Follow by Email

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

31 Ocak 2007 Çarşamba

Belediye Başkanı nerede?

Tayland gezisi krizi sonrası eve kapanan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun ne yapacağı büyük merakla bekleniyor. Son iki gündür basında Kocaoğlu’nun belediye ile ilgili bazı haberleri göze çarpıyor. Ancak haberleri okuduğunuzda bunların belediye bürokratları tarafından kaleme alındıklarını, rutin belediye işleri olduğunu hemen anlıyorsunuz. Gazetelerde boy boy fotoğraflarının yayınlanmasını seven, televizyon programlarını hiç atlamayan, ulusal basına çıkmak için sürekli basın danışmanlığı kadrosu değiştiren Kocaoğlu neden kenara çekildi?
Aziz Kocaoğlu bir karar aşamasında. Evinde siyasi geleceğini düşünüyor. Dün yakın çalışma arkadaşı Alaattin Yüksel’in de kendisini ziyaret ettiği ve uzun süre evinde kaldığı biliniyor.
Bir önceki yazımda belirttiğim gibi meclis üyelerinin bir bölümünün alacağı kınama cezasının belediye yönetimi üzerinde de etkisi olacak. Dolayısıyla Kocaoğlu kamuoyunda bu kadar tartışılan ve siyasi bir krize neden olan kendisinin ve ekibinin geleceğini masaya yatırıyor
Gerçekten ne olacak?
Senaryoların sayısı hiç de az değil.
1 –Tamamen bırakacak ve evine dönecek. Aziz Kocaoğlu’nu yakından tanıyan bir grup, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın bu kadar tartışmayı kaldıramayacağı ve belediye başkanlığından istifa ederek siyasetten çekileceğini belirtiyor. Kocaoğlu böyle bir karar alırsa Meclis yeniden bir Büyükşehir Belediye Başkanı seçmek zorunda kalacak. Disiplinde bulunan bol sayıda meclis üyesini de dikkate aldığımızda bu başkanın kim olabileceği ayrı bir tartışma konusu. Böyle bir gelişme belediye yönetiminde de büyük bir revizyonun habercisi olur.
2 – CHP’den istifa edecek ve bağımsız kalacak. Aziz Kocaoğlu kendisine yapılan eleştirilere dayanamayarak CHP’den istifa edecek ama başka bir partiye girmeyecek. Kendisi ile birlikte hareket eden meclis üyelerinin bir bölümü de aynı tavrı sergileyecek. Kocaoğlu böyle davranırsa elini zayıflatacak, son iki yıla çok daha kötü bir performansla girecek.
3 – Ekibin tamamı DSP’ye gidecek. İkinci şıkta tespit ettiklerim geçerli bu senaryo için de. Sadece bir siyasi şemsiye altına girecekleri için biraz daha rahat hareket etme şansları var. Ancak DSP’nin Kocaoğlu dışındaki taleplere nasıl bakacağı da tartışma konusu.
4 – CHP’de kalacak ancak muhalefet bayrağını açacak. En akla yatkın senaryolardan bir olarak görünüyor. Aslında uzun süredir var olan bir hareketin ortaya çıkması dışında yeni bir şey yok bu senaryoda. Sadece arka planda kalan Alaattin Yüksel’in de siyaset sahnesine çıkması anlamına gelir bu gelişme. Böylece CHP de İzmir’de muhalefetin kimler olduğunu net biçimde algılar. Kartlar açık oynanır…
5 – Genel Merkeze gider ve “Ben yaptım siz yapmayın” der. Bunu bir senaryo maddesi olarak yazmamalıydım aslında. 20 gündür kamuoyunu bu kadar meşgul eden bir konu hakkında istediğin gibi davranacaksın ardından özür dileyip konuyu kapatacaksın. Böyle bir karar zaten siyaseten bitmiş Kocaoğlu’nu insani anlamda da bitirir. Kendisine güvenen birkaç kişinin de onu terk etmesiyle sonuçlanır.
Süre az… Kocaoğlu ve ekibi bir karar vermek zorunda. Ancak karar ne olursa olsun İzmir siyasetinde uzun süre tartışılacağı kesin.
Bekleyip, kısa süre içerisinde göreceğiz…

http://www.suleymangencel.com/ 31 – 01 -2007

30 Ocak 2007 Salı

Disiplin cezaları bekleniyor

CHP’de Yüksek Disiplin Kurulu ve İl Disiplin Kurulu’nun önümüzdeki hafta toplanarak Tayland gezisine katılanlar konusunda karar vermesi bekleniyor. Yüksek Disiplin Kurulu’nun işi daha kolay. İzmir Milletvekili Muharrem Toprak, Foça Belediye Başkanı Gökhan Demirağ ile Bornova Belediye Başkanı Sırrı Aydoğan’ı oylayacak. Yüksek Disiplin Kurulu. Bu 3 kişinin de kınama ile cazalandırılacağı hemen hemen net Ankara’da.
Ya İzmir’de?
İl Disiplin Kurulu hayli yüksek sayıda partiliye ya uyarı verecek ya da kınama. Ancak burada önemli olan nokta kimin kınama alacağı…
Alaattin Yüksel ekibi olarak bilinen ve Kocaoğlu’na yakın çalışan meclis üyelerinin ve belediye başkanlarının kınama alacakları açık. Onların dışında son günlerde muhalefete çekilen bazı isimlerin de kınama alma olasılığı yüksek. Parti içerisinden gelen talepleri de dikkate aldığımızda İzmir’de de kınama alacak sayının hayli yüksek olabileceğini söyleyebiliriz.
Peki, kınama neden bu kadar önemli?
Tüzük, kınama alacak bir partilinin 1 yıl boyunca seçme ve seçilme hakkının elinden alınacağını belirtiyor.
Dolayısıyla önümüzdeki seçimlerde milletvekili olmak isteyen belediye meclis üyeleri ve belediye başkanlarının önü kesilmiş oluyor. Ancak zaten kınama verileceklere baktığımızda bu isimlerin hiç birinin genel merkez tarafından isteseler bile listelere konulmayacağı açık.
Buradaki asıl çatışma Büyükşehir Belediyesi komisyonları ile ilgili.
Büyükşehir Belediyesi’nin komisyonlarında Alaattin Yüksel ile Aziz Kocaoğlu’nun etkisi büyük. İmar Komisyonu, Çevre Komisyonu gibi önemli komisyonlarda görev alan meclis üyeleri eğer disiplin kurulunca kınama cezasıyla karşılaşırlarsa bir sonraki seçimlerde komisyon üyeliklerine aday olamayacaklar.
Bu durumda Aziz Kocaoğlu, kendisine muhalif olan isimlerle en az bir yıl komisyon çalışmalarını yapmak zorunda kalacak. Daha doğrusu 1 yıl cehennem azabı yaşayacak Kocaoğlu.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı şimdilik konuşmuyor. Kulislerde Kocaoğlu’nun disiplin kurullarının alacağı kararları beklediği, daha sonra eyleme geçeceği tartışılıyor.
Eğer Aziz Kocaoğlu ve Alaattin Yüksel taraftarı meclis üyelerinin tamamı kınama cezası alırsa İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın hareket geçeceği ve parti genel merkezi ile ipleri iyice koparacağı belirtiliyor.
Kocaoğlu bunu yapar mı bilinmez.
Bugüne kadar esip gürleyen, ardından da hiç birşey yokmuş gibi davranan Kocaoğlu’nun, kendisine karşı oluşacak kararı sessizce karşılayıp yol arkadaşlarını savunmaması da beklenebilir.
Bana göre de ikinci şık çok daha ağır basıyor.

http://www.suleymangencel.com/ 30 – 01 -2007

29 Ocak 2007 Pazartesi

Aziz Kocaoğlu’nun “post-it”leri

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu Tayland yolculuğu sonrası karşılaştığı büyük sorunlar nedeniyle ne yapacağını şaşırmış durumda. Bundan sonra atacağı adımları not ettiği post-it’i, buzdolabına yapıştırmış. Biz de orada rastladık.
İşte Aziz Kocaoğlu’nun önümüzdeki günlerde planladıkları:
1 – Ağır grip ve yorgunluk öne sürülerek en az bir hafta ortadan kaybolunacak. Bu süreçte gündem değiştirmek için yeni konular aranacak..
2 – Aldıkları kararlarla ekibi batıran yakın arkadaşlarla görüşülecek.
3 – PASOK Genel Merkezi aranacak, İngilizce yeterli olmadığından tercüman aracılığı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi kadrolarının PASOK’un liderini çok sevdikleri belirtilecek… Yorgos Papandreu’nun şaşkın bakışlarına, “Biz Ege’ye bayılıyoruz. Aynı balığı yiyoruz” karşılığı verilecek.
4 – Kent Kitaplığı bütçesinden Nedim Atilla’ya “En büyük dostumuz Papandreu. Yorgos Papandreu’nun büyük, büyük babası, eski İzmir Belediye Başkanı’yla papalina yemiş, Tokat’a kadar gitmişti” şeklinde bir kitap yazdırılacak. 15 bin civarında basılacak olan kitaplar Büyükşehir Belediyesi Meclis üyelerine ve halka dağıtılacak.
5 – PASOK’tan olumlu yanıt çıkmazsa, Alman Sosyal Demokrat Partisi, İngiliz İşçi Partisi denenecek, onlardan da yanıt alınamazsa Berlusconi’ye gidilecek. Berlusconi ile konuşulurken, İzmir’in Milano’ya karşı EXPO’ya aday olduğu gizlenecek. Bu konuda bir bilgi ortaya çıkarsa, “Biz Tayland’da öyle sunumlar yaptık ki, Milano kesin kazanır artık” şeklinde yorumlarda bulunulacak.
6 – Tayland gezisini tartışmalı hale getirenler teker teker saptanacak. Bu isimlerin Büyükşehir Belediyesi’ne girişlerinde vize uygulanacak. Vize konusunda deneyimli Başbakan Tayip Erdoğan ile görüşülecek, İstanbul’da uygulamayı düşündüğü vize girişiminin detayları öğrenilecek. Bu nedenle AKP’liler ile ara çok sıcak tutulacak.
7 – İzmir Ticaret Odası’nın iki çıkışından biri kapattırılacak, İTO Başkanı’nın binaya kaçta girip kaçta çıktığı daha rahat izlenecek. Binaya kara tarafından girip çıkması sağlanacak. Denizi göremediği için psikolojik yönden çöküşü hızlandırılacak.
8 - İzmir Ekonomi Üniversitesi üzerine İkinci Kocaoğlu Savaşı başlatılacak. Üniversitenin Güzelbahçe kampüs çalışmaları için Sakarya Meydan Muharebesi’nin taktikleri kullanılacak. Demirtaş’ın şarap fabrikası girişimi için Dumlupınar’a çıkılacak.
9 – Medya, gerçek gazeteciler ve koftiden gazeteciler olmak üzere ikiye ayrılacak. Tayland gezisini övenler gerçek gazeteci olarak değerlendirilecek, Ukrayna ile Moldova’ya yapılacak EXPO gezilerine katılımları sağlanacak. Gerekirse bu gezilere Rusya da eklenecek.
10 – Konu hakkında olumsuz haber yapan koftiden gazetecilerin başlarına çuval geçirilecek.
11 – Köşe yazarlarının gerçek yazar olup olmadıkları sorgulanacak, bunun için İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde bir birim oluşturulacak, başına da MİT Müşteşarlığı’ndan birileri atanacak. Yazarlıkları tartışmalı olanların bu kentten tez gitmeleri için baskı yapılacak.
12 – Belde belediye başkanları ve belediye meclis üyelerine her gün telefon edilecek, alacakları disiplin suçları nedeniyle travma geçirenlere psikolojik destek sağlanacak.
13 – "Yaktın beni Aloş” parçası CD’den sürekli dinlenecek. Karaburun’daki beyaz eve sık sık gidilecek. Uygun olursa geceleri orada kalınacak. Aloş’a ceza olsun diye tüm Tayland masrafı ona yüklenecek.
14 – “Keşke, gemide şarkıcı kadınla dans ederken elimi kaldırdığımda patlayan flaşlardan korkmasaydım. En azından şimdi başım dik olurdu ” diye düşünülecek. Bu nedenle tehdit edilen gazetecilere “Eğer o kareler hala elinizdeyse, kullanın” talimatı verilecek.
15 – “Sivil toplum örgütlerinden 100 adamı Tayland’a götürdük, biri çıkıp bizi destekleyecek açıklamada bulunmadı, CHP Genel Merkezi’ne faks bile çekmediler. Nedir bu sivil toplum örgütlerinden çektiğim” şeklinde hayıflanılacak.
16 – “Buzdolabı ve çamaşır makinası satmak daha kolaydı. Ne işim var benim buralarda” sorusuna özellikle gece yarısından sonra yanıt alınmaya çalışılacak. Gece uykusuzluğunu gidermek için Bornova’da Kaynana Cemal’in Kahvesi’ne gidilip, çocukluk arkadaşlarıyla çene çalınacak. CHP'lilerin yoğun olduğu Küçük Park'a hiç uğranmayacak
17 – Cem Karaca’nın şarkısı, “Esnafsın sen esnaf kal, giy dedi, takımları” şekline dönüştürülecek ve İzmir Çok Sesli Korosu tarafından, İzmir Sanat’ta seslendirilecek.
18 – “Acaba Ecevit’e mi gitsem mi”diye düşünülecek, sonra Ecevit’in hayatta olmadığı hatırlanacak, bunun üzerine Rahşan Ecevit’e başvuru yapılacak.
19 – Okullara dağıtılan atlaslardaki Tayland adı silinecek, yerine Siam yazılacak.
20 – Tay masajının İzmir’de de yapılması için Tayland’dan profesyonel masörler getirtilecek. Böylece bir sonraki Tayland gezinin maliyeti ortadan kaldırılacak.
21 – " İzmir’i demir ağlarla örüyoruz" sloganına atıfta bulunarak, “İzmir’i demir ağlarla EXPO’ya doğru örüyoruz” sloganı öne çıkarılacak.
22 - Demir tanımlaması “Demir Kırat”ı çağrıştırdığı için fazla kullanılmayacak. Babanın bir dönem genel merkeze kızıp CHP’den AP’ye gittiği tarihsel gerçeği su yüzüne çıkarılmayacak.
23 – Geziye canhıraş destek olan Ege TV’nin kapsama alanı genişlettirilecek. Gerekirse göğüste “Kurtar beni Ege TV” yazılı bir pankart taşınacak.
24 – Büyükşehir Belediyesi’nde çalışan gazeteci eşleri ve aileleri sorgulanacak, “Neden eşleriniz ve aile bireyleriniz bana daha çok destek olmuyor” denilerek, gözdağı verilecek.
25 – Büyükşehir bürokratları yeniden gözden geçirilecek. Aralarında Bornova’dan gelenler de dahil olmak üzere herkesin görev yeri değiştirilecek.
26 – Kendisine Tayland seferindeyken faks gönderen bir genel merkez yöneticisine “Sen de mi abi?” denecek. Konu hakkında Aloş’un devreye girmesi istenecek.
27 – Nebil Özgentürk’e Tayland üzerine bir belgesel yaptırılacak. Böylece tartışmaların belgesele kayması sağlanacak. Filmin maliyeti her zaman olduğu gibi gizlenecek.
28 – Bir türlü bitmeyen metro için ele kazma alınacak ve Üçyol’dan Üçkuyular’a kadar kazılacak. Uzun süre yeraltı faaliyetinde bulunulacağı için kimse İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nı eleştiremeyecek.
29 – Bir gazeteciye diğer gazeteciler kötülenecek, diğerlerine de diğerleri. Böylece gazeteciler arasında çatışma çıkması sağlanacak.
30 – Bornova’dan yakın arkadaşlardan ve danışmanlardan birinin milletvekili yapılması konusunda harekete geçilecek. Tayland gezisinde yaşananlardan sonra bu talep bazı ağabeylere bırakılacak.
31 – Genel Başkan Deniz Baykal'ı telefonla arayıp aramama konusunda anket düzenlenecek. Bu anket belediyenin web sayfasından halka ulaştırılacak. Aranın düzeltilmesi için devreye girecek milletvekilleri saptanacak.
32 - Piriştina Bursu alan gençlerin aileleri ile görüşülecek, onlardan "Biz bu Tayland seferini destekliyoruz, İzmirimiz için bulunmaz bir fırsat oldu. Kentin kanaat önderlerinin rahatlamaları, stres atmaları sağlandı" şeklinde yazılı bir belge alınacak.
33 - Tayland gezisinde yaşanan Fethullah Hoca okul faciasını büyütmeyen, hatta pas geçen Cumhuriyet ödüllendirilecek. Kendilerine Çiçek EXPO'sundan getirttiğimiz bir demek çiçek sunulacak.
34 - Yerel basın için yeni önlem paketleri hazırlanacak. İlan ve reklam yönetmelikleri değiştirilecek. İhale ilanları için The Guardian, Financial Times, konserler ve sosyal hizmetler ilanları için Le Figaro, Şeker ve Kurban bayramları tebrik mesajları için La Gazetta Dello Sport ile bağlantıya geçilecek. Tayland gezimize hiç yer vermeyen Bangkok Post, Chiang Main News, Pattaya Daily News, Bangkok Recorder gibi gazete ve internet sitelerine zırnık koklatılmayacak.
35 - Konuyu ulusal basına taşıyan ve daha fazla tartışılmasına neden olan Can Dündar'ın İzmir'e girişi yasaklanacak. Bunun için Menemen, Çiçekli Köyü, Salihli, Urla girişleri ile Aydın otobanı gişelerine nöbetçiler yerleştirilecek. Adnan Menderes Havalimanı personeli uyarılacak. Can Dündar'ın tüm bu bariyerleri aşabileceği ihtimali dikkate alınarak kent, 24 saat helikopter ile taranacak.
36 - Bugüne kadar şöyle ya da böyle bize destek olan köşe yazarları toplanacak. Toplu ayinden sonra stratejik kararlar alınacak.
37 - Moson Locası'ndaki ağabeyler uyarılacak. Gerektiğinde onlarla birlikte taktik geliştirilecek.
38 - Önce "Bu geziye mutlaka gidilmeli" savı ile hareket edip, bavulu ile birlikte büyükşehire gelen, ardından Deniz Baykal'ın talimatını duyunca, "Ben vazgeçtim, çok önemli bir toplantım vardı, şimdi hatırladım" deyip ortadan kaybolan Konak Belediye Başkanı'ndan hesap sorulacak.
39 - Buzdolabına yapıştırdığım "post-it"i bulup, okuyan, yayınlayan, mail yolu ile yayılmasında aktif görev alan kişi ve kurumların sonlarının hiç de iyi olmaması için harekete geçilecek..

http://www.suleymangencel.com/ 29 – 01 -2007

26 Ocak 2007 Cuma

CHP Genel Merkezi, gereken siyasi dersi verdi

Tayland depreminin artçı sallantıları devam ediyor. Dün gece CHP MYK’nın aldığı karar aslında bir artçı sallantıdan çok yeni bir deprem yarattı İzmir’de. MYK, Kocaoğlu dışında Tayland gezisine katılan belediye başkanları ve meclis üyelerinin ihtar ve kınama cezalarına çarptırılmaları istemiyle tüm CHP’lilerin disiplin kurullarına sevkine karar verdi. Bu çerçevede İzmir Milletvekili Muharrem Toprak, Bornova Belediye Başkanı Sırrı Aydoğan ile Foça Belediye Başkanı Gökhan Demirağ Yüksek Disiplin Kurulu’nda, diğer belde belediye başkanları ile meclis üyeleri İ Disiplin Kurulu’nda ifade verecekler.
Tayland gezisi sırasında CHP’liler arasındaki genel kanı, “Bu kadar kalabalığız, genel seçim öncesi CHP Genel Merkezi bize herhangi bir disiplin cezası veremez” şeklindeydi.
Ancak genel merkez, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın mesajını hiçe sayan belediye başkanları ve meclis üyelerinin cezalandırılmasını gözünü kırpmadan kabul etti.
Şimdi sırada hangi belediye başkanları ve meclis üyelerinin ihtar, hangilerinin ise kınama cezası alacağı tartışmasında.
İhtar disiplin suçunun en zararsız olanı. Ancak kınama 1 yıl siyasi yasağı içinde barındırıyor. Dolayısıyla genel seçimlerde milletvekili olmak isteyen belediye başkanları ve meclis üyelerinin önü kesilmiş oluyor. Kınama alacak belediye başkanları ve meclis üyelerinin kimler olacağını buradan söylemeye gerek yok. Zaten herkes bir anlamda tahmin ediyordur bu isimleri…
Genel Merkez’in almış olduğu bu doğru karar çok önemli.
Ancak benim asıl beklediğim İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun tavrı.
Aslında MYK’nın aldığı kararlarla siyaseten ateşe atılmış belediye başkanları ve meclis üyelerinden sorumlu olan Kocaoğlu. Onların Tayland gezisine katılmasını isteyen de kendisi. Şimdi karşımıza geçip, “Ben grup toplantısında arkadaşların gitmemeleri konusunda görüş bildirdim” cümlelerine sığınmaz inşallah. Çünkü İzmir İl Başkanı Selçuk Ayhan toplantıdan ayrıldıktan sonra Kocaoğlu ve ekibinin Tayland’a gidilmesi konusunda nasıl bir çalışma yaptıklarını herkes biliyor. Üstelik Kocaoğlu’nun fikir babası ve yakın siyaset arkadaşı Alaattin Yüksel’in de açıklamalarını unutmamalıyız. Ne demişti Yüksel: “Genel Merkez elini İzmir’den çek. Deniz Baykal Tayland grubunu havaalanında çiçeklerle karşıla…” Maşallah, genel başkan gibiydi Yüksel…
Peki Kocaoğlu ne yapacak?
Üç alternatifi var Kocaoğlu’nun.
1 – Kameraların karşısına geçip, “Tayland’a gitmek hatalıydı. Bu geziye kendim dışımda katılan tüm CHP’lileri şiddetle kınıyorum. Allah genel merkezimize zeval vermesin. Onlar olmazsa biz ne yaparız buralarda” diyebilir.
2 – Yanına Alaattin Yüksel’i de alarak, “Genel Merkez’in kararını şiddetle kınıyoruz. Arkadaşlarımıza verilen cezadan biz de istiyoruz. Hatta daha büyüğünü” diyerek ateşe attıkları siyasetçilerin yanında kendileri de yanabilir.
3 – Birkaç gün hasta ayağına yataktan çıkmayarak konunun soğumasını düşünebilir. Ancak bu konunun soğutulmasını istemeyen, sürekli ateşte tutmak için hareket halinde olan CHP’lilerin olduğunu da unutmamalı Kocaoğlu. Hastalığı geçince bu yemek ısıtılıp tekrar önüne konacaktır.
Öyle ya da böyle CHP Genel Merkezi ve Kocaoğlu arasındaki ipler yeterince gerilmiştir. Her ne kadar gözümüzün içine bakarak “Benim genel merkez ile genel başkan ile bir sorunum yok” dese de bu saatten sonra sadece Tayland’a götürdüğü gazeteciler inanır Kocaoğlu’na…

NOT: Ege TV’de dün akşam yayınlanan programda Erol Yaraş, Nedim Atilla ve Hamdi Türkmen Kocaoğlu, Tayland gezisi ve gazetecileri tartışıyorlardı. Onların tartıştığı saatte CHP MYK kararı almış, bu haber İzmir’e bomba gibi düşmüştü. Ancak konuyu çok iyi bildiklerini iddia eden uzmanların bu konudan haberleri bile yoktu. Öylesine konuştular, durdular...

http://www.suleymangencel.com/ 26 – 01 -2007

25 Ocak 2007 Perşembe

Gerçek bir hayal kırıklığı

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu olaylı Tayland seferinden sonra dün akşam İzmir TV’de Yeni Asır Gazetesi muhabirleri İlker Çoban ve Nihal Aşkın’ın konuğu oldu. Bugüne kadar çıktığı her programda “Siz büyük bir belediye başkanısınız, Ne kadar mükemmel işler yapıyorsunuz” mantığını benimsemiş gazetecilerle söyleşi yapan Kocaoğlu belki de ilk kez karşısında “soru” soran gazeteciler gördü. Bu açıdan her iki gazeteci arkadaşımı kutlamak isterim.
Ama Kocaoğlu hazırlıklı değildi böyle bir ortama.
Ardı ardına gelen sorulardan bunaldı ve hata yapmaya başladı.
Kocaoğlu İzmir’de herkesin bildiği ancak kendi ağzından duymak istediği ilk mesajı verdi. “Chiang Mai’deki Çiçekçilik Fuarı’nda İzmir’in EXPO adaylık oylamasına katılacak delegasyon ile görüşülmedi.”
Kocaoğlu bu açıklamanın bir gün sonra yeni bir tartışma başlatacağını düşünerek yaptığı gafı kapatmaya çalıştı. Çiçekçilik Fuarı’nın uzun dönemi kapsadığını bu nedenle eş zamanlı olarak 29 ülkenin delegasyonu ile buluşamadıklarını anlattı. Ardından oy verecek delegasyon ile birebir görüşme dışında da lobi faaliyetlerinin yürütülebileceğini belirtti.
Oysa aynı Kocaoğlu geziye çıkmadan önce başlayan tartışmalarda Tayland seferinin önemine değinirken Chiang Mai’de İzmir’e oy verecek delegasyon ile görüşüleceğini ve lobi faaliyetlerinin yürütüleceğini açıklamıştı.
Bu önemli açıklamanın üzerine giden İlker Çoban ve Nihal Aşkın’a başka bir yanıt vererek bizi daha da şaşırttı Kocaoğlu:
“Siz bugüne kadar hiç seçim geçirdiniz mi? Seçimde oy verenlerin dışında onları ikna edecek diğer insanlarla da görüşülür.”
Kocaoğlu da biliyor ki, gazeteciler gazetecilik yapar, politikacılar politika. Dolayısıyla bir gazetecinin seçime katılması mümkün değildir. Üstelik aynı gazeteciler yıllardır kongreler, kurultaylar izliyorlar. Siyasi lobinin nasıl yapıldığını pratikte yaşamasalar bile, çok iyi biliyorlar.
Bu açıdan baktığımızda, ortada oy verecek birileri yoksa, üstelik oy verecekler bilinmiyorsa, bilinmeyen birilerine baskı yapacak adamların nasıl bulunduğunu gerçekten merak ettim. EXPO seçimlerinde Türkiye adına iki kişi oy kullanacak. Kocaoğlu daha Türk delegasyonunun isimlerini bile bilmiyor.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın hata üzerine hata yapması programı yapan muhabirleri de şaşırttı.
Ancak bir başka hata programın tuzu biberi oldu.
Kocaoğlu Tayland’daki lobi faaliyetleri sırasında büyük bir yemek verdiklerini ve bu yemeğe Taylandlı üç gazetecinin de geldiğini söyledi.
Kocaoğlu bizi ve İzmirlileri saf zannediyor ise diyecek bir şeyim yok. Bugüne kadar Kocaoğlu’nu sadece makamında ziyaret eden yabancı delegasyonun sayısını kendisi de unutmuştur. Bu ziyaretlerin bir bölümü de nezaket ziyareti niteliğindedir. Ancak bu delegasyonların ziyaretlerinde çevresine baktığında kaç gazeteci görmüştür Kocaoğlu. En az 10…
Siz, bir ülkenin, bir kentin EXPO adaylığı için lobi faaliyetinde bulunmak amacıyla 13 saat uçacaksınız, heyetinizde 227 kişi olacak, Tayland’ın en lüks otelinde akşam yemeği düzenleyeceksiniz, bu yemeğe Taylandlı üç gazeteci katılacak.
Biraz garip değil mi?
Üstelik Kocaoğlu bu gazetecilerin ne yazdığını da bilmiyor aradan 4 gün geçmesine rağmen.
Büyük olasılıkla, Türkiye’nin Tayland Büyükelçiliği’ne, “Gazetelerde bizimle ilgili bir şey çıkarsa gönderin” temennisinde bulunmuşlardır, büyükelçilik de bir iki gün takıp edip basında bir şey çıkmayınca gönderecek bir haber bulamamıştır.
3.5 milyonluk bir kentin belediye başkanının Tayland’da düzenlediği akşam yemeğinde Tayland’dan sadece vali yardımcısının ve üç gazetecinin bulunması da lobi faaliyetlerinin ne kadar olumlu geçtiğinin bir göstergesi.
Tabii ki atlamayalım. Yemeğe Tayland’da yaşayan 8 Türk işadamı da katılmış. Hatta ikisi İzmirliymiş. Büyük olasılıkla Uzakdoğu lobi faaliyetleri bu iki İzmirli’ye bırakıldı.
İzmir TV’deki programda en önemli soru Nihal Aşkın’dan geldi.
Bundan benim de haberim yoktu. İzmir ekibinin Tayland seferi sırasında CHP Genel Merkezi’nden Kocaoğlu’na bir mail gönderilmiş. Nihal Aşkın bu mailin Kocaoğlu tarafından bazı CHP’lilerle paylaşıldığını sorduğunda ilginç bir yanıt aldı. “Hayır bunu kimse ile konuşmadım.”
Dolayısıyla genel merkez tarafından Kocaoğlu’na gönderilen bir mail var ortada.
Tabii bunu öğrenmek ve en kısa süre içerisinde buradan yayınlamak şart oldu.
Aziz Kocaoğlu bu gezinin kentteki karar verici mekanizmaları birbirine yaklaştırdığını aralarında önemli dostluklar kurulduğunu da iddia etti. Buna bir derece katılabilirim. Ancak kentin ileri gelenlerinin arkadaş olması için 500 bin dolar para harcanıyorsa, “Bir yerde yanlışlık var” diye düşünmek gerekmiyor mu?
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ağır ağır konuştuğunu, kelimeleri seçmeye çalıştığını böylece hatalı açıklama yapmadığını söyledi. Bence Kocaoğlu’nun ağır konuşması hata yapmak istememesinden değil konuya hakim olmamasından kaynaklanıyor.
Tayland gezisi kendi açıklamalarından da anlaşıldığı gibi gerçekten bir hayal kırıklığıdır.

NOT: İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş EXPO konusunda Aziz Kocaoğlu’na çok önemli bir gol atacaktı. Dün İsviçre’de başlayan Davos görüşmelerinin yapıldığı salonlara EXPO standları açılacaktı. Her şey hazırlanmıştı. Ancak güvenlik kartları yetmediği için iptal edildi bu standlar. Eğer Demirtaş’ın bu adımı başarıya ulaşsaydı, bir hafta da bu konuyu tartışırdık artık.

SON NOT: Lobi dediğiniz zor, zaman alan ve zahmetli bir iştir. Bakınız: Tayland gezisinin tüm tartışmaları.

EN SON NOT: Yenigün gazetesi yöneticileri. Şu gazeteyi internette daha önce güncelleyin lütfen. Sabahın köründe yazıyı yazmak için ekrana oturduğumda Yenigün'ün kent için neler düşündüğünü bilmek isterim. Diğer gazeteler saat 07.00'de hazır oluyor.

http://www.suleymangencel.com/ 25 – 01 -2007

24 Ocak 2007 Çarşamba

Gezinin notları

Tayland ekibi döndü, tabii ki bir sürü dedikodu ile. Neler yaşandı, kimler ne yaptı, gezinin ana konusu neydi, kimler rahattı kimler tedirgin?
Biliyorsunuz, Türkler masada açılır ve başlar yaşananları birbiri ardına sıralamaya… Birkaç gün içerisinde yenecek akşam yemekleri Tayland gezisinin arka planını verecektir İzmirlilere…
Ama biz birkaç not ile başlayalım:
1 – Gezinin son günleri yaklaştığında bazı belediye başkanları ve meclis üyelerinde tedirginliğin arttığı gözlendi. Başta Aziz Kocaoğlu da olmak üzere özellikle belde belediye başkanları dönüşlerinde genel merkezin alacağı tutumu çok merak ediyorlardı.
2 – Tedirgin isimlerin arasında Seyrek Belediye Başkanı Nurgül Uçar da vardı. Ege TV’de hafta boyu yaptığı açıklamalarda genel merkezi suçlayıcı ifadeler kullanan Uçar, siyasi geleceğinin genel merkezin elinde olduğunun farkında sanırım.
3 – Geziye son dakika katılan kendisine yapılan baskılar nedeniyle damadı tarafından uçağa yetiştirilen Balçova Belediyesi Meclis Üyesi Cumali Altuner en tedirgin meclis üyelerinden biriydi. Tabii ki son dakika eylemi ile ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranabildi.
4 – Alaattin Yüksel ekibi ise parti ile ilişkilerini tamamen kopardığı için çok rahattı. “Ankara ne isterse yapsın” diyen ekip, Tayland’ın en çok tadını çıkaranlar arasındaydı.
5 – Gezinin en “hareketli” CHP’lileri Karşıyakalı Adnan Alabay ile Çiğlili Vezir Arslan oldu
6 – Gezinin en rahatları ise DYP’li ve Anavatan Partili başkanlar ve meclis üyeleriydi. Genel merkezlerinden bu gezi konusunda hiçbir uyarı almadıkları için gönüllerince eğlendi DYP ve Anavatanlılar.
7 – AKP’lilerin yarısı masaja gitmeyi tercih ettiler.
8 – Bazı gazetecilerin meclis üyeleri ile köşe kapmaca oynadıkları da görüldü. Özellikle gece masajlarını takip eden ve görüntülemeye çalışan gazetecilere tehditler bile geldi. Hatta bir adım daha ileri gidildi ve başkan talimatı olarak bazı fotoğrafların kullanılmaması istendi. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde her şeye alışmıştık. Şimdi de sansür uygulamasına şahit oluyoruz.
Aziz Kocaoğlu’nun dönüşünde uçakta Akşam Gazetesi İzmir Temsilcisi Nedim Atilla ve Ege TV İcra Kurulu Başkanı Erol Yaraş’a yaptığı açıklamalar ise ilginçti. Kocaoğlu gezinin noktalandığını bundan sonra bu konu hakkında konuşmayacağını ve çalışmalarına devam edeceğini söyledi.
Ancak Genel Merkez’in de bu konuda ne yapacağını beklemek gerekmiyor mu? Sonuçta ortada işlenen bir parti suçu var. “Biz gittik, döndük, olay kapandı” diyerek bu işten sıyrılmanın mümkün olamayacağı, genel merkezin de alınan karara saygı duymayan ve çiğneyen belediye başkanları ve meclis üyelerine karşı bir yaptırım gücü olduğunun farkındadır sanırım Kocaoğlu.
Nedim Atilla’nın Kocaoğlu’nun uçakta yaptığı açıklamalara “Anlayan bu mesajı anlamıştır” şeklindeki yorumu ise son derece tehditkar.
Nedim Atilla’nın unuttuğu bir şey var. Siyaset çok eleştirilebilir. Ancak Türkiye’de tüm gücün siyasetin elinde olduğu unutulmamalıdır. Şu anda çalıştığı Akşam Grubu’nun sahibi Karamehmet’in son 5 yılda yaşadıklarını, Doğan Grubu’na yönelik POAŞ operasyonunu da dikkate aldığımızda siyasi gücün gerektiğinde neler yapabildiği net biçimde ortaya çıkıyor.

http://www.suleymangencel.com/ 24 – 01 -2007

23 Ocak 2007 Salı

20 kişi karşıladı

Tayland gezisinin ünlü ekibi bu sabah saat 03.30 sularından Adnan Menderes Havalimanı’na geldi. Böyle önemli bir geziye katılan, İzmir’i yurtdışında bu kadar başarılı temsil eden ekibe havalimanında çok büyük bir karşılama töreni yapılmalıydı.
Ancak bazı belediye başkanlarının ve meclis üyelerinin eşleri ve İzmir’de kalan bazı bürokratlar dışında karşılama törenine kimsenin katılmaması dikkat çekti.
Ben en azından gezinin bu kadar tartışılmasına yol açan CHP eski il başkanı Alaattin Yüksel’in olmasını beklerdim havalimanında…
Ekibin havalimanında çiçeklerle karşılaşmasını da yadırgadım. Zaten 8 gün çiçek gören hatta onları sulayan Tayland fatihlerine İzmir’e inişlerinde çiçek verilmesi de ilginç.
Aziz Kocaoğlu kendisine sunulan 3 buketi görünce dayanamadı ve Tayland anılarını anlatmaya başladı.
Öncelikle geziyi belediye başkanları, meclis üyeleri, oda başkanları ve sivil toplum örgütleri liderleriyle gerçekleştirdiklerini söyledi.
Kocaoğlu’nun hala geziye kimlerle katıldıklarını açıklaması da bir garip. İzmirliler geziye kimlerin katıldığını isim isim biliyorlar. Kocaoğlu dert etmesin bu yönden…
Kocaoğllu Tayland deneyimlerinin önemli olduğunu, belediye başkanlarının bahçecilik konusunda önemli deneyimler kazandığını söyledi ve ekledi: “Bundan böyle İzmir’in parkları daha güzel görünecek.”
500 bin dolarlık gezinin amacının İzmir parklarının daha güzel görünmesi olacaksa ortada vahim bir durum var gibi…
Gecenin 03.30’u, Adnan Menderes Havalimanı’nın soğuk karanlığı, bir idamı hatırlattı bana. Siyaseten idamı yakınlaşmış adamın, gecenin soğuğunda ölümü karşılaması ruh hali vardır ya; o kalabalık (20 kişi) bu ruh halinden başkanı sıyırmaya çalışıyordu. (Bu cümle tabii ki sabahın köründe olayı izleyen bir İzmirli tarafından aktarıldı. Onun için aynen yayınladım)
Aziz Kocaoğlu sabah 08.35’te makamına geldi. Merak etmesin kimse onun koltuğunu almayacaktır en azından 2009 baharına kadar.
Orada istediği gibi hareket edebilir, istediği kararları alabilir. Ancak bunu parti bilinci içerisinde mi yapar, yoksa bağımsız olarak mı onu zaman gösterecek.
CHP MYK yarın akşam toplanıyor. Toplantının gündem maddelerinden birinin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın Tayland gezisi olması kuvvetle olası.
Oradan ne karar çıkar bilinmez. Ancak geziye katılan bazı isimler üzerinde ortak bir görüş ortaya çıkıyor gibi. Çarşamba akşamını bekleyip, çıkacak kararları yorumlamak daha iyi olacak. O güne kadar Tayland fatihlerinin gezi anılarını dinleyip, oralarda neler yaptıklarını tartışacağız sanırım.

http://www.suleymangencel.com/ 23 – 01 -2007

22 Ocak 2007 Pazartesi

227 kişiye ne oldu?

Biri bana, “Gün gelecek, bir hafta boyunca tüm Tayland gazetelerini tarayacaksın” dese, güler geçerdim herhalde. Ama şimdi gülmüyor, her gün iki saat internetten Tayland gazetelerini takip ediyorum.
Ne mi arıyorum? İzmir Büyükşehir belediyesi’nin Türkiye’de fırtınalar koparan ünlü Tayland gezisine Tayland’ın bakışını öğrenmek.
İzmir Büyükşehir Belediyesi internet sitesine baktığımızda, Aziz Kocaoğlu ve avanesinin Tayland’a götürdükleri Türk gazetecilere verdikleri demeçleri okuduğumuzda, biz Tayland’ı fethetmişiz.
Olabilir, bu bir bakış açısı
Peki ya fethettikleri ülke, bu fatihleri nasıl algılıyor?
Tayland’ın resmi dili Tay olduğu için tabii ki bu dilde yayınlanan gazeteleri takip etme şansımız olmadı. Ancak hemen hemen tüm gazetelerin ve haber ajanslarının İngilizce siteleri de var. Ne de olsa bir dönem büyük devletlerin sömürgesi altında kalan bu topraklarda İngilizce ikinci resmi dil durumunda.
Önce, Çiçekçilik EXPO’sunun yapıldığı Chiang Mai’ye uzanalım… Her organizasyonun olduğu gibi bu fuarında bir web sitesi var.
http://www.royalfloraexpo.com/ Bu sitede Türkiye üzerine bir tek haber gözümüze ilişti. Türkiye’nin Tayland Büyükelçisi Mümin Alanat’ın EXPO alanını ziyaret edişi ve yöneticilerine Türk lokumu dağıtması. Bir uçak ile EXPO’ya çıkarma yapan İzmir ekibinden hiç söz edilmiyor. Türkiye Büyükelçisi de bu konu üzerine hiçbir şey söylemiyor. Çiçekçilik EXPO’sunda Türkiye’nin bir bahçesinin bulunmasının Türkiye-Tayland ilişkilerini geliştireceğini vurguluyor. Kocaoğlu İzmir’e dönüşünden sonra, kanka olduğu EXPO’cu Taylandlıları bir arasa da resmini siteye koydursa bari.
Star Gazetesi Ege Bölge Temsilcisi Halit Tunç, köşe yazısında, “Tayland çiçekçilik seferinde ulaştığımız en ilginç bilgi ise EXPO 2015 fuarı için karar verebilecek hiçbir delegenin orada olmadığıdır” diyor. Ben okuduklarımın içerisinde bu bilgiye rastlamadım. Ancak bu doğru ise durum gerçekten bir felaket.
Neyse biz devam edelim Tayland medyasına…
http://www.chiangmainews.com/ Şehir haberleri sitesi. Bir hafta boyunca tek bir habere rastlamadım, İzmir grubu ile ilgili.
http://www.bangkokpost.com/ Ülkenin en büyük yayın organlarından biri. Güncel ve ekonomi haberlerinde ünlü İzmir çıkarması ile ilgili bir satır bile yok. Sadece EXPO bittikten sonra fuarın yapıldığı alan Tayland Tarım Bakanlığı’na devredilecekmiş
http://www.bangkokrecorder.com/ Vallahi burada da bir şey yazmamışlar…
http://www.biz-day.com/ Tayland’ın iş dünyası ile ilgili bir site. Burada da tek kelime yok. Ne Türkiye, ne İzmir.
http://etna.mcot.net/ Thai Haber Ajansı’nın İngilizce sitesi… Singapur Büyükelçisi’nin yaptığı konuşma bile haber olmuş. Ancak bizimkilerden tık yok.
http://www.nationmultimedia.com/ Ulus adlı bir Tayland gazetesi. Küçük ve orta ölçekli işletmeler üzerine birkaç haber var. Hatta ulusal Park’ta bu işletmeler için yeni bir alan açılacağı ancak bürokrasi dolayısıyla bunun geciktiği belirtiliyor.
http://thainews.prd.go.th/newsenglish Tayland Hükümeti’nin resmi haber ajansı. Tayland’a yaşanan trafik kazası haberi bile var. Neyse ki kazaya neden olanlar Türk değil. Kuş gribi konusunda da önemli haberler var. Belki İzmir heyeti döndükten sonra karantinaya almak gerekebilir. İkinci bir nedenle de karantina gerekebilir ama neyse….
http://www.pattayamail.com/ İzmir Grubu’nun gözdesi Pataya’nın yerel gazetesi de bizimkileri “es” geçmiş. Tayland’daki Çocuk Günü üzerine bol bol resimler ve haberler var. Dubai’den gelen iki yatırımcının kentin hangi bölgesiyle ilgilendiklerine yönelik ekonomi haberleri de bulunuyor.
http://2bangkok.com/ Tayland’da hava kirliliği yaşandığına dair bilgileri bu gazeteden alıyoruz. Çocuk Günü haberleri de ön sıralarda bu yayın organında. Allah için bir İzmir haberi bakıyoruz. Ama nafile…
http://www.asiantribune.com/ İsmine bakılırsa sadece Tayland’ın değil, bölgenin en ciddi yayın organlarından biri. Sokağa bırakılan yaşlı adam haberi, bomba ihbarı bu gazetenin öne çıkardığı haberler arasında.
http://www.thekoratpost.com/ Bu yayın organı da İzmir’e hiç değinmemiş.
http://www.pattayablatt.com/ Almanca bir internet sitesi. Liseden kalma Almancam ile okumaya çalıştım. Kamboçyalı bazı yatırımcıların Tayland’a geldiğine kadar birçok habere rastladım. Ama içinde Türkiye ve İzmir geçen hiçbir haber karşıma çıkmadı. www.pattayadailynews.com Kuzey Avrupa’dan gelen bazı yatırımcıların ülkenin farklı bölgelerine tur düzenledikleri ve yatırım alanı aradıkları öne çıkarılmış. Angelina Jolie’nin, Brad Pitt ile ilişkisinin düzeldiğine dair habere bile rastladım. Ama bizimkileri göremedim.
Üstelik ben bu haberleri izlerken Tayland’dan şöyle bir açıklama geldi. “Önceki gün Bangkok’un tarihi mekanlarını gezdik. Akşam tekne gezisiyle kent turumuza devam ettik. Dün ise Taylandlı ulusal ve yerel basın mensupları ile bir basın toplantısı düzenledik. Bu sabah 4 Tayland televizyonunun ortak canlı yayınında Türkiye ve İzmir i tanıttık.”
Ben size Tayland’da yayınlanan gazetelerin web adreslerini de verdim. İngilizce bilen girer bakar neler olduğuna bu ülkede. Ve görür İzmir ile Türkiye’nin nasıl algılandığını…
Tabii ki sadece Tay dilinde yayınlanan, İzmir’de bazı gazetelerin yaptığı gibi 400 satarken 10 bin sattıklarını iddia eden birkaç yerel Tayland gazetesi, İzmir Grubu’nun tartışmalı gezisine yer vermiş olabilir. Tabii onları daha sonra izlemek gerekecek. Belki bu gazetelerde de önümüzdeki haftalarda İzmir Büyükşehir Belediyesi ilanlarına rastlayabiliriz…

