Follow by Email

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

30 Eylül 2009 Çarşamba

N’olacak şimdi?

Balık Hali vakası büyüyor. 5 adet transpalet, 2 adet sanayi dolabı, kapıya bırakılan bir başka transpalet, 45 adet aydınlatma lambası, 52 adet aydınlatma lambalarının sarı demirleri, 1 römork dolusu odun vs… Bunlar tutanaklarda saptananlar. Saptanmayanları bilme şansımız maalesef yok.
Konunun bir süre önce Kesin Hesap İşleri Müdürü Erhan Bey’e yazılı bir üst yazı (ki yazıda her şey son derece açık) ile ulaştırıldığı kesin de, sonrası hakkında bir malumatımız yok.
Aziz Kocaoğlu bu konuya eğiliyor mu eğilmiyor mu, bilemem.
Erhan Bey’den bu tutanakları istedi mi acaba? Pervin Şenel Genç’e bu gelişmelerin ne kadarını bildiğini sordu mu?
O dönem Balık Hali Müdürü olan ve kendisinin isteği ile Büyükşehir İdari Müdürlüğü’ne atanan Cavit Akın ile “Neler oldu oralarda” diye konuşuldu mu? Oğlu da büyükşehirde değil mi Akın’ın. Sanırım kardeşi de…
O dönem müdür yardımcısı olan, bugün Hal Müdürlüğü görevinde bulunan Kayhan Öztürk’ün bilgisine başvuruldu mu?
Balık Hali’nde çalışanların bir bölümünün 2006 yılından itibaren aldıkları maaşlar da ilginç. Hani biraz daha gayret etseler Kocaoğlu kadar maaş alacaklar.
Ama adamların hakkını yememek lazım… Bordrolarına bakacak olursak çalışmaktan üç yıldır evlerine gitmiyorlar. Sabah saat 05.00’te görevlerine başlıyor, öğleyin 13.00’te mesailerini bitiriyorlar. Ardından da gece mesaisine başlıyorlar. Bayramlarda da çalışıyorlar.
Örneğin Şef Yardımcısı Bayram Kaygusuz’un o dönemlerdeki aylık brüt maaşı 3.807 lira 15 kuruş. 1.895 lira 35 kuruş yasal kesintiden sonra eline 1.986 lira 72 kuruş geçiyor. Şef Yusuf Nezir’in de durumu farklı değil. Onun eline de mesailer ile birlikte 2.103 lira 39 kuruş geçiyor. Gişe elemanı Eyüp İlik’in aylık net geliri 1.983 lira 97 kuruş. İşçi M. Ata Kanat net 1.437 lira 07 kuruş, yine işçi Suphi Keleş net 1.385 lira 27 kuruş alıyor.
Ankara’da Eti Maden’de başmühendis sıfatı ile çalışan Jeoloji Mühendisi bir arkadaşım var. 25 yıllık memur olarak aldığı para 1.840 lira…
Mesela Kocaoğlu, mesai puantajlarını işleyen aynı kurumdaki Şirin Dramalı’ya da sorabilir bu konuyu. Dramalı’nın iddia ettiğine göre zaten akraba imişler. Bir akrabadan bilgi alınabilir.
Bunlar eldeki belgelerle yasal olarak ortaya konulanlar. Sözle söylenen ve kanıtlanmayan iddiaların ise haddi hesabı yok.
“Benim belediyecim işini bilir, belediye başkanım her şeyden habersiz, kapı kapı medyayı dolaşıp kendini anlatmaya çalışır mı?” diyelim şimdi.
Her şeyden önemlisi bu işlere bakması gereken belediyenin genel sekreteri Ersu Hızır nerede?
Yazdıklarımın doğruluğuna inananlardan küçük bir isteğim olacak. Eğer büyükşehirde ve büyükşehir şirketlerinde çalışanların listesini edinebilirsem, hep birlikte İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki akrabalık ilişkilerini çözme şansına ulaşacağız.
Siz bakın o zaman şenliğe…
Sayın Kocaoğlu’nu izlemeye devam ediyoruz. Bakalım İzmir’in dürüst başkanı yüzde 56 ile bu kentin güvenini kazandığını kanıtlamış biri olarak kamunun haklarını ne kadar savunuyor.

NOT : Sarıgül’ün İzmir’e İl Başkanı olarak atadığı Tekin Kansoy ile İzmir dışındaki diğer Ege illerinin koordinatörlüğüne getirilen Ege Koop Başkanı Hüseyin Aslan arasındaki kriz derinleşiyor. İlginç ve kanlı bir çatışmaya hazırlıklı olun.
 
YENİGÜN 30 - 09 - 2009

28 Eylül 2009 Pazartesi

Balık Hali gelişmeleri

Balık Hali yazımın sarayı çok karıştırdığı açık… Herkes birbirine “Ne oluyor” diye sormaya başlamış bile. Acaba Aziz Kocaoğlu bu konuda bir şeyler yapıyor mu? Bu iş için birilerini görevlendirdi mi. Tutanaklara ulaşamamış olabilir. 05.08.2008 tarihli tutanağa bakabildi mi?
10.05.2008 tarihli tutanağı bulabildi mi? 21.07.2008 tarihli tutanaktan haberdar mı acaba?
Transpaletlerin ne olduğunu biliyor mu?
Bulamadı ise, Kesin Hesap Müdürü Erhan Bey’i çağırsın. Erhan Bey kendisine yardımcı olabilir.Oradan da bir sonuca ulaşamaz ise ismini her duyduğunda kaşlarını çattığı bir köşe yazarı var. Gerekirse ona sorsun. Belki köşe yazarının keyfi yerindeyse kendisine destek olabilir.
Tabii ki sorunu çözmek istiyor ise…
Aldığım bilgiler, benimle konuşan, bilgi ve belge aktaranların peşine düşüldüğü yolunda.
Sayın Aziz Kocaoğlu. Eğer gerçekten dürüst olduğunuzu iddia ediyor iseniz, büyükşehir belediyesindeki sorunları tarafıma bildirenleri değil, bu bilgilerin oluşmasına neden olanların üzerine gidin.
Ancak dikkat edin, bunları araştırayım derken çevrenizde kimse kalmayabilir.
Bilgi ve belgeleri aktaranlara karşı tavır sürmeye devam eder ise, bu köşeden bu tavrı sürdürenleri de teker teker açıklayacağım. Amaçlarını da…
Bayram Kaygusuz, Yusuf Nezir, Eyüp İlik’in bordro tartışmalarına ise daha sonra değineceğiz.
Sarayda şu sıralar popüler biri olduğumu biliyorum. Kocaoğlu’na çok yakın isimler, “Onun amacı belli” diyerek karalama kampanyasına girişiyorlar. Ancak okuyorlar. Ortada olan insanlar, “Yazdıklarının tamamı doğru. Keşke birileri bu işlerle ilgilensinler” diyorlar. Ama okuyorlar. Karşı olanlar ise hem okuyor, hem de okunmasını sağlıyorlar.
Buradan yola çıkarsak, sarayın tek kadrolu köşe yazarı benim o zaman.

NOT 1 : İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, beni hayretler içinde bırakmaya devam ediyor. Yeni Asır Gazetesi’ni ziyaretinde şunları söylemiş: “Metrolar bittiğinde artık İzmir’de başka şeyler konuşup tartışacağız. Altı ay süre kaldı.” El insaf Sayın Başkan… Tüm metro uzmanları Üçyol-Üçkuyular hattının en iyimser tahmin ile 2012 yılının sonunda bitebileceğini iddia ediyor. Sizin büyük firmaları davet ettiğinizi de biliyoruz parçalanmış ihalelere. Ancak metro bitse de ardından başlayacak çok önemli bir tartışma daha var. Maliyet. İlk ihale 90 trilyon olunca “Bakın ne güzel ucuza yapıyoruz” demiştiniz. Ancak şimdi maliyet 200 trilyona yükseldi. Yeni Asır Gazetesi’ndeki arkadaşlarımız neden bu soruları sormadılar başkana. Vardır bir bildikleri…

NOT 2 : 17 saatlik kayıt ilginç. Bitirince sizlerle paylaşacağım.

NOT 3 : İzelman’ın kreşleri konusu yoğun gündem nedeniyle önümüzdeki haftaya kaldı. Orada da ilginç gelişmeler var.

NOT 4 : Sarıgül Hareketi yöneticileri ile görüştüm. Çok ilginç… Daha partileşme süreci başlamadan İzmir örgütü karışmış durumda. Zamanı gelince anlatacağım…

NOT 5 : Kent Bilgi Ağları oluşturma çerçevesinde Hatay Caddesi’ni kazan büyükşehir belediye ekipleri yaşadığım apartmanın elektrik hatlarını kesip biçti.. Yahu Allah rızası için bir işi doğru yapın, dişimi kıracağım…

YENİGÜN 28 - 09 - 2009

25 Eylül 2009 Cuma

Hurda var hurda

Siz evinizde tadilat yaptırdığınızda çıkan malzemeyi ne yaparsınız?
Kullanılacak olanı kullanır, gerisini satarsınız.
Ya kamu kuruluşunda yapılan bir tadilat sonrası çıkan hurda ne olur?
Aslında demirbaş listesindeki bu malzemeler bir depoya konur daha sonra satılır ve parası kurumun gelir hanesine kaydedilir.
Ancak…
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde sistem sanırım böyle çalışmıyor. Hurda bir yerde toplanıyor, ardından birileri tarafından kamyonlarla gece dışarıya çıkarılıp, satılıyor.
Satıştan kazanılan para ne mi oluyor?
Adam malı gece çıkardığına göre herhalde kazanılan parayı gece gizlice kurumun kasasına koyuyordur değil mi?
Gent fatihi Sayın Kocaoğlu yine “Bu sallamış” diyebilir…
Ancak çok güvendiği bir çalışanını (gerçi kime güveniyor onu da bilmiyoruz ya) görevlendirsin, Balık Hali’ndeki demirbaş listesi ile hurdadaki malzemeyi karşılaştırsın. Aradaki farkı bir yere not etsin.
Aslında buna bile gerek yok. Halden çıkan hurda dolu iki kamyon mal için yazılan tutanağa ulaşmaya çalışsın. O tutanakta her şeyi kendi gözleri ile görecektir. Mesela güvenlik amirlerine sorsun. Daha sonra ele geçirilen üçüncü kamyonun akıbetini öğrensin. Bu iş yapılmış ise saray ile olan bağlantılarını araştırsın. Halden saraya uzayan levrek, çipura, mercan ordularına karşı keskin hamlesini yapsın.
Bu örneği gördükten sonra büyükşehrin diğer kurumlarında hurdaların ne olduğu ise ayrı bir soru işareti. “Dürüst” başkana duyurulur.
Büyükşehir Belediyesi’nin doğru çalışması için saçlarımı ağarttım. Ancak hala eski tas eski hamam…
Hamam deyince, bugünlerde adı Dallas’a çıkan büyükşehir dolaylarında hamam sefalarında artış kaydedilmiş. Ancak bu çok tehlikeli bir konu... Hani fotoğraflansa yılın haberi bile olabilir. Buradan belediye muhabiri arkadaşlara duyurulur. İzmir Büyükşehir Belediyesi Basın Bürosu’ndan geçen haberlerle yetinmeyin. Ancak siz de haklısınız. Sizin yaptığınız haberlerin yayınlanıp yayınlanmayacağı da maalesef sizin elinizde değil.

NOT 1 : Hafta sonunu 17 saatlik bir kayıt işine ayırdım. Tahmin etmişsinizdir sanırım. Bakalım kayıttan sizin ile paylaşacağım ilginç konular çıkacak mı? Bana göre çıkacaktır. İzmir’in tepesinde hala var olmadığı iddia edilen çatışmanın ana kaynağına ulaşacağız sanırım.

NOT 2 : Pazartesi günü yazacağım yazının ana konusunu da şimdiden vereyim. İzelman şirketinin kreşleri… Çok ilginç bir konu daha sizlere… Sosyal demokratların sosyal ayırımcılık yaptıklarına dair çok keskin bir örnek…

NOT 3 : CHP İzmir İl Başkanı Rıfat Nalbantoğlu verdiği sözlerde durmuyor. Dikkatinize… Bundan sonra sözünü tutsa da geç olacak. Ancak yine de sözünü tutar ise buradan sizlerle paylaşacağım…

YENİGÜN 25 - 09 - 2009

23 Eylül 2009 Çarşamba

Gent skandalı sürüyor

Gent gezisi üzerine yapılan tespitler bitmek bilmiyor. Sırada ilk gün verilen hoş geldin resepsiyonu var. Resepsiyonda Belçikalılar konuşmuş, ancak bir kelime Türkçe çeviri yapılmamış. Vali ve büyükşehir belediye başkanı resepsiyona katılmadıkları için Türk tarafından konuşma yapacak biri bulunanamış. İTO Meclis Başkanı Necip Kalkan, “Ayıp oluyor, bizden de birileri konuşsun” demesine karşılık kimse bu konuda bir adım atmamış. Resepsiyona kot pantolon ve spor ayakkabı ile gelen Türk heyeti ise ayrı bir yazı konusu.
Türbanlı çevirmen krizi sonrası Kocaoğlu’nun Türk büyükelçiliği ile yaptığı sert konuşma elimize ulaştı tabii ki. Kocaoğlu, “Bu ne rezalet, ben halkın yüzde 56 oyu ile seçilmiş bir kentin büyükşehir belediye başkanıyım. Bunların sorumluluğu Dışişleri Bakanlığı’na aittir” deyince büyükelçilik görevlisinin “Ne yapayım, her şeye de yetişemem” yanıtı ile karşılaştı. Bunun üzerine Kocaoğlu, “Tamam ben gerekli cevabı aldım” dedi. Ancak siniri geçmemişti büyükşehir belediye başkanının… Devlet görevlisini layığı ile haşlayamayınca kendi ekibine döndü ve suçu olmadığı halde İZFAŞ Genel Müdür Yardımcısı’nı fırçaladı. Kocaoğlu’nun bu diyalogdaki sözlerini yazımın poşete girme olasılığı nedeni ile yayınlamam mümkün görünmüyor.
Ne gezi, ne organizasyonmuş… Yaz yaz bitmiyor.

***

Geçtiğimiz günlerde Kocaoğlu’na yakın meclis üyelerinden biri aradı ve İzmir Büyümşehir Belediye Başkanı’na yönelik eleştiri dozumu azaltmam konusunda telkinde bulundu. Telefondaki isim İzmir medyasında Kocaoğlu’na yönelik eleştirilerin artmaya başladığını, bu eleştirileri yapanlarla aynı yerde olmam gerektiğini savundu.
Kendisine Aziz Kocaoğlu’na yönelik eleştirilerimin günü birlik olmadığını, uzun süredir aynı tavrı sürdürdüğümü söylerek telefonu kaqadım.
Ardından düşünmeye başladım acaba kim ne için Kocaoğlu’na karşı tavır geliştirmeye başladı diye.
Geçtiğimiz günlerde yaptığım bir telefon konuşmasında İzmir’de yayınlanan ulusal gazetelerden birinin ilavesinde Kocaoğlu’na yönelik eleştirilerin artmasının nedenini öğrendim. Biraz şok oldum tabii ki… Aynı nedenin 6 yıl önce Piriştina döneminde de yaşandığını öğrenince “Pes doğrusu“ demekten kendimi alamadım. Bir temsilcinin bir başka nedenden dolayı büyükşehir belediye başkanına kızmasını, bunun için muhalefete geçmesini ise etik anlamda doğru bulmadım.
Kocaoğlu’nun eleştirilecek yüzlerce yanlışı var. Ekip yanlışı var, yöneticilik zaafları var vs… Ancak eleştiri, kişisel beklentilerin uzağında gazetecilik içerisinde olmak zorunda. Bir isteğin geri çevrilmesi nedeni ile başlayan muhalefet maalesef doyurucu olmuyor, ayakları yere basmıyor,
Üstelik Kocaoğlu, gazetenin aniden muhalefete başlamasının nedenini dost meclislerde anlatıyor.

YENİGÜN 23 - 09 - 2009

21 Eylül 2009 Pazartesi

Büyükşehirde işe girmenin anahtarı

Sevgili CHP’liler... “Büyükşehirde bizi kimse işe almıyor” diye panik yapmayın. Doğru isme ulaşan herkes iyi bir yerde, iyi bir pozisyonda göreve başlıyor.
Önemli olan doğru kişiyi bulmak...
Bunu öğrenmek için büyükşehre gidin, 6. kata çıkın. Personel merdivenlerinden sağa dönün, soldaki odalardan birine dalın.
Orada çalışmakta olanlara şu soruları yöneltin.
1 – Hiç Ankara’da yaşadınız mı?
2 – Ankara’da gençlik yıllarınızda size yemek yapan, gömleklerinizi ütüleyenler arasında bugün İzmir’de yaşayan var mı?
3 – 68’liler Vakfı ile doğrudan bir ilişkiniz oldu mu?
4 – Tekstil işi ile uğraştınız mı?
5 – Hayatınızda hiç 6-7 trilyon batırdınız mı?
6 – Rotary Derneği ile eskiden ilişki içinde miydiniz?
Bu sorulara doğru yanıt verecek kişi, büyükşehirde işe başlamanızın sırlarını teker teker anlatacak, kurulması gereken ilişkileri net biçimde ifade edecektir. Çünkü kendisi de aynı süreci izlemiştir.
Eğer bu şahıstan gerekli bilgileri alamazsanız, bana yazın. Bu köşeden büyükşehirde işe başlamanın anahtar ismini bizzat ben vereceğim. Bu ismi verdiğimde umarım büyükşehir belediye başkanı tarafından “aile işlerine karışıyorsun” denilerek yeniden uyarılmam.Eh artık, imar bölümüne alınan bu yakın aile dostu önümüzdeki önümüzdeki 4 yılda çok çok çalışır, piyasaya olan borçlarını bir şekilde halleder.

***

İzmir’in onur konuğu kent olduğu Belçika’nın Gent şehrinde fuar açılışında yaşanan skandallar dizisini geçtiğimiz gün yayınlamıştım. Yazı çıktıktan sonra başka hikayeler de ulaştırıldı tarafıma. Bunlardan ilki iftar sofrasında ana mönünün domuz olduğu yemeği veren Gent Valisi’nin kendi düzenlediği protokol yemeğine katılmamasıydı. Vali Yardımcısı tarafından verilen yemeğin domuz krizi nedeniyle çok kısa sürdüğünü daha önce yazmıştık.
Skandalın ikincisi Fuar açılışında yaşandı. Önce Belçikalılar konuştu. Davetli Türkler kulaklıklarından Belçikalıların açıklamalarını Türkçe olarak dinlediler.
Konuşma sırası İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaolu’na geldi. Kocaoğlu başladı konuşmaya. Bu kez kulaklıklar Belçikalılar tarafından kullanılıyordu. Ancak kulaklığı takan Belçikalılar şaşkındı. Çünkü ortada tercüme yoktu. Bir iki dakika sonra tercüme odasından biri çıktı ve sistemin arızalandığını bildirdi. Odadan çıkan kadın Kocaoğlu’nun yarım metre arkasında durdu ve çeviriyi podyumdan yapmaya başladı. Buradaki ince nokta kadının türbanlı olmasıydı. Kocaoğlu konuşmasını bitirdikten sonra büyükelçilikteki Türk görevlilere türbanlı kadını sordu. Soruş tarzının diplomatik olmaktan uzak olduğunu tahmin edersiniz sanırım. Belediye başkanımızın sinirlendiğinde nasıl patladığını, hatta İzmir Valisi’nin gözlerinin içine bakarak masaları yumrukladığını düşündüğümüzde bu konuşmanın Richter ölçeğinde 6.7 sınırının üzerinde olduğu bildirildi bana.

NOT : Belçika gezisine katılanlara şunu söylemek istiyorum. Kardeşlerim, başkan sizi Belçika’ya götürüyor, siz ise döndükten sonra orada olan bitenleri tüm ayrıntısına kadar bana aktarıyorsunuz. Olmaz böyle şey. Bakın böyle devam ederseniz, bir daha yurtdışına götürmez sizi Kocaoğlu.

