Follow by Email

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

29 Ağustos 2008 Cuma

Bir hikaye

Deniz Baykal gitti ancak, tartışmaları hala sürüyor.
İşte size yorumsuz bir olay… Yorumu kendiniz yapınız tabii ki…
Abdül Batur’un nikah töreninden sonra Cevat Durak’ın nikah törenine gidecekti Deniz Baykal. Tabii ki, helikopter ile.
Helikoptere üç kişi binmişti. Deniz Baykal, Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen ve İl Başkanı Kemal Karataş.
Baykal, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun da helikoptere gelmesini istedi. Ancak Sevigen kalkış alanının dar olduğunu, bu nedenle üç kişi ile kalkışa izin verildiğini söyledi.
Baykal, Durak’ın törenine gelip Karşıyaka Spor Salonu’nun VİP Bölümü’ne geçtiğinde hala, “Kocaoğlu da helikopterde olmalıydı” söylemine devam ediyordu.
Kocaoğlu ise, kendi arabasıyla Karşıyaka yolundaydı.
Baykal nikahı bekletti, Kocaoğlu’nun yetişmesi için.
Nikah sona erdi. Bu kez yolculuk Foça’ya idi, yine helikopter ile.
Sevigen helikopter kalkış alanının yeterli olduğunu, bu nedenle 4 kişinin helikoptere binebileceği mesajını verdi.
Kocaoğlu, her zamanki gibi otomobiline yönelince Baykal’ın sesiyle irkildi. “Aziz, sen bizimle birlikte helikoptere bineceksin.”
Kocaoğlu’nun, “Gereği yok efendim, ben araba ile gelirim” sözlerine kulak asmadı ve Kocaoğlu’nu kolundan tutarak birlikte helikoptere yöneldi.
Bu arada bir milletvekili de helikoptere binmek için harekete geçti.
Ancak milletvekili Baykal tarafından durduruldu ve “Sen araba ile gel” dendi.

NOT 1 : Bornova CHP’de yeni bir aday var. Destek istiyor sağdan soldan. Ancak böyle bir yardıma ihtiyacı yok açıkçası. Açacak telefonu Kocaoğlu’na, “Ben adayım. Sizin hiç ilçe başkanı adayınız yok. Vurun yumruğu Ankara’da ve tek ilçe başkanı adayınız olarak beni destekleyin” diyecek.

NOT 2 : İTO Başkanı Ekrem Demirtaş hakkında yazdıklarım bazı yerlerde çok iyi anlaşılmamış. Birilerine göre eleştiri bazılarına göre destek. Aslında birileri üzerinden başkalarının eleştirilmesi üzerine kurgulanmış bir yazıydı.

NOT 3 : Kod adı karanfilli… Vallahi bu tespit benim değil, yüzyıllık bölge gazetesinin. Pazartesi günü bir İzmir milletvekili konusunda yazılan bir resim altında milletvekili 4 kişi arasından işaret edilirken parantez içerisinde karanfilli tanımlaması yapılmış. Milletvekilinin kod adının karanfilli olmasına mı yanayım, yoksa ikinci dönem milletvekili olmasına rağmen hala tanımlama ihtiyacı içinde olmasına mı…

NOT 4 : Bazıları yazımı yazarken okuyor, şiddetle kınıyorum.

YENİGÜN 29 - 08 - 2008

27 Ağustos 2008 Çarşamba

Arsenikli kent

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, kendisi kriz yönetimi konusunda tanrının bize bir lütfudur. Kocaoğlu arsenik krizi ortaya çıkınca kuyuları kapattı. Ancak Ağustos ayının cehennem sıcakları Tahtalı Barajı’nı yutunca, yazlıklardan dönen İzmirli çeşmelerde nöbete geçince kuyuları yeniden devreye sokmak zorunda kaldı. Melih Gökçek ile televizyon tartışmasındaki başarısızlığını arsenikli suyu tüm İzmir’e yayarak kapatmaya çalıştı.
Kriz yönetimi dediğin böyle olur. Tebrik ediyorum kendisini…
Yine de eksik bir şeyler var bu yönetimde.
Mesela arseniğin bu kadar yüksek çıkmasının ardında Ergenekon’u arayabilirdi Kocaoğlu. Ya da Ekrem Demirtaş polemiği yaratacağına Kennedy suikastının ardında da Ergenekon’un olduğunu iddia eder, gündemi hem ulusala çevirir hem de yeni tartışmalar yaratarak su konusunu unutturabilirdi.
Demirtaş konusunda medyanın bir bölümünde başlayan yaylım ateşine baktığımızda seçim öncesi “kim kimin yanında” sorusuna daha net yanıtlar verebiliriz.
Demirtaş’ın eleştirilecek yanları yok mu? Hem de çok.
Ancak mesele Demirtaş’ı eleştirerek mali kaynak yaratmaya dayanıyorsa ya da bu eleştirilerle siyasi bir alan yaratılmaya çalışılıyorsa, bu durum hem gazetecilik etiği hem de siyasi etik açısından doğru olmaz.
Biz bir dönem Demirtaş’ı eleştirdiğimizde mali beklentiler ışığında herkes İTO Başkanı’nın yanındaydı. Bugün ise ortaya çıkan yeni kaynakların tüketilmesi yönünde Demirtaş karşıtlığı süreci yaşıyoruz.
Biz bu işin dışındayız ama izliyoruz da…
Çünkü bu tartışma İzmir’de yerel seçim öncesi ortaya çıkacak birliktelikleri de bir şekilde netleştiriyor da…

NOT 1: Abdül Batur’un nikâh töreninde İzmir milletvekili Abdürrezzak Erten varmış. Kendisi salonun bir noktasına sıkışıp kaldığı için birçok davetli tarafından görülememiş. Bir zamanlar alanlara inip herkes ile görüşen Erten’in neden tarz değiştirdiği, köşesine çekildiği ya da çekilmek zorunda bırakıldığı ayrı bir tartışma konusu...

NOT 2: Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hakan Tartan’ı ilk kez meydanda gördüm. Tek başına hareket ediyor gibi geldi bana. Durak’ın nikâh töreninden sonra İstanbul milletvekili Mehmet Sevigen ile birlikte olması da ayrı değerlendirilmesi gereken bir durum.

NOT 3: Ulusal gazetelerin köşe yazılarının bir bölümünde başlayan İzmir hayranlığı ve hatta CHP destekçiliği de ilgilenilmesi gereken bir süreç. Bakmayın siz köşe yazarlarının objektif olma sevdalarına. Hiçbir köşe yazarı objektif değildir. Ya kendisi ya da destekledikleri isimler için hareket ederler. Bu noktada kendimi de aynı düzlemde gördüğümü belirtmek isterim.

NOT 4: Bornova’da hava değişiyor. Yeni adaylar da ortaya çıkıyor. Sanırım en çok tartışma yaratacak ilçeler Bornova, Karabağlar ve Bayraklı olacak. Konak’ın bu tartışmalarda öne çıkacağını sanmıyorum.

NOT 5: İşçi kökenli büyükşehir adayı hızlı gidiyor. Bu ismin aday adaylığına en çok Yücel Özen şaşırmış durumda. Aday adaylığını duyduğunda bir iki sendelediğine bile şahit oldum. Neyse ki, otomobiline binip klimaları açtığı için olası bir tansiyon yüksekliği ve kalp krizi yaşamadı.

YENİGÜN 27 - 08 - 2008

25 Ağustos 2008 Pazartesi

Baykal’ın İzmir turu ve notları

Cuma akşamı Bizim Gazino’da yemek yiyen CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Prenses Otel dönerken hayli gecikti. Kendilerinden sonra restorandan ayrılıp otele dönenler Baykal’ın hala gelmediğini öğrenince hem şaşırdılar hem de meraklandılar. Çünkü Baykal ile birlikte aynı otomobilde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, CHP İzmir İl Başkanı Kemal Karataş ile CHP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen bulunuyordu. Sevigen kendisine telefonla ulaşanlara, “Aziz Bey’in döktüğü asfaltları inceliyoruz. Yakında otelde oluruz, bizi beklerken bir iki kahve daha için” yanıtı verdi. Narlıdere’den kalkan otomobil, Üçkuyular Hava Hastanesi’nin önünden dönüş yapıp ters istikamette devam ederek Balçova’ya ulaştı. Baykal’ın otomobilde bulunanlara “Klavuzu karga olanın….” şeklinde bir tespit yapıp yapmadığını şimdilik öğrenemedik.
2 – Cumartesi sabah basın toplantısında Baykal’a “Bazı gazeteler büyükşehir adaylarınızı netleştirdiğinizi, İzmir’de de Kocaoğlu ile devam edeceğinizi ileri sürüyorlar” sorusu soruldu. Baykal “Yok öyle bir şey, sadece spekülasyon” deyince salon hayli soğudu. 40 derecenin üzerindeki sıcaklık nedeniyle kavrulanlar, Baykal’ın yarattığı soğuk havanın etkisi ile rahat nefes aldılar.
3 - Fuar’ın açılışında hazır bulunan İzmir Milletvekili Abdürrezzak Erten’in Deniz Baykal’ın İzmir turuna ve nikâh törenlerine katılmaması hayli dikkat çekti. Bir dönem yakın arkadaş oldukları Narlıdere Belediye Başkanı Abdül Batur da çok üzülmüştür Erten’in törene katılmamasından. Karşıyaka Belediye Başkanı Durak’ın ise bu konuda ne düşündüğünü gerçekten bilmiyorum.
4 – Bornova Belediye Başkanı Sırrı Aydoğan nikâh törenlerini kuliste değerlendirenler arasındaydı. Kısa Samsun sigarası bulamadığı için Camel ile idare eden Aydoğan, Pamukkale Turizm ile gidip geldiği Kurultay macerasını anlattı. Türkiye’den otobüs ile Ankara’ya giden tek belediye başkanı unvanına sahip Aydoğan, sefer tası ile belediyeye yemek taşımaya devam ettiğini de söyledi.
5 – Cuma akşamı Hasan Tahsin’in Radyo 35’teki yayınını izleyen ve benim bu yayında İzmir Büyükşehir Belediyesi üzerine yaptığım yorumları dinleyen Alaçatı Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç Narlıdere Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Celal Yıldız, Çiğli Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Vezir Aslan yorumlarımın gerçeği yansıtmadığı görüşünde bulundular. Bu siyasetçiler ilginç. Cuma akşamı o saatte radyo dinliyorlar.
6 – Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak’ın akşam yemeği ise hayli kalabalıktı. Milletvekilleri ve belediye başkanları Baykal ile birlikte Foça’daydı. Yemekte DJ’lik üzerine yapılan tezgâhın öcü, tarafımdan yakında alınacaktır. Bu olayı tezgâhlayanların kimler olduğu bilgisi de elimde mevcuttur.
7 – Konak İlçe Başkanı Sıtkı Kürüm, Balçova İlçe Başkanı Salih Küçükbayrak, Buca İlçe Başkanı Mehmet Süne ve Karşıyaka İlçe Başkanı Ertam Özen her zamanki gibi biradaydılar. Diğer metropol ilçe başkanları ise yoktu. Eksilme süreci devam ediyor galiba.
8 – İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı nikâh töreni sonunda, ben ile birkaç yakın arkadaşımı birlikte gördüğünde, “Ekip yine birlikte” tespiti yaptı. Kocaoğlu ekipçiliğe takmış anlaşılan. Birkaç kişiyi bir arada kıstırdığında ekip olarak değerlendiriyor.
9 – İzmir’e bomba gibi bir büyükşehir belediye başkanı adayı geliyor. Kendisi bir işçi. Tüm ilçeleri dolaştığını ve kendisine desteğin büyük olduğunu söylüyor. Üstelik Deniz Baykal’ın da kendisini işaret ettiğini iddia ediyor. Ağustos ayının çok sıcak geçmesi iyi olmadı galiba…
10 - Basın toplantısında Aziz Kocaoğlu’nun Deniz Baykal’ın yayına oturmaması, gazetecilerin bulunduğu masayı tercih etmesi yorumlara neden oldu. Zarif bir gazetecimizin, Kocaoğlu’nun kulağına eğilip, "Buradan oturmayınız yanlış anlaşılır" uyarısı ise gözlerden kaçmadı. Ulusal bir gazetenin zarif temsilcisinin büyükşehir belediye başkanı danışmanlığı yaptığına da şahit olduk böylece.
11 – Yemekte eski milletvekili Sedat Uzunbay’ın masası hayli neşeliydi. Uzunbay’ın kendisi de… Neler konuşulduğuna şahit olamadım. Yakında öğreniriz.