NOT: Dönüş hazırlıklarına başlayan belediye meclis üyeleri ve belediye başkanları arasında panik havası seziliyor. Kafilenin büyük çoğunluğu dönüşte partilerinin kendilerine gösterecekleri tavrı merak ediyor. Tabii ki eğlence ve gezi programı sona erdi, şimdi gerçeklerle yüzleşme zamanı…

http://www.suleymangencel/ 22 – 01 -2007

19 Ocak 2007 Cuma

Alaattin Yüksel devrede

Top, döndü dolaştı gereken yeri buldu; Alaattin Yüksel… Kamuoyunda uzun süredir görülmeyen CHP’nin eski il başkanı, yakın arkadaşı Aziz Kocaoğlu’nun Tayland turu nedeniyle yaşadığı eleştirileri göğüslemek için kendini ortaya attı.
Bir yandan Tayland turunun kent için ne kadar gerekli olduğunu anlatmaya çalıştı, diğer yandan CHP Genel Merkezi’nin kararını set biçimde eleştirdi, “Baykal İzmir’den elini çekmeli, Deniz Baykal Tayland grubunu karşılamak için İzmir’de olmalı” dedi.
İzmir TV’nin programına katılan Alaattin Yüksel program öncesi tüm meclis üyelerine ve pazı CHP’lilere bir televizyon programına katılacağına yönelik cep telefonu mesajı çekti.
Tayland’ta bulunan ve kendisi ile birlikte hareket eden meclis üyeleri, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve bazı dış temsilciliklerde coşkuyla karşılanan bu program maalesef Tayland’tan izlenemedi. Alaattin Yüksel tüm meclis üyeleri için programın bir CD’sini hazırlar ve dağıtır artık...
İki kurultay önce CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a karşı Zülfü Livaneli’yi destekleyen, Livaneli’nin ekibinde genel sekreter olmayı planlayan, Livaneli’nin başarısızlıktan sonra partiden ayrılmasından sonra bazı destekçileri tarafından genel başkan adayı olarak lanse edilen Alaattin Yüksel, bir Küba gezisi sırasında görevden alınmış, siyasi kariyerine son verilmişti.
Alaattin Yüksel’in, Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kocaoğlu ile birlikte hareket etmesi daha doğrusu Kocaoğlu’nu yönlendirmesi kaçınılmaz bir durumdu. Ancak bu ilişkide ne kadar aktif olduğu hep tartışılıyordu. Büyükşehirin kadrolaşmasında önemli sorumluluklar alan Yüksel, Tayland gezisi ile birlikte sahneye yeniden çıktı.
Kocaoğlu ve Yüksel neyi amaçlıyor.
Birinci senaryonun bu ekibin DSP’ye geçeceği yönünde. Ancak bu senaryo yeni değil. Alaattin Yüksel bu senaryonun gerçekleştirilmesi için çalıştı. Çok küçük bir grup bir evde akşam yemeği bile yedi bu senaryo için. Ancak Aziz Kocaoğlu ikna edilemedi o dönemde. Yüksel Tayland gezisi sırasında yaşananları da dikkate alarak yeniden sahneye çıkıyor, Kocaoğlu’nu ikna etmek için. Ancak her zamanki gibi tutmayacak bir senaryonun peşinde koşuyor, yeniden mağlup olmak için elinden geleni yapıyor.
İkinci senaryo daha önce bu sütunda da belirttiğimiz Kocaoğlu’nun taktiği. Genel seçime kadar olayı ger, binayı CHP’nin olası başarısızlığı üzerine inşa et, CHP’nin seçimlerdeki başarısızlığını kurultayda dile getir ve kendine yakın bir genel başkan ve genel merkez seçtirmek için büyükşehirin tüm imkanlarını kullan.
İkinci senaryo bana daha mantıklı geliyor. Tabii genel merkezin Tayland turuna katılanlara vereceği ceza ile olay çok daha net olacak.
Taylad turuna katılan ve işlerini yapan muhabir gazeteciler, dışında Kocaoğlu’nun yakın arkadaşları bazı temsilci gazeteciler de vardı.
Örneğin Akşam gazetesinin Ege ilavesini okursanız, İzmir temsilcisi Nedim Atilla’nın bu geziyi göklere çıkaran yazılarıyla karşılaşırsınız.
Ege TV’nin akşam haberlerinde de İcra Kurulu Başkanı Erol Yaraş’ın Tayland’tan bildirdiği haberleri dinlerseniz, İzmir’in bu seyahat ile neler kazandığını da görürsünüz. Bir dönem Doğru Yol Partisi’nden ikinci sıra milletvekili adayı olana Yaraş’ın CHP’nin iç işleri konusunda bu kadar bilgili olduğuna da çok şaşırdım doğrusu!!!
Ortalık toz duman ama halkın parasının kamuda nasıl kullanıldığını sorgulamaya gelince mangalda kül bırakmayan Cumhuriyet Gazetesi’nde Tayland ile ilgili tek satır yok. Sanırım Cumhuriyet’in İzmir Temsilcisi Serdar Kızık sesini duyurmak istemiyor Tayland’ta…
Emin Çölaşan’ın fikirlerini hep eleştirmişimdir. Ancak Tayland’da giden gazeteciler yazısı konusunda hemfikirim. Keşke o da bu yazıyı isim ve kurum vererek kaleme alsaydı.

http://www.suleymangencel.com/ 19 – 01 -2007

18 Ocak 2007 Perşembe

Tayland ile bizlere gün doğdu

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ekibinin en rahat isimleri ise basın danışmanları. Göreve geldiğinden beri “Neden ulusal basına çıkmıyoruz” eleştirisiyle 3 basın danışmanı değiştiren Kocaoğlu, bugünlerde ulusal basının manşetlerinden inmiyor. Genel yayın yönetmenlerinden ünlü köşe yazarlarına kadar herkes Büyükşehir belediyesinin Deniz Baykal’ı da dinlemeyerek çıktığı Tayland gezisine kilitlenmiş durumda. Televizyonlar ise apayrı bir noktadan vuruyor Kocaoğlu’nu.
Tayland gezisi tamamlandıktan sonra çekilen görüntülerin bir bölümünün, youtube adı verilen video sitesine düşme olasılığı da yüksek. O zaman, bu gezinin öneminin altını çizen belediye başkanları ve meclis üyelerinin performanslarını izleyecek ve not vereceğiz. Tıpkı Ali Kırca olayında yaşandığı gibi.
Televizyonlardaki magazin programlarının da bu gezinin sonucunda ellerine geçecek malzemeyi iyi kullanacaklarından eminim. Bu kadar gürültünün içinde Aziz Kocaoğlu’nun şekeri yükselir mi bilinmez.
Kocaoğlu Tayland’ta çiçek sulamayı bırakmış, kulağı İzmir ve Ankara’dan gelecek açıklamalarda… CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, CHP İzmir İl Başkanı Selçuk Ayhan’ın yaptığı açıklamalara hiç vakit kaybetmeden yanıt veriyor, kendisine siyasi linç yapıldığını ileri sürüyor.
Ancak dün Yeni Şafak’ın Deniz Baykal’ın Kerkük konusundaki açıklamalarına ve Tayland gezisine atıf yaparak “CHP’nin sınırötesi operasyonu” başlıklı manşet haberinin partisine ve genel başkanına vereceği zararı pek düşünmüyor Kocaoğlu. Aklı fikri kendisine yapılanlarda.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı, o koltuğa oturduktan sonra hangi partiden geldiğini, kimler tarafından o koltuğa oturtulduğunu unutmuş görünüyordu. Atacağı adımların sadece kendisini bağlamadığını, siyasi kimliğini yaratan kurumun yani partinin etkileneceğini de bilmiyordu Kocaoğlu. Kendi deyimiyle siyasi linç yaşanmaya başlanınca belediye başkanlığının da siyasi bir yer olduğunu, olayın politik arka planının bulunduğunu kavradı.
Kocaoğlu Tayland’tan açıklama yapıyor, en hızlı arkadaşı da İzmir’den… CHP İzmir eski İl Başkanı Alaattin Yüksel, her zaman olduğu gibi bir politik deha olduğunu Tayland gezisi için yaptığı açıklamayla bir kez daha kanıtladı. Kendisi hakkında pek yazmayı sevmediğim halde bugün Alaattin Yüksel’in Hürriyet’te yaptığı açıklamalara yanıt vermek gerekiyor.
Ne diyor Yüksel?
“Arkadaşlarımı geziye katılmaya ikna ettiğim yalandır. Arkadaşlarım İzmir için taşıdığı önemi bildikleri için gezide yer almışlardır. Bir parti liderinin geziden beş saat önce böyle bir talimat vermesi çağdışı. Genel Merkez İzmir’den elini çekmezse ’solun kalesi’ni AKP’ye altın tepside sunar…"
Solun önemli bir temsilcisi olarak yapmış olduğu bu açıklama bizleri derinden etkiledi. Bu açıklama büyük puntolarla kentin tüm meydanlarına asılmalı, Alaattin Yüksel’in büstleri okulların bahçelerini süslemeli bu aşamada…
Kocaoğlu’nun Alaattin Yüksel’in yanından ayrılmadığı, kararları birlikte aldığı gerçeği tüm İzmirliler tarafından biliniyor. Dolayısıyla Alaattin Yüksel ne kadar “Ben bu işin içinde yokum” dese de kimsenin buna inanacağını sanmıyorum.
Bugün Can Dündar Milliyet Gazetesi’nde ikinci bir yazı kaleme aldı.”İzmir’de Artçı Tayland depremi” başlıklı yazıda, Aziz Kocaoğlu ve avanesinin Tayland gezisinden sonra İzmir Yarımada Belediyeler Birliği’nin de Tayland’a gideceğini yazdı Can Dündar.
Peki Yarımada Belediyeler Birliği’nin bu dönem başında hangi belediye başkanı var.
Alaçatı Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç. Alaattin Yüksel ve Aziz Kocaoğlu’nun yakın arkadaşı ve aynı takımın önemli isimlerinden biri.
Eğer bu ekip Tayland ismini İzmirlilerin hafızasına kazımak için olmadık yollar deniyorlarsa, bunun arkasında başka bir şey aramak gerekiyor.
Bu arada CHP Genel Merkezi bana göre çok rahat. Deniz Baykal “gitmeyin” uyarısıyla siyasi açıdan bu işten sıyrıldı. CHP örgütü de öyle. İzmir CHP örgütü de zaten başından beri karşıydı bu geziye.
Şimdi sırada bitirilmesi planlanan ancak hep ertelenen bazı işlerin yoluna koyulması var. “İzmir sınıriçi operasyonu”nun ne zaman başlayacağını da zaman gösterecek.

NOT: AKP İzmir İl Başkanı Ali Aşlık da Tayland konusuna yoğunlaşıyor ve şöyle diyor: “Bizimkilerden bazılarının CHP’lilere özendiği kesin. Ancak siyaset fazla hata kaldırmaz. Arkadaşları uyardım. Hatalar zincirinin devam etmesi halinde karşılaşılacak sonuçlar kendilerini bağlar, beni bağlamaz.”

http://www.suleymangencel.com/ 18 - 01 - 2007

17 Ocak 2007 Çarşamba

Kocaoğlu’nun “A” Planı, “B”si zaten yok

CHP İzmir İl Başkanı Selçuk Ayhan sert konuştu. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın “CHP kimliği ile Tayland’a gitmeyin” mesajını Büyükşehir belediyesi meclis üyelerinin doğru okumasını engellediği görüşünde Ayhan. Diğer bir ifade ile kendisinin büyükşehirden ayrılmasından sonra Kocaoğlu ve Alaattin Yüksel’e çok yakın belediye meclis üyelerinin devreye girdikleri Tayland’a gitmekten vazgeçenleri ikna turlarına başladıklarını ve bunda da başarılı olduklarını söyledi Selçuk Ayhan. Bu isimler de çok açık. Celal Yılmaz, Bilgin Erünal, Vezir Aslan…
Aziz Kocaoğlu ise Tayland’dan bu açıklamalar yanıt verdi ve Ayhan’ın açıklamalarının yanlış olduğunu iddia etti.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tayland gezisi sırasında açıklamalarına devam edecek anlaşılan. İzmir’de hakkında yapılan açıklamaları, genel merkezin bakış açısını, köşe yazarlarının yazılarını okuyacak gerekirse bunlara yanıt verecek.
Neden rahat değil Aziz Kocaoğlu?
Kocaoğlu ikinci dönem de kenti yönetmek istiyor. Kendisine yakın belediye başkanları ve meclis üyeleri de ikinci dönem seçilmek istiyorlar.
Ancak göreve geldiklerinden beri CHP Genel Merkezi ile özellikle CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile yaşanan sürtüşme bu ekibin ikinci dönem adaylığına büyük engel.
Kocaoğlu tek başına başka bir partiye geçse ve adaylığını açıklasa da yeterli değil. Çünkü bir başka partinin tüm bu ekibi sırtlaması mümkün görünmüyor.
Aslında Kocaoğlu ve ekibinin İzmir’deki taktiği çok açık… Genel seçimlere kadar ipler gerilecek. Halkın genel merkez ve b üyükşehir belediyesi çatışmasından yorulması sağlanacak. Seçimler sırasında partiye çok az destek verilecek.
Sonuçta?
CHP istediği oyu alamayınca CHP Genel Başkanı ve genel merkez yöneticilerinin başarısız oldukları ileri sürülerek yönetimde bir kan değişikliği talep edilecek. Kurultayın kısa süre içerisinde yapılması planlanacak. Bunun için büyükşehir belediyesinin tüm kaynakları kullanılacak.
Yeni genel başkan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin büyük desteği ile partide iktidara geleceği için 2009 yerel seçimlerine aynı kadro ile gidilecek.
Kocaoğlu ve çevresindekilerin siyaseten ayakta kalmaları için uygulamaya çalıştıkları taktik bu. Zaten bundan başka “B Planı” yok bu ekibin.
Genel Merkez’in iyice açığa çıkan bu plana karşı bir alternatifi mutlaka vardır.
Her şeyden önce İzmir İl Başkanı Selçuk Ayhan’ın da dediği gibi bu ekibin bir şekilde cezalandırılması gerekiyor. Hem genel merkezi kamuoyu önünde küçük düşürmeye çalıştıkları için hem de parti suçu işledikleri için.
Ancak önümüzde genel seçimler var. Partide yaşanacak Kocaoğlu kaynaklı ciddi bir kaosun CHP’ye zarar verileceği çok açık ve net görünüyor.
Belki bu işin ele başılarına yönelik küçük bir operasyon devreye girebilir. Ardından genel seçimler beklenir. Sonra da asıl darbe gerçekleştirilir.
2007 yılı oldukça hareketli geçecek anlaşılan.

