Follow by Email

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

26 Aralık 2005 Pazartesi

Hâlâ sürünüyoruz

Avrolig'de Noel öncesi gerçekleştirilen son turda Ülker'in durumu içler acısı halini koruyor. Yunan ekibi Panathinaikos, Alvertis, Femerling gibi oyuncularından yoksun çıktığı maçta kendi sahasında Ülker'i rahat geçti. Avrolig'in final hedefleyen ekibinin kendisini hiç sıkmadan oynadığı maçta salonun yarısından fazlasının boş olması, seyircinin de Ülker'i gerçek bir rakip olarak dikkate almadığının en belirgin göstergesiydi. Maç sonrası iki takım oyuncularının seyirciyi selamlamaları ise iki ülke arasında poltik açıdan gelinen olumlu noktayı göstermesi açısından önemliydi.
C Grubu'nda Panathinaikos, Ülker galibiyeti ile lideriğini sürdürüyor ancak, grubun iki önemli takımı Real Madrid ve CSKA Moskova deplasmanlarına gideceğini unutmamak gerekiyor.
Grubun favorilerinden biri olan Real Madrid ise diğerlerine göre biraz daha avantajlı. Son 6 maçının 4'ünü evinde oynayacak olan Madrid, sadece Siena ve Ülker deplasmanlarına çıkacak.
Eğer Siena evinde oynayacağı maçları kazanmayı başarırsa, bu grubu 5'inci olarak bitireceğini netleştirir. Bu aşamada son maç olan Ülker maçı, sadece "en iyi 6'ncılık" mücadelesi verecek olan Ülker'i ilgilendirir.

Müessese takımı sorunu

İki haftadır kaleme aldığımız, Ülker, daha doğrusu Türk basketbolundaki müessese takımları hakkındaki aidiyet tartışması, gelen mesajlar doğrultusunda farklı bir noktaya gidiyor.
Ülker'in içinden gelen bazı mesajlar da, takımın aidiyet konusunun müessese içinde tartışıldığını gösteriyor. Bir grup mesaj, Ülker'in bir şirket olarak Türk basketboluna verdiği desteğin altını çiziyor, diğer firmaların da bu alana yatırım yapmaları yönünde görüş bildiriyor.
İkinci grup ise Ülker'in basketbol yatırımının ardında derin anlamlar aramanın yanlış olduğunu, Ülker üst-düzeyinin bu yatırımı sadece bir reklam aracı olarak gördüğünü, bu nedenle olası Avrolig dışında kalış ya da ciddi bir düşüşe geçiş ile birlikte kulübün kapanabileceğini iddia ediyor.
İkinci grubun söylemleri daha mantıklı gibi…
Ancak burada önemli olan, müessese takımlarının nefeslerinin nereye kadar yettiği.
Daha önemlisi, taraftarın bu takımlara ne düzeyde ve daha ne kadar destek vereceği…
Bu hafta seyircisiz maç oynayan Karşıyaka'nın Tekel'e İzmir'de mağlup olduğunu dikkate alırsak, taraftarsız bir takımın daha ne kadar kendisini taşıyabileceğini iyi okumak gerekiyor.
Gerek Ülker, gerekse Efes bugüne kadar Avrolig'de olmanın verdiği avantajla kendilerine destek buldu. Ancak önümüzdeki süreç farklı bir yere götürüyor basketbolu. Kulüp takımlarının devreye girişi, kent takımlarında başlayan silkiniş, müessese takımlarının bu sezon sonunda şapkalarını önlerine koyup düşünmeleri gerekeceğini gösteriyor.
Öyle Cafe Crown ya da Cola Turka göğüs reklamlarıyla da işin yürümeyeceği görülüyor açıkçası. Biraz daha organik bir ilişki gerekecek bundan böyle.

