Follow by Email

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

21 Ağustos 1999 Cumartesi

Düşmandan yardım

Yunanistan'ın en çok satan ikinci gazetesi Elektrotopia'da dün yayınlanan bir makalede şöyle diyor Stratis Balaskas, Yunan milliyetçilerine: "İşte gördünüz... Bugüne kadar Yunan gazeteleri ve TV kanalları, düşman olarak bellediğiniz Türkler'in tanklarını ve tüfeklerini yayınlamıştı. İlk kez yaşanan bir afet sonucunda Türkiye'nin gerçek yüzünü gösterdiler. İzlediğiniz gibi Türklerin de iki kolları ve iki ayakları var. Sevdiklerini, evlerini kaybettikleri için bizim gibi ağlıyorlar, bizim gibi hissediyorlar acıyı. Bugüne kadar neden anlamadınız, neden tanıyamadınız düşman olarak gördüğünüz Türklerin aslında gerçek bir insan olduğunu?"
Üç gündür tatilde olmama rağmen Yunan televizyon kanallarına ve radyolarına Türkiye'den haberler iletmeye çalışıyor, bu ülkenin yardımlarının hangi kanallarla Türkiye'ye getirilmesi gerektiği konusunda yardım ediyorum. (Ne yazık ki yardımların koordinasyonu konusunda zorluk çekiliyor. Kriz masaları bulunamıyor. Uluslararası yardımın hangi ellerle Türkiye'ye ulaşması konusunda bir çalışma yok, böyle bir hazırlık da yok... Aslında konu daha çok felsefi bir altyapıya dayanıyor: "Türkiye kendine yeterli bir ülkedir. Koskoca bir Osmanlı'nın devamıdır. Bizim düşmanlarımızdan yardım istememiz de söz konusu değildir")
Düşman ve dost sözcükleri 45 saniyelik sarsıntıda anlamını yitiriyor. Kavramların ifade ettiği ahlaki değerler de değişiyor.
Yunanistan'ın, Türk diplomatlarını, Yunan dostu olduğu için Türk ajanı olarak değerlendirilen bizleri hedef olarak göstermekten kaçınmayan milliyetçi gazetesi Stohos bile bu afet sonucunda şu ifadeleri gazetenin birinci sayfasında yazmaktan kaçamıyor:
"Türkler için başlatılan kan kampanyasına katılın.
Dünya çok küçük. Aslında evren denilen sınırsız yapı içinde bir kum tanesi gibi. Küçük olmasına karşılık dini, milliyetçi, devletçi bakış açıları ile insanlar birbirini öldürüyor, diğerine üstünlük kurmaya çalışıyor.
Ama bir anda duruyor savaşması gereken doğanın gücünü gördüğü zaman. O anda gerçek gücün doğa olduğunu, kendisinin ise doğaya karşı mücadele eden küçük bir yaratık olduğunu kavrıyor. Ve millet, din, devlet olgularının bir yana bırakılması gerektiğini...
Kısacası insan, insan olduğunun farkına varıyor, ölümün soğuk yüzü ile karşılaştığında ya da doğanın gücüne karşı ne kadar yetersiz olduğunu hissettiğinde.
Toplumlar bir gün ortak yaşam alanlarını kuracak, birlikte yaşamayı öğrenecekler. Belki de o gün, bugündür. Tıpkı Nostradamus'un söylediği gibi:
"1999'da bir felaket olacak ve güneş doğacak, hiç batmayacak gibi"
Yeni bir günün, yeni bir yaşamın doğması şart özellikle Ankara üzerinde...
Sisli, puslu, bulutlu havayı dağıtarak özlenen güneşli günler için...
Kimbilir, belki de o gün, bugündür.