http://www.suleymangencel.com/ 17 – 01 -2007

16 Ocak 2007 Salı

Bugün Tayland’a uçanların gün gelir kanatları kırılır, tüyleri yolunur

Günlerdir İzmir kamuoyunda tartışılan, ulusal basının da gündemi haline gelen Tayland gezisi olaylı başladı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, İzmir’e gönderdiği bir mesaj ile CHP’li belediye meclis üyelerinin de bu geziye katılmamalarını istedi. Ancak Baykal’ın bu talimatını dikkate alan meclis üyesi ve belediye başkanı sayısı az oldu.
Öncelikle Deniz Baykal bir lider gibi davrandı. Medyada günlerdir tartışılan bir konunun, yaklaşan genel seçimler sürecinde kendi partisine zarar verebileceği riskini gördü. Kamuoyu vicdanını değerlendirdi ve çok doğru bir karar aldı. Bu karar kamuoyu açısından doğruydu. Üç kuruş için çalışan, kazandıklarının bir kısmını yerel yönetimlere devreden İzmirliler gözlerinin önünde oynanan bu tiyatroyu şaşkınlıkla izliyorlardı. Harcanacak 500 bin dolar İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kasasından daha doğrusu İzmirli’nin cebinden çıkacaktı. Üstelik Tayland'a yapılan gezi programına bakıldığında bu turun başka amaçlara hizmet edeceği de gün gibi ortadaydı. Siyaset uzun solukludur. Toplum, Deniz Baykal’ın aldığı kararı doğru değerlendirecektir.
Ancak asıl önemli nokta bir genel başkanın aldığı kararın CHP’li belediye başkanları ve meclis üyeleri tarafından nasıl değerlendirildiğidir. CHP’nin bir tüzüğü vardır ve tüm CHP üyeleri bu tüzük doğrultusunda hareket etmek zorundadır. Üstelik genel merkez tarafından bu görevlere getirilmiş kişilerin tüzük konusunda daha dikkatli olmaları gerekir.
Aziz Kocaoğlu dün akşamüstü yaptığı açıklamada b üyükşehir belediyesinin grup kararı almadığını, grubun serbest bırakıldığını açıklamasına rağmen, parti tüzüğü genel başkanın talimatına rağmen bir karar almanın gerekli olmadığını işaret ediyor. Dolayısıyla CHP’de bir parti başkanının aldığı bir karar tüm örgütü bağlar.
CHP İl Başkanı Selçuk Ayhan da bu konuda hassasiyet gösterilmediğini belirterek, “Kocaoğlu yanlış yaptı. Basına, toplantı sonrası grup kararı alınmadığını ve meclis üyelerinin serbest bırakıldığını söyledi. Aslında bir karar alınmasına gerek yoktu. CHP Genel başkanı’nın talimatı yeterliydi. Kocaoğlu insanları yanıltıyor” dedi.
Aslında Aziz Kocaoğlu’nun gözünün içine bakarak insanları yanıltması yeni değil. 3 gün önce Ege TV’de de “CHP Genel Başkanı Deniz Baykal milletvekillerinin bu geziye katılmalarına karşı çıktı” sorusunu, “Böyle bir şey yok. Milletvekillerinin işleri vardı, onun için gelemediler” şeklinde yanıtlaması da her şeyi açıklıyor aslında.
Bir genel başkanın talimatını çiğneyeceksin, parti meclisi üyelerinin sözlerine kulak asmayacaksın, il başkanını önemsemeyeceksin, tüzüğü dikkate almayacaksın, ardından çıkıp üye olduğun parti konusunda ahkam keseceksin. Aziz Kocaoğlu ve avanesi çok tehlikeli sularda kulaç atıyorlar.
Üstelik bazı meclis üyelerinin Büyükşehir koridorlarında “Genel merkez bizim gidişimizi engelleyemez. CHP faşist bir partidir. Bizler kurultay delegeleriyiz. Genel başkanı da biz seçeriz” şeklinde açıklama yapmaların da olayın nereye doğru gittiğini açıkça ortaya koyuyor.
Partiyi faşistlikle suçlayan Bilgin Erünal, Fahri Elmas gibi meclis üyelerinin bu koltuklara gelebilmeleri için kaç gün CHP Genel Merkezi’nde kapı önünde yattıklarını düşünmek gerekiyor.
İl Başkanı Selçuk Ayhan bazı belediye başkanlarının büyükşehirde yapılan toplantıda tam bir partili gibi davrandıklarını belirterek, “Ancak daha sonra kararlarını değiştirdiler. Bunu anlamak çok zor” dedi.
Bornova Belediye Başkanı Sırrı Aydoğan’ın toplantıda “Arkadaşlar gitmemeliyiz” tespitine rağmen Kocaoğlu’nun yanında geziye katılması bunlardan biri… Ürkmez Belediye Başkanı Osman Ürkmez ise bazı sorunları olduğunu belirtmiş ve İl Başkanı Selçuk Ayhan ile dün akşam yemeği yemek istemiş. Ancak nedense Osman Ürkmez de iki saat sonra uçağa binip Tayland’a uçtu.
Belde belediye başkanlarının bazılarının İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na göbekten bağlı olduklarını unutmamak gerekiyor. Değirmendere Belediyesi’nin Büyükşehir belediyesine yaptırttığı yaptırdığı piknik alanına “Aziz Kocaoğlu” ismi vermesi de bu ilişkiyi net biçimde ortaya koyuyor.
Şimdi asıl soru bundan sonra ne olacağı.
1 – Tayland gezisi fiyaskosu gezi sonrası bir başka bomba olarak patlayacaktır. Bu bombadan etkilenecek adam sayısı hayli fazladır. Ancak yaptığı uyarılar ve siyasi duruşu nedeniyle bu konuda en rahat kurumlardan biri CHP Genel merkezi ve CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’dır.
2 – Tayland gezisine katılanlar, gnel merkezin ve genel başkanın talimatına uymadıkları için parti suçu işlemişlerdir. Bu konuda CHP Genel Merkezi’nin atacağı adımlar da kamuoyu tarafından ciddi şekilde izlenecektir.
Ancak bana göre en önemlisi siyasetin uzun soluklu olması ve bir ilke doğrultusunda yapılmasıdır. Siyaset tavan ve taban ilişkisi çerçevesinde yürür. Tayland’a katılan CHP’lilere baktığımızda tabanlarının hiç olmadığını açık ve net biçimde görürüz. Aldıkları karar doğrultusunda tavanı da kaybettiklerini, tavanın günün birinde üstlerine düşeceğini buradan net biçimde ifade etmek isterim.
Bundan iki yıl önce CHP eski il başkanı Alaattin Yüksel’in de bir gün siyasi mefta olacağını belirtmiştim. Nitekim bu isim, bir dönem sonra aramızdan uçtu gitti, siyasi meftalar bölgesindeki yerini aldı.
Önümüzde bir genel seçim var. Ardından da yerel seçim. Siyasetin uzun soluklu olduğunu yeniden düşünerek dün Tayland’a uçan belediye başkanları ve meclis üyelerinin zamanı geldiğinde kanatlarının nasıl kırıldığını, tüylerinin nasıl yolunduğuna hepimiz şahit olacağız.
O zaman “Aman ben ettim, siz etmeyin” diyen belediye başkanlarına, belediye meclis üyelerine de rastlayacağız. Ancak siyasette hata bir iki kez yapılır. Fazla hata yapanlar, yaptıkları yanlışların sonuçlarına katlanmak zorundadırlar.

http://www.suleymangencel.com/ 16 – 01 -2007

15 Ocak 2007 Pazartesi

Güle güle Kocaoğlu

Yaklaşık 15 gün önce Tayland gezisini öğrendiğimde, “Bu konu kamuoyunda büyür. Altından da kimse kalkamaz. CHP içinde benim değer verdiğim grup bu gezi işine hiç bulaşmamalı” yorumunu yapmıştım.
Önce yerel basın başladı. Gazete ve televizyonlar 240 kişilik grubun 8 günlük gezisini kaleme aldılar, görüntülerle olayın vehametini ortaya koymaya çalıştılar. Ardından ulusal basın geldi. Böyle ilginç bir malzemeyi kullanmamak olmazdı tabii ki. Takvim ve Bugün gazetelerinin manşetine taşınan Tayland gezisine son darbeyi Milliyet Gazetesi’nde bugünkü köşe yazısıyla Can Dündar koydu.
“Yapma başkan” başlıklı yazısını Can Dündar şu cümlelerle tamamlıyor:
“Denilebilir ki, "Herkes gitmiyor mu?"
Herkes gitse de "beyaz İzmir" gitmemelidir.
Çoğumuzun gözünde İzmir, "Türkiye'nin son kalesi"dir.
O kale de Kocaoğlu'na emanettir.
O kalenin mazisi ve bütçesi, böyle polemiğe açık seferlere feda edilmemelidir.
Edilirse Tayland'da açan çiçekler sandıkta solar.
Yapma Başkan!”
Aziz Kocaoğlu hala “Bu işi abarttınız, EXPO’yu SEXPO yaptınız” desin. Ancak ortada bir gerçek var ve bu gerçeği kimse değiştiremez.
Kamuoyu bu geziyi farklı algılayacaktı, algıladı da…
Zaten bir belediye başkanını, başkan yapan da öngörü yeteneğidir.
Bu gezinin genel seçimlerde, AKP ve diğer muhalefet partiler tarafından CHP’ye karşı kullanılacağı son derece açıktır. O zaman Aziz Kocaoğlu meydanlara çıkıp halka ne diyecek çok merak ediyorum.
Acaba o zamana kadar CHP’de kalacak mı?

***

Seçimler yaklaştıkça milletvekili adaylarını basında daha çok izlemeye başladık. Halen milletvekili olan bazı isimler de yeniden ortaya çıktılar. Amaç bir dönem daha milletvekilliğine devam etmek.
Önceki gün İzmir’in 4’lüsü olarak anılan Bülent Baratalı, Türkan Miçooğulları, Erdal Karademir ve Yılmaz Kaya’nın İzmir medyasını ziyaretlerine tanık oldum. Bu dörtlünün görüştüğü bazı isimlerin CHP karşıtı oldukları çok malum.
Ancak ortada hareket alanı kalmayınca milletvekillerinin bu isimlere yanaşmasını izlemek ilginç geliyor insana.
İzmir Kalkınma Ajansı’nın açılışında Bülent Baratalı’nın konuşma isteğinin reddedilmesi ise ayrı bir dram. İzmir Kalkınma Ajansı Meclis Başkanı Necip Kalkan’ın Bülent Baratalı için “Bazıları tarafından İzmir’in baronu olarak tanımlanabilir. Ama benim baronum değil. O nedenle burada konuşmasına izin vermedim” yorumunu yapması ise gelinen noktanın hangği aşamada olduğunu gösteriyor.
Üstelik aynı dörtlünün Aziz Kocaoğlu’nun EXPO gezisini savunmaları da ilginç geldi bana. Madem savunuyorlardı, Tayland’a beraber gitselerdi.
Ama gidemezler. Çünkü bu konuda CHP Genel Başkanı’nın net tavrı var. Eğer bu tavır çiğnenirse milletvekilliği de hayal olur.
Buradan iddia ediyorum. Milletvekilliği bir yarış. Eskiler de var yeniler de… Bu nedenle önümüzdeki süreçte bu dörtlünün arasında çok ilginç gelişmeler yaşanacaktır. Hep birlikte izleyeceğiz.

http://www.suleymangencel.com/ 15 – 01 -2007

12 Ocak 2007 Cuma

Kocaoğlu İzmir'i terkediyor

Aziz Kocaoğlu EXPO’nun lobi faaliyetleri için 98 ülke delegasyonu üzerinde çalışma yapılacağını açıkladı. Aralarında Andorra, Şeysel Adaları, Belize gibi küçük ülkelerin dışında Arjantin ve Brezilya gibi büyük ülkeler de bulunuyor.
Eğer Aziz Kocaoğlu 98 ülkeyi teker teker dolaşıp İzmir için oy toplamayı planlıyorsa şu hesabı yapmamız gerekiyor.
Her bir ülke ziyareti ortalama 5 gün. 98 X 5 = 490.
Bu hesaba bazı ülkelere yapılacak ziyaretler sonrası yaşanacak jet-lag nedeniyle 2 gün de dinlenmeyi koymayı unutmamak gerekiyor.. O zaman karşımıza şöyle bir hesap çıkıyor. Aziz Kocaoğlu 2008 sonuna kadar yurtdışında.
Yerel seçim de 2009 yılında olduğuna göre İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nı bundan sonra makamında bulmak çok zor olacak. Tabii yerel seçim sonrası Bornova’daki işyerinde ziyaret edebilirsiniz Kocaoğlu’nu. 2009 Nisan ayından sonra bol bol zamanı olacak Kocaoğlu’nun…

***

İzmirli köşe yazarları CHP milletvekili adaylarını yazmaya başladılar uzun süredir. Bugün Yeni Asır Gazetesi köşe yazarı Erkin Usman da kaleme almış adayları.
Biraz irdelemekte yarar var kuşkusuz.
Şöyle diyor Usman:
"İzmir Esnafının Patronu M. Ali Susam'a dikkat. Hemen yanında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu var. İzmir valiliği döneminden kentteki izleri dört dörtlük. Nehrozoğlu, Çankaya'da da görev yaptı ama, İzmir ile bağlarını koparmadı."
Her iki ismin de milletvekili adaylığı konuşuluyor. Ancak Nehrozoğlu’nun kente neler kazandırdığı konusunu pek anlayamadım.
Devam ediyor Usman: Semra Aksakal, Hakkı Berksü, Mete Gönenç, Yücel Özen, Engin Demir, Yalçın Erdoğan, Rıfat Nalbantoğlu…
Bu isimlerden bir bölümü yaklaşık iki yıldır Deniz Baykal’ın tam karşısında. Listeyi Deniz Baykal yapacaksa, kendisine muhalif adaylara yer vermesinin mantığını çözemedim.
Bir tek neden olabilir. Erkin Usman bu adaylardan bir bölümünün Baykal’a muhalif olduklarını bilmiyor.
Erkin Usman’ın kaleminden bal damlıyor:
“Bir mini araştırma sonucuna bakılırsa, Selçuk Ayhan banko...
Kulislerde bir başka banko isim daha var: Ege-Koop Genel Başkanı Hüseyin Aslan.”
CHP İzmir İl Başkanı Selçuk Ayhan bankoysa neden hiç rahat değil? Yoksa ben başka bir Selçuk Ayhan ile mi görüşüyorum?
Her dönem adı listelerde geçen ancak bir türlü listelerde göremediğimiz Hüseyin Aslan da yine adaylar arasında. Hüseyin Aslan CHP’de son dönemlerde yaşanan gelişmelerden hayli uzak. Bunu yakalamak için Mardin gecelerine bile katılmaya başladı. Ancak CHP Genel Merkezi’nde Hüseyin Aslan ismine pek rastlamadım.
Usman, Kocaoğlu’nun başdanışmanı İlknur Denizli’yi de milletvekili adaylarından biri olarak göstermiş.
CHP Genel Merkezi, Sarıgül Kurultayı’nda kendilerine fena kazık atan CHP eski İzmir İl Başkanı Alaattin Yüksel’in ismini duyduğunda tüyleri diken diken oluyor. İlknur Denizli’nin Alaattin Yüksel’in yakın çalışma arkadaşı olduğu dikkate alındığında Deniz Baykal tarafından nasıl aday atanacağını da çözemedim bir türlü.
Erkin Usman, yıllardır “Karanlıklar Prensi” olarak tanımladığı ismin üzerinden aday listeleri yayınlamaya devam ederse, nokta atışlarda başarı oranının çok düşük olacağını şimdiden söylemek gerekiyor.
Yenigün muhabiri Ümit Yaldız bu konuda çok daha başarılı. Bazen ona danışmasında yarar var.