En kolay maç

B Grubu'nda Efes Pilsen, lig sonuncusu Milano'ya karşı belki de en rahat maçını oynadı. Kendi gibi yavaş defans ağırlıklı oynayan, bu nedenle ligin dibini gören bir takımı yenmek öyle zor bir olay da değil. Ancak önünde 6 maç var Efes'in ve iş sanıldığı kadar kolay değil.
Barselona, Rytas, Cibona ve Maccabi ile deplasmanda karşılaşacak Efes... Rytas ve Cibona'ya evinde yenilen, Maccabi ile Barselona'yı çok zor geçen Efes Pilsen'i işte şimdi çok önemli bir süreç bekliyor. İşler biraz ters giderse 5'incilik yolu görünür Efes'e. Bu durum da bir sonraki tur için önemli bir dezavantaj. Sadece Popoviç'in takıma önemli katkıda bulunmaya başladığını, bunun Efes için çok önemli olduğunu vurgulamak gerekiyor.
Grubun istim üzerinde olan takımı Lietuvos Rytas… Efes'i İstanbul'da dağıtan Cibona'yı kendi evinde 28 farkla yenen Linvanyalı ekip, “Bu yıl benden korkun” mesajını veriyor.
Maccabi ve Cibona da grubun iddialı diğer takımları. İlk yazımızda da söylemiştik; Cibona evinde maç kaybetmez ve dışarıda da Efes gibi birkaç ördek yakalayabilir ise B Grubu'nun ilk 3'üne oynayacak durumda.
Hayal kırıklığı yaşatan Prokom Trefl ise biraz canlansa "en iyi 6'ncılık" için potaya girebilir. Tabii yılbaşı sonrasında oynayacağı ilk maçın deplasmanda Cibona'yla olduğunu unutmamak gerekiyor. Eğer Prokom toparlanabilirse, Olimpiakos ve Barselona'nın işleri gerçekten zora girer bu grupta.

Bamberg iyi gidiyor

A Grubu'nun favorileri daha önceden belliydi. Ancak Alman takımı Bamberg'in iyi bir çıkış yakaladığını görmezlikten gelemeyiz. 4 galibiyet ve 4 mağlubiyet ile 5'inci sırada yeralan Bamberg'in en büyük sıkıntısı, yılbaşı sonrasında çıkacağı 4 deplasman. Bu deplasmanlardan alınacak 1 galibiyet bile Alman takımını bir üst tura taşımayı başaracak gibi. Almanya'da Alba Berlin ve Opel Skyliner efsanelerini yıkarak ilk kez Avrolig'e katılmayı başaran takımın Nelson Spencer gibi bir gardı olduğunu hatırlamak gerekiyor. Benetton potasına 23 sayı bırakan Nelson, formunun zirvesinde. Coach Dirk Bauermann'ın bir nakış gibi işleyerek kurduğu takım, ilk 16'ya kalırsa tarihi başarıyı yakalamış olacak.
Grubun dibe vuran takımı AEK ise içeride oynayacağı 4 maça güveniyor. AEK iyi takım. Atina'da oynayacağı maçları kazanma olasılığı yüksek. Bu grupta dipteki mücadele, üstteki mücadeleden çok daha zevkli.

http://www.batug.com/ 26 - 12 - 2005

9 Aralık 2005 Cuma

Kapatın şu takımı!

Önce geçtiğimiz haftaya bakalım, ardından yukarıdaki başlığı tartışırız.
Ülker inatla mağlup olmaya devam ediyor. Son hafta CSKA'ya karşı aldığı 33 sayılık yenilgi, bu takımın C Grubu'nda ilk 5'e girmesini hayli zorlaştırdı. Ülker'in "tamam mı, devam mı?" diyebileceği maç, önümüzdeki hafta deplasmanda oynayacağı Montepasci Siena maçı, bence…
3-3'lük derece yakalayan ve 5'inci sıraya yerleşen Siena, eğer evindeki Ülker maçını kazanırsa, bu yeri sağlamlaştıracak. Grubun ilk 4'ü belli zaten. Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi Panathinaikos, Real Madrid, CSKA Moskova ve Unicaja Malaga ikinci gruba çıkmayı neredeyse garantilemiş durumdalar. Onların sorunları daha avantajlı çıkmak üzerine. Siena maçı sonrası Ülker, Atina'ya gidiyor. Şimdiden kaybedilmiş olan maçı oynayacaklar.
Deplasmandaki iki maçı kaybetmeleri halinde 7-1 gibi önemli(!) bir derece yakalamış olacaklar. "En iyi 6'ncı takım" olabilme konusunda kendileriyle mücadele eden Pau Orthez ile de Fransa'da karşılaşacak Ülker. Üstelik Pau'nun kendi gücündeki ekiplerle evinde karşılacak olması, kendisine 6'ncılık için avantaj sağlıyor. Zaten bu sonuçlardan sonra bu gruptan "en iyi 6'ncı takım"ın çıkması bir hayal.
Grubun liderlik maçı bu hafta Atina'da Panathinaikos ile Real Madrid arasında. Sahasında maç kaybetmeyen, inanılmaz bir seyirci potansiyeline sahip Yeşillerin bu maçı alacağı kesin gibi…