YENİGÜN 21 - 09 - 2009

19 Eylül 2009 Cumartesi

Federasyon gitmeli

İki takım arasında bariz fark vardı. Yani biz en az 5 basardık Yunanistan’a… Ancak öyle kenar yönetimi hatası vardı ki hakikaten anlatılamaz.
Bu takım şu ana kadar Türkiye’ye gelmiş en iyi jenerasyon… Uzunu var, forveti var, şutör kısaları var.
Bir tek şeyi eksik, kendi gibi oynaması… Koça bağlı oynayınca böyle oluyor. Koç da diğerlerine göre taktik verince hiç bir şey çıkmıyor.
Bırak adamları istediği gibi oynasın. İleride hareketli iki çok iyi uzun ve kalın bir uzun. Ortada NBA patentli 2 forvet, sağda ve solda iyi iki şutör oyun kurucu ve kenarda en az iki iyi defans.
Bir takım daha ne ister?
Bu takım batar ise kenar yönetiminden dolayı batar ve zaten öyle oldu.
Takımın ölüsü bile Yunalılara yetti uzatmaya bile gidildi.
Yunanlıları aşağılamak için söylemiyorum. Tam 4 önemli adamlarından eksik gelmişlerdi Polonya’ya. Yani bir anlamda ikinci takım ile oynuyorlardı.
Bu takımdan da korkuyor ve kendi takımını karşı takıma göre hazırlıyor isen durum vahim…
Bırakın hakeme, ona buna sallamayı… Doğru hücum edilse idi bu maç 20 fark ile biterdi.
Yazık…
Umarım 2010 yılına bu kenar yönetimi ile gitmeyiz.
Tamam, Basketbol Federasyon Başkanı çekingen de, bu takımın federasyon başkanı kadar çekingen olması gerekmiyor.
Çıksın kendi oyununu oynasın yeter.
Koç dışarı… Tanyeviç dışarı…
Zaten Tanyeviç gider ise, Mehmet Okur da bu takımda oynayacak…
Ama sadece Tanyeviç değil, onun arkasında duran federasyon başkanının da gitmesi gerekiyor.
Avrupa Basketbol Şampiyonası’nı kaybettik, ama kendi ülkemizdeki dünya şampiyonasında bu yönetim yapısı ile sonuca gidilmez.
Yine siyasi bir yazı oldu bu…

YENİGÜN 19 - 09 - 2009

18 Eylül 2009 Cuma

Belçika’da domuz krizi

Biz takılıp kaldık, İzmir Valisi Cahit Kıraç ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun Gent’teki ırmak kıyısında göz göze bakıştıkları fotoğrafa... Belediyenin basın bürosunun geçtiği haberlerde de İzmir olarak Belçika’yı fethettiğimiz vurgulanmıştı. İzmirliler olarak çok gururlanmıştık. Ancak kazın ayağı hiç de öyle değilmiş.İyi şeyler olmamış değil. Yani, İzmir Belçika’da tanıtılmış. Belçika Başbakanı, Gent Fuarı’ndaki İzmir standını açmış. Belçikalılar “İzmir nerede, Birleşik Arap Emirlikleri’ne komşu mu” diye sormuyorlarmış artık.
Ancak Gent Valiliği konuya hiç de öyle bakmamış.
Gent Valiliği’nin Türk katılımcıları sınırladığı, sadece omzu kalabalıkları davet ettiği akşam yemeğinin ana mönüsü domuz olunca ortalık karışmış. Hem de Ramazan ayında. Hem de bu yemeğe katılan Türk delegasyonunun bir bölümünün oruçlu olduğunu düşündüğümüzde. Kocaoğlu’nun oruç tutup tutmadığını bilemem ancak vali ve eşi oruçluymuş.
İftarı domuz eti ile açma durumunda kalan Türk delegasyonu yemeği kısa süre içinde terk etmiş ve büyükşehir belediyesinin imkan ve katkılarıyla başka bir yerde yemeğe devam edilmiş.Gent Valiliği’nin bu tutumu önümüzdeki günlerde iktidar tarafından diplomatik olarak da protesto edilecekmiş.
Ne kentiz ama... Bizim gittiğimiz yerde mutlaka bir olay oluyor.
Organizasyonu yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi olunca olayın olmaması da kaçınılmaz.
Aslında kriz “geliyorum” demiş. 13 Büyükşehir Belediyesi Meclis üyesinin de katıldığı Gent gezisinde her şey havaalanında pasaport kontrolünde başlamış. Belçikalılar yeşil pasaportu olan bundan dolayı vizesiz girme hakkı bulunun meclis üyesi Kadir Sinan ile İzmir Valisi’nin eşini, “Davet mektubunuz nerede. Yoksa sizi ülkeye almayız” diyerek bir saat bekletmişler.
Belçika’da gazetecilik açısından bu kadar iş oluyor da İzmir Büyükşehir Belediyesi basın bürosu neden bunları da kaleme almıyor, anlamakta zorlandım açıkçası.
Burada suçlu kim?
Hakkını verelim, Aziz Kocaoğlu’nun bizzat kendisi değil. Hatta birbiri ardına gelen krizler nedeniyle tur operatörlüğüne soyunup davetlileri eğlendirmeye çalıştığı için kendisine 10 puanı biz veriyoruz. Ancak Belçika’daki domuz krizi nedeniyle İzmir’e domuz gribi getirme riskini arttırdığı için kendisinden 20 puan kesiyoruz. Sonuçta bugünü yine -10 puan ile bitiriyor Sayın Kocaoğlu.
Ancak tabii ki bir suçlu var. Davet operasyonunu yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi Avrupa Birliği Masası ve Dış İlişkiler Müdürlüğü...
Fuar’da sorun çıkmadığı için fuar organizasyonunu üstlenen İZFAŞ’ın bu konuda fazla suçlu olmadığı kesin. Ancak katılımcı davetliler İzmir’in onur konuğu olduğu fuarın da çok ahım şahım bir şey olmadığı görüşündeler. İnternetten yaptığım araştırmada maalesef ben de aynı sonuca vardım. Bu internet kötü bir şey... İyi bir araştırma yapıldığında her şeyi ortaya çıkarıyor. Güneş balçık ile sıvanmıyor.
Kocaoğlu Avrupa’ya açılınca Türkiye – Avrupa Birliği konusunda da bazı tespitler yapmaya başladı. Bunlardan biri iktidarın açılım konusu üzerineydi. Kocaoğlu bu açılıma olumlu bakıyor gibi. Siyasi açıdan bir gazeteci olarak benim görüşlerim kendimedir. Ancak CHP’yi temsil eden bir belediye başkanının genel başkanın konuşmayı bile reddettiği bir konuda iktidara yakın durması siyasi adap ile pek örtüşmüyor gibi.

NOT : Jeotermal A.Ş. Genel Müdürü Ali İçhedef’in bir süredir üzerinde durduğum Vali ile Büyükşehir Belediye Başkanı arasındaki soğukluğun nedeni olan teyp kaydı toplam 17 saat. Yani dinle dinleyebildiğin kadar.

YENİGÜN 18 - 09 - 2009

16 Eylül 2009 Çarşamba

Benelüx “yakınlaşması”