NOT: CHP kulisleri önemlidir. Yapılacak kısa süreli ziyaretler ve dost akşam ortamları kulislerin hareketliliği konusunda ilginç gelişmeleri ortaya koyacaktır. Kısa turun ardından ortaya çıkacak kulisleri sizlerle paylaşacağım.

http://www.suleymangencel.com/ 12 – 01 -2007

11 Ocak 2007 Perşembe

Kim, kimi şikayet ediyor?

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu İzmir’de 1.5 yıl süren doğal gaz çalışmalarının İzmirlilere eziyet çektirdiğini beyan ederek yine topu bir başka kuruma attı. İzmirgaz firmasının yaptığı çalışmaların yarattığı sorun yeni değil öncelikle.
Ama şöyle bir geçmişi hatırlayalım isterseniz.
İzmir’e doğalgaz getirilmesi konusunda başta işadamları olmak kaydı ile herkes bir şeyler söyledi.
İzmir’in önemli enerji kaynağı olarak belirtilen jeotermal bir kenara kondu, bunun için belediye ve vilayet tarafından kurulan şirketin eli kolu bağlandı.
Büyük gürültüyle konulan İzmirgaz’ın başına İzmir’in eski emniyet müdürü getirildi. Bugüne kadar böyle teknik bir konuda hiçbir çalışması olmayan Halil Tataş neden İzmirgaz’ın başına geldi.
Aslında nedeni çok basit:
İzmir’i ve İzmir kurumlarını iyi tanıyan, kurumların başındakilerle iyi ilişki sürdüren Tataş’ın asıl görevi de bu olacaktı.
Gerektiğinde araya girecek, kurumların başındakilerle iş halledilecekti.
Tataş’ın medya ile iyi ilişkileri de bu atamanın bir nedeniydi. İnternette şöyle bir gezinin, Tataş’ın İzmir’de Emniyet Müdürlüğü görevini sürdürürken kendisi hakkında kaleme alınan köşe yazılarına bir bakın.
Halil Tataş liderliğindeki İzmirgaz, doğalgaz çalışmaları başladıktan sonra da medya ile ilişkilerini sürdürdü.
Aslında bugüne kadar İzmirgaz’ın İzmir medyasına aktardığı reklam paralarına bir bakılsa, İzmir medyasının bu işe neden daha önce hiç rağbet etmediği açıkça görülebilir. Bir tarafta İzmirlinin çilesi, diğer tarafta reklam gelirleri.
Ya jeotermal?
Bu saatten sonra jeotermal enerjinin İzmir’in itici gücü olması beklenebilir mi?
Doğalgazın kentte daha rahat yayılması için özellikle geri bırakıldı jeotermal. Ve bundan sonra da sadece Balçova’nın küçük bir bölgesinde kullanılan ancak yatırım yapılmadığı için kullanıcıları bile bıktıran bir enerji kaynağı olarak anılacak. Belki, birkaç büyük otelin turizm gelirlerine destek olacak.
Kocaoğlu İzmirgaz’ı İzmirlilere şikayet edeceğine bugüne kadar bu şirket ile ilgili hazırlanan tüm dosyaları ortaya döksün, halkı gerçekten bilgilendirsin o zaman “Bu adam büyükşehir belediye başkanlığı yapıyor” diyelim.
Ancak bir iki açıklama ile gündem değiştirmeye çalışmak yeterli olmuyor halkın gözünde.
Doğalgaz konusu tartışmaya açıldığı için Tayland gezisini unutmuş değiliz mesela…
500 bin dolar olarak hesaplanan gezi bütçesinin hesabının da birileri tarafından verilmesi gerekiyor mutlaka.gelmiştir.

http://www.suleymangencel.com/ 11 - 01- 2007

9 Ocak 2007 Salı

Ben hiç yakıştıramadım

Bir muhalefet partisi milletvekili ne yapar? Kendi bölgesinin sorunlarını dinler, halkla birlikte olur, bu sorunları Meclis’e taşır.
Ülkesinin gelişmesi için çıkarılacak yasaların teklifini yapar.
İktidar partisinin çalışmalarını denetler, hatalı olanları kamuoyu önünde tartışır ve halkın bilgilenmesine yardımcı olur.
Ancak bugüne kadar bir milletvekilinin bir yarışma programında kendi ilçesinden katılan bir adayı desteklemek için sokakta kurulan dev ekranın karşısında amigoluk yaptığını gördünüz mü?
Ben de görmemiştim, 7 Ocak 2007 tarihine kadar…
Pazar akşamı STAR TV’de Popstar Alaturka adlı yarışmanın finali yapılıyordu. Finale üç yarışmacı kalmıştı. Biri Edirne’den biri Sivas’tan diğeri ise Torbalı’dan.
Star TV bu yarışmayı daha etkin hale getirmek, bu yolla para kazanmak için üç kente de dev ekranlar kurdurtmuş, halkın bu finale daha fazla ilgi göstermesini sağlamak istemişti. Kanal popstar alaturka programına devam etmek niyetindeydi.
Yarışmacıya Torbalı’dan katılan Armağan adlı gence son aylarda yarışmanın jürisinde de bulunan Bülent Ersoy’un ilgi duyduğu, bu ilginin boyutlarının önümüzdeki süreçte büyüyerek değişeceği yolunda birçok spekülasyon yapılmıştı medyada.
İşte böyle bir ortamda yapılan finalin sonlarına doğru kanal Torbalı’ya bağlandı. Torbalı halkı dev ekranın ününde kendi adayını destekliyordu. Halkın en önünde de İzmir milletvekili Sedat Uzunbay vardı.
Uzunbay bir taraftan naklen yayında kameraların önünde gücünün yettiğince bağırarak Torbalı’dan yarışmaya katılan genci destekliyor, diğer taraftan ekranda görünüp görünmediğini kontrol ediyordu.
Hiç yakışmadı. Ben de yakıştıramadım açıkçası.
Doğan Grubu’nun bir kanalında bu kadar çok eleştirilen bir magazin programına malzeme olmak bir milletvekiline ne kazandırır? Onu süreç gösterecek tabii.
Üstelik bu kanal, Doğan Grubu’nun bir çalışanının da çok kötü kullandı o akşam…
İzmir politikasının önemli muhabirlerinden olan, aynı zamanda haftada bir Hürriyet Gazetesi’nde İzmir politikası üzerine köşe yazan Elif Demirci’yi kötü bir makyaj ve kıyafetle ekranın önüne sürmüş, popstar alaturka programının Torbalı’daki canlı yayınını sunması görevini vermişti.
Bir muhabirin Doğan Grubu’nda verilen görevi yerine getirmemesi düşünülemez. Dolayısıyla Elif Demirci’nin bir suçu yok bu işte. Ancak bir politika muhabirinin, seçimlerde önemli roller üstlenecek bir gazetecinin bu şekilde kullanılması gerçekten kabul edilebilecek bir durum değil.

BİRİNCİ NOT: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Tayland turu hakkında yazılanlar son günlerde azaldı. Ancak çok ilginç gelişmeler olduğu kanısındayım bu tur için. Önümüzdeki günlerde daha ayrıntılı kaleme alırız bu gelişmeleri. Tabii bu gelişmelerin politik arka planı ise çok daha önemli olacak.

İKİNCİ NOT: Bu yıl yapılacak genel seçimlerde oy kullanma esnasında TC Kimlik Numarası baz alınacaktır. Muhtarlıklarda 1 Mart 2007 tarihine kadar asılı olan seçmen listelerinde de TC Kimlik Numaralarının yazılı olduğu görülmektedir. Ancak, çok fazla açıklanmayan, hatta biraz da sumen altı edilmeye çalışılan bir konu var. Nüfus Kağıtlarında TC Kimlik Numaraları yazılı olmayan seçmenler seçimlerde oy kullanamayacaklar… Elle yazılmış veya internetten çıktı olarak alınmış TC Kimlik Numaraları da oy verme esnasında geçerli olmayacaktır. Ehliyet, pasaport gibi kimlik yerine geçen diğer belgeler de oy verme işlemlerinde kullanılamayacaklar.

http://www.suleymangencel.com/ 09 - 01- 2007

Tayland darbesi

Dünkü yazımın altında bir not geçmiş, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Tayland turu hakkında yazılanların son günlerde azaldığını,ancak çok ilginç gelişmelerin yaşandığını belirtmiştim.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu Tayland turuna yapılan eleştirileri azaltmak için kendine göre bir yol buldu. Cephe genişletmek. Sivil toplum örgütleri liderleri ve oda başkanlarını teker teker telefonla arayan Kocaoğlu kendilerini Tayland gezisine davet etti.
Son dakika davetine kimler katılır, Kocaoğlu’nun 250 kişilik uçağı doldurmak için yaptığı hamlelere kimler inanır, bilinmez. Ancak bu hamleler bile CHP İzmir milletvekillerinin bu geziye katılmayacağı gerçeğini değiştirmez.
Kendilerini telefon ile arayan ve Tayland’a gelmeleri konusunda ısrarcı olan büyükşehir belediye başkanının dün öğleden sonra İzmir milletvekillerinden aldığı “Biz gelmiyoruz” yanıtının büyükşehir başkanında yarattığı kızgınlık dün öğleden sonra büyükşehir koridorlarında en çok tartışılan konuydu.
CHP milletvekillerinin tamamının bu geziye katılmamalarında Genel Başkan Deniz Baykal’ın ne kadar etkili olduğunu bilemem. Ancak Deniz Baykal bu konuda bir tepki göstermişse, gerçek bir lider olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.
Kamuoyunda bu kadar tartışılan bir geziye seçim öncesi CHP milletvekillerinin davet edilmesi, halkın parasının bu kadar hoyratça kullanılması eminim Deniz Baykal’ın hiç hoşuna gitmemiştir.
Şimdi sırada Kocaoğlu’na açıkça muhalefet eden belediye meclis üyeleri var.
Önümüzde bir seçim var ardından da yerel seçim çalışmaları başlayacak. Tayland gezisinin diğer siyasi partiler tarafından çok kullanılacağını unutmamak gerekiyor. Böyle bir tartışmanın malzemesi olmamak sizin elinizde. İzmir milletvekillerinin son dakikada katılmayacaklarını da dikkate aldığımızda atacağınız adımların daha mantıklı olması gerekiyor,
Bakalım bu uyarılar kaç kişi tarafından dikkate alınacak?
Bugün Yeni Asır Gazetesi’nde bir köşe yazarının yazısında kaleme aldığım İzmir milletvekili Sedat Uzunbay - popstar ilişkisine yönelik bir tespit var. Bir Torbalılı, Torbalı adayının finalde kaybetmesini şu cümlelerle ifade etmiş:
”Armağan'ın birinciliği kaybetmesindeki en önemli etken CHP’nin yarışmacıyı kendi tekeline alma girişimidir. Torbalı'ya hiç uğramayan İzmir milletvekili Sedat Uzunbay final gecesi Torbalı'ya çıkarma yaptı. CHP’lilerin final gecesi belde belediye başkanlarından, meclis üyelerine kadar şov yapması CHP’li olmayanların, 'Eğer Armağan'a oy verirsek, CHP prim vermiş olacağız' şeklinde düşünmesine yol açtı.”
Bir partinin isminin popstar yarışmasında tartışılmasına neden olan İzmir milletvekili Sedat Uzunbay’ın artık kenara çekilme zamanı gelmiştir.

http://www.suleymangencel.com/ 09 – 01 -2007

8 Ocak 2007 Pazartesi

Kocaoğlu kendi gazetesine konuştu

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu son 1 haftadır kaleme aldığım “Kocaoğlu nereye koşuyor” başlıklı yazılarımda değindiğim bir konuyu bugün net biçimde ortaya koydu.
Kocaoğlu kendisine yapılan tüm eleştirileri yine Milliyet Ege ilavesinde yanıtladı.
Artık bunu kanıksamış olmamız gerekecek. Tüm gazeteciler Kocaoğlu’nu eleştirecek, Kocaoğlu da kendi gazetesinden yani Milliyet’ten bunun yanıtını verecek.
Herkese eşit mesafede durduğunu iddia eden bir belediye başkanının bir yayın organıyla bu kadar içli dışlı olmasının bir başka nedeni vardır mutlaka. Yakında onu da öğreniriz.
Kocaoğlu Milliyet’e verdiği röportajda bir çok konuya değinmiş. EXPO konusunu da masaya yatırmış. Ancak bu saatten sonra EXPO’yu tartışsa ne olacak tartışmasa. Kararı hükümet vereceğine göre Ankara’ya bakmak daha doğru EXPO konusunda.
Kocaoğlu’nun söylediği bir iki şey dikkatimi çekti.
Birincisi İzmir’deki hava kirliliği.
Kocaoğlu hala İzmir’de hava kirliliği olmadığını iddia ediyor ve ekliyor:
“İzmir'de hava durgun olduğu zaman, geçmişten bu tarafa basınç hareketlerinden dolayı yoğun sis ve kirlilik, her kentte olduğu gibi yaşanıyor. İzmir bu konuda çok şanslı. Senede en fazla 8-10 gün yaşıyor bunu. Çaresi doğalgaz, jeotermal... Devreye sokuyoruz. Ölçüm cihazlarını da şartnamelerde belirtilen yerlere, ilgili prosedüre göre koyuyoruz. Evin çatısına çıkacaksın, kalorifer bacasının yanına ölçüm cihazını koyacaksın diye bir şey yok. Kentin uygun yerlerine konur. "Lozan Meydanı kirli, fuarın içi temiz..." Bu mümkün mü sizce? Kamu alanları tercih edilmiş, uygun yerlere konmuş bu cihazlar. Ben halkın gırtlağım yanıyor dediğine inanmıyorum. Kentin belediyesi kenti kandırır mı?”
Kocaoğlu’na birkaç çocuk doktoru ile görüşmesini tavsiye ederim. Hemen her doktor kentte artan bronşit vakalarını hava kirliliğine bağlıyor. Özellikle çocukların ve yaşlıların evden çıkmamalarını salık veriyorlar.
Kocaoğlu metro konusuna da değiniyor.
“Haziran 2004'te göreve geldim. Elimizde Üçyol-Üçkuyular'ın 10 senedir bekleyen projesi vardı. Bunun hemen ihalesine çıktık. Şanssızlık yaşadık. En fazla biz üzüldük. Şimdi telafi ediyoruz. Ocak ayı içerisinde ihale yapacağız. Maliyette artış olmayacak. O zaman da yaklaşık fiyatı belliydi, bugün de öyle. Tek bir ihale olacak. İş parça parça verilmeyecek. Bir aksilik olmazsa, 2008'in baharında bitecek.”
Metro konusunda Kocaoğlu’nun verdiği sözleri toplasak sayfalar yetmez. Şimdi de 2008 baharından bahsediyor. Yani kendi seçiminden önce bitireceğini belirtiyor. O da burada, biz de… Ancak metro konusunda yaptığı hataları genel seçimlerde AKP adayları İzmir’de dile getirdiklerinde Kocaoğlu’nun çıkıp yanıt vermesi gerekecek. Bakalım kendi adayları sıralamalarda yer almazsa Kocaoğlu bunu yapacak mı? Yoksa Alaattin Yüksel’in görevden alındığı günlerde yaptığı gibi halkın karşısına çıkıp genel merkezi mi suçlayacak?
Kocaoğlu alt geçit konusunu da gündeme getiriyor.
“Çevre yolundan sonra kuzeye, güneye ulaşımı nasıl aktarabiliriz onun hesabını yapıyoruz. Bu konudaki plan değişikliği pazartesi günü Büyükşehir Meclisi'ne gelecek. İki alt geçit Gaziemir'e, Çiğli Anadolu Caddesi'nde dört alt geçit, bir viyadük olacak... Şemikler'de problem çıktı. İki tane büyük kanal borusu geçiyor oradan. O nedenle viyadük olacak.”
Kocaoğlu, bunu daha önce bilmiyor muydunuz sorusuna da klasik geçiştirmesini yapmış:
“Biliyoruz elbette, teknik ekibimiz çalıştı. Şimdi de çalışıyor. Çözeceğiz. İhalelere önümüzdeki günlerde çıkacağız. İhalelerden sonra alt geçitler 8-10 ayda biter.”
her şeyi bitirmekte usta İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı. Ancak şimdiye kadar bitireceği yatırımların ortada kalması dışında ne yapıldığını merak ediyorum doğrusu…

http://www.suleymangencel.com/ 08 – 01 -2007

5 Ocak 2007 Cuma

Kocaoğlu nereye koşuyor (5)