Tecrübe kurtardı

B Grubu'nda Efes Pilsen'in Polonya'dan galibiyetle dönmesinin tek sebebi tecrübe. Prokom Trefl son 2 dakikayı daha soğukkanlı oynasaydı, bu maçı kaybetmiştik. Efes 5-1 ile grubun lideri. Grup liderinin, -1'lik averajı ile garip bir durumda olduğunu görüyoruz. Grup 2'ncisi Rythas +27, 3'üncüsü Barselona +44, 4'üncüsü Maccabi ise +24 averaja sahipler.
Efes'in ilk 5 dışında kalma korkusu yok tabii ki… Ancak Barselona, Maccabi, Rytas ve Cibona ile dışarıda oynayacağını unutmamamız gerekiyor.
İlk yazımızda yaptığımız yorumlar doğru çıkıyor. Olimpiyakos ve Milano şanslarını gerçekten çok zora soktular. Olimpiyakos'un bu saatten sonra dirilmesi çok zor. Milano'nun da öyle…
Barselona ise kaybetme periyoduna girmedi hâlâ. Ancak yakın zaman içerisinde düşüşe geçeceklerinden hala eminim.
Bazıları Lietuvos Rytas'ın ilk 16'ya kalma konusunda zorlanacağını iddia ediyordu. Ancak Litvanya basketbolu bu. Takım inanılmaz hızlı oynuyor. Şut yüzdeleri de öyle pek düşecekmiş gibi görülmüyor.
Bu grubun ilk 3'ü Maccabi, Rytas ve Efes'tir. Prokom Trefl tecrübe konusunda biraz daha kendini geliştirirse, Cibona ve Barselona ile 4 ve 5 için mücadele eder. "En iyi 6'ncılık" için bu grubun da şansı var gibi.
Bu arada Granger'ın durumunu düzelttiğini, Alper'in de ilk kez süre aldığını söylemek gerekiyor. Son dakika üçlüğünün de maçın kırılmasındaki önemi bir kez daha vurgulamak gerekiyor.

Tau ve Zalgiris rahat

A Grubu'nda Tau Ceramica ve Zalgiris Kaunas'ın ilk 2 için mücadele edecekleri iyice netleşti. Tau'nun forveti Serkan Erdoğan da başarılı grafik çiziyor. Grupta oynanan 6 maçın 4'ünde süre alan Erdoğan'ın 15 sayı ortalama ile oynaması da bunu göstergesi.
Benetton ve Bologna da bu ikilinin arkasında gelecek olan takımlar ve 5'incilik içinse AEK ile Bamberg'in mücadelesi önemli. Olimpija'nın da koç değişikliği ile birlikte atağa kalkma olasılığı belirdi. Grubun dibindeki takımlarla evinde karşılacak olması da Olimpija için avantaj olacak ikinci dönemde. "En iyi 6'ncı takım"ın bu gruptan çıkması kuvvetle muhtemel. Dolayısıyla bu grubun dibindeki mücadele, diğerlerine göre kıran kırana olacak.

