Follow by Email

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

30 Kasım 2009 Pazartesi

Metroda son durum

Metroda yeni hüsrandan sonra, Aziz Kocaoğlu her zamanki gibi sağı solu suçlamaya başlayınca artık İzmirliler de dayanamamış ve mail üzerine mail gönderiyorlar. Bu maillerden biri İZTO Meclis Üyesi Alaattin Epözdemir’e ait.
“Metro ihalesinin iptali hepimizi üzse de karar yasaya uygundur. Kamu İhale Kanunu’na göre idareler, yapım işlerinin ihalelerinde aşağıdaki ihale usullerini uygular:
1) Bütün isteklilerin teklif verebildiği açık ihale usulü,
2) Yapılacak ön yeterlik değerlendirmesi sonucunda sadece idarece davet edilen isteklilerin teklif verebildiği belli istekliler arasında ihale usulü...
3) İdarenin ihale konusu işin teknik detayları ile gerçekleştirme yöntemlerini ve belli hallerde fiyatı istekliler ile görüştüğü pazarlık usulü.
Açık ihale usulü temel ihale usulüdür. Belli istekliler arasında ihale usulünde; acil ve özelikli işlerde uygulanan ve yeterlikleri tespit edilen isteklilerin ancak teklif verdiği ihale usulüdür... İhaleye davet edilebilecek aday sayısının en az beş: teklif veren istekli sayısının ise en az üç olması gereklidir. Pazarlık usulü ihaleler, acil durumlarda ve daha çok küçük çaplı işlerde uygulanan teklif veya davet edilerek yapılan bir ihale usulüdür.
Metro ihalesinde belli istekliler veya pazarlık usulu ile yapılması doğru bir karardır. Yasaya göre “Doğal afetler, salgın hastalıklar, can veya mal kaybı tehlikesi gibi ani ve beklenmeyen veya idare tarafından önceden öngörülemeyen olayların ortaya çıkması üzerine ihalenin ivedi olarak yapılmasının zorunlu olması durumlarında uyguladığı ihale usulüdür. Pazarlık usulü ihalelerde; Yasanın 21 madde b, c ve f bentlerinde belirtilen hallerde ilan yapılması zorunlu değildir. İlan yapılmayan hallerde en az üç istekli davet edilerek, ihaleye tekliflerini vermeleri istenir. Pazarlık usulünün 21.madde b bendi ilansız olması zaman yönünde olumlu bir durum ise de çağrılı olmayanlarında yasaya göre katılabilecekleri bir ihale usulüdür. 21. madde a, d ve e bentlerine göre yapılan pazarlık usulü ihalelere ise ancak yeterli görülenler girebilir. Başka bir deyimle, pazarlık usulü ihaleler; açık ihale ve belli istekliler arasındaki ihale usullerinin karmasıdır. Metroda uygulanan pazarlık usulünün 21. madde b bendine göre, idareler yine tespit etikleri isteklilerden teklif ister. Ancak teklif istenmese de ihaleye girme kriterlerine sahip olduğunu düşünen bir firma, şartname alma koşulu ile teklif verebilir.
Yasadaki bu ince husus bırakın müteahhitleri, bu konuda uzman olduğu kabul edilen birçok bürokratın bile bilmediği bir ayrıntıdır.
Belki de hiç kullanılmayan ilk defa metro ihalesinde kullanılan hem de “ustaca” kullanılan bir durum ama kamu ihale yassının 21 madde b bendine uygun bir durumdur. İhalelere itiraz eden firmalar, genellikle işi alabilme olasılığının olduğu durumlarda itiraz ederler. Açık ihalelerde itiraz olur. Davetli işlerde itiraz pek olmaz.
İhaleye girmediği için işi alma olasılığı olmayan bir firma bir ihaleye niye itiraz etsin ki?
Metroya itiraz eden firmanın; İhaleyi alama olasılığı binde bir bile olsa hak verelim.
Peki, böyle bir olasılık yoksa o zaman bu itirazın amacı nedir?
Üstelik itiraz eden firma sadece dilekçeler yazmamış; itiraz bedeli olan 4000 lirayı da kamu ihale kurumuna yatırmış. Keşke yapmasaydı... Çünkü kendi şirketinin kazanacağı en küçük bir yarar söz konusu değildir.
Keşke belediyenin danışman ve ilgili bürokratları da “pazarlık usulü ihale” ve “belli istekliler usulü ihale” arasındaki farkı bilselerdi, bu durum yaşanmasaydı.
Biran önce “belli istekliler” ihaleye davet edilmeli, bu ihale usulü uygulanarak zaman yitirilmemeli. Bu süreçte hepimiz büyükşehre destek olmalıyız.”
Bu kadar bilgi iyi de ben niye büyükşehre destek olayım ki... 10 bin çalışanının bulunduğu bir kurumda “Ben danışmanım, ben büyükşehir bürokratıyım” diye bazı adamlar ortalarda dolaşıyor, yanlış yapıyor, başkan da bu yanlışlara göz yumuyor ise bina yıkıldığında altında kalacak olan onlardır, biz değiliz. Gerçi bu bürokrat ve danışman grubu yeni gelene de “ağam, paşam” derler, idare ederler.

YENİGÜN 30 - 11 - 2009

27 Kasım 2009 Cuma

Uzun süreç başladı

Genel Merkez’den Çiğli üzerine gelen bir karar var. CHP MYK, Çiğli Belediye Başkanı Metin Solak’ı Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk etti.
Sürecin böyle işlemesi normal…
Peki bundan sonra ne olacak?
Öncelikle Çiğli’de yaşananlar biraz soğumaya bırakılacak.
Yüksek Disiplin Kurulu Metin Solak konusunda bir dosya hazırlayacak ve Solak’ı Ankara’ya çağırarak savunmasını isteyecek.
Savunmadan sonra da bir karar verecek.
Bu arada ilçe kongreleri başlayacak, toz duman içerisinde seçimler yapılacak, herkes il kongresine odaklanacak.
Çiğli’de yaşananların üzerine yüzlerce yeni konu eklenecek. Hatta bir bölümü Çiğli konusunun üzerine bile çıkacak.
Sonra Genel Başkan Deniz Baykal süreci gözlemleyerek bir sonuca varacak ve bunu bizzat Yüksek Disiplin Kurulu Başkanı ile paylaşacak.
Kararın çıkması için daha süre var. Burası CHP… O güne kadar köprünün altından çok sular akar.
Çiğli Belediye Başkanı Metin Solak bu süreç’te doğru adımlar atar, partinin belirli kurulları ile diyalogunu geliştirir, kendisini doğru anlatmayı başarır ise karar başka olur. Buna karşılık bazı yapılar ile ilişkilerini bozar, sertliği tercih eder ise sonuç başka olur.
Ancak gördüğüm kadarı ile Solak kimse ile kavga etmek ya da varolan sorunları büytmek istemiyor. Soğukkanlılığını koruyarak kendisine karşı bilenen yapılar ile kavga ortamına girmeyecek.
Doğrusu da bu… Çiğli gerçekten hizmet bekliyor. Hizmet verecek bir başkanı kimse gözden çıkarmak istemez tıpkı Menemen’de yaşandığı gibi…

NOT 1: CHP İzmir delege seçimlerinde sorun üzerine sorun yaşanıyor. Bunlardan biri de Gaziemir’de. Seçimlere katılımın yüzde 25’te kaldığı ilçede, muhalif listenin mavi olduğu, belediye başkanının ise beyaz listeye oy verdiğinin sürekli anons edilmesi ilginç. İlginç olan diğer bir nokta ise, seçimlerde oy atacakların kapalı bir mekan bulamamaları ve herkesin gözü önünde tercih yapmak zorunda bırakılmaları. Tüm bu olumsuz koşullara rağmen bu tespitimi bir kenara not edin. Gaziemir delegasyonu il kongresinde herkesi çok şaşırtacak.

