Kemal Anadol, Baykal’ın İzmir konusuna yaklaşımından haberdar mı? Bir dönem daha milletvekili olmak isteyen Anadol bu kadar rahat kendini ateşe atar mı?
7 – Sıkışma sırası Kocaoğlu’nda mı? Kocaoğlu neden 2 hafta önce Deniz Baykal’a il başkanı olabilecek isimleri içeren bir kağıdı vermek istedi. Baykal kağıdın cepten çıkışını engelledi.
8 – Arabulucu rolü üstlenen bir milletvekili neden “Ben bu süreçten çekiliyorum” dedi?
9 – Kocaoğlu neden “İl Başkanı Rıfat olsun. Yönetimi ve delegasyonu Baykalcılar yapsın” önerisinde bulundu? Bu tutum, ekibin satışı anlamına gelmiyor mu?
Benim kafam gerçekten karıştı. İlçe başkalarının kafaları daha da karışık. Ekibin kafası çok daha karışık. Kocaoğlu’nun kafası en karışık. Nalbantoğlu ise kendi kendine soruyordur: Ya ben bu hale nasıl geldim?” diye...
Ama kafası çok net bir isim var. O da Baykal. “Karışmayın İzmir ne yapar ise yapsın. Nasılsa bu işin kurultay sonrası da var” diyor ve sanırım bir başka mesaj veriyor.
Bu mesaj ile benim kafam daha da karışıyor.

***

Birkaç gün öce Habertürk köşe yazarı Erdal İzgi’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ile olan telefon diyalogunu okuyucularına söz vermesine rağmen köşesine taşımadığını belirtmiş, bunun takipçisi olacağımın altını çizmiştim. İzgi’den bir mail aldım.
“Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Aziz Kocaoğlu ile telefonda karşılıklı görüşme olmamış, tek taraflı iletişim yaşanmıştır. Sayın Başkan özel kalem müdürü aracılığıyla bağlanan telefonla içindekileri dökmüş, kendilerinin makamı ve yaşı gereği sözü kesme nezaketsizliği gösterilmemiş, "Bitti mi?" sorusuna fırsat bırakılmadan telefon yüzüme kapanmıştır. Görüşmenin içeriğini, düşüncelerini tek yanlı aktaran Büyükşehir Belediye Başkanımızın açıklamasında mutlak yarar vardır. Yakışan da budur. Sarf ettiği cümle ve iddiaları genişletebilir, bu çerçevede belki geçmiş dönemlere ait bilinmeyenleri, yanlışları ortaya koyabilir. İyi veya kötü söz sahibi bağlar tezi gereği, açıklama yapmaları kişisel tercihleridir. Yorumu da kamuoyunundur. Hepsini bir noktaya kadar olgunlukla karşılayabilirim. Büyük olan, Başkan sıfatı taşıyan kendileridir. İzmir’de yaşayan bir kentli ve emekli gazeteci olarak açıklama yapılması çağrısında bulundum, yanıt alamadım. Sessiz kalmalarını kırgınlıktan kızgınlığa, üzüntüden pişmanlığa uzanan davranış biçimi olarak değerlendiriyorum. Yoksa hiçbir şey unutulmuş değildir. Çünkü... Unutulacak gibi değildir.”
İyi de Sayın İzgi karşılıklı yapılan bu telefon görüşmesini Kocaoğlu açıklamadığına göre siz neden açıklamıyorsunuz ki... Yoksa korkuyor musunuz?

YENİGÜN 15 - 02 - 2010

12 Şubat 2010 Cuma

Lütfen, bir daha düşünün…

İzmir 3. İdare Mahkemesi’nin Büyükşehir Belediye eski Başkanı Yüksel Çakmur ve arkadaşlarının açtığı davalarda Alsancak Limanı ve Turan arasında hayata geçirilmek istenen Yeni Kent Merkezi imar planlarına yönelik verdiği iptal kararı kimleri üzdü?
1 – Burada daha önce arsa toplayan ve yerel yönetimlerin alacağı karar ile yatırıma başlamak isteyenleri.
2 – Projeyi bir türlü başlatamayan yerel yöneticileri
3 – Bir grubun sözcülüğünü yapan medyayı…
İyi de kararın iptal edilmesinin gerekçesi ne?
Deprem riskinin yüksek olduğu, gökdelenlerin yapılacağı arazide zemin etüdlerinin bulunmaması…
Belediye yetkilileri ne diyor?
“Zemin etütlerinin Mart ayında tamamlanmasının ardından İzmir 3. İdare Mahkemesi’nin iptal ettiği 5 bin ölçekli Nazım İmar planları Nisan ya da Mayıs ayında tekrar Büyükşehir Belediye Meclisi’ne gelecek ve onaylanacak. Mart ayı sonunda zemin etütleri biteceği için İzmir 3. İdare Mahkemesi’nin planı ana iptal gerekçesi de ortadan kalkmış olacak.”
Mahkemenin verdiği karar doğru. Yani ortada bugüne kadar zemin etüdü yok.
Dünkü gazetelerden bir haber… Hem de iktidar kaynaklı.
“Başbakanlık’ın hazırladığı deprem senaryosuna göre, İstanbul’daki deprem en az 7 büyüklüğünde olacak, 32 bin kişi ölecek, 1 milyon 219 bin kişi de evsiz kalacak…”
“Sorun değil canım. Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir. Bütün mesele daha çok para kazanmamızdır” mantığı ile bakılacak ise meseleye; haklısınız.
İşadamlarımızdan biri ise daha da ileri gidiyor açıklamalarında:
“Geçen hafta Çin’deydim. Orada denizi doldurarak üzerine 100 katlı binalar inşa ettiklerini gördüm. Biz İzmir’de yıllardır Yeni Kent Merkezi’nin imar sorununu çözemedik. Bu bölgeye 20 katlı bina yapamıyoruz.”
Sanırım işadamının kendisi aynı zamanda jeoloji mühendisi. Üzerine 100 katlı gökdelenler dikmek için denizin doldurulmasında kullanılan teknoloji ile bir derenin yüzyıllarca biriktirdiği alüvyon arasında fark yok işadamına göre. Üstelik Çin’de yaşanacak felaket Çin’i bağlar. 1 milyar nüfusa sahip Çinliler kendilerini denize atacaklar diye biz de atmak zorunda değiliz. Bugünlerde dünya iklimini etkileyen ozon gazının yırtılmasına neden olan zararlı salınımı atmosfere en çok veren ülke hangisi? Çin… O zaman bırakalım Türkiye’de arıtma tesisi yapmayı… Yaşayalım pisliğin göbeğinde, hepimiz kanser olalım.
Bu ülkede hukuk doğru dürüst uygulanmadığı için büyük kentler gecekondu çöplüğü durumunda. Ancak hukuksuz yapılan sadece güzel göründüğü için dikkat çeken çürük çarık gökdelenler ile 4’er katlı tuğla gecekondular arasında ne fark var ki?
Deprem onları da yıkacak, gecekonduları da…
Hep aynı tespit: “Millet uçtu gitti, İzmir yerinde sayıyor…”
Yıllardır krizde olan Türkiye’de karşılığı olmadan yapılan bu kadar yatırımın altında ne var sizce?
Kara para…
Silah ve uyuşturucu ticaretinden kazanılan milyarlarca dolar nereye gidiyor ki? Güneydoğu’da yıllardır süren karışıklığın arkasında sadece Kürt meselesi mi var?
Şu tespiti rahatlıkla yapabiliriz. Türkiye’de büyük kentler arasında kara para yatırımına en kapalı kent İzmir’dir.
Bu durum bugün için kayıp olarak görülebilir, ama gelecekte bu kent geçmişteki duruşundan dolayı kazanacaktır.
Lütfen birilerini suçlarken çok yönlü bakın. Tabii ki eğer nema üzerinden siz de payınızı almak istiyorsanız, ona bir şey diyemem.