Bana nispet yaparcasına İzmir Valisi ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından Benelüx ülkelerinden Belçika’nın Gent kentinde Graslei ırmağının kıyısında baş başa çektirilen, büyükşehir basın bürosu tarafından İzmir medyasına gönderilen ve İzmir medyasının üzerine atladığı fotoğrafı hep beraber gördük.
Fotoğrafı istediğiniz gibi yorumlayabilirsiniz. Size kalmış bir şey.
Ancak güzel fotoğraflar da çektirilse gerçek maalesef değişmiyor.
Jeotermal A.Ş. Genel Müdürü Ali İçhedef üzerindeki tartışma devam ediyor. İçhedef’in İzmir Valisi, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri üzerine yaptığı yorumları kapsayan ses kayıtları yargıya intikal etti bile.
Olaya müdahil olanların ifadeleri alınıyor. Ardından savcı kararını verecek.
Acaba ses kaydının içinde neler var?
İçhedef’in işçilerle, yol boyunca esnaf ile yaptığı sohbetler var mı?
Jeotermal kuyularındaki sokak köpeklerinin nereden ve nasıl geldiği de yine bu ses kaydında bulunuyor mu?
Ses kaydı kim tarafından hangi masada bulundu?
Kaydın hangi amaç ile kopyası çıkarıldı ve İl Özel İdaresi’ne nasıl ulaştırıldı?
Kaydın bir bölümü Balçova’da hangi mekanda yapıldı?
Kasette pop starları aratmayacak kadar güzel sesi ile Türk Sanat Müziği söyleyen İzmirli ünlü kim?
Hal böyle olunca Kocaoğlu’nun arkasında durduğu İçhedef konusunda vali ile büyükşehir belediye başkanının “dost” ve “arkadaş” olması beklenemez.
Aslında İzmir’in iki yöneticisi arasındaki soğukluk 1 yıl öncesine dayanıyor. EXPO sırasında yaşananlar, Kocaoğlu’nun süreci istediği gibi yönetememesi, valinin Dışişleri Bakanlığı’na yakın duruşu, Termal Tesisleri Genel Müdürü Turabi Çelebi konusundaki karşıt fikirler Kocaoğlu ile Kıraç arasındaki çatışmanın şiddetlenmesine neden oldu.
İl Genel Meclisi Başkanı Serdar Değirmenci’nin de iki gün önce, İl Özel İdaresi’nin seçilmiş insanlar tarafından değil, bizzat atanmış vali tarafından kontrol edildiğini vurgulayarak sistemin değişmesi gerektiğini savunmuştu.
Aslında bir diğer sorun İl Genel Meclisi ile vilayet arasında yaşanıyor. CHP’nin İl Genel Meclisi üyeleri ile konuşulsa vilayet ile yaşanan sorunlar bir bir ortaya çıkar da, bunu kim yapacak?
Gent şehrinden İzmir’e sıcak mesajlar gönderilmek istense de, bu mesajlar Balkanlar’daki hava şartları nedeniyle soğuyor ve kente yağmur olarak dönüyor. İstanbul’daki selin nedeni bu olabilir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın dikkatine.

NOT 1: Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı bir restoranda sirtaki yapılıp tabak kırılıyormuş. Birkaç ay içindeki 20 bin liralık tabak çanak masrafı ancak bu şekilde açıklanabilir.

NOT 2: Önümüzdeki gülerde Ankara’da İzmirlilerden oluşan küçük bir grup çok önemli bir toplantı yapacak. Toplantının içeriği ise İzmir’e bomba gibi düşecek.

YENİGÜN 16 - 09 - 2009

14 Eylül 2009 Pazartesi

Neden büyükşehir

“Neden genel olarak büyükşehir yazıyorsun?” son günlerde en çok karşılaştığım sorulardan biri. Aslında gazetecilik bazında bunun yanıtı oldukça açık: “Çok kişiyi ilgilendirdiği için.”
Ulusal gazetelerde köşe yazarları iktidar ve devlet politikaları üzerine yazıyor, daha geniş kitlelerin ilgi alanına yönelik konuları öne çıkarıyor.
Siz ulusal basında sadece Ulaştırma Bakanlığı üzerine yazı yazan köşe yazarı ile karşılaştınız mı?
İzmir’in iktidarı da İzmir Büyükşehir Belediyesi…
Dolayısıyla en çok konuşulan ve kafa yorulan kurum üzerine yazmak, okuyucunun da ilgisini çekiyor.
Olaya bir de şöyle bakın.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde çalışan sayısı ortalama 15 bin. Bu kurum aileler ile birlikte 40 bin kişiyi birebir ilişki içinde.
Büyükşehir ile doğrudan teması olanların sayısı da ortalama 20 bin kişi.
Kentin geri kalan bölümü de büyükşehrin yatırımlarından, hizmetlerinden yararlanarak bu kurum ile bir çerçevede ilişki kuruyor.
Dolayısıyla İzmir’in atardamarı büyükşehir belediyesinin en çok tartışılan kurum olması son derece doğal. Tabii ki bu kurumun başındaki Aziz Kocaoğlu’nun da…
Büyükşehir kadar tartışılması gereken ikinci bir kurum var. O da İzmir Valiliği. Ancak ülkemizin demokratik gelişiminde vali, hala atama ile görev yaptığı yani bir anlamda devletin memuru olduğu için tartışma alanına çekilmiyor. Önümüzdeki yıllarda seçilmiş valilik makamı bu kurumu da tartışmaların merkezine koyacaktır.
Son yerel seçimde yüzde 31 belediye başkalığından 28’ini alarak bir anlamda rekor kıran CHP’nin il örgütlenmesi de toplumun ilgisini çeken bir diğer kurum. CHP İl Başkanlığı ve CHP kongre süreci de okuyucunun ilgi alanındaki diğer bir yazı konusu.
Dolayısıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi, CHP İzmir il örgütü , bir anlamda İzmir Valiliği ve ona bağlı olarak İzmir İl Genel Meclisi, bana göre İzmir’de yaşayan ve İzmirlilere seslenen bir köşe yazarının odaklanacağı ana kurumlar olarak değerlendirilmelidir.
Bu tespitleri yapmamın altında bu kurumların başındaki kişilere yönelik özel husumetimin olmadığı da yatmaktadır.
Tartışılması gereken bu kurumlar ise bu kurumların başındakiler de bu tartışmanın ana eksenlerini oluştururlar.

NOT 1 : Elime ulaşan bir e-mailden kısa açıklamalar: Büyükşehrin önemli sayılabilecek kurumlarından birinin insan kaynakları müdürü özellikle sol görüşlü memurları hedef alıyor. Genel Müdür konulara vakıf olmadığı için bu zatın önüne koyduğu kağıtları sorgusuz sualsiz imzalıyor. Kurumun üst kadrolarında ANAP’lı, MHP’li, DP’li kişiler görev yaparken, maalesef sol görüşlü kişiler dışlanıyor. Aday gösterilmedi diye CHP’yi provoke mi ediyor sorusu geliyor insanın aklına. Bazı yerlere üç günlük vekil memurlar ve sözleşmeliler getirilmesi ise ayrı soru işareti.

NOT 2 : Kılıçdaroğlu ikide bir İzmir’in ilçelerine uğruyor, vatandaş ile konuşuyor, iktidarın yolsuzluk dosyalarını teker teker ortaya koyuyor. Ancak Sayın Kılıçdaroğlu’nun İzmir büyükşehir belediyesine de bir el atmasında yarar görüyorum. En azından daha doğru çalışmasını sağlaması için.