NOT 2: 35 DYC 78 plakalı aracın sabah akşam Yelki - İzmir, 35 DYC 79 plakalı aracın ise günün her saati İzmir-Karşıyaka seferini yapma nedenini kavramakta zorlanıyorum. Birileri günün birinde bunun açıklamasını yapacaklardır mutlaka.

NOT 3: Bir insanın resim koleksiyonu neden satışa çıkarılır? Hürriyet Gazetesi Ahmet Piriştina’nın resim koleksiyonundan 10 adet tablonun Portakal Müzayede Evi tarafından 13 Aralık 2009’da düzenlenecek müzayedede satışa çıkarılacağını duyurdu. Toplam 480 bin liradan başlayacak açık arttırma sonucunda tabloların kaça satılacağı bilinmez. Ancak Hürriyet Gazetesi, Ahmet Piriştina’nın ailesine bıraktığı önemli bir mirasın neden satışa çıkarıldığı konusuna değinmemiş. Gerçekten merak ettim. Yoksa mali bir sıkıntı mı var ailede?

YENİGÜN 27 - 11 - 2009

25 Kasım 2009 Çarşamba

Baykal’a açık mektup

Çiğli süreci konusunda herkesten bilgi alıyorsunuzdur. Ancak halihazırda devam eden kongre süreci ve yaklaşan milletvekilliği seçimindeki beklentiler bu bilgilerin objektif olmasını engelleyebilir.
Süreci hem ast – üst ilişkileri içerisinde değerlendirerek hem de Çiğli gerçeğini dikkate alarak hareket etmenin daha doğru olacağı kanısındayım.
Ensari Bulut’un uzun süredir ağırlaşan hastalığı nedeniyle Metin Solak bizzat kendisi tarafından vekil olarak tayin edilmişti. Ensari Bulut ile Metin Solak ilişkisi bir önceki döneme Bulut’un seçildiği günlere rastlar. Ensari Bulut’a başkan olduğunda haciz getiren koltuğunu altından alan avukat Metin Solak’tır. Ancak bunun medyaya yansımasını sağlayan Ensari Bulut’tur. Ensari bu haber ile hem eski başkan Tevfik Alyanak ve ekibinden tamamen kurtulacaktı, hem de bir iki yıl sonra belediye düze çıkınca, “Bakın bir geldim, borçlu belediyeyi ayağa kaldırdım” diyerek bir sonraki adaylığı için yatırım yapacaktı.
Ensari’nin iyice ağırlaştığı dönemde, başkanlık hesapları başlamıştı. Ensari’nin bürokratı ve Bornova Belediye Meclis üyesi Adnan Hocaoğlu, Metin Solak’ın adaylığı için devreye girmiş, kendisi gibi göçmen kökenli 4 meclis üyesinin Tokatlı Metin Solak’a destek vereceği sözünde bulunmuştu.
Ancak Önder Sav ekibi içerisinde olan ve meclis üyeliğini bu ekibe borçlu olan Hocaoğlu’nun, Abdürrezzak Erten’in, “Erkan Gül’e destek veriyoruz” deyince yapacak bir şeyi kalmadı ve ilişkide bulunduğu göçmen kökenli meclis üyelerini Gül’e yöneltti.
Darbe yiyen Metin Solak, başkanlığın Erkan Gül’e kaydığını görünce Nalbantoğlu, Kocaoğlu ve bazı CHP’li yöneticilerin desteklediği adaya yöneldi. Gerçi onlar da başka adayları destekliyorlardı, ancak iktidar Sav grubuna doğru gidince bugüne kadar ismi geçmeyen bir aday üzerinde anlaştılar.
Ancak bu kez devreye Ensari Bulut’un yakın arkadaşı Sıddık Soysal girdi. Soysal bu dönem AKP meclis üyesi olabilir. Ancak Bulut ile yakın ilişkisi sürüyordu. Dolayısıyla Metin Solak ile de… Soysal’ın çabaları ile mecliste yeter oyu sağlayan Solak Çiğli Belediye Başkanı seçildi. Bu seçimde AKP kurumsal olarak kesinlikle yoktur. AKP’li meclis üyelerinin Çiğli özelinde aldığı bireysel kararlar ve Soysal’ın oynadığı rol önemlidir.
Tüm bu gelişmeler ışığında şu sorulara yanıt verilmesi gerekir? Tabii bu sorulara yanıt verecek mercilerin kimler olduğunu siz tanımlayacaksınız.
1 – Kanser her tarafını sarmış bir adam neden yeniden Çiğli’den aday gösterildi?
2 – Son 10 gündür doktorunun bile “Artık kurtulmaz” dediği Bulut’un yerine neden kimse hazırlanmadı?
3 – CHP’yi İzmir’e kepaze eden, meclis üyelerini kamplaştıran bölgecilik siyasetinin sorumluları kimlerdir?
4 – Son 6 yıldır hortlayan ekipçilik anlayışı ile nereye kadar gidilecektir.
Ve son soru: Kimse CHP adına Ensari’den sonra Çiğli’yi kim daha iyi yönetir sorusu sormayı hiç düşündü mü?

NOT 1 : Buca konusunu gündem Çiğli’ye döndüğü için birkaç gün erteledik.

NOT 2 : İl Genel Meclisi’ni yakından takip ediyorum. İlginç bilgiler ulaşıyor elime…

YENİGÜN 25 - 11 - 2009

24 Kasım 2009 Salı

Ensari Bulut hala devrede

Herkes Karşıyaka’da Ensari Bulut’un cenazesi sonrası yaşanan yemeğe bir dönsün lütfen… İçkiler içildi, fotoğraflar çekildi, bol kulis gerçekleştirildi. 20.50 uçağı için başta Önder Sav olmak üzere Ankara’dan gelen MYK üyeleri salondan ayrılınca, onlarla beraber herkes terk etmişti restoranı. 7 kişi hariç… 7 Çiğlili belediye meclis üyesi yeni bir masa bulup yerleştiler ve yapılacak olan seçimde ortak tavır sergileme sözü verdiler.
Restorandan tek başıma ayrılırken, “Kolay gelsin arkadaşlar, zor bir görev” dediğimde, “Haklısınız, ama bu toz bulutu içerisinden çıkacağız” yanıtını vermişlerdi.
İşte o 7 kişi direndi…
Kime karşı?
Öncelikle grup toplantısında Erkan Gül’e destek veren Abdürrezzak Erten ekibine…
Mahmut Özçift’i seçtiremeyeceğini anlayan ekip, Erkan Gül’e dönmüş, kulislerini bu isim üzerine yoğunlaştırmıştı.
İkinci olarak Büyükşehir Belediye Başkanı’na… Kocaoğlu, desteklediği adayı çıkaramayınca Şeref Bektaş konusunda anlaşmıştı.
Üçüncüsü İl Başkanı Rıfat Nalbantoğlu’na… CHP İzmir İl Başkanı da kendi adayını istemiş ancak başarılı olamayınca Bektaş konusunda hemfikir olmuştu.
Gelelim Sıddık Soysal’a…
Bu seçimde önemli rol üstlenen isme…
Sıddık Soysal’ı seçim süresi içerisinde Ensari Bulut’un seçim ofisinde az görmedim. Bulut son döneminde vekil bıraktığı Metin Solak ile Sıddık Soysal ismini yakınlaştırmıştı zaten. Perdenin önünden değil tabii ki, sutre gerisinden. Ensari, sutre arkasında hareket etme konusunda bana göre ender isimlerden biriydi. Dolayısıyla bu seçimi Ensari Bulut yönlendirdi, gökyüzünden…
Hala Çiğli’nin üzerinde dolaşıyor ruhu… Birileri buna dikkat etsin.
Ensari’nin ölümünden kısa süre önce en az üç kez birlikte gözlerden uzak yemek yemiştim Metin Solak ile. Belediye başkanlığı konusunda çok istekli olduğunun da farkındaydım. Bu işi yapabileceğini de açık ve net biçimde beyan ediyordu.
Solak bundan böyle Çiğli Belediye Başkanı… Şimdi kartlar yeniden karılacak Çiğli’de… Delege seçimlerini bile etkileyecektir bu gelişme.
Unutmayalım ki, CHP’de herkes il başkanıdır, herkes büyükşehir belediye başkanı… Kimse kimseyi dinlemez, kimse kimsenin boyunduruğu altına girmez. Gerekirse genel başkanlığa bile aday olunur.
Ondan dolayı delege savaşları çetin geçer, milletvekili ve belediye başkanlıkları adaylık süreci kanlıdır. Ve hepsinden önemlisi belediye meclis üyelikleri, il genel meclisi üyeliklerinde kulisin haddi hesabı yoktur.
Tabii ki İzmir İl Başkanı Rıfat Nalbantoğlu ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun bir daha oturup düşünmeleri gerekecek.
Aziz Kocağlu yağıp gürlüyor, ancak partinin sisteminden gerçekten habersiz. Burayı masonların gönül locası ile karıştırmamak gerekli.
Rıfat Nalbantoğlu da DSP ve YTP yapılanması ile CHP’nin örtüşmediği gerçeğini artık anlamak zorunda.
Vallahi bilemem ama CHP İzmir yöneticileri son aylarda milli takımın eski file bekçisi Yaşar’ı geçtiler. Kalelerine gelen bütün topları içeri alıyorlar.

YENİGÜN 24 - 11 - 2009

23 Kasım 2009 Pazartesi

Bir iddianın getirdikleri

Bir yerde darbe çalışması var ise, o eğilimi ortaya çıkarmak zordur. AKP, kendisine yönelik olduğunu iddia ettiği bir darbeyi ortaya çıkarmak için 1.5 yıldır uğraşıyor, Türkiye’nin önde gelen siyasetçileri, gazetecileri, generalleri gözaltına alınıyor, binlerce sayfadan oluşan iddianameler hazırlanıyor. İmzaların ıslak olup olmadıkları sorgulanıyor.
Buca’da darbe girişimi üzerine kaleme aldığımız yazı da bu yönden değerlendirilmeli.
Konu Buca’da CHP’li bazı meclis üyelerinin AKP’liler ile görüşüp belediye başkanını tahtından indirme planıydı. Yazı gazetede yayınlandıktan sonra önce Buca AKP İlçe Başkanı Mehmet Girgin aradı ve böyle bir sürecin yaşanmadığını söyledi. Ardından Levent Köstem aradı ve AKP’liler ile görüşmediğini belirtti. Muhalif meclis üyesi Adnan Öztekin de bu tür bir görüşmenin olmadığını söyledi telefonda. Bu iddiayı netleştirecek bir kayıt var mı?
Maalesef yok.
Ancak ben bu internet medyasını sevmeye başladım. Yerel gazeteler ve televizyonlar bu işlerle uğraşmayıp herkese sevimli görünme uğraşısı içinde iken, İzmir internet medyası siyaseti enine boyuna tartışıyor. Bu yazılardan bize de ekmek çıkıyor.
http://www.egeninsesi.com/ adlı internet sitesinde şunlar yazıyor: Olay üzerine görüşlerini aldığımız (ismi bizde saklı) AK Partili Meclis Üyesi bu görüşmeyi doğruladı. Ege’nin Sesi’ne konuşan AK Partili meclis üyesi olayı aynen şu şekilde anlattı: “Olay doğrudur. Başkan Yardımcısı Hüsnü Kaya’nın maaşıyla ilgili verilen önerge sonrası ilk meclis zamanında, 4 kişiden oluşan “muhalif” bazı meclis üyeleri AK Parti ilçe binasına gelerek Başkan Tatı’ya karşı birlikte hareket etme teklifinde bulundular. Biz bu teklifi dikkate aldık, ilk mecliste birlikte hareket ettik. Diğer oturumlarda birlikte hareket etmekten vazgeçtik.”
Haber ağırlıklı bir başka internet sitesinde ise Buca AKP Grup Başkan Vekili Necati Bahçeci şunları söylüyor: “Gençel’in ortaya attığı iddiaları hayretler içinde kalarak okudum. Tatı’yı devirmekle ilgili CHP’li muhaliflerle en küçük bir görüşmemiz dahi olmamıştır. Tatı’ya karşı muhalif CHP’li meclis üyelerinin ilçe başkanlığını ziyareti doğrudur. Ancak bu ziyaret tamamen nezaket ziyareti şeklindedir. Benim de hazır bulunduğum bir anda ilçe başkanlığımızı ziyaret eden Levent Köstem, Adnan Öztekin ve birkaç arkadaş Buca’daki seçim sürecinin ne kadar demokratik bir olgunluk içinde geçtiğini belirtiler.”
Necati de bir gazetecidir ve gazetecilik refleksi içerisinde şu sorulara mutlaka yanıt arardı.
1 – Birkaç belediye meclis üyesinin rakip partiyi ziyaret edip “Ne kadar güzel bir seçim geçirdik” demesi hangi siyasi jargon ile açıklanabilir? Bu ziyaretin kurumsal olması yani belediye başkanı ve CHP ilçe başkanının da bulunması gerekmiyor muydu? Tıpkı Aziz Kocaoğlu’nun muhalefet turu gibi. Bu toplantı, “Geçiyorduk, uğradık” ile açıklanabilir mi?
2 – Yazımda CHP’li muhalif üyelerden bazıları tanımlaması yapmış, isim vermemiştim. O zaman neden muhaliflerden sadece iki meclis üyesi beni telefon ile arama ihtiyacı hissetti?

TEK VE ÖNEMLİ NOT: Son günlerde tetikçilik aldı başını gidiyor. Tetikçilik yapanlara destek veren siyasi yapılara uyarım olacak: Tetikçi ile ipte yürümek tehlikelidir. Düşmeye başlayacağını hissettiğinde döner önce sizi vurur. Ama merak etmeyin, biz yine de size yardımcı oluruz.