YENİGÜN 12 - 02 - 2010

10 Şubat 2010 Çarşamba

İl’e adım adım…

CHP İzmir, İl Başkanlığı için yapılacak kongreye hummalı şekilde hazırlanıyor. Her yerde toplantı yapılıyor, herkes pozisyon almaya çalışıyor. Belki de son 7 yıldır ilk kez iktidara gelmek için ne yapılması konusunda fikirler ortaya konuluyor.
Tüm bu toplantılardan ortaya çıkan sonuçlar şöyle:
1 – Partinin ciddi şekilde toparlayıcı bir isme ve yönetim kuruluna ihtiyacı var.
2 – Partinin il kongresi sonrası iç hesaplaşmaları bırakıp dışa yönelik mücadele vermesi şart. Bunun da yolu halk adamları ile gerçekleştirilecek konsensüs ile mümkün.
3 – Partinin sosyal demokrasi noktasından hareket ile sokağa inmesi ve ilkeli bir siyaset sergilemesi gerekiyor.
4 – Kiracılar tarafından tapuları alınmış gerçek ev sahiplerinin küskünlüğünü ortadan kaldıracak formüllerin bulunması şart.
5 – Deniz Baykal’ın İzmir konusunda doğru bilgilendirilmesi, hataya düşmemesi için içinde bulunulan durum net biçimde aktarılmalı.
Belki de ilk kez bu kadar net bir tavır sergilenmeye başlandı. Aslında asıl sorunun bu kez yapılacak seçimler olduğu açık. Çünkü bu seçimlerde de istenilen sonuç alınamaz ise ülkenin geleceği konusunda endişeli herkes.
Bakalım belki bu çabalar bir noktada meyve vermeye başlayabilir.
Tabii Ankara’nın da İzmir’de yaşanan bu tartışmalardan ve üretilen fikirlerden net biçimde haberdar olması gerekiyor.
Önümüzdeki hafta il başkanlığı konusu netleşecektir. Ondan sonra da yeni yapılanma ile birlikte düğmeye basılması ve partinin dışa yönelik çalışmalarına hız vermesi gerekiyor.

NOTLAR:

1 – Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu hastalığı gerekçesi ile Hindistan seyahatine katılmamış. Sayın Kocaoğlu’nun son 8 aydır sürekli hastalandığı sizin de dikkatinizden kaçmamıştır sanırım.

2 – Ülke genelinde yapılan greve İzmir’in verdiği destek net biçimde ortada. Tüm ilçe belediye başkanları alanda hazır bulunurken tek eksik vardı: Kocaoğlu. Gerçi büyükşehir çalışanları da greve destek vermişti. Tek yer hariç: İmar Müdürlüğü. Daire Başkanı greve katılınmaması konusunda net tavır sergiledi. Aynı gün de büyükşehirde işe alınacak 20 mimarın sözlü sınavlarını da yapan daire başkanının grev konusundaki tavrını merak ettim açıkçası.

3 – Ekipte bir durgunluk görüyorum. Özellikle il başkanlığı konusunda daha önceki agresif tavırlarından uzaklaşmış gibi görünüyor ekip şefi. Ve her şeyi “genel başkanımız nasıl isterse” şeklinde bitirmesi de yukarıdaki havanın değişmeye başladığını gösteriyor bizlere.

4 – Habertürk köşe yazarı Erdal İzgi’nin bir sözü vardı. Kocaoğlu ile yaptığı telefon görüşmesinin deşifresi. İlginçtir aradan bir ay geçmesine karşılık Erdal İzgi bu konuşmayı köşesine taşımadı. “Türk halkı balık hafızalıdır, unutur” diyor ise, ben unutmadım. Söz vermek başka bir şeydir Sayın İzgi…

YENİGÜN 10 - 02 - 2010

8 Şubat 2010 Pazartesi

Notlar, notlar…

NOT 1: İZULAŞ’ta, Özfatura’dan kalan isimlerin hala etkili olması şaşırtıcı. İlçe kongrelerine müdahale eden, “parti, parti” diye ortada dolaşan bir büyükşehir belediye başkanının İZULAŞ konusunda adım atmaması ayrıca garip. Yoksa orası başkalarına mı tahsis edildi? Bir şirketin genel yönetiminde hala Özfatura döneminin 20 ismi etkili ise, aynaya dönüp bir bakmakta yarar görüyorum. Bornova namus da, İZULAŞ gayri namus mu?