YENİGÜN 25 - 08 - 2008

22 Ağustos 2008 Cuma

Çevrede sorun yok…

CHP İzmir metropolde özellikle bazı ilçelerde gerçek anlamda sorun yaşanıyor. Belediye başkanları ile ilçe başkanları arasındaki sorunlars, örgüt içindeki çek,şmeler ve beklentiler, aday adayı bolluğu…
Bazen olaya sadece metropol ilçeler bazından bakıyor, CHP’yi “Çatışmanın bol olduğu parti” şeklinde değerlendiriyoruz. Aslında biraz dışarı çıktığımızda, metropol dışındaki ilçelere baktığımızda çok farklı bir CHP ile karşılaşıyoruz.
Örgüt ile belediye başkanının uyum içinde çalıştığı, ortak tavrın geliştirildiği, yeni açılımların arandığı, aslında genel merkezin özlediği bir yapılanma…
Bu farklılık neden doğuyor?
Tabii ki beklentilerden…
Metropol ilçelerin siyaset yapanlara sunduğu rant o kadar fazla ki, bu çerçevede çatışma kaçınılmaz oluyor.
Fuar açılışı ve iki nikah töreni... CHP’de siyasetin çok konuşulacağı mekanlar buraları. Tüm aday adaylarının hazır bulunacakları bu etkinliklerden bir şey çıkar mı?
Bana göre çıkmaz. Ancak aday adayları öle düşünmüyor. Genel başkanın gülümsemesi, hararetle tokalaşması ve hatta iki kelime konuşması bile farklı algılanacaktır aday adayları tarafından... Baykal İzmir’den ayrıldıktan sonra “Benim adaylığım kesin” ya da “İşi bitirdim” yorumunu yapacak isim sayısında hayli artış olacaktır.
Ne yapalIm. Bir umut dünyası bu. 100 kişi ister, bir kişi kazanır. Herkesin belediye başkanlığı adaylığına çözüm üretmesi mümkün değil Baykal’ın. Aksi taktirde İzmir’in 300 ilçeden oluşması gerekiyor. Ancak Baykal’ın Kocaoğlu ile ilşkisini tabii ki hep birlikte izleyeceğiz.
Su sorunu büyüyor. Toplumun tamamını ilgillendirdiği için de her yerde konuşuluyor. Arsenikli su, faturasız su ve nihayet susuz İzmir. Kiminle konuştuysam pompa arızası açıklamasını yeterli görmüyor. Özellikle yolu Tahtalı Barajına yolu düşenler daha iyi algılıyorlar durumu… Suyun olmadığı bir yerde pompa çalışmış ne olacak kiii.
Torbalı Belediye Başkanı İsmail Uygur görevinde. Hatta İZSU Torbalı Şube Müdürlüğü’nü bile bastı. Nedeni çok açık. İZSU’nun ilgisizliği… Torbalı da şikayetçi büyükşehirden…

YENİGÜN 22 - 08 - 2008

20 Ağustos 2008 Çarşamba

Fırtınanın dalgaları

Önce bazı sorular soralım
1 – Arkasında Tayyip Erdoğan’ın yakın çalışma arkadaşının sahip olduğu bir gazetenin amblemi eşliğinde, aynı patronun sahip olduğu bir televizyon kanalında, AKP’ye yakın duran bir gazetecinin programında, bir AKP’li belediye başkanı ile canlı yayına çıkmak ne kadar doğru?
2 – Bu tartışmada ikinci plana atılacağınızı, hatta size söz bile verilmeyeceğini hiç düşünmediniz mi?
3 – Karşınızdaki ismin suda arsenik tartışmasını gündeme getiren, kaotik ortam yaratmada usta, hatta hitabet konusunda deneyimli Erdoğan’ın bile çekindiği bir siyasetçi olduğunu neden dikkate almadınız?
4 – “Tahtalı Barajı’nda pompalar bozuk” şeklinde bir açıklama ile İzmir’de neden su kısıntısına gidiyorsunuz? Yoksa bu kentin insanlarını da kendiniz gibi mi zannediyorsunuz?
5 – Suda arsenik olduğu konusunda daha önce bilgi sahibi olduğunuz ve İZSU yetkililerinin sizi defalarca uyarmasına rağmen neden tüm bunları gözardı ettiniz? Önlem alma konusunda hangi adımları attınız?
Bir genel başkan çok önemsediği İzmir’in büyükşehir belediye başkanını değiştirmek ister mi? Veya dereyi geçerken at değiştirme lüksüne sahip midir?
Aslında değildir. Ancak Aziz Kocaoğlu’nun son üç ayına baktığımızda Deniz Baykal’ın sıkıştığına şahit oluyoruz.
Eğer ilçe belediye başkan aday adayları genel başkan ile 2 saat görüşüyorlar, kentin ve kendi ilçelerinin sorunlarını Baykal’a anlatıyorlarsa, buna karşılık kentin büyükşehir belediye başkanı genel başkan ile görüşmek için 3 saat bekliyor ve ardından 5 dakikalık görüşme yapıyor ise durum vahimdir. Hatta sanıldığından daha vahimdir.
Baykal’ın Kocaoğlu konusunda neler düşündüğünü Fuar açılışı ile iki belediye başkanının çocuklarının nikah töreninde ve 9 Eylül’de İzmir’de yapılacak PM ile MYK toplantılarında daha net anlayacağız tabii ki…
Küçük bir kaş işaretinin bile önemi var karşı taraf konusundaki tavrın netleştirilmesi için.
Büyükşehir belediye başkan aday adaylarının dikkatine…
Bu dönemde parti içi mücadelenin dışına çıkabilecek, partiyi tam anlamıyla kucaklayabilecek, İzmir seçmenine önemli mesajlar verecek, lider tanımlamasına uygun bir isim aranacak gibi görünüyor.
Burada atılacak adımlar çok önemli…
Kişisel hırslar dizginlenebilir, rant kavgaları ikinci plana atılır ise İzmir’in geleceği yeniden şekillendirilebilir. Bunun için CHP içinde ve dışındaki sosyal demokrat akil adamlara önemli görevler düşüyor.
Bu önlemler alınmaz ise yerel seçimler sonrası bu kentte siyaset yapmanın mümkün olmayacağını da görmek gerekiyor.

NOT: Arabuluculuk rolleri bazen kötü sonuçlar doğurabilir. Benden uyarması…

YENİGÜN 20 - 08 - 2008

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Karataş neler düşünüyor?

İzmir İl Başkanı Kemal Karataş’ı televizyon programlarında görüyoruz artık. Kendisine sorulan sorulara biraz yutkunarak da olsa gerekli yanıtları verdi.
En çok yutkunduğu iki soru vardı Karataş’ın.
1 – İlçe başkanları ile aranız nasıl?
2 – Kocaoğlu’nu destekliyor musunuz?
Birinci soruya hayli yutkundu Karataş. Aslında bir konuşmaya başlasa ortalık toz duman olabilirdi.
“Benim nerede durduğumu, genel başkan ile yakın çalışma içinde olduğumu gördüler. Ve artık anladılar” dedi.
Aslında şunları demek istemiş olabilir Karataş:
“Çok çektirdiler bana yarışa çıktığım gün. Olur, olmadık isteklerle karşıma çıktılar. Bir ekip olarak bana destek verdiklerini söylerlerken aslında benim il başkanı olmamam için çalıştılar. Genel Başkan’ın bile kurultay listesine müdahale etmesine izin vermek istemediler. Baktılar ki olmuyor, yakın çalışma arkadaşlarına yakında gideceğim müjdesi verdiler. Hatta bunu abartıp basın yolu ile toplumu yönlendirmeye kalktılar. Ancak dönem değişti. Zaten aralarında başlayan çatışmalar nedeniyle beni unuttular, kendi sorunlarına döndüler. Ben de dışarıdan takip ediyorum ne yapmaya çalıştıklarını. İl yönetiminde kendilerine destek verenlerin de bölündüğü açık. Zaten il yönetimindeki en iyi destekçilerine bile ‘Sadece seçim dönemi ortaya çıkıyor, bir şeyler talep ediyor’ şeklinde suçlamalar yöneltmiyorlar mıydı?”
Bunları Karataş söylemedi tabii ki. Bunlar Karataş’ın aklından geçenler olabilir sadece, benim yorumumla.
Tabii ki Kocaoğlu konusunda da Karataş’ın başka şeyler düşündüğünü sanıyorum. Aslında sanmıyorum, eminim…
Seçildiği dönemden itibaren arası hiç iyi olmadı Karataş’ın Kocaoğlu ile.
Öncelikle kendisini seçtiren ekibin karşısındaydı Kocaoğlu. Ne de olsa en yakın arkadaşını görevden aldıran ekip bu kez Karataş’ın arkasında duruyordu.
Üstelik Kocaoğlu parti örgütlerinin büyükşehir işlerine karışmasına da karşıydı. Her şeyi kendisi bildiği için çevresinde bir şeyler söyleyene tahammülü de yoktu. Bürokratlara karşı tavır alabilir, onların görev yerlerini değiştirebilirdi ancak parti yönetimine aynı tavrı gösteremezdi. Bu nedenle yönetim ile uzak ve soğuk bir ilişki sürdürmek istedi.
Karataş da yılların deneyimi ile buna izin veremezdi. Zaten asıl tartışma da burada koptu.
CHP İl Başkanı birçok şey söyleyebilirdi bu konu hakkında. Ancak yine yutkunmayı yeğledi.