YENİGÜN 23 - 11 - 2009

20 Kasım 2009 Cuma

AKP sürece katılmıyor

Çiğli’de süreç başladı. Bu süreç kimin lehine işleyecek Ensari Bulut’un yerine kim belediye başkanı olacak, yakın zamanda öğreneceğiz.Ancak ortada bir gerçek var. Yeni belediye başkanının CHP’li meclis üyeleri tarafından seçileceği...
AKP bu sürece katılmıyor. Siyasi çerçevede doğru bir karar da... Gerçi AKP böyle süreçlerin içinde olmadığını daha önceki tavrından da göstermişti.Aziz Kocaoğlu’nun Bornova Belediye Başkanlığı’ndan ayrılması nedeniyle Sırrı Aydoğan’ı seçim sürecine müdahil olmamıştı AKP.
Çok yakın bir örnek de Buca’da yaşandı. Buca Belediye Başkanı Ercan Tatı’ya karşı hareket eden meclis üyelerinden üçü AKP Buca İlçe Başkanı Mehmet Girgin’e gidip projelerini açıkladılar. Muhalif meclis üyeleri ve AKP güvensizlik önerisi verecek Ercan Tatı düşürülecek yerine yine CHP’den bir başka isim belediye başkanı olacak.
AKP ilçe başkanı bu öneriyi geriye çevirdi ve Buca Belediye Başkanı Ercan Tatı’yı arayarak bilgilendirdi. Buca Belediye Başkanı’nı hayretler içerisinde yakın dostlarıyla paylaştığı bu gelişme, Buca CHP’de işlerin ne boyuta gittiğini açıkça gösteren bir durum.
Dolayısıyla AKP, “Bu süreçler CHP’nin iç işleridir. Biz karışmayız” diyerek aradan sıyrılıyor.
Tabii Buca’da yaşanan bu gelişmeye CHP İl Başkanı Rıfat Nalbantoğlu’nun nasıl bakacağı ayrı bir soru işareti. Gerek siyasi etik gerekse parti etiği böyle garip bir tezgahı kaldırmaz bana göre...
Kocaoğlu’nun il başkanı Rıfat Nalbantoğlu ile birlikte Çiğli Belediyesi Meclis Üyeleri ile yaptığı toplantıdan da sonuç alınamadı. Zaten işe Kocaoğlu karışınca 7 olan aday sayısı 13’e yükseldi. CHP’de önemli bir gelenektir bu. Herkes her yere adaydır.

NOT 1: Bornova Yolu üzerinde bir araziye “Yükseliş Yurdu yapılacak” şeklinde bir söylenti var. Söylentinin merkezindeki isim ile görüşmediğim için netleştiremedim. Bu not okunduktan sonra benim yerime birileri netleştirir sanırım.

NOT 2: Belediye bürokratlarından bazılarının İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ile senli benli konuşmaları insanı şaşırtıyor.

NOT 3: Bu metrodan ne haber? Bitiyor mu yoksa bu firma da sessiz sedasız tüydü mü?

NOT 4: Gaziemir’de pazar günü yapılacak mahalle delege seçimlerinde muhalif bazı isimlerin tedbirli olarak disipline sevkedildikleri ve bu nedenle oy kullanamayacakları belirtiliyor. Bu da yeni bir formül...

NOT 5: Buca’da eğitim alanı olarak işaretlenen bir yer konut alanına dönüşmüş. Bakalım altından kim çıkacak.

YENİGÜN 20 - 11 - 2009

18 Kasım 2009 Çarşamba

Karşıyaka’da bir yemek

Ensari Bulut’un cenazesi sonrası, Önder Sav ve MYK üyeleri için bir akşamüstü yemeği verildi, Karşıyaka’da. Ankara uçağı 20.50 olunca aradaki 3 saat yemek masasında geçirildi.
İşte bu yemekten notlar:
1 – Bir taraftan Çiğli’de yeni belediye başkanı seçmek, diğer taraftan kongre süreci. Yemek salonu aslında büyük bir kulis merkezi gibiydi. İzmirli CHP’lileri ABD’ye gönderip lobi faaliyetlerine katkıda bulunmalarını sağlasak, kısa sürede Ermeni lobisi, Rum lobisi, Musevi lobisi çöker. Buna karşılık farklı görüşleri savunan 3-4 tane Türk lobisi ortaya çıkar.
2 – Genel Sekreter Önder Sav ile fotoğraf çektirmek isteyenlerin sayısı hayli fazlaydı. Bir ara foto-kuyruk bile oluştu. Fotoğraf çektirmeyen belediye başkanlarının listesi bende... Bir de her şeyi iyi gözlediği için Önder Sav biliyordur listeyi.
3 - Karşıyaka Belediye Başkanı Yardımcısı Hüseyin Çalışkan’ın, Genel Sekreter Önder Sav ile muhabbeti görülmeye değerdi. Enteresan!!! Yemeğin ev sahibi Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak’ın kibarlığı ise bir gün öldürecek beni.
4 – Protokol masası sürekli yer değiştirdi. Biri birinin yanında diğeri bir başka yerde... Kimse yerinde oturmuyordu.
5 – İl Başkanı Rıfat Nalbantoğlu’na kapalı yerlerde sigara içtiği gerekçesiyle ceza kesilebilirdi. Ancak devreye Kocaoğlu girdi ve Büyükşehir Belediye Başkanı olarak izin verdi. Kocaoğlu’nun Nalbantoğlu’na desteği gözlerimi yaşarttı. İl başkanını öbür tarafa erken göndermek istiyor sanırım.
6 – İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam yemeği ilk ve tek terk edendi. Diğerleri genel sekreteri havaalanına kadar götürüp uğurladılar.
7 – Karabağlar Belediye Başkanı Sıtkı Kürüm, “Süleyman bize karşı yazı yazıyor” diye şikayet ettiği Önder Sav’dan cevabını aldı: “Süleyman objektif yazar. Yanlış yapmayın, yazmasın.”
8 – Nalbantoğlu beni görünce, “Yemeği terk etmek için yeterli gerekçem oluştu” dedi. Ancak tabii ki terk etmedi. Bir il başkanı olarak genel sekreterin yemeğini terk etmenin dayanılmaz ağırlığı altında ezilmek istememesi son derece normal.
9 – O kadar insan arasında selamlaşmadığım iki kişi oldu. Biri Karabağlar Milletvekili Abdürrezzak Erten, diğeri ise Çin’deki fıstıklı resmini yayınladığım Karabağlar İlçe Başkanı Birol Ağırbaş.
10 – Çok eleştirdiğim İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ile birkaç kez karşılaştım: Aramızdaki diyaloglardan bazı örnekler:
Aziz Kocağlu: Oooo Süleyman Bey... Farketmedim seni. Çiğli masasında görünce, Çiğli delegasyonundan sandım.
Süleyman Gençel: Bazı belediye başkanlarını severim. Ensari de öyleydi. Burada oturmamın nedeni yeni belediye başkanının belirlenmesindeki süreci görmek...
Aziz Kocaoğlu: (Balık reyonunun önünde dil balığını işaret ederek) Süleyman Bey’in en sevdiği balık bu sanırım.
Süleyman Gençel: Dil balığını göstererek dilimin uzun olduğunu mu söylemek istiyorsunuz. Ben kolhozu tercih ederim. Ancak siz Tokatlılar pek bilmezsiniz.
Aziz Kocaoğlu: Rakı mı içiyorsun? Çok klasik bir içki... Bence şarap iç. Rakı seni bozar.
Süleyman Gençel: Ben rakıdan memnunum. Neden bozsun ki? Beni bazı belediye başkanları bozuyor.