NOT 2: Nejat Uygur’un önceki gün Vatan Gazetesi’nde bir röportajı vardı. Nejat Uygur Emine Erdoğan’ın kendisini GATA’da ziyaret etmek istemesi ve hastaneye alınmaması nedeniyle yeniden gündemde. Röportajda Nejat Uygur’u en çok üzen şeyin İzmir’de büstünün kaybolması olduğu belirtiliyor. Doğru yeni fuar projesi kapsamında büst 3 yıl ortada değildi. Ancak 2005 yılında bulundu ve temizlenerek Celal Atik Spor Salonu’nun karşısındaki yeşil alana yeniden dikildi. Hep eleştirecek değiliz ya. Kocaoğlu bu konuda vefa göstermiş. Aslında büst dikilmemiş olsaydı kesinlikle bugünün ana yazısı olurdu.

NOT 3: Ben bu internetin istatistik metodunu gerçekten beğendim. Kimin ne kadar okunduğunu objektif olarak anında görebiliyorsunuz. Böylece isim ile cisim arasındaki farkı net biçimde algılıyorsunuz. Günlük IP numarası ile yapılan ölçmeler ise kentteki gazetecilik vehametini daha net biçimde ortaya koyuyor.

NOT 4: Karşıyaka Belediyesi 30 yıl önce terk edilen Karagöl Bölgesi’ndeki NATO dinleme tesislerini Orman Bakanlığı’ndan alarak gençlik merkezi yapımı için düğmeye bastı. Bu haberi 3 ay önceden biliyordum hatta bölgeye giderek bir araştırma da yapmıştım. Tabii sonbahar pikniği eşliğinde. Aradan 3 ay geçti, Karşıyaka Belediyesi bu projeyi topluma duyurmadı. Daha fazla bekleyemezdim. İstanbul’daki rock konserlerinin yapıldığı Hazerfan Havaalanı’na benzer şekilde yapılacak gençlik merkezinin manzarası da mükemmel. Tamamen ormanlık alanda yapılacak merkez İzmir gençliğinin kesinlikle ilgisini çekecektir.

NOT 5: CHP’ye dönen Yüksel Çakmur’u bir gazeteye verdiği röportajı okuduğumda gerçekten şaşırmıştım. Özellikle Kocaoğlu’na yönelik eleştirileri nedeniyle. Ancak Çakmur kesinlikle böyle bir tavır içinde olmadığını, gazetede bu konuda çıkan yazının kendi görüşlerini yansıtmadığını söyledi. Peki gazete neden böyle bir spekülasyona ihtiyaç duydu? Orasını bilmiyorum.

NOT 6: CHP İzmir il başkanlığı için kulisler yoğunlaştı. Deniz Baykal bizzat bazı isimlerle yüzyüze görüşerek İzmir’i kafasında oturtmaya çalışıyor. Tabii ki gece evinden yaptığı telefon görüşmeleri hariç. Çok ilginç isimlerden fikir alan Baykal’ın en geç önümüzdeki hafta sonuna kadar il başkanlığı ismini netleştirmesi bekleniyor. Adaylardan biri Nalbantoğlu… Ya diğerleri?

NOT 7: İTO Başkanı Ekrem Demirtaş Türk-Yunan ilişkilerinin gelişmesi için başlattığı süreci katlayarak devam ettirmek istiyor. Aslında ekonomisi ciddi yara alan Yunanistan’da bugünlerde atılacak ticari adımların avantajları büyük olacaktır. Midilli Valisi bir toplantıda şu soruyu sormuştu: “Yunanistan’da herkes global krizi konuşuyor. Türkiye’de bu havayı neden görmüyorum?” Ben de yanıtlamıştım. “Biz 30 yıldır krizdeyiz. Global kriz ile birlikte dibin daha dibine gitme şansızım yok. O nedenle konuşmuyoruz.”

NOT 8: Türk-Yunan ilişkileri işine İZSİAD da karıştı. İZSİAD büyük ve sürdürülebilir bir proje iki ülke ilişkilerinin ekonomik açıdan gelişmesi için düğmeye basıyor. Bunun için gerekli finansmanın bir kısmı proje kabul edilir ise İZKA’dan gelecek.