Aidiyet sorunu

Şimdi gelelim yukarıdaki başlığa… Böyle bir tespitin ağır olduğu iddia edilebilir. Ancak Ülker'in bundan sonra kendi geleceği üzerine sağlıklı bir karar vermesi gerekiyor. Aslında Türk basketbolunda genel olarak böyle bir tartışma açılması yararlı olacaktır. Hem basketbol izleyicisinin arttırılması, hem de basketbolun ülke geneline yayılması açısından…
Avrolig'e ya da Avrupa ulusal liglerine baktığımızda, iki takım tipinin daha öne çıktığını görüyoruz:
1 – 20. yüzyılın başlarından itibaren farklı dallarda belirli başarıları yakalamış, ciddi spor organizasyonu içinde bir gelenek yaratmış olan takımlar.
2 – Kuruldukları kentin takımı olarak hareket eden, o kentin insanıyla bütünleşen takımlar.
Peki, Ülker ve Efes Pilsen'in maçlarını kimler takip ediyor; Türkiye'de kimler “Ben Ülkerliyim” ya da “Ben Efesliyim” diyor? Bu takımlarla kendilerini özdeşleştiren seyirci, hemen hemen yok gibi. Maçlarını takip edenleri ise üç gruba ayırabiliriz:
1 – Basketbola gönül verenler; Bu gruba mensupların sayısı özellikle gençler arasında yüksek olsa da, her maç için Abdi İpekçi'ye gitmek yerine televizyondan seyretmek önemli bir alternatif durumunda.
2 – Kızıl elmacılar; Küçük olsa da bu grup, yabancılara karşı her Türk takımını desteklemek gibi 'çok ağır' bir sorumluluk duyuyor.
3 – Bindirilmiş kıtalar; Her iki takımın fabrika çalışanları, ilişki ağları ve ailelerinden oluşan geniş kitle… Bu kitleyi Efes maçlarında ayırmak biraz zor. Ancak Ülker maçlarında çok net olarak farkediliyor bu yapı…
İşte yukarıdaki üçüncü grup, Ülker'in -geçtiğimiz haftalarda da yazdığımız gibi- bir takım ruhu oluşturmasını engelliyor. Bir aidiyet sorunu var ortada.
'Müessese takımı' kavramını yeniden tartışmaya açmak gerekli.
Tabii ki bazı şirketler basketbola yatırım yapacak, bazı takımlara sponsor olacaklardır. Ancak bu durum, Batı'da da örneklerini gördüğüz gibi, ya bir geleneğe sahip ya da bir kenti temsil eden takımlara yöneliktir. Böylece şirket hem taraftar sorununu çözer, hem de takımın bir ruh, kimlik kazanmasına yardımcı olur. Ancak şirket-takım ilişkisinin göğüs reklamı vermekten öteye geçmesi şart bu aşamada. Ülker'in geleneği olan bir takımla yapacağı uzun soluklu bir evlilik, hem Avrupa'da gerçek anlamda başarı sağlamasını ve hem de bu başarının süreklilik kazanmasını sağlayacaktır.

http://www.batug.com/ 09 - 12 - 2005

25 Kasım 2005 Cuma

Dört maç bitti de, ne oldu?

Yılların Euro'sunu Avro olarak değiştiren bugünün zihniyetini dikkate alırsak, önümüzdeki yıllarda Eurolig'in de Avrolig olarak devam etmesi muhtemel. Biz de böyle bir ismi münasip gördük köşemize...
Avrolig dördüncü haftasını bitirdi. Eskisi kadar zevk vermese de, Avrupa Basketbolu'nun zirvesi sayıldığı için arada bir bakınmakta yarar var. Üstelik batug.com'un da buna ihtiyacı var. Her şey Amerika ve uçan Amerikalı zencilerden ibaret değil.
İlk yazıda, geçen dört haftayı değerlendirelim.
Doğru dürüst takım bulunamadığından üç grupta oynanan maçların büyük bölümü, sıradan geçiyor... Gruplarda nefesi yetmeyen bazı takımların aslında ULEB'de oynamaları gerekiyordu. Dolayısıyla iki gruplu mücadele bu ligi biraz daha anlamlı kılardı.
Neyse, büyüklerin işine karışmadan ilk dört haftayı inceleyelim. Bizimkilerden başlayalım.