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenleyeceği Tayland turu hayli tartışılacağa benziyor önümüzdeki günler.
Aziz Kocaoğlu’nun “Tüm meclis üyelerini Paris’e götüremem, bir bölümünü Taylan’a götüreceğim” garip açıklamasıyla başlayan tartışma Tayland programının ortaya çıkmasıyla biraz daha alevlendi.
İzmir’in EXPO tanıtımını gerçekleştireceği etkinlik Bankong’tan oldukça uzakta bir kent. Ve bu etkinlik sadece iki günü kapsıyor.
Ancak buna karşılık Tayland programı 5 günden oluşuyor. İlk üç günü Bankong’da geçecek programda Bankong’u gezmek dışında bir etkinlik yok.
Bir kent üç gün nasıl gezilir? Sorusuna verilecek çok yanıt var tabii ki.
Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ’ın da belirttiği gibi bu gezinin sunumu baştan yanlış. Bankong’ta 3 günlük “serbest program” ise tamamen yanlış.
Aziz Kocaoğlu yaptığının farkında ve bu hatayı tamir etmek için Ankara’ya bile başvurdu. İzmir milletvekillerini telefonla teker teker arayan Kocaoğlu, kendilerinin bu geziye katılmalarını istedi.
Böylece kamuoyunda “seks turizmi” olarak algılanmaya başlanan Tayland turunu doğru yöne çekmeyi planlıyor Kocaoğlu.
İzmir İl Genel Meclisi yöneticileri de davetliydi bu geziye. Ancak CHP grubu bu geziye katılmayı reddetti. İl Genel meclisi CHP Grupbaşkanvekili İ. Yücel Özen, kamuoyunda böyle bir tartışmaya neden olan geziye katılmanın yanlış olacağının altını çizerken ekliyor:
“Göreceğiz, kimler bu avanta gezinin peşine düşecekler?”
Ankara’da genel merkezden gelen bilgiler de milletvekillerinin bu kadar tartışılan bir geziye katılmaya niyetli olmadıklarını gösteriyor.
AKP Grubu da bu konuda ikiye bölünmüş durumda. İl Başkanı Ali Aşlık geziye katılmanın yanlışlığını dile getiriyor. Bir grup büyükşehir belediyesi meclis üyesi de aynı fikirde.
Tayland gezisi tabii ki yapılacak. Kocaoğlu bu işten bu saatten sonra vazgeçemez. Ancak gezi bittikten sonra da tartışılacak.
Geziye katılanların orada yaşanan bazı “gerçekleri” basın mensuplarıyla paylaşacağından eminim. Tabii bu gerçeklerin açıklanmasıyla Kocaoğlu’nun düşeceği pozisyonun ne olduğunu şimdiden tahmin etmek mümkün.
Ancak Kocaoğlu bunun farkında mı onu pek bilmiyorum. Bugüne kadar neyin farkında olduğu ise daha büyük bir tartışma konusu…

http://www.suleymangencel.com/ 05 – 01 -2007

4 Ocak 2007 Perşembe

Kocaoğlu nereye koşuyor (4) 2015 EXPO ve İzmir

Son üç gündür Kocaoğlu üzerine yazdığımız yazılar bir hareket getirmiş durumda açıkçası. Genel e-maillerden de bu durum açıkça ortada. Aşağıda EXPO konusunda belki de şu ana kadar yazılmış en doğru yazıyı gelen bir mail olarak yayınlıyorum. Bu tür yazıların tarihe düşülmüş bir not olduğunu da unutmamak gerekiyor.
”EXPO İzmir’e ve Türkiye’ye neler kazandıracak ya da İzmir ve Türkiye EXPO’yu nasıl kazanacak? Bu yazının geri kalanında, İzmir’li olmamakla birlikte yıllardır İzmir’de yaşayan, İzmir’i, İzmir’deki yaşamı ve İzmirlileri seven bir insanın, yumurta-tavuk ilişkisine benzeyen bu durumla ilgili düşünceleri yer alıyor. Universiade’nin de, hemen hemen başından sonuna, içinde yer almış biri olarak, yerel ve merkezi yönetim unsurları ile akademisyenler ve sivil toplum örgütlerinin bu tür etkinliklere yaklaşımları da bu değerlendirmeye doğal katkı sağlamış durumda.
Konunun detaylarına inmeden önce, yazılanların olabildiğince nesnel bir şekilde algılanmasını sağlayabilmek adına; kesinlikle hiçbir politik kurumla ilişkim olmadığını, bu konudaki düşüncelerimi siyasi görüşlerimden bağımsız derlemeye çalıştığımı ve Universiade’de olduğu gibi EXPO’da da kişisel hiçbir çıkar beklentim ya da spekülatif kazanç elde edebilecek bir yatırımım olmaksızın, düşünen bir “fahri” İzmirli olarak katkı sağlamaya çalıştığımı vurgulamak istiyorum.
Ayrıca, birçok farklı ülkeye gitmiş ve uluslararası iş ortamlarında ya da sosyal etkinliklerde bulunmuş olmakla birlikte, tüm hayatını Türkiye’de yaşamış biri olarak, konuya sadece İzmir açısından değil, Türkiye’nin ve Türk vatandaşlarının diğer dünya ülkeleri ve insanlarıyla ilişkileri açısından da bakmaya çalışacağım.

UNIVERSIADE İzmir, 2005

EXPO’ya İzmirlilerin yakın ilgi göstermesi yaklaşık olarak Universiade etkinliğinin gerçekleştiği tarihlere rastladığından, ilk olarak Universiade’nin İzmir’e neler kazandırdığını ve bunların yeterli olup olmadığını yorumlamak gerekir. Bu sırada, Universiade’nin daha verimli ve etkin bir şekilde gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceğiyle ilgili yorumları bu yazının dışında bırakmak ve İzmir’in EXPO’yu kazanması halinde oluşturulacak yapı ve organizasyonda bunların değerlendirilmesi daha uygun olacaktır.
İzmir’de gerçekleştirilen 23. Universiade, 30’unda yarışmaların yapıldığı toplam 60 tesiste, 131 ülkeden 8000 kadar sporcu ve resmi görevlinin katıldığı, 9000’e yakın gönüllünün ve bir o kadar da yüklenici personelin görev aldığı, içerdiği 15 spor branşıyla “büyük spor etkinliği” kapsamına giren 11 günlük bir serüvendi. Ancak, bu 11 günün öncesinde yaklaşık 2-3 yıllık bir hazırlık süreci yattığının da unutulmaması gerekiyor. Bu dönemde gerçekleşen, 112 milyon YTL düzeyindeki organizasyon giderlerinin %6’sı İzmir Büyükşehir Belediyesi, %81’i ise Merkezi Hükümet tarafından karşılanmıştır. Universiade etkinliğiyle birlikte İzmir’in kazandığı spor tesislerinin toplam yatırım maliyetinin de 200 milyon YTL’nin üstünde olduğu tahmin edilmektedir; bu yatırımlarda da merkezi yönetim tarafından ayrılan kaynaklar yerel yönetim kaynaklarından fazladır.
Sonuç olarak, İzmir Universiade ile büyük bir deneyim ve modern spor tesisleri kazanmıştır. Ancak, Universiade sonrasında, ne bu deneyimden, ne de spor tesislerinden, gerektiği ya da beklendiği gibi yararlanılamadığı görülmektedir. 1992 yılında Barselona’da Yaz Olimpiyatları’nı gerçekleştiren İspanya, bu deneyimden uzun vadeli bir yatırım stratejisi çerçevesinde yararlanmakta, spor etkinlikleri alanında tüm dünyada geçerli bir uzmanlık oluşturabildiği gibi, her yıl pek çok etkinliğine de ev sahipliği yapmaktadır. İzmir ve Türkiye için benzer bir beklenti dile getirilmiş olsa da, uygulamada bunun pek geçerli olmadığı ve Avrupa ülkeleriyle bu konuda yarışmakta güçlük çekildiği açıktır. Benzer bir hamleyi 2004 yılında Atina’daki Yaz Olimpiyatları ile yapan Yunanistan’da şu anda oldukça etkin olarak kullanılan pek çok modern spor tesisi bulunmaktadır – bununla birlikte Atina kentinin birçok altyapı sorununu çözecek yatırım gereksinimleri de Olimpiyatlar’a hazırlanılırken karşılanmıştır.
İşte bu değerlendirmeler ışığında, İzmir-Universiade tarihin en başarılı Üniversite Oyunları etkinliği olarak kabul edilse bile, mirasının İzmir’e ve İzmirlilere katkısı, maalesef, oldukça sınırlı boyutta kalmıştır. Universiade için harcanan para ve emeğin, etkinlik için söylenen güzel sözlerin ötesinde, orta ve uzun vadede, İzmir ve Türkiye için olması gereken boyutta bir gelişme potansiyeli üretemediği açıktır.
Öte yandan, bu yorumlardan “Universiade İzmir’de yapılmamalıydı” anlamı da çıkarılmamalıdır. Sonuçta 130 ülkeden spor yapan üniversite öğrencilerinin gelmesiyle İzmir ve Türkiye için bir tanıtım fırsatı yaratılmış, 1971’deki Akdeniz Oyunları’ndan sonra ülkemizde bu ölçekte bir etkinliğin gerçekleştirilmesiyle modern bir spor tesisi altyapısına ulaşılmış, bir yandan da öncelikle gönüllüler olmak üzere kent gençlerinin uluslararası deneyim kazanması sağlanmıştır.
Universiade birçok özelliği bakımından EXPO’dan oldukça farklı bir etkinliktir. Her ikisinin de uluslararası boyutta önemli deneyimler olmanın ötesinde benzer yöntemlerle gerçekleştirilemeyecekleri açıktır. EXPO’ya giden yolda Universiade’yi bu detayda ele almanın en önemli amacı Universiade tamamlanmadan önce etkinlik sonrasında neler yapılacağıyla ilgili stratejinin ve eylem planlarının net olarak tanımlanmadığını vurgulamaktır. Universiade konusunu, EXPO açısından bu boyutun önemini aktarmaya çalışmadan önce, Universiade sonrasının yeterince iyi planlanmadığını vurgulayacak birkaç örnekle kapatalım.
•Etkinliğin resmi adresi olan www.universiadeizmir.org artık kullanılmıyor, sahip olma maliyeti ihmal edilebilecek kadar düşük olan bu adres, etkinliğin tamamlanmasından bir yıl sonra, bu işin ticaretini yapan bir yabancı bir şirketin eline geçmiş durumda. Universiade, İzmir’i tanıtacak bir etkinlik olmuşsa da, en azından internet ortamında bu tanıtımın sürekliliğini sağlayacak bir planlama yapılmamış. Uluslararası Üniversite Sporları Federasyonu (FISU) ve Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu web sitelerinde yer alan bağlantılar artık geçerli olmadığı gibi, etkinlikle ilgili detaylara ne Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün, ne de İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin web sitelerinde ulaşmak mümkün değil. Neyse ki, FISU web sitesinde etkinliğin fotoğraf ve videoları sunuluyor – tabii telif hakları FISU’ya ait olmak üzere.
•Gelecekte İzmir’de gerçekleşecek spor etkinliklerini değerlendirmek amacıyla incelediğimiz İzmir Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nün yayınladığı “önemli organizasyonlar” listesinde TV seyircisinin ilgisini çekebilecek iki etkinlikten biri olan 2010’daki Dünya Basketbol Şampiyonası’nın sadece bir bölümü İzmir’de gerçekleşecek, diğer büyük diyebileceğimiz etkinlikse 2009 Avrupa Büyük Erkekler Voleybol Şampiyonası. Bu iki örnek dışında, katılan sporcu sayısı açısından önemli bir etkinlik de Kültürpark Fuar Hollerinde gerçekleştirilecek 2007 Dünya Okçuluk Salon Şampiyonası. Bu resmi değerlendirdiğimizde, Universiade sonrasında kazanılan tesisler ve deneyimle oluşan beklentiyi karşılamaktan uzak bir tablo olduğunu görüyoruz.
Sonuç olarak, üzülerek söylemek gerekirse, sanırım konuyla ilgili herkes olayın bittiğine şükrederek günlük işlerine dönmüş.”

http://www.suleymangencel.com/ 04 – 01 -2007

3 Ocak 2007 Çarşamba

Kocaoğlu nereye koşuyor (3)