YENİGÜN 14 - 09 - 2009

11 Eylül 2009 Cuma

Yaşayan ölüler

Geçtiğimiz günlerde kentin önemli yerel gazetelerinin birinde İzmirli bir köşe yazarının yazısı ilgimi çekti. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği bir etkinlikle ilgiliydi köşe yazısı. Bilgi de büyükşehir belediyesi kaynaklarından alınmıştı. Şöyle diyordu yazar, köşesinde:
“…Programlar arasında Kuva-yı Milliye’nin 90. Yılında İzmir ve Batı Anadolu Sempozyumu dikkatimi çekti. Yerli yabancı 50’yi aşkın değerli bilim adamı bildiri sunacak. Bunlardan biri Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü sahibi Yunanlı yazar Elsa Hiu. İzmirli, entelektüeller Elsa Hiu’yu ’İzmirli Nine’ kitabıyla tanıyor. "Benden Selam Söyle Anadolu’ya" kitabının yazarı Dido Sotiriu ise bir başka Yunanlı konuk…”
Bu paragrafı okuduğunuzda size garip gelen bir şey oldu mu?
Belki ilk anda dikkatinizi çekmemiştir.
O zaman paragrafı yeniden okuyunuz.
Şimdi dikkatinizi çeken bir nokta oldu mu?
Hala olmadıysa sizden de şüpheleneceğim…
Buyurun size bilgi
1909 yılında Aydın’da doğan Dido Sotiriu, 13 yaşındayken İzmir’den Yunanistan’a göç etti. Bütün hayatı mücadeleyle geçen Dido Sotiriu, bir barış savaşçısıydı. Türkiye’yle Yunanistan arasındaki ilişkilerin en gergin olduğu dönemlerde bile Türkiye’yle dostluk ve barış için sesini yükseltmekten korkmadı. Gençliğinden itibaren kadın hakları için de mücadele eden, faşizme karşı direnişte yer alan Sotiriu, özel hayatında da bir devrimciydi.
20. yüzyılın zor dönemlerine tanıklık eden Sotiriu, ölümden hiçbir zaman korkmadığını söyler, ‘Beni korkutan tek şey, yavaş yavaş kaybolan ve kıymetli anılarımı da beraberinde alan hafızam’ derdi. Soturiu 2004 yılı eylül ayında hayata gözlerini yumdu.
Köşe yazarının 10 Eylül 2009 günü kaleme aldığı paragrafta İzmir’e geleceği iddia edilen yazarın 2004 yılında ölmüş olması hayli ilginç bir tezat.
Ama asıl önemlisi bu bilginin köşe yazarına nasıl gittiği… Paragrafta İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın etkinlikleri belirtiliyor, Dido Sotiriu kadar tanınmayan Sisamlı yazar Elsa Hiu’ya atıfta bulunuluyor.
Sotiriu’nun 2004’te öldüğünden habersiz yazarın Elsa Hiu’yu bilmesini beklemek biraz yanlış olur. O zaman bu bilgi doğrudan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan mı geldi acaba?
Önümüzdeki Cumhuriyet Bayramı etkinliklerine İzmir’e Tevfik Fikret, Nazım Hikmet’in konuk olarak davet edileceğini okur iseniz lütfen şaşırmayınız.
Burası İzmir… Bu kentte her şey olabilir.

NOT 1 : Çok ilginç bir öğle yemeğindeydim. Son derece düzeyli, kette yapılması gerekenleri tartışıldığı… Demek ki birileri bu kent için hala kafa yoruyor. Yorması gerekenlerin ne yaptıklarını ise anlamakta zorlanıyorum.

NOT 2 : İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin önceki gece düzenlediği 9 Eylül resepsiyonunda CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın mesajı okunup okunmadığı tartışması kulisleri aniden hareketlendirdi. Gitmediğim için bilemiyorum. Ancak doğru ise durum vahim.

YENİGÜN 11 - 09 - 2009

9 Eylül 2009 Çarşamba

Ringde biri var

Ben büyükşehirden Kıraç - Kocaoğlu çatışması konusunda yeni açıklama bekliyordum. Ancak ters bir kroşe ile karşılaştım. Ringe birileri girmiş, fark ettirmeden alttan çalışıyor.
Resmi açıklama yerine gayrı-resmi bir açıklama. Hem de büyükşehrin gayrı resmi basın kanalından. Eh, tabii ki, gayrı resmi kanaldan gelen açıklama da gayrı resmi olur.
Gerçi içeriği doyurucu olsa, canım yanmayacak, tıpkı büyükşehrin ilk açıklaması gibi. Şöyle diyor bir yerel gazetedeki açıklama:
“Son zamanlarda İzmir’in iki tepe yöneticisinin arası açıkmış gibi bir hava estirme gayretleri var. Benim tanıdığım Vali Kıraç da, Kocaoğlu da buna izin vermez. İzmirliler bilmeli ki; bu kenti, aklı başında ve uygar iki insan yönetiyor.”
Benim tanıdığım Kocaoğlu, -ki valiyi tanımam-, bu çatışmada aktif rol oynuyor. Ve de belki ilk kez haklı. Ama her zamanki gibi bilgiyi kamuoyu ile doğru paylaşmadığı için bu işi de eline yüzüne bulaştırma arefesinde.
Gayrı resmi kanala İzmir’deki aşağıdaki soruları gündeme getirmelerini, hariçten gazel okumanın, “gelen paşam, giden paşam” yaklaşımlarının gazetecilik açısından pek doyurucu sonuçlar vermediğini buradan bizzat ve şahsen hatırlatmak isterim.
Soru 1 : Ortada Jeotermal A.Ş. Genel Müdürü Ali İçhedef’in 1.5 saatlik konuşmalarının kaydedildiği bir CD dolaşıyor mu?
Soru 2 : Bu CD doğru, ise kimler tarafından kaydedildi?
Soru 3 : Bu CD de İçhedef’in kimlere yönelik tespitleri var?
Soru 4 : Bu CD kimlerin elinde?
Soru 5 : İçhedef’in tespitlerde bulunduğu makamlardan adli sürece başvuran var mı?
Soru 6 : İl Genel Meclisi grubu bu CD ye ve yaşananlara nasıl bakıyor?
Soru 7 : İçhedef kim tarafından bu göreve getirildi?
Soru 8 : İçhedef’i göreve getiren şahıs arkasında yeterince duruyor mu?
Soru 9 : Kocaoğlu durup dururken neden masa yumruklasın ki? Ortada bizim bilmediğimiz başka bir gelişme mi var?
Soru 10 : Termal tesislerine cami yapalım fikri nereden çıktı?
Soru 11 : İl Genel Meclisi Başkanı Serdar Değirmenci bu süreçte hangi adımları attı?
Soru 12 : 136 kişilik İl Genel Meclisi’nde 93 sandalye ile büyük gücü elinde bulunduran CHP bu gelişmelerin ne kadarından haberdar?
Soru 13 : CHP İl Başkanı Rıfat Nalbantoğlu hala CD’yi dinlemek istiyor mu? Yoksa başka bir yerden edindi mi?
Ve son soru: Sayın Kocaolu İl Özel İdaresi içerisinde yaşananları kendisine oy verenler ve bu makama getirenler ile paylaşacak mı? Yoksa, “Size ne kardeşim, kenti ben yönetiyorum. İstediğimi yaparım, istediğim bilgiyi veririm, istediğimi vermem. Gerekirse gayrı resmi kanalları kullanarak olayların üzerini örtmeye çalışırım mı” diyecek?

NOT 1 : Üçüncü İzmir Projesi için yürütmeyi durdurma kararına İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin itirazı da reddedilmiş. Kamuoyuna duyurulur.