NOT: Yeni adaylar ortaya çıkmaya devam ediyor. Buna en çok Ümit Yaldız seviniyor. Hangi gece telefon ile konuşsam bir aday adayı ile yemekte. Ben bu sütunlardan gazetecilerin politika masalarını izlemelerini istemiştim. Ama sanırım Ümit izlemekle içinde olmayı karıştırmış anlaşılan. Tabii ustası da öyle olunca yapacak bir şey yok aslında.
 
YENİGÜN 18 - 08 - 2008

15 Ağustos 2008 Cuma

Konak’ta zor durum

Konak ve Karabağlar’da işler karışacak gibi görünüyor. Yeni aday adayları gerekli düzenlemeleri yapıyor, genel merkez ile ilişkilerini derinleştirme çabalarını sürdürüyorlar. Belli bir kesime dayanarak siyaset yapanlar da var aralarında.
Ve bazıları 5 trilyonluk bütçe bile ayırmayı planlıyorlar adaylık süreci için…
Sanırım çok kanlı bir aday adaylığı süreci olacak. Konak Belediye Başkanı’nın ne olacağı ise hala net değil. Bir grup devam etmeyeceğini iddia ederken, bir başka grup başkanın meclis üyelerini yenileyerek görevine devam edeceğini ileri sürüyor.
Ekip ile yollarını ayıran, bu çerçevede genel merkez ilişkilerini donduran Muzaffer Tunçağ’ın tek şansı Deniz Baykal’ın “devam” sinyalini vermesi. Baykal’ın Tunçağ’a nasıl baktığı ise gerçekten bir sır.
İşin bir başka ilginç yönü Konak aday adaylarının sadece Konak ile değil aynı zamanda Karabağlar ile de ilgilendikleri. Genel merkezdeki adaylık kulislerinde hem Konak’ı hem de Karabağları gündeme getiriyorlar. Konak’taki sıkışıklık halinde Karabağlar’a kayabilecekleri mesajını da veriyorlar.
Bornova’da da benzer durum yaşanıyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun yanında duran tek metropol ilçe başkanı olarak bilinen Sırrı Aydoğan’ın durumu da kritik. Kocaoğlu’nun kendini kurtarma telaşı içerisinde Aydoğan’ı ne kadar taşıyacağı bilinemez. Üstelik Aydoğan’ın genel merkez ilişkileri zayıf. Bornova konusunda bazı milletvekillerinin devrede olduğu ve kendi adaylarını taşımak için harekete geçtikleri de bir başka gerçek.
Aslında biraz dikkatli bir takip ile aday adaylarının hangilerinin genel merkezde hangi isimlerle çalışmalarını yürüttüklerini belirlemek mümkün. Genel başkan ve genel sekreter dışında genel başkan yardımcıları, genel sekreter yardımcıları ve MYK üyeleri bu sürecin tam içinde.

* * *

CHP’lilere bugünlerde ulaşmak zor. Genel Başkan Deniz Baykal’ın “Telefon kullanırken teknik takibe dikkat edin” açıklamasından sonra birçok CHP’li özellikle cep telefonu ile konuşmamaya başladı. İletişim sorunu yaşayacak olan CHP’lilerin yakında duman ile haberleşmeye başladıklarını görürseniz hiç şaşırmayın. Ya da evlerinde posta güvercini besleyenleri.
CHP’deki haberleşme mantığındaki değişimler en çok bizi zorlayacak. Kendileri şimdiye kadar bir telefon uzaklığındaydılar. Bundan böyle herkes ile yüz yüze görüşmek zorunda kalacağız. Dolayısıyla İzmir kazan biz kepçe dolaşıp duracağız. Bir haber alacağız, bir yorum yapacağız diye zamanımızın büyük bölümünü yollarda harcayacağız anlaşılan.

NOT 1: Ümit Yaldız tarafından hakkımda yazıların tamamı gerçektir. Dolayısıyla kendisine kesinlikle bir tekzip göndermeyeceğim.

NOT 2: Kocaoğlu golf de biliyormuş. Yarın orienteering, kiteboarding gibi sporları yaparken görürseniz ya da Adnan Saygun’un açılış törenlerinde Pavarotti ile arya söylerken dinlerseniz şaşırmayın.

YENİGÜN 15 - 08 - 2008

13 Ağustos 2008 Çarşamba

Notlar, notlar...

Buca Belediye Başkanlığı aday adaylığından aniden vazgeçen ve bu nedenle geçen yazımın süjesi olan Oktay Gökdemir konusunda hayli e-mail aldım.
Eleştirilerin geneli bazı bürokratların kendi bulundukları yapıları siyasete tahvil etmeleri doğrultusundaydı. Eleştirilerin hedefinde sadece Gökdemir yoktu, aday adayı olmaya çalışan çok sayıda bürokrat da vardı.
Bir kentin büyükşehir başkanının gölgesi altındaysan, onun istediği çerçevesinde ekip içerisinde yer alıyorsan, sana verilen görevi yapmak zorundasın.
Tabii ki bürokratların da siyaset yapma hakları var.
Bulundukları görevden istifa ederler, istedikleri belediye başkanlıklarına aday adayı olabilirler…

* * *

CHP içerisinde bugüne kadar tartışılan tüm aday adayları erkek... Maalesef bir sosyal demokrat partide kadınların öne çıkarılması gerekirken siyaset yapanların yüzde 99’u erkek… Delege olan kadınların eş dolayısıyla delege olduklarını da dikkate aldığımızda özellikle demokrasinin kalesi olarak değerlendirilen İzmir’de aktif siyaset yapan kadınlara rastlayamıyoruz. Nihayet bir örnek Buca’dan geldi. Avukat Sevda Erdan Kılıç Buca’dan aday adayı olduğunu açıkladı. Bakalım CHP kadın aday adaylarına bu kez nasıl davranacak?