YENİGÜN 18 - 11 - 2009

16 Kasım 2009 Pazartesi

Yatırımcı perişan: Varan 2

Nereye elimizi atsak dökülüyor” derler ya… Bizimki de o durum… Nivent Kurtuluş’un Kemalpaşa’da sağlık turizmi üzerine yapmak istediği yatırımda Kocaoğlu ve ekibine nasıl çarptığını bir önceki yazımda dile getirmiştim. Buna benzer bir serzeniş yazıyı okuyan Selim Amato’dan geldi.
Amato’nun Menderes’te kurulmak istenen 30 milyon dolarlık sağlık yatırımı da İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne takılmış.
Valiliğin konu ile ilgili sorusuna ise Genel Sekreter Yardımcısı Ali Rıza Gülerman imzalı bir yazı ile yanıt veren İzmir Büyükşehir Belediyesi, şu tespitte bulunmuş:
“Gerek ilgili yasa ve yönetmelikler gerekse söz konusu plan notları uyarınca üst ölçekli plan kararlarına aykırı olarak alt ölçekli ve parsel ölçeğinde 25000 ölçekli plan değişikliğine ilişkin taleplerin değerlendirilmeyeceği göz önüne alınarak söz konusu talep Büyükşehir Meclisi tarafından uygun bulunmamıştır. Ayrıca mevzi olarak kullanım kararları değişikliklerinin çevresel talepleri de doğuracağı bu şekilde devam eden süreçlerin tarımsal alanların bütünlüğünü ve 25000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Plan ilkelerini de bozacağı gözetilmiştir.”
Kısacası “Eğer biz buraya izin verirsek, başka talepler de gelebilir” diyor büyükşehir. Demek ki turizm amaçlı gelir getirecek sağlık yatırımlarına gerek yok. Bunlardan 10-15 tane gelir ise ne yapacağız değil mi? Üstelik büyükşehirin 25000’lik planları hafta sonu çalakalem hazırladığı, ilçe belediyelerinin de bu planlara tepki koyduğu, hatta bazılarının konuyu yargıya taşımayı düşündükleri de dikkatten kaçmamalı.
İyi de bu yatırıma izin verilmiyor ise, aniden yeşil alan statüsünden çıkarılıp, orta ölçekli imara açılan ve bu nedenle mahkemelere düşen Buca’daki Giraud arazisi, başkaları için emsal teşkil etmeyecek mi?
Karabağlar’daki metropolitan aktivite merkezi bir başka emsal değil mi? Bu aktivite merkezinin Karabağlar Belediyesi Meclisi’nden geçmesi için yeni bir hazırlık olduğuna dair duyumlar alıyorum. Karabağlar işi zor hatta imkansız... Kocaoğlu, “Büyük başkan burayı istiyor” şeklinde sağda solda konuşanlara da bir zahmet dikkat etsin lütfen.
Selim Amato, aylardır peşinden koşturduğu ancak sonuç alamadığı için gülünç bulduğu bu süreci şu cümlelerle bitiriyor: “Bu saatten sonra izin verseler ne olacak? Belediye bu işe gönülsüz ise sürekli sorun yaşayacağız. Yaklaşık 500 dönümlük bu alana armut dikeceğim.”
Bence iyi fikir… Selim Amato yetiştireceği armutların en iyilerini Sayın Kocaoğlu’na göndermeyi de unutmasın?

NOT: 2004 yerel seçimleri öncesi aday belirlenmesi sürecinde o zamanlar genel yayın yönetmeni olarak çalıştığım Haber Ekspres gazetesindeki odamda 3-4 saat vakit geçirir, “Abicim, acaba beni Çiğli’den aday gösterecekler mi?” derdi. Ve o günlerden birinde Piriştina’nın her zaman olduğu gibi haber vermeden gazeteye yaptığı ziyarette ilk kez dönemin büyükşehir belediye başkanı ile tanışmış, “Abicim, abicim” diyerek 1.5 saat kendisini anlatmıştı, … Maalesef, Piriştina gibi ağabeycim Ensari de yok artık. Ne diyelim, huzur içinde yatsın.

YENİGÜN 16 - 11 - 2009

13 Kasım 2009 Cuma

Yatırıma engel

Nivent Kurtuluş bir yatırımcı… Kemalpaşa’daki arazisinde sağlık turizmi için yatırım kararı almış. Bölgede yurtdışı bağlantılı hastaların da bakılacağı huzurevi ve geriatri merkezi kurarak bölgeye hareket getirmeyi ve tabii para kazanmayı amaçlamış.
Yapacağı yatırım için Ankara’dan tüm izinleri almış. Turizm Bakanlığı’ndan turizm yatırım belgesi, Başbakanlık’tan teşvik belgesi, Tarım, Çevre ve Orman Bakanlığı ile DSİ’den “Bu yatırımın yapılmasında sakınca yoktur” belgeleri…
Bayındırlık Bakanlığı tarafından hazırlanan İzmir’in 100.000’lik imar planı notlarına bu yatırımın uygun olduğunu da ekletmiş.
İşin rengi İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne gelince değişmiş. Belediye hem Bayındırlık Bakanlığı’nın 100 binlik planlarına itiraz etmiş hem de hazırladığı 25 binlik planlarda 100 binlik planların plan notlarını eklememiş.
Dolayısıyla büyükşehirde bir iki kalem oynatma ile Nivent Kurtuluş’un yatırımı kaçak konuma düşürülmüş.
İşin imar noktası, yasal süreci bir yana, “kente yatırım gelmiyor” diyenlerin gelen yatırımlara neden taş koyduklarını anlamakta zorlanıyorum.
Nivent Kurtuluş da şaşkın. Özellikle Giraud Ailesi’nin Buca’daki yeşil alanına orta yoğunlukta imar hakkı verilmesinden sonra… Bir yanda yatırım talebinde bulunanlara konulan tavır, diğer tarafta ortada bir talep yokken yapılan imar değişikliği. Gerçi biz böyle bir talebin olmadığını biliyoruz, Belki de gizlice Giraud Ailesi’nin böyle bir talebi olmuştur.
Ve eğer bu yatırım için bir iki bürokratın kafasında, “Bu kadın Ankara’da tüm işlerini bitirince, olayın çözüleceğini zannediyor. Orada dağıttıklarını burada dağıtsa idi başına bunlar gelmezdi” şeklinde bir düşünce belirdi ise hiç hoş değil.
Ben gerçekten İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ne yaptığını anlamış değilim. Belki günün birinde belediyenin içinden hem de bu ilişki ağlarını bilen birileri, Aziz Kocaoğlu’nun ne yapmak istediğini ayrıntılı bir şekilde anlatır da aydınlanırız.

NOT 1: Konak ve Çiğli’ye atanan kayyum heyetleri CHP Genel Başkanı’nın İzmir’e verdiği önemli mesajları da içeriyor. 1 – Ekip sadece Karabağlar ve Gaziemir’de hareket edebilir. Gaziemir’de bile şüphe büyük. 2 – Ekip dışında kalanlar ortak bir noktada hareket etmek zorundalar. Bu birliktelik olmaz ise sonuçlarına siz katlanırsınız. 3 – Her şey benim hakimiyetimdedir. Benden habersiz hareket etmeyin. Altınızdaki koltuklara da çok güvenmeyin. Nasıl verdiysem, o şekilde alırım.