YENİGÜN 08 - 02 - 2010

5 Şubat 2010 Cuma

Aceleci bir aday

CHP İzmir İl Başkanı Rıfat Nalbantoğlu, İzmir il kongresinin 27 Şubat tarihinde gerçekleştirileceğini ilan etti.
Birinci soru Rıfat Nalbantoğlu’nun yeniden aday olup olmayacağı idi.
Nalbantoğlu ilk kongre tarihi açıklaması içerisinde adaylığı da ortaya koydu.
“Kongrelerini tamamlayan ilçe örgütlerimizden, partililerimizden çok sayıda il kongre delegemizden il kongresinde İl Başkanlığına aday olmam için sıcak ilgi ve talep almaktayım. Parti geleneklerimize göre kendisi aday olmayacağını belirtmedikçe mevcut İl Başkanının aday olması doğal bir süreç olarak karşılanmaktadır. Takdir il kongre delegelerimizin ve partililerimizindir.”
Bu çok ilginç ve zekice bir adaylık açıklaması…
Ancak her zamanki gibi daha önceki açıklamalarını ve konuşmalarını reddeder gibi…
Tıpkı bana söylediklerini daha sonra reddettiği gibi.
Ne demişti Rıfat Nalbantoğlu:
“İlçe kongreleri bittikten sonra Ankara’da Deniz Baykal ile görüşeceğim. Eğer Baykal (Adayım sensin) der ise tekrar aday olurum.”
Ancak yukarıdaki açıklamaya bakıyorum da Deniz Baykal ismi yok nedense. “İl kongre delegelerimiz ve partililerimiz” tanımlamaları öne çıkarılmış.
Gerçekten çok ilginç…
Üstelik bu açıklamanın arkasında “aba altından sopa göstermek” var. Diğer bir ifade ile “Eğer beni aday göstermez iseniz, önümüzdeki süreçte sorun çıkarırım” diyor Nalbantoğlu.
Bu arada şu soruyu da sormak gerekiyor. MYK’da önceki gece alındı il kongresi kararı. Bu ne acelecilik… Siz zaten il başkanısınız. Yeniden aday olmamanız için bir neden yok. Ancak bunu üç hafta önce sadece kongre delegelerine dayandırarak yapmanın ne anlamı var?
Çok ilginç bir 20 gün geçireceğiz anlaşılan.
Burada açıklamalar birbirini izleyecek, yukarıdakiler İzmir’e bakarak yeni CHP düzeni içerisinde yeni oluşumlara kapı açacaklar ya da bazı kapıları kapayacaklar.
Benim görüşüm bu açıklamanın Ankara’da da önemli tartışmalara yol açacağı yönünde.

NOT 1: Elime bir yazı ulaştı. Bu yazıya göre 9 Eylül etkinlikleri kapsamındaki Sezen Aksu konserinin şehit haberleri ve sel felaketi nedeniyle iptalinden sonra Aksu ekibine 500 bin lira ödendiği iddia ediliyor. Hükümetin yaptığı Kürt açılımına destek olduğu gerekçesiyle bir grup tarafında şiddetle eleştirilen hatta eylem yapılacağı belirtilen konser konusu Aziz Kocaoğlu’nu da güç durumda bırakmıştı. Konserin iptali ile rahat nefes alan Kocaoğlu ekibinin konseri kendileri iptal ettiği için sözleşme gereği parayı karşı tarafa ödediği belirtiliyor. İyi de iptalin nedeni belli… Üstelik konser sırasında harcanacak para da tahsil edilmiş. Nasıl bir iş bu?

NOT 2: Kocaoğlu’nun İkiçeşmelik yolundan haftada birkaç kez geçmesinde yarar var. Eline yüzüne bulaştırsa da her gün önemli projeleri gündeme taşıyan Kocaoğlu’nun İkiçeşmelik Yolu’ndaki spotçular konusunda bugüne kadar hangi adımları attığını merak ediyorum. İzmir’in üçüncü büyük ana caddesinden mi geçiyorsunuz, yoksa pazaryerinden mi belli değil. Üstelik hergün yeni spotçu açılıyor o bölgede.