YENİ ASIR 21 -08 - 1999

14 Ağustos 1999 Cumartesi

Siyasallaşan Öcalan

Abdullah Öcalan'ın PKK militanlarına yönelik "1 Eylül'den sonra silahlı mücadeleyi bırakın ve sınırları terkedin" sözleri Türkiye'de yeni bir tartışma başlatacak. Herkes kendi düşünce sistematiği içinde bu sözleri yorumlamaya çalışacak.
Bana göre Öcalan'ın sözleri iki açıdan ilginç. İlki Öcalan'ın "silahlı mücadeleyi bırakın" çağrısı ile "sınırları terkedin" çağrısı arasındaki fark... Öcalan neden özellikle "sınırları terkedin" diyor.
Bunun iki nedeni var. Birincisi Türkiye'de bir türlü çıkmayan pişmanlık ve af yasaları. Öcalan bir örgüt lideri olarak militanlarına bir anlamda "Yurtdışında bekleyin. Türkiye'de olacakları görelim" talimatı veriyor.
İkincisi Öcalan'ın örgüte hakim olma isteği. Türkiye'de kalan militanların yaşam koşullarından emin olamayacağı için "Yurtdışında yaşayın" talimatında bulunuyor. Bu çerçevede hem örgütün dağılmasını engelleyecek, hem de örgüt üyelerine "onların yaşam hakkını korumak" istediği mesajını verecek.
Türk halkı aslında aylardır "Bu iş bitti, Öcalan sorunu ortadan kalktı" diyordu. Ama mesele hiç de öyle değil.
Öcalan bir açıklama yaptı, ülkede herkes bu açıklamayı ve getireceği sonuçları tartışmaya başladı. Bir anlamda yeniden gündeme oturdu Öcalan. Bu da Öcalan ve PKK konusunun aslında "Asalım da, bitirelim" gibi basit mantığa dayanmadığını gösteriyor.
Öcalan Avrupa'da olduğu sıralarda Türkiye'de bir tartışma başlamıştı. "Öcalan, PKK'yı siyasallaştırmak istiyor. Terör örgütü ünvanından kurtarıp, sorunu başka platformlara taşımak istiyor" deniliyordu.
Peki bugün gelinen nokta ne? İmralı'daki mahkeme, avukatlar kanalı ile yapılan açıklamalar, Öcalan ve PKK sorununun aslında Türkiye'nin merkezinde siyasallaştığını gösteriyor.
Öcalan'ın idamı sonunda siyasi bir karar. Bu karar konusunda tüm parti liderleri gerekli açıklamaları yaptı ve yapmayı sürdürüyorlar. Devletin en başındaki adam, Süleyman Demirel de üç gün önce yaptığı açıklamada, idam konusunu "zor bir karar" olarak nitelendirdi...
Politikacılar, bilim adamları, hukukçular, gazeteciler ve sokaktaki insanlar bu dava üzerine bu kadar çok konuşuyorsa, Öcalan olayının istenmese de siyasallaştığını gösteriyor...
Sonuçta ne olacak?
Gelecek üzerine tahmin yapmak zor. Ama asıl zor olan Meclis'in ve Demirel'in alacağı karar... Çünkü bu karar Türkiye'nin geleceğini de belirleyecek.

YENİ ASIR 04 - 08 - 1999

6 Ağustos 1999 Cuma

Şansı kullanmak

Abdullah Öcalan'ın üç gün önce yaptığı barış çağrısı dün PKK tarafından kabul edildi. Öcalan'ın yaptığı çağrının ardından, Türk basınında birçok kalem Apo'nun PKK içinde etkisini yitirdiği, hatta örgütün Öcalan'ın idamını istediği yönünde yorumlar yapmışlardı. Devletin yetkilileri de Öcalan'ın barış çağrısını, "Biz bu işin sonuna geldik. Eninde sonunda PKK'yı bitireceğiz. Bu şekilde yapılan çağrılar bizi bağlamaz" şeklinde değerlendirmişlerdi.
Ancak PKK'nın dün yabancı ajanslara yaptığı ve Öcalan'ı desteklediğini belirttiği açıklama durumun Türkiye'nin düşündüğünden biraz farklı olduğunu ortaya koyuyor.
Bu farklılıkların başında Öcalan'ın hala PKK'da etkili olduğu geliyor. Apo'nun yakalanmasından sonra herkes "Örgüt içinde liderlik mücadelesi başlayacak. Bu nedenle PKK dağılacak" diye düşünüyordu. Ancak Öcalan'ın bu örgütün kurucusu olduğu hep gözden kaçırıldı. Apo ne kadar gücünü kaybetse de PKK'nın hala lideri ve PKK, O'nun açıklamaları yönünde hareket ediyor.
İkinci önemli nokta, barış çağrısının içeriği ve PKK'nın bu çağrıya verdiği destek. Öcalan ve PKK uzun süredir "terör örgütü" tanımlamasından kurtulup Kürt sorununu siyasi mücadeleye çekmeyi amaçlıyordu. Öcalan'ın yakalanıp Türkiye'ye getirilmesi ile bu yol, hem de Öcalan'ın beklemediği kadar önemli bir yerde Türkiye'de açıldı.
Öcalan mahkemede konuşuyor, avukatları kanalıyla Türklere, Kürtlere ve Batı dünyasına siyasi mesajlar veriyor, Türk siyasi çevreleri idam konusunu tartışıyor, devletin en üst düzeyindeki adam, "Öcalan'ın barış çağrısı gayet karmaşık bir iş" diyor. Siyasi partilerin bir bölümü idamı destekliyor, bir bölümü ise hem idama karşı, hem de yapılan barış çağrısının dikkate alınmasını istiyor.
İşte size siyasallaşma... Hem de Türkiye'nin göbeğinde...
Bunun Türkiye açısından zararı ne?
Bana göre yok. Öyle veya böyle, Türkiye'nin, geleceği için, ekonominin toparlanması için, demokrasiyi oluşturmak için, toplumsal barışı sağlamak için, her iki tarafın da görüşlerini ortaya koyacağı bir tartışma alanına ihtiyacı vardı.
Bu şansı şimdi yakaladık. Ama önemli olan olanları iyi tartıp, bu şansı doğru kullanmak.

YENİ ASIR 06 - 08 - 1999