NOT 2: Jeotermal A,Ş, konusunda ben sadece gazetecilik görevimi yerine getirdim. Yine de bu konu hakkında e-mail yolu ile teşekkür eden herkese ben teşekkür ederim. Elde belge olmasaydı , her şey havada kalırdı ve bir sonuca ulaşamazdı.

NOT 3: Balık Hali’nde gelişmeler oluyor. Merak etmeyin.

YENİGÜN 13 - 11 - 2009

11 Kasım 2009 Çarşamba

Genel kurulda adım

Jeotermal A.Ş. Genel Kurul toplantısı önceki gün yapıldı ve her zaman olduğu gibi kavga gürültü içerisinde geçti. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, canhıraş şekilde desteklediği Jeotermal A.Ş. Genel Müdürü Ali İçhedef’in medyaya yansıyan 17 saatlik kaydı sonrası geri çekilmek zorunda kaldı ve Vali Kıraç ile İçhedef’in görevden alınması için mutabakata vardı.
Toplantıda her zamanki gibi sinirli halleriyle dikkat çeken Kocaoğlu, İçhedef’in kaydının medyaya aktarılmasında rol oynadığını düşündüğü İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Yakup Vatan’a sataştı ve gürültü koptu. Bağırış çağırışlar valiliğin koridorlarına kadar uzandı.
Yakup Vatan toplantı sonrası yakın çevresine İzmir’in kifayetsiz ellerce yönetildiğini bildiğini, ancak bugünden sonra İzmir’i yönetenlerde bir karakter sorunu olduğunu saptadığını söylediği ileri sürüldü. Genel sekreterin, kavgaya dönüşen tartışmanın uzaması ile birlikte valinin de hareketlendiğini gördüğünü bundan dolayı olayı daha ileri götürmediği de gelen bilgiler arasında.
Yakup Vatan’a şu soruyu açıkça sordum:
“Jeotermal konusunda size yönelik suçlamalar var. Aslında bu kuyuları özellikle de Seferihisar kuyusunu Çalık Grubu’na pazarlamak istiyormuşsunuz. Jeotermal A.Ş. Genel Müdürü Ali İçhedef bunun farkındaymış ve sizi durdurmak için elinden geleni yapıyormuş. Siz de İçhedef’i görevden aldırmak için bu kaydı basına sızdırmışsınız.”
Vatan’ın yanıtı çok açıktı:
“Seferihisar jeotermal kuyusu Jeotermal A.Ş.’ye devredildi. Şirket kanunen sadece yerel yönetimlerle anlaşma yapabilir. Özel bir şirket ile anlaşması ve üretimi bir başka şirkete devretmesi mümkün değildir. Üstelik burada benim sadece bir oyum var. Hakkımda ortaya konan bu iddialar asılsızdır. Nereden ve nasıl çıkarıyorlar anlamakta zorlanıyorum.”
Bazı köşe yazarı arkadaşlar yıllardır sürdürdükleri kış uykularından uyanamayıp “İzmir’in tepesinde bir sorun yok” demeye devam etsinler. Benim işime de geliyor açıkçası.
İçhedef’in başarısız bir genel müdür olduğuna inananların jeotermalin kurtulması çerçevesinde atılan adımlardan mutlu oldukları açık. Ancak Ali İçhedef’i destekleyenlere de müjdeli bir haberim var. Önümüzdeki günlerde Jeotermal A.Ş. Genel Müdürlüğü’nden alınacak olan İçhedef, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bir kurumuna yönetici olarak getirilecek.
Kurumun hangisi olduğunu bilemem. Belki vekaleten genel sekreter bile yapar. Ancak İçhedef’in binlerce kişinin çalıştığı bir kurumda jeotermalde olduğu gibi kayıt yapmaya başlaması halinde yüzlerce CD üretebileceğini hesaplarsak, bundan sonra büyükşehir koridorlarında dolaşırken dikkatli olmak gerekecek. Benim konuşmalarımı kayıt altına alamazlar. Çünkü o binaya sık gitmiyorum. Gidenler düşünsün.

NOT: “Yatırım gelmiyor, İzmir unutuldu” diyorlar, yatırımı getirenlere pek iyi göz ile de bakmıyorlar. Kemalpaşa’da sağlık turizmi için yatırım yapan Huzur Vadisi sahibi Nivent Kurtuluş’un başına gelenler de buna benzer bir durum. Bir taraftan Giraud Ailesi’e ait kentin göbeğindeki yeşil alanı orta yoğunlukta imara açıyorsun, diğer yanda Kemalpaşa’nın dağındaki bir tesise, “yeşili korumadı” diye kilit vuruyorsun. Çok ilginç. Ancak asıl ilginçlik, bir üst düzey büyükşehir bürokratının Nivent Kurtuluş’un gözünün içine bakarak bir başka bayan büyükşehir üst düzey bürokratı için, “Sizin tavrınızı, ilişkilerinizi, paranızı kıskandığı için yatırımınıza taş koyuyordur” tespitini yapması… Ya da yine bir üst düzey büyükşehir bürokratının Kurtuluş’a, “Neden uğraşıyorsunuz. Nasılsa 1.5 yıl içinde bize açtığınız davayı kazanacaksınız. Sonra yaparsınız” demesi. Pes doğrusu. Konunun geniş açılımı bir sonraki yazıda…

YENİGÜN 11 - 11 - 2009

9 Kasım 2009 Pazartesi

Konak sil baştan

CHP’de işler gerçekten karıştı. Deniz Baykal’ın düğmeye basmasıyla başlayan gelişme önemli. Baykal’ın yeni üye yazımlarına karşı ekipte bir tepki var. Bu da son derece normal… Ekip kendi üyelerini bir ay önce yazıp genel sekreter vasıtasıyla geçirmiş, Karabağlar ve Gaziemir dışında Konak, Buca, Güzelbahçe, Çiğli, Bornova ve hatta Çiğli’de etkinlik kurup tüm İzmir’i kendisine bağlamayı planlıyordu. Ancak Baykal duruma müdahale edince, “Bu yeni kayıtlar naylon” denilmeye başlandı. Yeni geçen üyeler naylon ise bundan bir ay önce yapılanlar ne? Plastik üye mi? Listeler askıya çıkarıldıktan sonra yapılan itirazların tamamı ilçe yönetimlerince neden reddedildi? Her şey normal miydi?
Gerginlik artacağa benziyor. Deniz Baykal’ın bu sistem içerisinde nasıl davranacağı, kimlerle yol devam edeceği de ayrı soru işareti.İzmir’de yaşanan sıkıntılar nedeniyle kongre sürecinde bir sarkmanın yaşanacağı kaçınılmaz. Konak’ta 5 kişilik kayyumun yarın atanacağını, Çiğli’de sorunun devam ettiğini, Buca, Bayraklı, Bornova ve Konak’ta üye kayıtları konusunda sorunların yaşandığını dikkat aldığımızda bu aksamanın normal karşılanacağı da çok açık.Konak’ta daha önce ilçe yönetimi tarafından iptal edilen itirazların yok sayılarak yeni kayyum heyeti tarafından yeniden değerlendirilecek olması, operasyonun ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.

***

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı kurumlarda sorunların yaşandığı açık… Bu kurumlardan biri de İZELMAN… Daha doğrusu İZELMAN’a bağlı olan kreşler. Toplam okul öncesi 2000 çocuğun bulunduğu İZELMAN kreşleri üzerine gelen ihbarların sayısı hayli yüksek. Bazılarına kesin belgelere dayanmadığı için bu yazımda değinmeyeceğim.
Kentin farklı semtlerinde bulunan kreşlerde çalışanların büyük kısmının torpilli oldukları çok açık… Kreşlerde çalışanların isimleri tek tek döküldüğünde bazı siyasilerin, büyükşehir bürokratlarının eşleri, kızlarının olduğu açık ve net görülüyor. Hal böyle olunca da, “Bu insanlarda eğitimci formasyonu var mı?” sorusu gündeme geliyor. Kreşlerden sorumlu Özlem Bulsu’nun makam otosunun şoförünün büyükşehir belediyesi şirketler koordinatörü Nail Yavuz’un damadı olması bile bize bu konuda yorum yapma hakkı tanıyor.
kreşlerdeki çocuklara davranış biçimlerinin çocukların anne babalarının büyükşehirdeki pozisyonlarına göre değerlendirilmesi de bir başka soru işareti olarak karşımıza çıkıyor. Müdür ya da şef isen çocuğuna ayrı tavır, normal memur isen ayrı tavır. Sosyal demokrat bir belediyeye yakışır bir uygulama!

NOT : Jeotermal A.Ş.’nin yönetim kurulu bugün yapılıyor. Oradan çıkacak kararların yorumlarını daha sonra yapacağız. Belki yeni bir masa yumruklama, devirme operasyonu yaşayabiliriz. Genel eğilimin ne olduğunu saptamak zor değil. Önceki gece trafik kazası geçiren İl Genel Meclisi Başkanı Serdar Değirmenci’nin de jeotermal şirketinin yönetimi konusunda kafasının karışık olduğu bir başka gerçek.NOT 2: “CHP Güzelbahçe’de çatlak var” tespitime katılanların sayısı hayli yüksek. Ancak Güzelbahçelilerin büyük bölümü bunun küçük bir çatlak değil, ciddi bir fay kırığı konumuna dönüştüğü noktasında hemfikir.

YENİGÜN 09 - 11 - 2009

6 Kasım 2009 Cuma

Önemli dönemeç

CHP İzmir örgütünde uzun yola çıkmak artık tehlikeli olmaya başladı. Geçtiğimiz yıllarda Alaattin Yüksel, Küba gezisi sırasında görevden alınmıştı. Önceki akşam da ekibin şefleri Karabağlar milletvekili Abdürrezzak Erten ile Karabağlar Belediye Başkanı Sıtkı Kürüm Çin’de iken darbe yapıldı. Son günlerde takılmıştım dipten gelen dalgaya. İlk dalga kıyıya vurduğunda CHP İzmir’in büyük bölümü şaşırmıştı. Kimse sürecin böyle işleyeceğini tahmin etmiyordu. Birkaç kişi dışında… Sadece Konak ilçe yönetiminin görevden alınması değildi olay. MYK İzmir için başka bazı önemli adımlar da attı. Peki, bundan sonra ne olacak?
Yeni dalgalara hazır olun. İlçelerin bir bölümüne özellikle dikkat edin. Bazı isimlere artık alışın. Deniz Baykal’ın neden değişim için start emrini şimdi verdiğini ciddi şekilde sorgulayın. Çok önemli bir neden ile karşılaşacaksınız. İkinci ve üçüncü dalganın da kısa süre içerisinde kıyıya ulaşacağını belirterek, asıl büyük tsunaminin Karabağlar’da hayli etki yaratacağının da altını çizelim.

NOT 1: Daha önceki yazımda belirttiğim Giraud Ailesi’ne ait Buca’daki haraların konut alanına açılması yönündeki Büyükşehir kararına karşı açılan davada, bilirkişi heyetinin Büyükşehir aleyhine verdiği zehir zemberek raporu kaleme alacağımı söylemiştim. Dün Ertan Sayın olayı köşesinde irdelemiş. İleri Teknoloji Üniversitesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Fatma Şenol, Prof. Dr. Cemal Arkon ile Öğr. Gör. Dr. Erkal Serim imzalı rapor nedeniyle mahkemenin vereceği karar hemen hemen belli… Tabii ilginç bir gelişme olmaz ise... Büyükşehir Belediyesi’nin bölgeyi orta yoğunlukta imara açması için mahkemeye sunduğu “Aslında bölge yeşil değildir. İki üç kel ağaç vardır” ifadeli fotoğraf ise, “avukatlık gerçekten böyle mi yapılıyor” dedirtecek cinsten. Yazık, İzmir’in en önemli yeşil alanını kel gibi gösterip imara açma çabası niye acaba Sayın Kocaoğlu? Yoksa Deniz Baykal’a bu kararınızın arkasındaki nedeni gerçekten söylediniz mi? Eğer böyle ise İzmir’de zorda çok insan var. Üstelik onlar bu kente Giraud Ailesi’nden daha çok hizmet etmişlerdir.

NOT 2: Güzelbahçe de kaynamaya başladı. CHP’de hareketin başladığı taban, son 6 aydır uygulamakta olan yapılanmaya tepkilerini göstermeye başladı. Sanırım bir değişim rüzgarı da Güzelbahçe’den esmeye başlayabilir.

NOT 3: İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu dün Çin Halk Cumhuriyeti’nin Wuhan kentinden gelen heyeti makamında ağırlamış. Sayın Kocaoğlu son 4 yıldır giderek gelişen bu Çin merakı nereden geliyor? Yılda en az 3 kere Çin’e gidiyorsunuz, İzmir’e sizi ziyarete gelen Çinli heyetin haddi hesabı yok. Metro vagonları da Çin’den gelecek. Yoksa siz vakti zamanında Maocu muydunuz? Bugünlerde Mason iseniz, şimdi siz Maocu Mason mu olmuş oluyorsunuz? Daha geniş çerçevede, Alevi-Maocu-Mason olunabiliyor mu? Vallahi çok merak ettiğim için soruyorum. Olayın siyasi bir yanı yoktur.
















Karabağlar İlçe Başkanı Birol Ağırbaş, yaklaşan kongreye Çin’de fıstık yiyerek hazırlanıyor.