NOT 3: Agora’nın caddeye açılması konusunda yapılan kamulaştırmanın herkes farkında. Kamulaştırma ne? Büyükşehrin bazı binaları satın alıp düzeleme yapması. Daha yıkılacak hayli bina var kamulaştırma bedeli ödenmiş olan. Ancak bazı belediyecilerin kamulaştırma paralarını alan buna rağmen dükkanları boşaltmayan, satışa devam eden esnafa, “ Bir gazeteci bu bölgeyi kaleme alıyor. Bunun için bir ikinizi feda edeceğiz” demeleri ise ayrı bir tartışma konusu.

YENİGÜN 05 - 02 - 2010

3 Şubat 2010 Çarşamba

Nasıl bir isim?

Çiğli ile birlikte CHP, ilçe kongrelerini tamamladı, il kongresi hazırlıkları başladı.
Tabii en çok konuşulan nokta kimin il başkanı olacağı üzerine…
Önemli bazı illere baktığımızda genel seçimler öncesi başbakanlık bekleyen Baykal’ın taktik değiştirip tek adaylı il seçimlerine yöneldiğini görüyoruz.
İstanbul kongresi öncesi Gürsel Tekin’i yanına oturtan ve adayı olduğu imasında bulunan Baykal aynı adımı İzmir’de atacak mı?
Ben atacağı kanısındayım.
İlçe kongrelerinde yaşananları da dikkate aldığımızda tek adaylı bir kongrenin İzmir için daha hayırlı olacağı kanısındayım.
Peki nasıl bir il başkanı?
Öncelikle toparlayıcı yönü gelişmiş, örgütü tanıyan, güvenilir bir isim olmalı. Ancak her şeyden önemlisi CHP’yi genel seçimlere taşıyacak yapılanmayı oluşturacak olmalı. Bunu yaparken de milletvekili adaylığını düşünmemesinde yarar var.
Böyle bir ismin kim olacağını bana sormayın. Örgüte bakın, mutlaka bulursunuz.
Deniz Baykal’ın kafasında böyle bir ismin oluştuğu kanısındayım. En azından alternatifleri düşünüp, kendisine en yararlı ismi gündeme getirecektir.
Baykal’ın önereceği isme karşı çıkan olur mu?
Milletvekilliği bekleyenler karşı çıkmaz.
Önümüzdeki süreci düşünen belediye başkanları karşı çıkmaz.
İlçe başkanları olaya sinirlenseler de, durumu kabullenirler.
İl delegasyonunun büyük bölümü, genel başkanlarının isteğini dikkate alır, ona göre hareket eder.

NOT 1: Geçmiş olsun sayın başkanım Kocaoğlu… Duyduğuma göre yüksek tansiyon nedeniyle birkaç gün önce Kent Hastanesi’ni ziyaret etmişsiniz. Kusura bakmayın ama ben sizi uyarmıştım, fazla şalgam yüksek tansiyon yapar diye… Benim de yüksek tansiyonum var. Benimkinin nedeni adamlar, sizinkinin şalgamlar.

NOT 2: Yakında İzmir’in nüfusu azalacak. 85 ve 86 numaralı otobüslerin yolcuları duraklarda beklemekten telef oldukları için özellikle Hatay bölgesinde ciddi nüfus düşüşü bekliyorum. Zaten beklemekten ölmeseler de metronun çökmesiyle gidecekler.

NOT 3: Güzelbahçe eski Belediye Başkanı Ertan Avkıran hala içeride. Aradan geçen süre içerisinde mahkemeye bile çıkmadı. Bu nasıl bir yargı sistemi? Adam suçsuz ise bu kadar süre yattığının bedelini kim karşılayacak?

NOT 4: Agora’da sonunda yıkıma başlamışlar. Tabii devam etmeleri şart. Sırada yıkılacak hayli bina var. Umarım birini yıkıp diğerlerini “pas” geçmezler.

NOT 5: İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, dün baklayı ağzından çıkardı: “Yeni fuar alanını çok ortaklı yapıyla yapamıyoruz.” Bana lütfen söyleyebilir mi, hangi işi yaptı?

NOT 6: Aylar sonra ilk kez spor servisinde köşe yazısı yazdım. Bunların çok konuşmalarından yazının içeriği yeterli olamamış olabilir. Sorumlusu Yenigün Gazetesi Spor Servisi’dir.