* * *

Gazetemiz yazarı Ümit Yaldız, Aziz Kocaoğlu’nun İTO Başkanı Ekrem Demirtaş, Hasan Tahsin ve beni helikoptere bindirip, projeleri yukarıdan izlememiz gerektiği yolunda bir öneride bulunmuş. Bu dörtlünün bir helikoptere binmesi halinde kaç kişinin helikopterden atılacağı konusunda bir garanti veremem. Bu sayının en azından iki olacağının şimdiden söyleyebilirim. Düşünebiliyor musunuz, ne haber oluruz ama.

* * *

23 Ağustos’a dikkat. Narlıdere Belediye Başkanı Abdül Batur ile Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak çocuklarını evlendiriyor. Hem de aynı günde. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da iki düğünün nikah şahidi. Düğünlerin çok kalabalık olacağı kesin. Tüm aday adayları böyle bir günde Deniz Baykal’a görünebilmek için hayli çaba sarf edeceklerdir.

* * *

Mangal partisinden sonra şimdi de viski partisi. Jonny Walker’ın Blue Label olarak bilinen ve çok kıymetli olduğu belirtilen viskinin yine bir yerlerde birileri tarafından içileceği, bunun için bir parti düzenleneceği duyumları geliyor kulağıma. Mangal partisi tamam da, viski partisi ilginç tabii ki… Bu konuyu bir ara gördüğümde Hasan Tahsin’e sormam gerekiyor. Belki bu işte onun da parmağı vardır.

YENİGÜN 13 - 08 - 2008

11 Ağustos 2008 Pazartesi

U dönüşün perde arkası

Ahmet Piriştina Kent Müzesi Müdürü Yrd. Doç Dr.Oktay Gökdemir’in Buca Belediye Başkanlığı için önce adaylığını açıklayıp, daha sonra “pardon” demesi kafaları karıştırdı. Gödemir’in adaylık açıklaması internet üzerinden tarafıma ulaştığında, “Bu işe Kocaoğlu nasıl izin verdi” diye düşünmüş, hatta yazının başka birileri tarafından kamuoyuna açıklandığı hissine kapılmıştım. Yenigün Gazetesi de aynı düşünce ile hareket edip açıklamanın doğruluğunu teyid ettikten sonra haberi sayfalarına aktardı. Şimdi neden böyle bir açıklamaya gerek duyuldu?
Gökdemir açıklamasında şu görüşlere yer verdi.
“Benim ağzımdan, aday adayı olduğum yazılmıştır. Bu doğru değildir. Ben yalnızca, Buca’daki aday bolluğunun, partiye zarar verdiğini dile getirdim. Adaylığı düşünmüyorum. Hem öğretim üyeliğime ve hem de İBB bürokratı olarak görevime devam edeceğim.”
Gökdemir’in çok uzun süredir adaylık istediği, bunun için çalışmalar yaptığı hatta müze müdürlüğünü de CHP ilişkisini sağlamlaştırmak için kabul ettiği biliniyordu.
Ne oldu da 180 derece dönüldü?
Nedeni çok açık.
Aziz Kocaoğlu…
Kocaoğlu’nun bürokratlarının aday adaylıklarından rahatsız olduğu çok açık. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı yakın çevresine bu rahatsızlığını aktarıyordu. Ancak kimse resmi açıklama yapmadığı için yakalanmıyordu doğrusu.
Konu hakkındaki sorulara, “Basın yazıyor, benim bir bilgim yok” deniliyordu.
Ancak Gökdemir net açıklaması ile açığa düşmüştü.
Kocaoğlu hemen telefona sarıldı ve bazı arkadaşlarının önünde Gökdemir’i aradı.
Tansiyonu yükseldiğinde ya da şekeri çıktığında Kocaoğlu’nun yanına yaklaşmanın doğru olmadığını herkes bilir. Hatta Alaattin Yüksel için Deniz Baykal’ı bile kürsüden eleştirmişti, böyle bir kriz sonrası…
Telefonda neler dediğini sadece tahmin edebiliyorum.
Gökdemir telefondaki sesin kendisine söylediklerinden hemen sonra harekete geçti. Bazı medya kuruluşlarını bizzat aradı ve kısa bir açıklama yapıp tüm televizyon ve gazetelere faksladı.
Bu süreç içerisinde ortaya bazı dersler çıktı.
1 – Erken öten horozun başı kesilir.
2 – Kocaoğlu aday olabilecek hiçbir bürokratının arkasında durmayacak.
3 – Öncelikle kendini kurtarma peşinde.
4 – Bürokratlar potadan düşünce diğer adayların şansı yükseldi.

NOT 1: Ekipte kopuşlar sürüyor. Ama bu durum gizli tutulmaya çalışılıyor.

NOT 2: Ekibin kendilerini parlatacak gazeteci arayışları sürüyor. Ancak bu talebe hiçbir gazeteci olumlu yanıt vermiyor.

NOT 3: Ümit Yaldız ile Kemal Karataş arasındaki yakın diyalog gözlerimi yaşartıyor. Keşke bu durum Ümit magazin yazmadan gerçekleşseydi.