B Grubu

Savunma yapayım, derken basketbol oynamayı unutan Efes Pilsen'in grubunda Maccabi, Prokoml Trefl, Lietuvos Rytas, Cibona, Olimpiakos, Milano ve Wintherhtur FCB bulunuyor.
Bakmayın siz Wintherhtur adına; bildiğimiz Barselona. Adamların gözü dönmüş. Para için takımın asıl ismini FCB'nin içine gizlemişler. Bu takım için "Eskiye rağbet olsaydı, bitpazarına nur yağardı" son derece uygun bir deyim. Sen hem sponsor bul, adını gizle, hem de git kariyerlerinin son günlerini yaşayan basketbolcularla anlaş. Bu kararın sonuçlarına katlanacaklar. İspanya'da Olimpiakos'u yendiler. Ancak İstanbul'da Efes'e, kendi evlerinde Rytas'a mağlup oldular. Neyse ki son hafta Trefl'i deplasmanda 5 sayı farkla yenerek biraz nefes aldılar. Haftalar ilerledikçe yaşlıların yorgunluğu ortaya çıkacak. Takımın beyni ve üçlükçüsü Navarro ciddi savunma görünce ya kaçacak delik arıyor ya da "İmdat, beni boğuyorlar" diyerek hakemlerden aman dileniyor. Fucka, Marconato ve Kakiouzis gibi, olgunluk dönemini yaşayan baltalarla bir yere gelmesi hayli zor Barselona'nın. Takımın forveti Ivan Garcia 35'ine merdiven dayamış. İspanya ligindeki başarıları da yol yorgunluğu ve sürekli maç trafiği nedeniyle yakında düşüşe geçer.
Barselona'nın ilk maçta yendiği Olimpiakos ise bir başka alem. Takım lime lime dökülüyor. 4 hafta sonunda 3 mağlubiyet - 1 galibiyet ile 7'nci sırada. Tamam, bazı sakatları var. Litvanyalı Zuakuskas kazması gibi. Şimdilerde pivotluk görevini, sonradan olma değil babadan Yunanlı 2.08'lik zenci Schortsanitis götürüyor. Annesi Nijeryalı imiş. Adam pek dayanamamış, sonunda anneyi sallamış. Gürbüz oğlan 150 kiloluk cüssesi ile göz korkutuyor. Ancak, ateş olsa cürmü kadar yer yakar. Sağından atıp solundan geçen o kadar çok adam var ki, Schortsanitis gümrük memuru gibi kalıyor boyalı alanda. Hızlı basketbol oynayan takımlara karşı hiç şansları yok. Son maçta Lietuvos Rytas'a mağlubiyetlerinin arkasında da bu var. Yunan Ligi'nde 5'te 5 yapmalarına rağmen zayıf rakiplerine karşı oynadıklarını ve zar zor kazandıklarını unutmayalım. Bu takımdan bu sene de birşey olmaz. Pire'deki armatörler beklentilerini bir yıl sonraya saklasınlar.
Grubun adı büyük-oyunu küçük diğer ekibi Armani J. Milano. İtalyan Ligi podyum gibi. Ne kadar ünlü marka varsa hepsi sponsor olmuş basketbol takımlarına. Efes Pilsen'in ilk maçta İtalya'da yendiği Milano da dökülüyor. Yok, bu öyle böyle bir dökülme değil, sürünme ile eşdeğer. 3 mağlubiyet - 1 galibiyet ile grubun dibine vuran Milano, son maçta Cibona'ya deplasmanda boyun eğdi. Bu gidişle boynunu kaldırması da güç olacak. İtalyan Ligi'nde 5 galibiyet - 4 mağlubiyet ile 9'uncu sırada bulunan Milano'yu, Shumpert'in de sırtlaması mümkün değil. Galanda, Bulleri, Vukcevic ve Blair ile orta seviyeyi korumaya çalışan takım konumunda Milano...