NOT 2 : Sayın Nalbantoğlu, CHP İzmir İl Danışma Kurulu’nun sonuç bildirgesi çok iyi olmuş. Teorik olarak harika. Ancak bunun pratikte yansımalarını merak ediyorum. Köşe yazımdaki gelişmeleri de gördüğümde teorinin pratiğe yansımasının hayli güç olacağı kanısındayım. Kurultay sürecinin başlaması halinde ise, CHP yöneticilerinin büyük bölümünün 13. maddeden naylon üye kaydedip İzmir’de güç elde etmek isteyeceklerini unutmayın. Maalesef sizin de çok iyi bildiğiniz gibi İzmir’in gerçekleri böyle.

YENİGÜN 09 - 09 - 2009

7 Eylül 2009 Pazartesi

İkinci açıklamayı merakla bekliyorum

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ile İzmir Valisi arasında Jeotermal A.Ş. Genel Müdürü Ali İçhedef dolayısıyla yaşanan tartışmayı köşeme taşımış, buna karşılık büyükşehir belediyesinin “Böyle bir şey olmamıştır” şeklinde bir açıklaması ile karşı karşıya kalmıştım. Bu açıklamanın ardından tartışmanın yaşandığı odada bulunan ve bu “kavgayı” izleyenleri yazınca nedense büyükşehirden ikinci bir açıklama göremedim. Ama şahsen Kocaoğlu’nun İzmir Valisi ile giriştiği tartışmayı büyükşehir meclisinde bulunan yakın dostları ile paylaştığını bilmiyordum. Bir kavgayı yakın çevrene anlatacaksın, olay kamuoyuna aktarılınca, “Valimiz ile bir sorunumuz yoktur” açıklaması yapacaksın.
Anlamakta gerçekten zorlanıyorum. IQ derecem çok düşük sanırım.
İzmir Valisi ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı her konuda hemfikir olmak zorunda değildir. Kocaoğlu eğer bir konuda vali ile ters düşmüş ise, rahatlıkla çıkıp, “Bu konuda Sayın Vali ile aynı düşünceleri paylaşmıyorum. Ben farklı düşünüyorum” diyebilmeli. Tıpkı İzmir Valisi’nin “Bu süreç böyle devam eder, bizim istediklerimizi yerine getirmez iseniz, Jeotermal A.Ş.’nin tamamını belediyeye devredelim, biz çekilelim” dediği gibi.
Jeotermal A,Ş.’nin ortalıklarının belirlenmesinde herkes, “Belediye yüzde 70’ine sahip olsun, şirketi idare etsin” derken, sadece Kocaoğlu vilayet ile yüzde 50 yüzde 50 ortaklıkta inat etmişti.Şimdi de o inadının ceremesini çekiyor. Hep en doğru kararları sayın başkan verir ya.

***

Işılay Saygın’ın bir yerel gazetede yayınlanan röportajını ilginç buldum. Erken genel seçim tartışmaları başlarken bazı eski isimlerin öne çıkma isteğini siyaseten kendi tercihleri olabilir. Ancak son günlerde gerek merkez sağ içinden gerekse Kocaoğlu’na yakın kesimden eski belediye başkanı Yüksel Çakmur’a yönelik suçlamaları anlamış değilim. Eğer bu kesimlerin söylediği gibi Yüksel Çakmur tek başına İzmir’in önünü tıkıyor ise gerçekten üzerine doktora tezi yapılacak kadar önemli. 3.5 milyonluk bir kentin bu kadar seçilmiş ve atanmış yöneticilerine, milletvekillerine, bakanlarına rağmen, hukuk sürecinin çalışmasına rağmen bir adam bu kentin geleceğini belirliyor ise aslında bu yöneticilerin emekli siyasetçilerin dönüp kendilerine bakmaları ve şunu söylemeleri gerekiyor: “Biz nerede hata yapıyoruz?”

NOT 1 : “Özel kalemdeki tüm sekreteryanın değiştirilmesinde Özel Kalem Müdürü Levent İşler’in etkisi büyük oldu” tespitine önce inanmadım, ancak Levent İşler’in İzmir Büyükşehir Belediyesi Muhtarlar Masası sorumlusu Onur İşler’in eşi, Onur İşler’in ise Aziz Kocaoğlu’nun eşi Türkegül Kocaoğlu’nun ablasının kızı olduğunu öğrendiğimde, “Sarayda işler içgüveysinden hallice” demekle yetindim. İzenerji’de Levet İşler’in isteği ile koordinatörlüğe getirilen Süleyman Kerem Başaran’dan haberi var mı Kocaoğlu’nun acaba…

NOT 2 : Kocaoğlu basın mensuplarına iftar yemeği vermiş. Yemeği organize edenlerin ve yemeğe katılanların yüzde 90’ı oruç tutmuyordur. O zaman ne ifade ediyor büyükşehrin iftar yemeği? “İftar bahane, maksat birlikte olalım” diye düşünülüyor ise bir sürü neden bulunur beraber eğlenmek için.

NOT 3 : CHP İzmir İl Başkanı Rıfat Nalbantoğlu, danışma meclisi toplantısı sonuç bildirgesinin çok başarılı olduğunu söyledi ve bu konuyu köşeme taşımamı “rica” etti. Sayın Nalbantoğlu, bir şeyi yazmak için önce okumak gerekiyor. Okumak için de sahip olmak. Ancak e-mailime henüz böyle bir sonuç bildirgesi ulaşmadı. Okuyamadığım bir şey üzerine yazı yazmam da mantıksal olarak mümkün görünmüyor.
 
YENİGÜN 07 - 09 - 2009

4 Eylül 2009 Cuma

Deprem olmuş

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu yeni bir ilke imza attı ve özel kalem sekretaryasının tamamını görevden aldı. Yıllardır birlikte çalışan Özlem, Çiğdem ve Alev’in bir gece operasyonunda görevden alınmaları bazı soruları da beraberinde getirdi. Büyükşehirden sızıntı var iddiası dün sabahtan itibaren büyükşehir koridorlarında konuşulmaya başlandı.
Peki, bu üç isim neden önemlidir?
Büyükşehir sekretaryası aslında büyükşehirde olan tüm gelişmelerden haberdardır. Kocaoğlu’nun telefon ile kimlerle görüştüğü, bu görüşmelerin uzunluğu ve şiddeti, Kocaoğlu’nu ziyaret edenler, makam dışında Kocaoğlu ile kahve içenler, yemek yiyenler, şehir dışında Kocaoğlu ile görüşenler ve tüm bu görüşmelerin ana başlıkları büyükşehir sekretaryasının bilgi alanı içerisindedir. Dolayısıyla İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın attığı her adımdan haberdardır sekretarya…
Kocaoğlu’nun bu ani kararı önümüzdeki günlerde çok tartışılacak. Tabi bu isimlerin yerlerine gelenler de.
Büyükşehirdeki ikinci adamın talimatı üzerine böyle bir gelişmenin yaşandığı da ayrı bir kulis bilgisi. Eğer bu bilgi doğru ise birinci adamın yakın çalışma arkadaşlarına ikinci adam müdahale ediyor anlamına gelir ki, o zaman kim birinci, kim ikinci adam tartışması başlar büyükşehirde…