NOT 4: Hasan Tahsin radyo programında konuğu ile ilgili kendisine tüm soru ve mesajları dinleyicileri ile paylaştı. Ancak benim sorularımı pas geçti. Buradan şahsen kendisini kınıyorum.

YENİGÜN 11 - 08 - 2008

8 Ağustos 2008 Cuma

Aziz Kocaoğlu ne yapıyor?

Kendileri fena değil aslında, yuvarlanıp gidiyor…
Yuvarlanırken bazı şeylere tutunmak istiyor, ancak onları da yanında sürüklüyor.
Tutunmaya çalıştıkları da Kocaoğlu gibi yuvarlandıklarının farkında. Ancak onların tutunacağı dalları olmadığı için nafile…
Hep beraber yuvarlanıyorlar.

* * *

Kocaoğlu’nun yuvarlanmak ile tutunmak arasındaki ince nüansı, yuvarlanma eylemi sürerken yapabilir mi?
İki fiili bir arada yapabilme yetisi olmalı ki, başarabilsin…
Var mı?
Bilmiyorum. Ama bugüne kadar yaşadığımız örnekler, eylemlerin daha basit ve anlaşılır olması halinde yapabileceğini gösteriyor.

* * *

Mesela hem yürüyor hem konuşabiliyor.
Hem oturuyor, hem yemek yiyebiliyor.
Hem gülüyor, hem kaş göz işareti yapabiliyor.
Buna karşılık…
Hem belediyecilik hem siyaset yapamıyor.
Hem muhalefet hem başkanlık yapamıyor.
Ama hepsinden önemlisi…
Hem düşünüp, hem uygulamaya koyamıyor.
Daha doğrusu bu eylemleri tek başına yapmakta da zorlanıyor.
Bundan sonra düzelir mi?
Çok çalışması gerekiyor tabii ki…
İki işi bir arada yapabileceğini öğrenmesi, zor konularda tek eylemi gerçekleştirebilmesi gerekiyor ki, bu kolay görünmüyor.

* * *

Mesela önceki gün öyle bir açıklama yaptı ki, ne dediğini anlamakta ben zorlandım. Haydi diyelim ki bende algılama problemi var. Ancak kime sorduysam aynı yanıtı aldım. “Biz de bir şey anlamadık…”
Kocaoğlu’nun yüz ünlü dünya büyüğünden biri olarak literatüre girecek açıklaması şuydu:
“Öyle işler yaptım ki, değerleri birkaç yıl sonra anlaşılacak.”
Demek ki İzmirliler de bana benziyor. Algılama problemleri var.
Ve Kocaoğlu İzmirlilerin algılama sorunu olduğunun altını net biçimde çiziyor.
“Şimdi anlamazsınız siz, birkaç yıl sonra kafanıza dank edecek…”
Aslında haklı… Bir kentin şehr-i emini mi daha iyi bilecek, yoksa bizler mi?
O seçilmiş bir insan…
Yok… Meclisten seçildiğini ya da halk tarafından şimdiki makamına getirildiğinden söz etmiyorum. O doğaüstü güçlerin bizlere bir armağanı…
Ve bizler, bize sunulan bu armağanın kıymetini bilemiyoruz.
Zaten o da bizlerin kıymet bilmediğini, algılama sorunumuz olduğunu açıklamaktan hiç çekinmiyor.
CHP Genel Merkezi acaba Kocaoğlu’nun yaptıklarını algılayabiliyor mu?

NOT 1: CHP milletvekilleri arasındaki güç mücadelesi her geçen gün tırmanıyor. Birileri birilerini uçurumdan aşağıya itecek mi? Önümüzdeki aylarda uçurumun kenarından aşağı bakıp gülümseyenlerle, uçurumun dibinde yatanları hep birlikte izleyeceğiz.

NOT: 2 Uçurum örneğini beğenmeyenlere kör kuyuyu tavsiye ederim.

NOT 3: Kaybettiğim için hükümsüz olarak nitelendirdiğim haber kaynağım, Mardin civarında görülmüş.

YENİGÜN 08 - 08 - 2008

6 Ağustos 2008 Çarşamba

Siyaset ve medya

Yerel seçimler öncesi çok ilginç gelişmelerin yaşanacağını hepimiz biliyoruz. Gerek siyasette aynı partideki farklı gruplar arasında gerekse aday adayları arasında şiddetli bir rekabetin yaşanacağı çok açık ve net.
Tabii ki İzmir basını da bu süreçti ilginç rol oynayacak.
Pazar günü bir yerel gazetede yayınlanan Buca Belediye Başkanı Cemil Şeboy hakkındaki haber yukarıdaki tespitlerimi doğruluyor.
Gazetenin birinci sayfanın en üstünden verdiği haberde, Bucamar şirketine ait olan Jaguar marka arabanın Şeboy’un oğlu tarafından kullanıldığı dile getirilmiş. Tabii ki Şeboy’un bulunmadığı meclis toplantısında konuyu gündeme getiren CHP’li meclis üyelerine dayanarak.
Bir yanda AKP’li bir belediye başkanı. Üstelik AKP adına büyükşehir aday adayı, diğer tarafta Başbakan Erdoğan’a yakınlığı ile bilinen bir ailenin gazetesi.
Demek ki ortada başka şeyler var.
Ne olabilir?
AKP’deki bazı isimlerin Şeboy’un büyükşehir adaylığından hoşlanmadıkları açık.
Kendi destekledikleri bazı isimler ya da kendileri dururken, neden DSP’de ANAP’ta politika yapmış bir isme büyükşehri kaptıracaklar ki…
Hem belki kendileri büyükşehir belediye başkanı olurlarsa kenti gökdelenlerle örebilirler.
Kişiler arası adaylık yarışı sadece CHP’de gürültü koparmıyor. Önümüzdeki günlerde AKP içinde de derin çatlaklar derin çelişkiler bekliyorum açıkçası.

* * *

Cuma günü kaleme aldığım Narlıdere’deki yemek hayli tartışmalara neden olmuş. Ben de tartışılacağını bildiğim için kaleme aldım zaten. Bazılarının bazı gerçekleri görmesi açısından önemliydi. Özellikle Ankara’nın dikkatini çekiyor tabii ki yazılanlar. Kim bilir, bazı kuşlar tarafından parti üst düzeyine fakslanıyordur bile…
Öyle olduğu açık… Olmasa neden Ankara’dan arayıp “Orada neler oluyor” sorusu sorsunlar ki insanlara.
Faks kavramı CHP’nin olmazsa olmazlarından biridir. Bir yerel gazetede yazılan bir haber, bir yorum genel merkez yöneticilerine anında fakslanır. Yöneticiler de bu faksları dikkatle takip ederler. Böylece atladıkları ya da yanlış yönlendirildikleri konularda bilgi sahibi olurlar.
Tabii ki haberi yazan muhabire ve yorumu yapan köşe yazarına ayrıca dikkat ederler. Yeni muhabirleri ya da beklenti içinde olanları ayrı değerlendirirler. Sadece onlar değil, bugün İzmir’de siyaset yapan, gazete okuyan herkes kimin neden yazdığını çok iyi biliyor.

NOT 1 : CHP’de gruplar üstü siyaset yapmak, partiyi öne çıkarmak, partinin başarılı olması için çalışmak şart. Bunu yapacak olan ya da yapabilenlerin önü açık…

NOT 2 : Bilgi kaynaklarımdan biriNi kaybettim. Hükümsüzdür…

YENİGÜN 06 - 08 - 2008

1 Ağustos 2008 Cuma

Yıkılmadık, ayaktayız…

Önceki akşam Sav Grubu ağırlık Konak’tan oluşan delegasyon ile birlikte Narlıdere’de yemekteydi.
Bu yemekte göze çarpanlar.
1 – Yemeğe sadece bir İzmir milletvekili katıldı. Yemeğe katılan ikinci milletvekili, İzmir ziyareti nedeniyle misafir statüsündeydi.
2 – Yemekte bazı ilginç isimler yoktu. Kopuş olarak değerlendirilebilecek bu ayrışma kimsenin gözünden kaçmadı.
3 – Metropol ilçe başkanlarının büyük bölümü yemeğe katıldı.
4 – Yemekte ekipten koptuğu iddia edilen Nuri Batuhan da vardı. Gerçi Batuhan’ın bu tür yemeklerde bulunması bizim için iyi oluyor.
5 – Siyaset konuşmak için gelindiği sanılan yemeğin sadece bir yemek olması, kalabalık görüntü sergilenmesi isteği yemeğe gelen bazı aday adaylarını sinirlendirdi.
Bir anlamda “Biz hala ayaktayız”, “Bize bağlı hareket eden aday adayları hiç merak etmesinler. Onları istediklere yerlere yerleştireceğiz” şeklinde mesajların verilmeye çalışıldığı yemeğin sonuçları birkaç gün içinde ortaya çıkar.
Ancak daha geniş anlamda İzmir’deki dengelere bakmak ve bu yemeği yorumlamak gerekiyor.
1 – Genel Sekreter Önder Sav’ın ekip içindeki sürtüşmeden yorulduğu ve yeni bir ekip oluşturmak istediği gerçeği…
2 – Milletvekilleri arasında yaşanan güç çatışmasının iyice ortaya çıkması.
3 – Bazı vekillerin ellerindeki gücü kaybetmemek için yeni büyükşehir adayları yaratma telaşları.
4 – Deniz Baykal’ın İzmir’i çok yakından izlediği…
5 – İzmir ile ilişkisi bulunmayan bazı milletvekillerinin hangi aday adayının kimlerle dans ettiğini bile bilmeleri…
6 – Yerel basının ve bazı köşe yazarlarının özellikle takip edildiği…
7 – Listelerin açıklanmasından sonra ortalığın toz duman olacağı ve ekiplerin yerinde yellerin eseceği…
8 – Ekip liderlerinin bu toz duman içerisinde İzmir’e girişlerinin dahi zorlaşacağı…
9 – Bazı aday adaylarının “Ben kesin adayım” şeklindeki açıklamalarının daha şimdiden rahatsızlık yaratmaya başlaması.
10 – Bu karmaşada en rahat olanların belediye başkanlarının bizzat kendilerinin olması.
11 – İl konusundaki operasyon beklentilerinin hala devam etmesi, ancak Ümit’i bile zorda bırakan gelişmeler karşı ilin görevini sürdürmesi.
12 – Genel başkan Deniz Baykal’ın Türkiye’nin sorunları ile bu kadar yakın ilgilenirken örgüt işleri ile meşgul olmak istemediği gerçeği…
13 – Önümüzdeki süreçte yapılacak yemeklerin de tarafımca izleneceği…

NOT: Bir yerde kalabalık bir grup yemek yiyorsa ve bu grup CHP’li ise bu yemekten benim gibi yüzlerce kişinin haberi vardır. Üstelik yemekte yapılan özel konuşmalar ve anlaşmalar, bir iki gün içerisinde kamuoyunda tartışılmaya başlar.

YENİGÜN 01 - 08 - 2008