Son maçta Milano'yu yenen Hırvat takımı Cibona, basketbol mabedi Zagreb'te kral. Dışarıda Polonya'nın yıldızı Prokom Trefl ile İsrail'in tek tabancası Maccabi'ye farklı kaybeden Cibona, yine evinde Litvanya takımı Rytas'ı ezip geçti. İki Amerikalı dışında kadrosunu Hırvatlar'dan oluşturan Cibona'nın, evindeki mücadeleci ruhundan dolayı ilk 4'e girme olasılığı yüksek. Adriyatik Ligi'nde 5 galibiyet - 3 mağlubiyet ile 6'ncı sırada bulunan Cibona, çabuk basketbolu ile ikinci turu zorlar.
Barselona'yı deplasmanda deviren ateşli Litvanya takımı Rytas da ilk 4'e gözünü diken diğer bir ekip. Her ne kadar grup sonuncusu Milano'ya evlerinde yenilseler de, B Grubu'nun can yakacak takımlarından biri. Rytas, eski Sovyet yapısını AB üyeliği ile terkeden Litvanya'ya çabuk uyum sağlamış. Öyle bir dışa açılmış ki, kadroda Letonyalı, Amerikalı, Bosnalı, Hırvat, hatta Avustralyalı bile var. Çok güvendikleri oyun kurucuları Amerikalı Frederick House'un sakatlığına rağmen 4'te 2 yapmayı başardılar. Haris Mujezinovic ve Mindaugas Lukauskis gibi guardlarıyla her maçta yüksek sayı hedefliyorlar. Geçen yıl ULEB Şampiyonu olarak Avrolig'e katılmaya hak kazanan Rytas, Litvanya Ligi"nde Zalgiris Kaunas'ın hemen arkasında 2'nci sırada...
İlk maçta Maccabi'ye deplasmanda yenilen Polonya'nın tek markası Prokom Trefl de Birleşmiş Milletler gibi. Kadro Polonyalılar dışında Macar, Fransız, Litvanyalı, Porto Rikolu, Sloven ve Danimarkalı kaynıyor. Superstar Goran Jagodnik ile sözleşme imzalayan Trefl, Polonya halk kahramanı Adam Wojcik'i de renklerine bağlamış. Milano'yu deplasmanda deviren, kendi evinde de Cibona'yı halleden Trefl'in öncelikli hedefi, ilk 16'ya kalmak. Son karşılaşmada bir Barselona kazasına kurban gittiler ancak toparlayacakları açık.
Bu grubun favorisi bana göre yine Maccabi. Bakmayın siz onların Efes'e İstanbul'da 2 sayı farkla yenildiklerine. Takımda herkes şut atıyor, dripling yapıyor, içeri giriyor, çıkıyor... Son saniyede Parker'ın üçlüğü girseydi, Efes'in 1'inciliğini de alacaklardı. İki yıl üst üste Avrolig Şampiyonu olan bu takımın bu sene de böyle bir kadro ile Final Four hedeflemesi hiç de zor değil. Netanyahu kılıklı coach Gershon da takımı çok iyi tanıyor ve ona göre strateji kuruyor. İçerideki maçlarını kaybetmeleri mümkün değil. Pivot Vujcic ise her coach'un takımında isteyeceği bir oyuncu.
Efes Pilsen için fazla şey söylemeye gerek yok. Takımın ilk 16'ya kalacağı geçtiğimiz maçlardan belli oldu. Sistem oturmuş durumda. Bunu zorlayacak adamın vay haline. Şu görüntüsüyle Final Four işareti bile veriyor Efes. Ancak bu kadar sıkı defansın basketbol keyfini bozup bozmadığı da ayrı bir tartışma konusu. Takımın oturmayan tek oyuncusu hala Antonio Granger. Maccabi maçında biraz kıpırdanır gibi oldu, bu kez faul sorunu yaşadı. Eski günlerini aratıyor ve üçlük denemeleriyle saç-baş yolduruyor. Ermal sorununun çözülmesiyle Prkacin'in üzerindeki aşırı baskı ortadan kalkacaktır. Popoviç poposunun üzerine oturmaya başladı, Efes'e ileride daha çok gerekli olacak. Sadece anlamadığım, Alper Yılmaz'ın hiç dakika almaması. Coach Mahmudi onu hangi maça saklıyor, bir türlü çözemedim.
Bu grubun ilk 4 adayları Maccabi, Efes, Trefl, Rytas... Barselona'yla, içerdeki maçlarında kazâ yapmazsa Cibona biraz zorlar bu dörtlüyü...