***

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu dün yaptığı yazılı açıklamada, kent ile ilgili diğer tüm konularda olduğu gibi, Jeotermal A.Ş’nin yönetimi konusunda da, İzmir Valisi M. Cahit Kıraç ile uyum içinde çalıştıklarını ve polemiğe girmek gibi bir durumun söz konusu olmadığını söylemiş. Bir yerel gazete köşe yazarının (ki bu ben oluyorum), iddiaları üzerine açıklama yapan Başkan Aziz Kocaoğlu, “Sözkonusu köşe yazarının yazdığı yazılara, bugüne kadar cevap verilmemiş; sadece aile fertlerimi hedef alan bir yazısı sonrasında, son derece nazik bir şekilde uyarılmıştır. Ancak Jeotermal A.Ş ile ilgili yazısında Sayın valinin de konu edilmesi, bu açıklamayı zorunlu kılmıştır. Sayın valimizle birlikte, herhangi bir polemiğe girmeden, uyum içinde çalışmaktayız. Kentimizin sorunlarının çözümü ve büyük projelerin gerçekleşmesinin, kent yönetimindeki uyumla doğrudan ilişkili olduğunu da çok iyi bilmekteyiz. Kkamuoyunun bilgisine sunuyorum” demiş.
Sayın Kocaoğlu ve Sayın Kıraç’a… Politikada iki kişinin bildiği şey sır olmaz. Bu eylemi yaratanlar 2 kişi. Yani sizlersiniz. Üstelik odada İl Genel Meclisi Başkanı, CHP ve AKP’den iki il genel meclisi üyesi de var. Yazı çıktıktan sonra gerek AKP gerekse CHP kanadından gelen telefonlar konu hakkında hayli siyasetçinin bilgi sahibi olduğunu da gösteriyor. Bir iş olmuş ise olmuştur, üzerinde durmaya gerek yoktur. Siz en iyisi 7 Eylül Pazartesi günü açılışını birlikte yapacağınız toplantıda yan yana gelin, kamuoyuna “Birlikte mesut ve mutluyuz” mesajını verin. Ancak benim için önemli olan Jeotermal A.Ş.’nin bir sonraki toplantısına vali, büyükşehir belediye başkanı ve şirket genel müdürünün birlikte katılıp katılmayacakları…

NOT 1 : İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı kadro alım işlerini tamamen durdurmuştu. Ancak İzernerji’de göreve yepyeni bir isim başlamış. Bu şahsın başvuru dosyasındaki öneren imzası ise ilginç. Özel Kalem Müdürü Levent İşler. Büyükşehirden iş bekleyen CHP’lilere duyurulur. El altından işler iyi gidiyor.

NOT 2 : Bir önceki yazıma bazı olumsuz tepkiler gelmiş, büyükşehir belediye başkanlığı makamı ile kedi özdeşleştirilmesine pek sıcak bakılmadığı vurgulanmış. Anlamakta zorlandım. Emekli baş komiserlerin bile Eski Mısır’ın kedi tanrısı Bast’ı tanımaları gerektiği kanısındayım.

YENİGÜN 04 - 09 - 2009

2 Eylül 2009 Çarşamba

Kedi olalı!

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nu bu sütunlarda çok eleştirdik. Ancak bu kez eleştirmiyoruz. Tam tersi ‘kedi olalı bir fare yakaladı’ diyoruz.
Seçim öncesi İzmir Valisi Cahit Kıraç’ın yanında süt dökmüş kedi imajı çizen Aziz Kocaoğlu yüzde 56’nın verdiği yeni tavrı ile harekete geçmiş.
Kıraç’ın “Jeotermal A.Ş. Genel Müdürü Ali İçhedef’i görevden alın” talimatına öyle bir tavır göstermiş ve masaları yumruklamaya başlamış ki, şahsen ben inanamadım. Tekrar sordum:. “Vali Kıraç’ın yüzüne karşı mı yapmış bu işi?”
Yanıt sade oldu: “Evet. Üstelik masa devrilmiş.”
Yıllardır, “Aman devletim, yaman devletim” diyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı, devletin valisine nasıl olmuş da böyle bir tavır göstermiş?
Olay aslında son 1 yıllık geçmişe uzanıyor. Ali İçhedef’in kaydedilen konuşmaları ki, bu konuşmalarda İzmir Valisi Cahit Kıraç, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Vali Yardımcısı Yakup Vatan konusunda yaptığı tespitler, bir grup garip yapının Balçova Termal Tesisleri’nde cami yapımı talebi, Çalışma Bakanı Ömer Dinçer’in amcası İdris Dinçer’in termal tesislerde muhasebe müdürü olarak çalışması, Termal Tesisleri Müdürü Turabi Çelebi’ye karşı bazı çevreler tarafından güdülen kin vs…
Anlayacağınız olay öyle bir iki cümle ile özetlenecek gibi değil ve çok siyasi…
Ama beni ilgilendiren noktası Aziz Kocaoğlu’nun çizdiği tablo.
Kentin sorunlarına bu şekilde yaklaşacak bir belediye başkanı özlemişiz. Şöyle masaya vurabilen, masaları deviren, istediğini net biçimde söyleyebilen.
Şimdi diyebilirsiniz “Hayrola ne oldu da, Kocaoğlu’nu destekliyorsun?”
Yanıtım ise çok açık olur: “Yanlış bir saat bile, günde iki kez doğruyu gösterir.”
Birinci doğıruyu yakaladık. Önümüzde daha 4.5 yıl var.
Tabii ki ikinci doğruyu da yakalayabiliriz.
Umarız bu doğru da kentin lehine olur.
Üçüncü doğrudan umutlu değiliz. Çünkü bir günde toplam 24 saat var.
Keşke 48 saat olsaydı da bu beş yıllık dönemde dört doğru yakalayabilseydik.
Bu yazıdan sonra bana “Kocaoğlu karşıtı” diyenlere en azından göstereceğim bir karıt var.

NOT 1 : İzmir Büyükşehir Belediyesi Ramazan dolayısıyla yoksullara yardım paketi dağıtıyor ya… Bu paketlerin içinde mercimek de var tabii ki… Mercimek ilginç bir bakliyattır. Çabuk kurtlanır. Belediyenin yardım paketleri de bu kurtlanmadan nasibini almış görünüyor. Yardım paketleri içindeki mercimek kurtlanınca ne yapılır? Yardım paketinden çıkarılır ve imha edilir. 50 bin paket, toplam 100 ton yapıyor bu arada…

NOT 2 : Eylül ayının hareketli geçeceğine karşı ortak bir düşünce var. Aslında ben Eylül ayı sonlarının ve özellikle ekim aşının ciddi hareketli geçeceğini iddia ediyorum.

NOT 3 : İzmir’de Avrupa Erkekler Voleybol Şampiyonası İzmir’de yapılıyor. Cafe Crown’da eşleri ile oturan milli takım oyuncuları sürekli sigara içiyorlardı. Antrenörlerinin dikkatine.

NOT 4: CHP İzmir İl Başkanı Rıfat Nalbantoğlu, önceki gece Gümüşbalık’ta CHP İzmir Milletvekilleri Güldal Mumcu ve Abdürrezzak Erten, Karabağlar Belediye Başkanı Sıktı Kürüm ile birlikte felekten bir gece çaldılar. Feleğin konusunun yaklaşan il kongresi süreci olduğu açık ve aşikardır.

YENİGÜN 02 - 09 - 2009