EXPO için yapılan Paris gezisinden kısa notlar vermek istiyorum. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Paris gezisi hakkında…
Tüm masrafların İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından karşılandığı Paris turu için Kocaoğlu İTO’dan 6 bin dolar istedi. Ancak İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş, “Kocaoğlu’na zırnık işlemez” diyerek bu parayı vermeyi reddetti.
Kafilenin Paris’teki ikinci gecesinde BİE, farklı ülkelerden gelen delegasyon için resmi bir yemek düzenledi. Türk tarafı yemeğe sadece 15 kişi ile katıldı. Tura katılan gazeteciler, gazete patronları ve temsilciler bu ayırımcılığa isyan etti. Ne yapalım onlara VIP statüsü tanınmamıştı. Öyle VİP olmak da kolay değil tabii ki. Bir raconu olmalı VİPçiliğin değil mi. Üstelik hem Paris'e git hem de BİE'nin sunuşlarına katılma.
İzmir Büyükşehir Belediyesi görevlileri de BİE’nin resmi yemeğine basının alınmadığını belirterek gazeteciler için özel bir tur düzenlediklerini açıkladılar.
İzmir medyasının seçkin simaları için Champs-Elysées’nin ünlü restoranlarından birinde yer ayrıldı.
Paris turuna katılamayan ünlü bir gazeteci de vardı. Kendi köşesinde İzmir siyaseti, kent yaşamı ve kültürü üzerine yazılar kaleme alan bu gazetecinin Paris’e gidememesinin asıl nedeni yurtdışı çıkış yasağıydı. Vergi borçları nedeniyle yurtdışına çıkamayan gazetecilerin köşelerinden ahkam kestiği bir kentten ne beklenebilir bilemiyorum.
Biz dönelim Kocaoğlu’nun koşusuna. Dün Yeni Asır gazetesine bir demeç veren Kocaoğlu ünlü projelerini tek tek anlatmış. 2006 yılını projeler yaparak geçirdiklerini, 2007 yılında uygulamaya yöneleceklerini söylüyor Kocaoğlu.
Ancak Kocaoğlu’nun açıkladığı projelere baktığımızda gerçek anlamda tek proje var. O da Adnan Saygun Sanat Merkezi inşaatının başlatılması. Zaten bu proje de Ahmet Piriştina’nın idi.
TOKİ ile Uzundere’de yapılan 3080 konutun asıl sahibi devlet. Projenin İzmir’deki yürütücüsü ise Konak Belediyesi. Büyükşehirin bu projenin neresinde olduğunu merak ediyorum gerçekten. Üstelik bu projenin yeni bir tarafı da yok. Konutlar önümüzdeki yıl bitecek ve insanlar buralara taşınacak.
Kocaoğlu şöyle devam ediyor:
”Okullara spor malzemesi desteği veriliyor, profesyonel ve amatör kulüplere destek olunuyor…”
İşte bu proje yıllardır herkesin düşünemediği sadece Kocaoğlu’nun aklına gelen bir şey.
Üstelik göreve getirildiği ilk aylarda “Ben İzmir’in parasını futbol kulüplerine kaptırmam” diyen belediye başkanının Aziz Kocaoğlu olduğunu ben hatırlıyorum. İzmirliler de hatırlıyordur sanırım.
Kocaoğlu, “Agora gün yüzüne çıkarılıyor, tarihi mekan ile çevresi arkeoloji ve tarih parkı oluyor” diyor. Ancak bu paranın İTO’dan geldiğini atlamış görünüyor.
Metro konusunda pek sesi çıkmıyor tabii ki.
İleri sürdüğü diğer tüm projeler ise “cek ve cak” yeklinde. Yani yapılacak, oluşturulacak, gündeme getirilecek.
Bu projelerin kaçının 2009 yılına kadar bitireleceği konusu ise meçhul. Üçyol-Üçkuyular metro hattının Bayındır Holding’e, Aliağa-Menderes hattının çamura, Kültürpark yer altı otoparkının yargıya takıldığını dikkate aldığımızda...

http://www.suleymangencel.com/ 03 – 01 -2007

2 Ocak 2007 Salı

Kocaoğlu nereye koşuyor (2)

Dünkü yazımızda İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun medya ilişkilerine değinmiş, bazı gazeteler ve gazetecilerle olan ilişki ağlarının hangi noktalara kadar ulaştığını saptamaya çalışmıştık.
Bu yazıya gelen e-maillerde okuyucular özellikle bir soruda yoğunlaştılar.
“Aziz Kocaoğlu medya temsilcileri, köşe yazarları ve gazete temsilcilerine yönelik ağır eleştirilerde bulunuyorsa, neden hala onların eşlerine, çocuklarına ve aile fertlerine belediyeden nemalanma hakkı veriyor?”
Bu soruya net yanıt vermek güç. Ancak Kocaoğlu’nun kendini topluma anlatabilmesi, sadece yerel medyada değil, ulusal medyada da yer bulması için çok fazla çaba sarfettiği biliniyor. Ahmet Piriştina misyonunun yerini doldurmak olarak nitelendirilecek bu arayış ikinci dönemde de yeniden partiden büyükşehir belediye başkanı adayı olabilme isteğine dönüştü. Dolayısıyla Kocaoğlu kapalı kapılar ardında medya temsilcileri hakkında eleştiri de bulunsa da onlarsız olamayacağının farkında.
Bu nedenle medyaya belki de Ahmet Piriştina döneminden daha fazla kaynak ayırmaya başladı Kocaoğlu…
“Parayı veren düdüğü çalar” misali, medya ile bu tür bir ilişkiye girdiği için eleştirme konusunda kendini haklı görüyor Kocaoğlu.
İzmir medyasının diğer isimleriyle olan ilişkilerini de önümüzdeki günlerde yayınlayacağız tabii ki…
Biz gelelim, Aziz Kocaoğlu ile İTO Başkanı Ekrem Demirtaş arasındaki diyalog arayışlarının son durumuna…
İzmir Valisi Oğuz Kağan Köksal’ın da çözüm bulmak için araya girmek istediği Demirtaş-Kocaoğlu çatışması İzmir medyasının iştahını kabartmış durumda.
Bazı gazeteler ve gazeteciler bu ikili arasına girip barışın sağlanması böylece bir adım öne geçmeyi hayal ettiler uzun süre.
Bu konuda en somut adımı Hürriyet Gazetesi İzmir temsilcisi Hakan Tartan attı. Hürriyet’in gücüne de dayanarak üç gün arka arkaya bu kavganın bitirilmesi yönünde manşet haber yapan Tartan, sonunda Kocaoğlu-Demirtaş arasındaki çatışmanın bittiğini ilan etti. Ancak bu haber bir fotoğraf ile desteklenmemişti. Kocaoğlu da Demirtaş da böyle bir barışa henüz hazır değillerdi ki, bir araya gelip İzmir kamuoyu için bir fotoğraf bile çektirmemişlerdi.
Haberin yayınlanmasından sonra iki taraf da sessizliğe büründü.
Büyükşehir kulislerinde bu kavganın bitmediği yönünde söylentiler yayılırken, İTO’da Kocaoğlu’nun atacağı adımlar izleniyordu.
Aslında Kocaoğlu-Demirtaş ikilisi arasındaki kavga sadece bir güç mücadelesi değildi. İzmir kamuoyunun da yakından izlediği Güzelbahçe’de yapılması planlanan İzmir Ekonomi Üniversitesi kampusü ile Gaziemir’deki şarap fabrikası konuları hala açığa kavuşmamıştı.
Yani ortada para vardı ve bu ikilinin arasını açan asıl sorun ortadan kalkmış değildi.
Aziz Kocaoğlu kendisine barış baskısı yapan ve bunu kamuoyunda ilan eden Hakan Tartan zaten bozuk olan ilişkisini tamamen kesti. Toplantılarda Demirtaş aleyhine tavrını sürdürdü, hatta söylemini sertleştirdi.
Bu ikilinin Paris’te EXPO toplantısında yaşadıkları krizleri de buradan aktaracağım kısa süre içerisinde. EXPO için Paris’e giden ancak bu konularda bazı nedenlerden dolayı kalem oynatmayan gazetecilerin Paris anılarını da gündeme getirmek gerekiyor.
Fransızların bile “İmdat, bunlar ne zaman dönecekler” dedikleri İzmirli gazetecilerden bahsediyorum. Yazının Fransızca çevirisi bittiği gün EXPO gezisinin arka planı buradan yine sizlere ulaştırılacak.
Büyükşehir ve İTO kulislerine baktığımızda bu kavganın bundan böyle biraz sessiz de olsa süreceğini gösteriyor.
“İzmir kaybediyor” geyiğini de bir kenara koymak gerekli. İki kurum başkanları arasındaki bir kavga 2.5 milyonluk bir kentin kaybına yol açıyorsa, durum vahim demektir.
Yine de bu iki ismi bu kadar büyütmemek gerekiyor. Biri bir belediye başkanının ölümü nedeniyle büyükşehir meclisi tarafından başkanlığa getirilen bir isim, diğeri ise bundan 10 gün önce kurumun bütçesini kendi meclisinden zar zor geçiren bir başkan.

http://www.suleymangencel.com/ 02 – 01 -2007

1 Ocak 2007 Pazartesi

Kocaoğlu nereye koşuyor (1)

“Aziz Kocaoğlu nereye koşuyor” başlıklı bir bayram dizisi yapsak fena olmayacak aslında… Hem hareketli geçecek 2007 yılına ilk adımları atarız, hem de neşeli ve keyifli bir bayram geçiririz. Yazılacak o kadar çok materyal var ki elde. Tabii yakın zamanda burada yayınlanacak İzmir Büyükşehir Belediyesi eski genel sekreteri Hasan Fehmi Mani’nin dosyasını ayrı tutuyorum. O dosyanın İzmir’de ciddi bir tartışma yaratacağından eminim açıkçası. Özellikle belediyenin yatırımları konusunda.
Eldeki materyallerin içerisinde Aziz Kocaoğlu’nun beraberinde getirdiği bürokratlarıyla düştüğü durum, medya ilişkileri ve bu ilişkilerin belediye ortamına yansıması, genel merkezle diyalog arayışları, İTO Başkanı Ekrem Demirtaş ile olan polemikleri, hükümete yakın duruşunun sonuçları, başlattığı yatırımların büyük bir başarıyla ortada kalması ve tabii kamuoyunda son günlerde tartışılan, bundan böyle büyüyerek tartışılacak Tayland gezisi öne çıkıyor. Bunların dışında da yazılacak çok şey var aslında.
Aziz Kocaoğlu ve kendisine yakın bürokrat yapısının son günlerini irdeleyerek başlayalım.
Piriştina’nın ölümünden sonra Büyükşehir Belediyesi Meclisi tarafından göreve atanan Kocaoğlu’nun, ilk icraatlarından biri danışman üzerine danışman transfer etmesiydi.
Son atadığı başdanışman İlknur Denizli üzerine de çok konuşulmuştu. Başkan yardımcılığını eski CHP İzmir İl Başkanı ve genel merkez muhalifi Alaattin Yüksel’in yürüttüğü İzmir İşadamları ve Sanayicileri Derneği Başkanı olan Denizli, göreve geldikten sonra belediyenin sosyal ve kültürel projelerinin koordinatörlüğünü üstlenmişti.
Yüksel ekibinin içerisinde hareket eden Denizli’nin, görevinin ilk aylarında yaptığı açıklamalarla medyanın gündeminde olduğunu hepimiz hatırlıyoruz. Ancak nedense 1 aydır büyükşehire uğramıyor Denizli. Önceleri fabrikasında yaşanan yangın nedeniyle büyükşehire gelmediği düşünülen Denizli’nin aslında Kocaoğlu ile koptuğu konuşuluyor büyükşehir kulislerinde.
Birbiri üzerine basın danışmanı değiştiren Kocaoğlu’nun, eski basın danışmanlarını nasıl görevlendirdiği de net değil. İktidarının ilk aylarında yanından hiç ayrılmayan Hanzade Ünüz şu sıralar Kocaoğlu’nun yanında hiç görülmüyor. Üstelik büyükşehirdeki odası sürekli “error” veriyor. Yani kapalı.
İzmir milletvekili Oğuz Oyan’ın yakın çalışma arkadaş,ı eski CHP İzmir il yöneticisi Hanzade Ünüz sonrası Büyükşehir Belediyesi Basın Danışmanlığı’nı yürüten Mehmet Şakir Örs de bir kenara konmuş durumda.
Tabii ki bir büyükşehir belediye başkanının kimlerle çalışacağı kendisini ilgilendirir.
Ancak çalıştığı isimlerden bazıları büyükşehir-medya ilişki ağında önemli basamaklarda bulunuyorsa, bu durum kamuoyuna malolmuş sayılır.
Ahmet Piriştina döneminde İZFAŞ yönetim kurulu üyeliği yapan, ancak daha sonra ayrılan Hürriyet Gazetesi İzmir temsilcisi Hakan Tartan’ın eşi Aynur Tartan gibi…
Aynur Tartan’ın ismi birkaç ay önce İZFAŞ’a danışman olarak atanması ile yeniden gündeme gelmiş, Nebil Özgentürk’ün hazırladığı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na hayli paraya malolan İzmir filminde oynadığı rol ile yeniden tartışılmaya başlanmıştı.
Son günlerde Aynur Tartan’ın da İZFAŞ’a pek uğramadığı, harcama yetkisinin de denetlenmeye alındığı bir başka gerçek.
Hürriyet Gazetesi’nin geçen hafta Kocaoğlu-Demirtaş arasındaki buzların çözülmesi yönünde başlattığı ve sonuca ulaştığı iddiasındaki haberler de Kocaoğlu’nun canını fena halde sıkmışa benziyor. Kocaoğlu’nun Hakan Tartan ile ipleri kopardığı da gelen haberler arasında...
Gelelim Doğan Grubu’nun diğer önemli Gazetesi Milliyet’in durumuna. İzmir Temsilcisi Bülent Zarif’in son aylarda Kocaoğlu ile ilişkilerinin en üst seviyede olduğu herkes tarafından biliniyor. Bülent Zarif’in eşi Yonca Zarif, Ahmet Piriştina döneminde İZFAŞ’ta çalışıyordu. Dönemin Genel Müdürü Dilara Ersözlü ile geçinemediği için ayrılmıştı.
Yonca Zarif’i Kocaoğlu döneminde yeniden büyükşehirde görüyoruz. Kalkınma Ajansı’nın büyükşehirdeki koordinatörlüğü görevini sürdürmeye başladı Yonca Zarif…
Doğan Grubu’nun iki büyük gazetesi Hürriyet ile Milliyet arasında uzun süredir devam eden iktidar mücadelesi, Hürriyet Ege ilavesinin İstanbul’da basılmaya başlanması, Milliyet Ege’nin ise hala İzmir’de yapılıyor olması önümüzdeki günlerde bu grupta bir başka mücadelenin yaşanacağı sinyalini veriyor. Üstelik bu mücadeleye Aziz Kocaoğlu da vücudu ile girmiş durumda…
Toplantılarda sık sık İzmir’in ünlü kalemleri, gazete sahipleri ve temsilcileri konusunda olumsuz görüş beyan etmekten hiç kaçınmayan, çoğunu dikkate almadığını belirten İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın Akşam Gazetesi Temsilcisi Nedim Atilla ile olan ilişkisi ise tam bir muamma.
Bir yandan toplantılarda bu isim için olmadık sıfatlar kullanıyor, diğer yandan yine bu isme “destek” oluyor. İzmir Kent Kitaplığı Piriştina’nın ölümü sonrası sadece iki kitap çıkarmıştı. Onlar da Piriştina döneminde atılan imzalar, yapılan sözleşmeler nedeniyle… Kent Kitaplığı bugünlerde Kocaoğlu’nun daha önce açıkladığı gibi Piriştina kitabının basılması için çalışıyor.
Ancak yine kulislerde Nedim Atilla’nın kaleme aldığı EXPO’nun ana konusu olan sağlık üzerine bir kitabının basılacağı konuşuluyor.
Ahmet Piriştina-İzmir medyası ilişkileri üzerine zamanında çok konuşuldu ve benim tarafımdan 15 günlük bir yazı dizisi olarak Haber Ekspres Gazetesi’nde yayınlandı.
Ancak gördüğümüz kadarıyla Kocaoğlu-İzmir medyası ilişkileri de önümüzdeki günlerde hayli tartışılacak.

NOT: Aziz Kocaoğlu’nun son günlerde medyada hayli konuşulan Tayland turunu sex turizmi tartışmasından başka yöne çekmek için İzmir milletvekillerini ve parti yöneticilerini telefonla davet etme konusundaki girişimlerinden haberdar olduğumuzu da vurgulamak isteriz. O konu Tayland seyahati öncesi masaya yatırılacak kuşkusuz. Bakalım bu geziye bu kadar tartışma sonrası kimler katılacak?

http://www.suleymangencel.com/ 01 – 01 -2007