C Grubu

Ülker Fenomeni ile başlayalım. Bu takımın ne yaptığını biri anlatırsa memnun olacağım. Takımın bir günü diğerine uymuyor, oyuncuların da öyle. Amaç birliği yok, sistem yok... Bu kadar dağınık bir kadronun toparlanması da zor. Birkaç hafta bekleyin, deniliyor. Takımda belli oranda düzelme olsa da, bir bakıyorsunuz ipin ucunu aniden kaçırıyorlar, bir daha da yakalayamıyorlar. Ülker'in bu dağınıklığının biraz da firmadan kaynaklandığı açık. Ülker firması da ne olacağına karar vermiş değil. Kapitalist ama başkaları tarafından farklı değerlendiriliyor. Ne ona, ne buna yaranabiliyor. Tam 'ortada kalmış' muamelesi görüyor. Takım da bu havadan etkileniyor ister istemez. Sadece bu yıla özgü değil Ülker'in dağınıklığı ve tutarsızlığı, yıllardır Avrupa arenasında saç baş yolduruyor. Son saniyelerde kaybettikleri maçlar hâlâ hafızalarda.
Bu grubun iki önelmi favorisi var: Real Madrid ve Panathinaikos. Her ikisi de 4'te 4 çekti bu grupta. İkisi de Ülker'i sürklase etti. Panathinaikos Yunan Ligi'nin de lideri. Final Four tecrübesi ve çok derin kadrosuyla en çok korkulacak takımların başında geliyor... Ülker, CSKA, Siena ve Partizan'ı çok rahat dize getirdiler.
Aynı tespitler Real Madrid için de geçerli. Onlar da derin kadro ile hareket ediyorlar. Fakat iki isim var ki, seyretmek büyük zevk. Fransa milli takımının da önemli isimlerinden Gelabale, normal bir basketbolcudan çok farklı. Adam kuğu gibi hareket ediyor. Kafasındaki bandanadan etkilenerek yazmadım bunu. Ancak koşu stili, yükselişi normalden çok farklı. Zaten Ülker'i de ezip geçenler arasında ilk sıradaydı. Üstelik genç. İkinci isim Marko Thomas. Hırvat oyuncu geleceğin önemli şutörlerinden biri olacağını Ülker maçında kanıtladı. NBA'nin de gözü üzerinde.
7 Aralık'ta Atina'da oynanacak Panathinaikos-Real Madrid maçı, grubun 1'incisini belirleyecek.
Pau Orthez ile Unicaja'yı yenen buna karşılık Siena ve Panathinaikos'a mağlup olan CSKA, forvet Kurbanov ile yeniden anlaştı. Panov ile Pachoutin Türkiye'den tanıdığımız isimler. CSKA da bu grubun önemli takımlarından. Ancak gücü eskisi gibi değil.
Malaga ve Siena da grubun orta seviye takımları, ilk 4 için mücadele edecekler. Belki bu mücadeleye, toparlanabilirse Ülker katılabilir. Ancak bugün için böyle bir öngörü pek tutarlı görülmüyor.
Grubun en zayıf takımları Pau Orthez ile Partizan. Haydi Pau Orthez'i anladık. Ancak Partizan'ın 4-0 çekmesini anlamak kolay değil. Çok genç bir takım. Belli ki bu seneyi pas geçip ileriye yatırım yapıyorlar. Ancak basketbolun önemli durağı Sırbistan'ın Avrolig'teki tek takımının böyle bir strateji izlemesine Sırp baskebol izleyicileri ne diyor?