YENİGÜN 06 - 11 - 2009

4 Kasım 2009 Çarşamba

Ünlü üçleme

Rus yazar İlya Ehrenburg’un ünlü üçlemesi Paris Düşerken, Fırtına ve Dipten Gelen Dalga’yı okumayan arkadaşları biraz bilgilendirmenin, İzmir’de CHP kongre sürecini bu üçlemeye dayandırarak açıklamanın daha doğru olduğu kanısındayım.Özellikle Dipten Gelen Dalga adlı kitap bize bu konuda ciddi öngörüler sunuyor.Peki, neler oluyor?
CHP’de iki önemli gelişme yaşanıyor:
1 – Yaklaşan genel seçimler öncesi var olan milletvekilleri ve vekil adayları yeniden seçilmek için İzmir’i ellerinde tutmak için harekete halindeler.
2 – CHP tabanı, yerel seçimler sonrası yaşananları değerlendirerek ders vermek için hazırlık yapıyor. Özellikle belediyelerde yaşananlar, siyasi gücü ranta çevirmeye çalışanlara karşı ciddi bir tokat atmanın hazırlığı içinde taban.
Bu tokadı kimler yiyecek, dipten gelen dalgadan kimler etkilenecek bugün için bilmemiz mümkün değil. Ancak ben yine de Ehrenburg’u okumanızı öneririm.
CHP’de son günlerde işlerin iyi gitmediği açık. 30 Ekim’de yapılan cumhuriyet kutlamasındaki maske krizi, kutlamaya katılanların salonun ancak yarısını doldurması, CHP İl Başkanı’nın birkaç gün önce yaptığı ve CHP’yi derinden sarsan açıklamaları, Portekiz fatihi Kocaoğlu’nun bir meseleyi bile çözmekten aciz konumu, ilçe belediyelerinin bazılarında yaşanan sıkıntılar, İzmir medyasının genel seçim öncesi güç odakları oluşturma çabaları…
Maske krizi derken haklıyım. Dün Baykal’ın grupta yaptığı konuşmada ciddi eleştirdiği İstanbul’da pastadan Atatürk çıkması ile İzmir’deki Atatürk maskesi arasında ne fark var?
AKP İzmir İl Başkanı Ömür Kabak maske işini eleştirse, kim ne yanıt verebilecek ki?
İzmir’in ciddi bir kriz içinde olduğunu söylemeye gerek var mı? Üye listeleri konusunda alınacak kararlar da İzmir’in bir sonraki dönemde CHP’nin kimler tarafından yönetileceği konusunda bazı ipuçları verecek bizlere.
Dün CHP il binasına uğradım. İl Başkanı Rıfat Nalbantoğlu beni gördüğünde şu cümleyi sarfetti: “İl binasından ayrılıyordum. Binadan ayrılma gerekçem de oluşmuş oldu. Çünkü Süleyman Gençel buradaymış.”

NOT 1 : Buca’da Giraud Ailesi’ne ait yeşil alan olarak belirlenen haraların İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından konut alanına çevrilmesi yönünde 1 / 25000’lik plandaki değişikliğe karşı açılan iptal ve yürütmeyi durdurma davasının bilirkişi raporu geldi. Kocaoğlu bu raporu okur ise yerinden zıplayacaktır. Yakında bu köşede…

NOT 2 : Büyükşehir üzerine o kadar çok konu birikti ki açıkçası hangisinden başlamam gerektiği konusunda zorlanıyorum. İzmirliler gerçekten çok sıkıntılı. Nereye el atsam hepsi elimde kalıyor. Gazetenin internet sitesine okuyucular tarafından aktarılan yorumlar ve bilgiler de durumun vahim hale geldiğini çok açıkça ortaya koyuyor.

NOT 3 : Her ne kadar birlik beraberlik yemeği verilse de ekipte 8 şiddetinde deprem bekleniyor. Bu depremden ve sonrasında oluşacak tsunamiden kurtulmak isteyenlere öneri: Hemen eşyalarınızı toplayıp dağa çıkın.

YENİGÜN 04 - 11 - 2009

2 Kasım 2009 Pazartesi

Dipten gelen dalga

Siyaset yazmadığımı, hatta yazamadığımı iddia eden CHP İzmir İl Başkanı Nalbantoğlu’nun benim de anlayamadığım sert çıkışı sonrası, parti tabanı, mahalle delegasyon seçimlerinin sonuçlarına göre hareket etmeyi planlıyor. Nalbantoğlu’nun açıklamalarından rahatsız taban, yeni üye kayıtları, bu kayıtlara yapılan itirazların ilçeler tarafından reddedilmesi nedeniyle huzursuz.
İlginç olaylardan biri Bornova’da yaşandı. Bornova ilçe yönetimi, 2 yıllık süre içinde toplam 10 kayıt yapılmasına karşılık genel merkezden gelen listede 1500 yeni kaydın bulunmasına tepki gösterdi ve soluğu Ankara’da aldı.
Yapılan araştırmada Bornova İlçe Başkanı’nın Genel Merkez’e gönderdiği yeni kayıtlar başlıklı üst yazısının arkasına küçük bir kalem oynatma ile 1500 kaydın daha eklendiği saptandı. CHP’de liste üzerinde oynamayı seven sayısı hayli fazladır.
Sorunlu ilçelerden diğeri Çiğli... Çiğli Belediye Başkanı Ensari Bulut’un rahatsızlığı nedeniyle hastalık üzerinden siyaset yapılması, bu ilçede artık normal karşılanıyor. Dolayısıyla ilçeyi kazanacak yapının, Bulut’un siyaset dışı kalması halinde kendi desteklediği meclis üyesini belediye başkanı yapma sevdası ilçedeki tansiyonu yükseltiyor. Nalbantoğlu’nun da Çiğli’deki bu boşluğu değerlendirerek etkin olma arayışları dikkat çekiyor.
Yasal olarak atanan kayyum heyetinin çalıştırılmaması, heyetteki isimlerden birinin Nalbantoğlu’na özel yakınlığı, kongre süreci için kayyum dışlanarak üç il yöneticisinin görevlendirilmiş olması, CHP İzmir İl Başkanı’nın bu ilçeye verdiği önemi gösteriyor. Sav ekibinin de Çiğli üzerinde beklentileri var. Onlar yeni kayıtlar üzerinden Çiğli’de etkinliği ele geçirmeye çalışıyorlar.
Deniz Baykal bu yeni örgütlenme arayışlarına nasıl bakacak ve tavrını nasıl ortaya koyacak? Her ne kadar Nalbantoğlu “Ankara’da benim üzerimde tam mutabakat var” tespitinde bulunsa, yerel yapıların bir bölümü kendi güçlerini geliştirmek, mahallelerde etkili olabilmek için geçici suskunluğa bürünse de, işin rengi mahalle delegasyonları belirlendikten sonra netleşecektir.
O zaman değil bir, belki de üç adaylı bir kongreye hazırlıklı olmak gerekebilir.

NOT 1: Balık Hali’nde araştırma yapacak müfettişlerin ve Kocaoğlu’nun dikkatine. Personelin doğruları aktarabilmesi, zeminin güven unsuru üzerine kurgulanmasına bağlıdır. İşini kaybetme tehlikesi korkuların en büyüğüdür. İzne çıkan veya çıkarılan personeli de iyi izlemek gerekir.

NOT 2: Paylaşmak istediğiniz belge ve bilgiler için özel e-mailim: sgencel@ttmail.com
 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
BAYKAL’A NOT: Sayın Deniz Baykal... Uzun yıllar bir gazeteci olarak Türk-Yunan ilişkileri konusunda çalışıyorum. İki ülke parlamenterleri arasındaki farkı, hem entelektüel düzeyde, hem de yaşadığım pratikler çerçevesinde biraz olsun tespit edebiliyordum. Ancak son genel seçimde resimdeki Eva Kaili, Selanik A. Bölgesi’nden ipi göğüsleyip milletvekili olunca, aradaki farkın hayli açıldığı kanısındayım. Umarım bu seçimde Yunan parlamentosunu yakalamaya çalışırız.

DEMİRTAŞ’A NOT: Sayın Ekrem Demirtaş... Eva’nın babası İstanbul, annesi Anadolu’dan. Yaşadığımız topraklar ile aile geçmişi nedeniyle güçlü ilişkisi bulunan milletvekilinin, Türk-Yunan ilişkilerinde aktif rol almasının, Ege Barışı’na önemli katkı sağlayacağından eminim.
 
YENİGÜN 02 - 11 - 2009