YENİGÜN 03 - 02 - 2010

1 Şubat 2010 Pazartesi

Farklı bir konu

Sadece Büyükşehir ve CHP yazdığım gerekçesi ile arada bir eleştirildiğim oluyor.
Tamam bu kez farklı bir konu yazacağım…
Güney Kıbrıs’a giden belki de ilk ticaret odası İzmir Ticaret Odası oldu. Geçtiğimiz günlerde Patrik Bartholomeos ile İstanbul’da görüşen Demirtaş, Güney Kıbrıs Devlet Başkanı Hristofyas ile de görüştü. Şubat ayında Atina’ya gidecek olan Demirtaş daha sonra da Samos Adası’nı ziyaret edecek.Ticaret Odası’nın Türk-Yunan diyaloğunun gelişmesi yönünde 11 yıldır çalıştığını biliyoruz. Özellikle Kardak ve Öcalan krizleri gibi zor dönemlerde Demirtaş’ın devreye girdiği, sivil diyalog çağrısı yaptığı hala zihinlerde.
Geçtiğimiz hafta bir yemekte karşılaştık Demirtaş ile. Patrik ile ziyaretini anlattı. Fener Patrikhanesi’ne ekümeniklik verilmesi konusunu tartıştık. Türkiye Cumhuriyeti Fener Patrikhanesi konusunu Batı Trakya’daki Müslümanlar için bir koz olarak kullanıyor. Ancak bir tarafta 100 bin Türk’ü ilgilendiren Batı Trakya sorunu, diğer tarafta özellikle ABD, İngiltere ve Avustralya’da 250 milyon mümini bulunan Fener Patrikhanesi.
İki konu bana aynı oranda dengeli gelmiyor. Elimizdeki önemli bir kozu daha dar hedefli bir konu için heba ediyoruz gibi…
Demirtaş’ın Güney Kıbrıs ziyareti de önemli. Adada bir çözüm bulunacak mı tartışmaları arasında şu gerçeği de artık kabul etmemiz gerekiyor.
Uluslararası camiada bile bir bıkkınlık var Kıbrıs konusunda.
Zaten çözüm gelecek ise bu bıkkınlıktan gelecek.
Herkes “artık yeter” diyecek, sorun kendiliğinde çözümlenecek.
Aradan geçen 40 yıl içerisinde konunu muhatapları değişti, sorunun içeriği de… Kıbrıs harekatı sırasında doğanlar bugün 40 yaşına geldiler.
Denktaş dışında harekat sırasında etkin konumlarda olanların hiçbiri hayatta değil bugün. Varşova Paktı ortadan kalktı, Sovyetler Birliği dağıldı. Buna karşılık 1 milyon nüfuslu adada sorun hala sürüyor.
Demirtaş 16 Şubat’ta da Atina’ya gidiyor bir fuar için.
Türkler’in bu dönemde Yunanlılar’a ne satacaklarını merak ediyorum açıkçası. Çünkü Yunanistan’daki ekonomik kriz çok ciddi ve Avrupa Birliği’nin kılını kıpırdatmaya niyeti yok. Yunanlılar iki konuda para kazanıyorlardı. Birincisi deniz taşımacılığı… Global krizden sonra bu sektör tamamen batık… İkincisi de turizm. Yunanlılar bu sektör de başarılı değil artık. Oteller eski, hizmet anlayışı çağdışı. Üstelik piyasaya giren çok dinamik ülkeler de var.
Bu yılbaşı Demre’ye gelen ve Antalya’yı gezen baba Papandreu’nun son eşi Liani’nin şu sözlerini unutmamak gerekiyor: “Bizimkiler gelsinler de Antalya’ya baksınlar. Turizm yatırımının ne olduğunu belki o zaman anlarlar.”

NOT 1: Çiğli patlamaya hazır bomba gibiydi ve patladı. Bakalım bu göçüğün altında kimler kalacak.

NOT 2: Kocaoğlu şalgam konusunda sustu. Genelde böyle yapıyor. Sinirlenerek bir şey söylüyor, muhalif tavır artınca tırsıp susmakla yetiniyor.

YENİGÜN 01 - 02 - 2010