A Grubu

Türk takımı olmadığı için bizi diğerleri kadar ilgilendirmese de, önümüzdeki süreci hesaba katarak bu gruba da göz atmak gerekiyor.
Benetton Treviso, Zalgiris Kaunas, Tau Ceramica, Climamio Bologna, GHP Bamberg, AEK, Strasbourg ve Union Olimpija, grubu oluşturan takımlar.
Grubun lideri Benetton... İtalyanların güçlü ekibi zaten bu grubun favorilerinden. Alman Bamberg, Fransız Strasbourg ve İtalyan Bologna'yı deviren Benetton, son hafta güçlü rakibi Kaunas'a deplasmanda kaybetti. İtalyan Ligi'nde ikinci sırada bulunan Benetton'ın kadrosunda Litvanyalı Siskauskas, Yunan Zizis, Yugoslav Petar Popoviç gibi yıldızlar var. Yaş ortalaması inanılmaz genç olan Benetton bu yıl iş yapar.
İsponyol liginin güçlü ekiplerinden Tau da grubun favorilerinden biri... Diğer favori Kaunas'a deplasmanda mağlup olurken, Bologna ve AEK'yı evinde, Olimpija'yı deplasmanda dize getirdi. Tau'da eski Ülkerli Serkan Erdoğan ile NBA'den dönen Efes'in eski oyuncusu Drobnjak da oynuyor.
Litvanya efsanesi Zalgiris Kaunas AEK'ya mağlup olurken, Olimpija ve Tau'yu geçmeyi başardı. Son maçta da Benetton"ı devirdi. Eski Ülkerli Tanoka Beard Kaunas'ta. NBA patentli eski Beşiktaşlı Amerikalı Larry Ayuso da bu takıma önemli katkıda bulunuyor.
Yunan Ligi'nin Panathinaikos ve Olimpiakos'tan sonra üçüncü önemli takımı AEK, Strasbourg ile Kaunas'ı yenerken, Climamio Bologna ve Tau'ya kaybetti. Geçen yıl çeyrek final yapan takımın hedefi bu yıl da yüksek. 2 galibiyet - 2 mağlubiyet ile ilk 4'e kalma olasılığı yüzde 50'nin üzerinde AEK'nın.
Grubun en ilginç ve çıkış yapan takımı Alman Bamberg. Strasbourg ile Olimpija'yı mağlup eden, Bologna ve Benetton'a karşı kaybeden Bamberg'in en büyük kozu Amerikalı forvet Nelson Spencer. Avrolig başlamadan iki gün önce anlaşma için masaya oturan ve ardından takımla maça çıkan Spencer harikalar yaratıyor. Ülker'in son dakikada getirdiği iki Amerikalı'nın Panathinaikos maçında yaptıklarını ya da yapamadıklarını dikkate aldığımızda, 'takıma uyum' tespitlerinin fazla geçerli olmadığı ortaya çıkıyor. Eleman iyi ise ve ciddi antreman yapmışsa çıkıp takır takır oynuyor.
Grubun ilk dörde kalmayı planlayan diğer ekibi, İtalya'nın basketbol kenti Bologna'dan. 4'te 2 yapan Bologna, AEK ve Bamberg'i yenerken, Tau ile Benetton'a mağlup oldu.
Bu grubun en zayıf iki halkası Fransız Strasbourg ile Sloven Olimpija. Grupta dibe zincirleyen iki takımın da şansları şimdiden kalmadı ilk 16 için. Kendi aralarında yaptıkları mücadeleyi ise Fransa'da Strasbourg kazandı. Olimpija'da ardarda alınan başarısız sonuçlardan sonra coach Pino Grdovic'in görevine son verildi. Yeni bir coach bulunana kadar asistan coach Bayramiç ile yola devam edilecek.
Bu grubun ilk 4 adayları Benetton, Tau, Kaunas ve AEK... Bologna ve Bamberg de şanslarını zorlayacaklar, belki ilk 16'ya girecek son takım olabilirler. Büyük bir ihtimalle 'en iyi beşinci takım' bu gruptan çıkacak.

http://www.batug.com/ 25 - 11 - 2005