Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

19 Haziran 2002 Çarşamba

Politikacı-gazeteci ilişkisi

Politikacı-gazeteci ilişkisi önemli, ancak bir o kadar tehlikelidir. Siyaset ile yakından ilgilenen gazeteci, politikacı ile ilişki kurarken, birçok noktayı dikkate almak zorundadır. Bu ilişkide gazeteci açısından iki ana amaç ön plana çıkar. Birincisi bilginin elde edilmesi, ikincisi de bu bilginin kamuoyuna aktarılmasıdır. Gazeteci elde ettiği bilgide objektiflik aramaz. Bilgi karşı taraftan elde edildiği için, bu bilginin objektif olup olmadığı saptanamaz. Zaten bilginin objektif olma şansı da yoktur.
Gazetecinin sorumluluk alanı, karşıdan aldığı bilgiyi yorum yapmadan, sübjektif unsurlar katmadan okuyucuya ulaştırması ile sınırlıdır. Gazeteci-politikacı arasındaki ikinci önemli ilişki, "yazılmamak kaydıyla" sızdırılan bilgilerdir. Bu, iki aktörün de istediği bir ilişki biçimidir. Gazeteci, olayların arka planını öğrenmek, sorunları doğru algılamak için bu tür bilgiye ihtiyaç duyar. Daha sonra karşılaşacağı gelişmeleri bu bilgiler ışığında yorumlamaya çalışır.
Politikacı da, gazetecinin bilgi birikiminden yararlanmak, geleceğe yönelik açılımlar konusunda destek almak için olayların arka planını anlatır, kendisinin göremediği bazı açmazları gazetecinin gözleriyle anlamaya çalışır.
Bu ilişkiyi bir bütün olarak ele aldığınızda gazetecinin işi çok daha zordur. Bir politikacı böyle bir ilişkiyi iki ya da üç gazeteci ile sürdürürken, bir gazeteci bu ilişkiyi en az 15 politikacı ile geliştirmek zorundadır.
Sonuçta iki taraf için gerekli, üretken bir ilişkidir yaşanan... Ayrıca zor bir ilişkidir. Çünkü bu biçimin sınırları belli değildir. Bir gün aktif olan, diğer gün pasif davranabilir. Ancak ilişki, birinin sürekli etken, diğerinin ise edilgen hale gelmesiyle bozulma sürecine girer. O zaman gazetecinin yapacağı şey, ilişkiyi bu aşamada noktalamasıdır. Aksi takdirde etik anlayışlar yıkılır, objektif olmaktan uzaklaşılır.
"Bunları neden anlatıyorum?" diye sorabilirsiniz. Vurgulamak istediğim nokta, özellikle gazeteci kökenli köşe yazarlarının işlerinin hiç de kolay olmadığı... Bu ayırımı özellikle yapıyorum. Çünkü gazeteci kökenli köşe yazarları ile gazeteci kökenli olmayan köşe yazarları arasında önemli bir fark olduğuna inanıyorum. Köşe yazarları bazen yazdıkları nedeniyle toplum önünde idam sehpasına götürülüyor, yerden yere vuruluyorlar. Toplumun önünde hakarete uğruyor, objektif olmamakla suçlanıyorlar.
Ancak aynı konu kapalı kapılar ardında konuşulduğunda, aslında yazılanların doğru olduğu belirtiliyor.
İşin en güç yanı da bu zaten. Yazılanların doğru olmasına karşılık, karşı tarafın salt kendisini korumak gerekçesiyle saldırıya geçmesi.
Ancak bir süre sonra alışıyorsunuz bütün bunlara... Bazen gülüp geçiyor, bazen de ilişkilerinizi yeniden düzenlemeye başlıyorsunuz.
Gördüğünüz gibi bir köşe yazarı olmak sanıldığı gibi kolay değil. Dolayısıyla eli kalem tutan herkesin köşe yazarı olması mümkün değil. Keskin bir kılıç üzerinde yürümeyi başarmak, sağdan soldan gelecek darbelere karşılık düşmeden yürümeniz gerekiyor. Bunun için de bilgi, cesaret ve inanç şart.

HABER EKSPRES 19 - 06 - 2002

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder